x

 

ARAMIZDAN AYRILIŞININ 81. YILINDA

ATATÜRK’Ü RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ

 

Aramızdan ayrılışının 81. yılında, hepimizin, Atatürk’ün yaptıklarını ve düşünce sistemini   bir defa daha tarihin süzgecinden  geçirmemiz ve yorumlamamız gerekmektedir. Yüce Önder Atatürk’ün milliyetçi düşünce sistemi; birleştirici ve bütünleştirici yapısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni, ülkesi ve milletiyle sonsuza dek bölünmez bir bütün olarak yaşatacak en büyük güçtür. Türkiye Cumhuriyeti devletinin düşmanlarının, milli birlik ve beraberliğimizi bozma, vatanımızı bölme ve rejimimizi değiştirme çabalarının karşısında en büyük engel, Atatürk’ün  “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünde ifadesini bulan milliyetçilik anlayışıdır.

Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletine düşman unsurlarının saldırılarının hedefinde bulunan “Atatürk, Türk vatanı, Türk kimliği, üniter yapı, milli devlet,  Türkçe, İstiklâl Marşı ve Türk bayrağı”na sahip çıkmalıyız. Milli, manevî ve kültürel değerlerimiz etrafında gerçekleştireceğimiz birlik ve beraberlik ortamı, dış düşmanların ve onların yerli işbirlikçilerinin her türlü oyunun bozacaktır. Milletimizi millet yapan değerlerle, devletimizi devlet yapan değerlerin birlikteliğini sağladığımız gün, Türkiye Cumhuriyeti, bizi küreselleşen dünyanın en seçkin, en saygın bir üyesi haline getirecektir.

                Aydınlar Ocakları olarak Aziz Atatürk’ü 81. ölüm yıldönümünde  bir defa daha rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz ve eserlerine ve düşüncelerine ve milletçe sahip çıkacağımızı bir defa ifade ediyoruz.           

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

«

»

Ara 26

Yad Elde Şah Olmaktansa, Öz Yurdunda…

Ruhittin SÖNMEZ

“Yad elde şah olmaktansa / Öz yurdunda dilenci ol!.”

Bu cümle Bünyamin Aksungur’un “Canan Uykuda” albümünde söylediği bir “Özbek Türkleri türküsünün” nakaratı.

Türkünün bu sözlerini dinleyince, Necip Fazıl Kısakürek’in “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya” mısraının hissettirdikleri gibi bir ruh hali sardı beni.

Kaybedilmiş vatan topraklarında, Türkistan’da, esaret altında yaşayan soydaşlarımızın yaşadıkları sıkıntıların bir dışa vurumu olan türkünün sözleri de, bestesi de iç yakıcı. Bünyamin Aksungur’un gönül telimizi titreten tınılarla yorumlayışı da.

“Yahşi (İyi) bilir her Müslüman/ Misafirlik hayli yaman/ Öz evinde aziz insan/ Yad elde şah olmaktansa / Öz yurdunda geda (dilenci) ol!.

Ey Türkler! Türk Milletinin hâkimiyetinde olan, Türklerin yönettiği bir yurtta yaşıyorsanız “azizolursunuz. Yoksa yabancı hâkimiyetinde yaşıyorsanız, hangi makama gelirsen gel “zelil” olmaktan kaçınamazsınız.

Türkiye’nin “beka sorunu” olduğunu söyleyip geçmek kolay. Fakat vatan kaybeden Türklerin yaşadıklarından ders çıkarmak için siyasilerin diliyle değil, türkülerin dili ile konuşmak lazım.

*********************************

CANAN UYKUDA

Bünyamin Aksungur “Dünya Türk Müziği’nin Sesi” olarak bilinir. Türk Dünyası müziklerini, icra edilen yörenin bütün lehçe, şive, ağzından okuyabilen bir sanatçımızdır.

TRT’de sanatçı ve yapımcı-yönetmendi, yakınlarda emekli oldu. Ama yıllardan beri Türkiye’nin neresine çağırılsa koşuyor, “KONSERANS” adını verdiği müzikli konferansları ile Türk Dünyasındaki soydaşlarımızla aramızda kültür köprüsü oluşturuyordu.

Kültür köprüsü kurmak “büyük bir dava” idi. Ses bayrağımızı Turan yurdunda dalgalandırmak kolay değildi. Çünkü “bu dava hor, bu dava öksüz”dü.

Öncelikle “Canan Uykuda” idi. Canan yani Türk Milleti…

“Canan Uykuda” Bünyamin Aksungur’un 2015 yılında, Doğu Türkistan’da Kaşgar’da, derlediği Uygur türkülerinden biri.

Bünyamin Aksungur diyor ki, “Uygur kardeşlerime sordum: Sizce Canan kim? Çoğunda aynı cevap HALK!… Ahh dedim, siz Türkiye’deki cananları bir görün hatta Türk Dünyası’nın bütün cananlarını…
Hepsi uykuda, hatta horluyor!… Kendi horlamakla kalıyor, bu dünyada onu, ölebilecek kadar seven, yegane aşığını da HORLUYOR…!”

Ama O’nun, bu uğurda mücadele eden az sayıda aydına nazaran, müthiş bir avantajı vardı. Türk varlığının en sihirli aracı, ortak müzik kültürümüz gibi bir anahtara sahipti.

Türkülerin hikâyelerini, aynı türkünün Türkistan’dan Kosova’ya, Kafkaslardan Türkiye’ye kadar küçük farklarla söylenişini örnekleriyle sunduğu zaman, ansiklopedi çapında kitapların anlatamayacağı gerçekleri gönüllere kazıyordu.

O, Türk Dünyasına, geçmişten günümüze uzanan kültürümüze sevdalı. Ortak müziğimizi çok iyi biliyor. Bu coğrafyada kullanılan çok sayıda Türk sazını çalabiliyor, repertuarındaki 7500’ün üzerindeki eseri orijinal haliyle icra edebiliyor. Sadece Türkiye’de değil 27 ülkede yüzlerce şehirde konser veren bir sanatçımız.

Bünyamin Aksungur 50 yıllık, böyle birikimli sanatçı ama “Canan Uykuda” ilk albümü. 61 yaşında ve 50 yılın birikiminin damıtılmasıyla ortaya çıkan bir eser. Aksungur, bu kadar gecikmesinin sebebini albümün kapağında açıklamış:

“1976 yılında Bünyamin Aksungur TÜMATA’ya katılarak kendini geliştirmişti. Türk Dünyası’nın müziklerini, Türk kültürünün aşığı küçük bir kitleye duyuruyorlardı. Dünya değişiyor, SSCB dağılıyordu. Bu arada adını dahi bilmediğimiz yeni yeni Türk boylarının varlığından haberdar oluyorduk. Evet, Türk Dünyası uyanıyordu ama ‘CANAN UYKUDA’ idi.”

Albüm çıkarmak, geniş kitlelere hitap etmek ve kalıcı eser vermek gerekiyordu. Fakat albüm çıkarmak masraflı bir işti.

“Milli ve yerli (!) iş adamlarımız vardı ama ne hikmetse, Türk Kültürünün derinliklerine yapılacak bir yolculuğu desteklemekten kaçınıyorlardı. Çünkü ‘CANAN UYKUDA’ idi.”

**********************************

BÜNYAMİN AKSUNGUR VE CEMİL MERİÇ

“Canan Uykuda” 61 yaşındaki sanatçının ilk albümü. Hemen büyük mütefekkir Cemil Meriç aklıma geldi. Meriç’in müthiş birikimi de, 58 yaşında iken yayımlanan, “Bu Ülke” ve “Ümrandan Uygarlığa” isimli eserleriyle adeta patlayışa geçmişti.

Cemil Meriç “Bu Ülke” yayımlandığında “Bu sayfalarda hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği” demişti.

Cemil Meriç “Bu Ülke”den sonra “aynı kaynaktan fışkırdılar” dediği eserler dizisini peş peşe yazmıştı.  Çünkü “bir çağın, bir ülkenin vicdanı olmak isteği” ve müthiş bir bilgi ve tefekkür birikimi vardı.

Bünyamin Aksungur’un bu albümü de, Türk’e dair her şeye olan sevdasının, tecrübelerinin, hayal kırıklıklarının, ümitlerinin bir yansıması. Belki de O, dünyaya “Canan Uykuda” albümünü seslendirmek için gelmiştir.

Bünyamin Aksungur’un da bundan sonra aynı kaynaktan fışkıracak çok sayıda yeni albüm çıkaracağına inanıyorum.

Çünkü O, kendi ifadesiyle, “Türk Milleti’nin, Türk Dünyası’nın bir delisi.”

O kendisini Türk Dünyası’nın kültür kodlarını Türk topluluklarına hatırlatmak, hafızasını tazelemekle görevlendirmiş bir fedai.

Ve Türk Dünyası müziklerini çok iyi bilen bir birikime sahip.

Tuva, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Doğu Türkistan, Tacikistan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Azerbaycan, Kırım, Kerkük, Kıbrıs ve güzel Anadolu’muzdan harmanlanan 36 eserlik muhteşem bir repertuar ile hazırlanan “CANAN UYKUDA” serisinin ilkini D&R mağazalarından alabilirsiniz. İkinci ve üçüncünün de çok gecikmeden kültürümüze kazandırılmasını ümit ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>