x

 

ARAMIZDAN AYRILIŞININ 81. YILINDA

ATATÜRK’Ü RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ

 

Aramızdan ayrılışının 81. yılında, hepimizin, Atatürk’ün yaptıklarını ve düşünce sistemini   bir defa daha tarihin süzgecinden  geçirmemiz ve yorumlamamız gerekmektedir. Yüce Önder Atatürk’ün milliyetçi düşünce sistemi; birleştirici ve bütünleştirici yapısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni, ülkesi ve milletiyle sonsuza dek bölünmez bir bütün olarak yaşatacak en büyük güçtür. Türkiye Cumhuriyeti devletinin düşmanlarının, milli birlik ve beraberliğimizi bozma, vatanımızı bölme ve rejimimizi değiştirme çabalarının karşısında en büyük engel, Atatürk’ün  “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünde ifadesini bulan milliyetçilik anlayışıdır.

Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletine düşman unsurlarının saldırılarının hedefinde bulunan “Atatürk, Türk vatanı, Türk kimliği, üniter yapı, milli devlet,  Türkçe, İstiklâl Marşı ve Türk bayrağı”na sahip çıkmalıyız. Milli, manevî ve kültürel değerlerimiz etrafında gerçekleştireceğimiz birlik ve beraberlik ortamı, dış düşmanların ve onların yerli işbirlikçilerinin her türlü oyunun bozacaktır. Milletimizi millet yapan değerlerle, devletimizi devlet yapan değerlerin birlikteliğini sağladığımız gün, Türkiye Cumhuriyeti, bizi küreselleşen dünyanın en seçkin, en saygın bir üyesi haline getirecektir.

                Aydınlar Ocakları olarak Aziz Atatürk’ü 81. ölüm yıldönümünde  bir defa daha rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz ve eserlerine ve düşüncelerine ve milletçe sahip çıkacağımızı bir defa ifade ediyoruz.           

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

«

»

Kas 25

Ziyaret…

Halil ALTIPARMAK

Ali ERBAŞ’ın Kadir MISIROĞLU’nu hasta olduğu için ziyareti üzerine ülkede kıyamet koptu.

Her şeyden önce, kıyametin kopmasına çok sevindim. Neden? Çünkü, son iki önemli konuda bir ortak düşünce birliği sağlanmış olduğunu gördümde unun için sevindim.

Bunlardan biri, ANDIMIZ! Bir diğeri de bu ziyaret meselesi. Her iki konuda da, ülke genelinde birlikte bir tavır alınmasını oldukça önemsedim. İşin bu tarafını her şeyden önce belirtmek istiyorum.

Gelelim ziyarete…

Bu ziyaretle ve olayın müsebbipleri ile ilgili olarak her şey söylendi ve yazıldı. İlgili kişilerin bütün secereleri, yaptıkları ve söyledikleri zaten o kadar çok ortaya döküldü ki – özellikle sanal alemde– tekrara düşmeye gerek yok diye düşünüyorum.

Bu nedenle ben konuyu başka açılardan ele almak istiyorum.

Önceden şunu söylemeliyim ki, bundan sonra söyleyeceklerimin bu temel üzerinde olduğu bilinsin; bu ziyaret bilerek 10 Kasıma denk getirilmiştir ve bilerek resmi elbise ile gidilmiştir. Dolayısıyla, basit bir insani ziyaret değildir. Böyle inanıyor ve düşünüyorum.

Dedim ya ben başka açılardan bakacağım;

Bu Kadir Bey, sürekli hakaret ediyor. ATATÜRK’E  hakaret ediyor, onu sevenlere hakaret ediyor vs. Bir insanın bildiği bir şeyler var ise, onu söylemesi yetmez mi? Bu ülkede, birbiri ile ölümüne mücadele eden taraflar, edilen dönemler oldu, kim kime bu kadar ağır ve sürekli hakaretler ederek mücadele ettiler, hatırlayan var mı? Bu kadirin kendisine onun hakaretlerini eden kimler var? Yok fes tak, yok kenef de, yok leş de, yok Yunan kazansaydı de vs. Edep ya hu! Hani inancımızda ölünün arkasından kötü söz söylemek bile caiz değildi?

Şimdi de bu ziyaret üzerine ülkede bir ortak tepki oluşunca yine kusmuş; bu tepkiyi koyanlar ahmak vs. gibi ifadeler kullanmış. Bir de araya şunu sokmuş; ‘ben Orijinal Nutku, Arap harfleri ile basılan 1927 basımı Nutku okudum. Bana tepki koyanlar, o Nutku okumamışlardır’ demiş.

Sevgili okurlar, ben 1927 Basımı Nutku ikinci defa olarak yeni okudum bitirdim. Yani, çevirisini yeni yaptım. Onun dediği neyse, yani, tepki koyanların aptal olmasını gerektirecek ne ise, onu görmedim. Nutuk, 19 Mayıs 1919’dan başlayıp, yaşananları tek, tek ve belgeleri ile koyan, Türk Milletine hesap verme kaynağıdır. Tıpkı, Orhun Abideleri gibi.

Bir konuyu daha konuşmak istiyorum. Bu da başka bir açıdan konunun değerlendirilişi diye düşünüyorum.

Bu kadiri ciddiye alıp fikir üretmek nasıl olabilir?

Yetiştire, yetiştire, bu ağzı hakaret, küfür dolu bir kişi mi yetişti?

Bu insanı savunmak zorunda kalmak gerçekten üzücü değil mi?

Tıpkı CIA emriyle, zaman gazetesinde ATATÜRK’e, Türk Milliyetçilerine, Türk Milletine hakaret eden  MümtazerTürköney’i ciddiye almak gibi. Tıpkı, hakaret tmekten başka bir yazı yazmayan Engin Ardıç’ı ciddiye almak gibi. Bu ülkenin aydınları bunlar mı? Türk Milletinin bir tek ferdi bile, neye inanırsa inansın, ne düşünürse düşünsün, bu tiplerden nasıl medet umar?

Bunları fikir söyleme anlamında ileri sürmüyorum. Sadece, insani anlamda ileri sürüyorum. Çünkü, ben fikir bazında zaten ciddiye almıyorum. İngiliz İstihbarat Servisi’nin verdiği bilgilerle ileri sürülen fikirleri ciddiye almam mümkün değil. Ben sadece, insani, edep ve haya gerekir açılarından ele alıyorum.Yoksa, fikir mücadelesi, hakaret olmadan, kavga olmadan, kan olmadan yapılırsa, topluma faydalı da olabilir diye düşünenlerdenim.

‘Onların ( yani ATATÜRK’Ü sevenlerin), HEPSİNİN bilgilerini toplasan, benim bilgilerimin zekatı etmez’ diyen bir insanı,önceki gibi psikiyariste teslim etmek yerine resmi elbise ile 10 Kasımda ziyaretine gitmek ve bu ziyaretten de bir fikir mücadelesi oluşturmak konusunu herkesin vicdanına bırakıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>