«

»

Mar 13

Üstte Gök Çökmedikçe*

1.Kitap “KARA” 

Karatükenoğlu BASAT

Prof. Dr. M. Metin KARAÖRS

            Orhun Abideleri’ndeki  “…eşiding: Üze Kök Tengri basmasar, asra yir telinmeser Türk Budun, ilingin, törüngin kim artadı, udaçı erti. Türk budunı ertin ökün”[1]işitin! Yukarıda gök çökmedikçe, altta yer yarılmadıkça –ey Türk milleti- senin ilini, töreni kim bozabilecekti? Ey Türk milleti vazgeç pişman ol” şeklindeki Türkün yıkılmazlık ve yıkılamayacağı inancını anlatan Bilge Kağan’ın sözünün ilk bölümünü yeni bastırdığı dört ciltlik nehir romanına isim olarak koyan Mahmut YILDIRIM, bu kitaplarındaki asıl roman kahramanı Karatükenoğlu Basat’ı – “Uzun hayat yolunda çektiği ıstıraplar, karşılaştığı umut kırıklıkları, bu yolda sergilediği ülkücü ruh, celadet, cesaret ve nihayet yaşadığı umutsuz aşkıyla başta Türklük olmak üzere bütün insanlık için iyi bir ortak bileşen ve dolayısıyla seçkin ve sağlam bir roman kahramanı olmayı hak etmiştir. s.10” – sözleri ile romanında tanıttıktan sonra, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsünde 15 Aralık 2018 tarihinde verdiği “Türk Birliği Ülküsünde Mekan Dinamiği” adlı konferansında da belirttiği “Onun için dedik ya, herkes ülkücü olamaz” şeklindeki sözleri ile Türkçülük-Turancılık ve Ülkücülük ülkülerinin yılmaz bir savunucusu olarak okuyucunun karşısına çıkmıştır.

1600 sayfa tutarındaki dört ciltlik romanların arka kapaklarında şu ifadeler yer almaktadır: “Büyük yağmur ormanlarında Muson rüzgârları eser. Bu rüzgârların yol açtığı büyük sağanaklar dağların yüksek yamaçlarından sürükleyip getirdiği alüvyonlu toprakları kıyılara sonra da ormanın derinliklerine sürer. Ve çok geçmeden de bütün orman kalın, boğucu bir balçık tabakası ile kaplanır. Gel-gitler denizden taşıdığı kumu, çakılı bu kalın çakıl tabakasının üstüne sürer. Sonra sular çekilir, çamur tabakası daha da sertleşir. Ağaçların dev gövdeleri ve denizde kalmış kökleri artık nefes alamaz hale gelir. Kökler yeryüzü ile irtibatını kesmiştir. Ölüm, orman için kaçınılmazdır artık. Fakat tam da bu sırada ormanın her karış toprağından adeta çamuru yararak çıkan ve derinlerdeki erimiş oksijeni ağaçların en üst dallarına kadar ileten bir takım sürgünler boy atmaya başlar. Yepyeni, küçük, ömrü kısa, hatta önemsiz sürgünlerdir bunlar. Ama yaşamsaldırlar. Orman bu sayede yeniden dirilir, görevini tamamlayan sürgünler ise kurur, ölürler.

            Ormanda ağaç olmak kolaydır, ama ona hayat veren ve onu yeniden dirilten şu ömrü kısa, küçük sürgünlerden olmak hiç de kolay değildir. Onu her canlı göze alamaz.

            Onun için dedik ya, herkes Ülkücü olamaz diye..”

Bu ifadelerde yağmur ormanları ile Türk coğrafyası; Muson rüzgârları ile Türk ülkelerinin tarihi olayları ve geçmişi; ormanın alüvyonlar ve balçık tabakasıyla daha sonra sertleşen çamurla kaplanıp ağaçların nefes alamaz hale gelip ölmesi, Türk Cihan Hâkimiyeti’nin zaafa uğradığı günler olarak düşünülmüş; çamuru yararak çıkan yer altındaki erimiş oksijeni en üst dallara kadar ileten, kısa ömürlü, önemsiz gibi görünen yaşamsal sürgünler ise Türk milletini uyandıran her devirde fedakârca kendi canını, kanını Türk milleti için feda edip sahneden çekilen Türk kahramanları olarak romana aksettirilmiştir. Milliyetçi-Turancı-Ülkücü nesillere örnek olan ulu çınarlarımız da vardır. Kürşat gibi, Kürşat’ın kırk arkadaşı gibi, Ali Şir Nevâyi gibi,  Atatürk, Alparslan Türkeş, Turan Yazgan gibi. Saymakla bitmez ki…

Mahmut YILDIRIM, 1956 Gaziantep (Oğuzeli) doğumlu, kalabalık bir aileye mensup olan yazar, ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te gördükten sonra İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini 12 Eylül öncesi ve sorasındaki sıkıntılı dönemde tamamladığı yıllarda yazmaya başlamıştır. Halen İstanbul’da serbest diş hekimi olarak çalışmakta yazmaya da devam etmektedir.

Dostum, arkadaşım, gönüldaşım ve ülküdaşım olan Mahmut YILDIRIM, bu romanlarının ilk şeklini okumam için bana iki yıl önce de vermişti. Vakit ve fırsat bulup derinlemesine okuyamadığıma şimdi hayıflanıyorum. Şimdi bu nehir romanın birinci kitabını büyük bir tefekkür ve zevkle okudum. Diğerlerini okumaya başlamadan bu tanıtım yazısını yazmayı uygun buldum. Bu yazı sadece tanıtım amaçlıdır. Asıl zevk ve tefekkür eserin bütünündedir.

Romanın baş kahramanı Karatükenoğlu BASAT’tır. Karatükenoğlu Basat adı, bana göre kara-kahraman halk ”,  “tüken- yükselten”, “tügen- bağlayan, insanları birbine bağlayan, il kuran”,  BASAT” da Dede Korkut Hikayeleri’nde Oğuz Türklerini yiyip bitiren,  başlarına bela olmuş yarı insan yarı canavar Tepegöz’ü öldürerek Oğuz Türklerinin geleceğini kurtaran” kahraman olarak binlerce Türkçü-Turancı-Ülkücü Türk gencinden birinin ismidir.

Mahmut YILDIRIM, kurtların uluduğu bir gecede hududun yirmi metre berisinde, önünden trenlerin gece gündüz geçtiği bir barakada dünyaya gelip, demiryolu ve trenlerin kendisinde sonsuzluğun, ebedi huzurun ve ölümsüzlüğün sembolü olduğunu, mutlu bir çocukluk ama zor geçen bir gençlik çağı yaşadığını, 12 Eylül harekâtının önü ve sonundaki günlerdeki üniversite hayatındaki toplumsal kasırgayla savrulan kâbus dolu yıllarından sağ salim kurtulduğuna şaştığı söyledikten sonra, diş tabibi olup büyük bir davanın (Türk Milliyetçiliği ideolojisi ve Ülkücü Hareket) kılıcı olma dönemi kapandığı için onun kalemi olma zamanı geldiğini, geceler boyu, mevsimler boyu muayenehanesinin dip odasında yazıp biriktirdiğini, durmadan hala yazdığını belirtir.

Mahmut YILDIRIM,  “Romanın biçimsel tezi orijinalliği, ele alınış biçimi ve işlenişidir. Bu romanda roman sanatının ana unsurları olan mekân-öykü-zaman üçlemesinde mekân unsuru öne çıkarılmış olup bu mekân bütün Türklük coğrafyasıdır. …Öykü, zaman ve mekânın harmanlanıp ele alınış şekli, sadece Türk Edebiyatında değil, dünyanın farklı disiplinlerinde de hiç rastlanılmayacak şekildedir.” sözleriyle romanlarını tanıtmaktadır.

Romanın can alıcı, çarpıcı, en anlamlı cümlelerinden biri, belki de birincisi dördüncü kitabın başındaki “Boşuna heveslenmeyin, Bizim olan yine bizde kalacak” şeklindeki takdim cümlesidir. İronik ve alaycı bir tavırla Türk düşmanlarına bizi yok edemeyeceksiniz yine hevesiniz kursağınızda kalacak ifadesi çok güzel, çok anlamlı söylenmiştir.

Bir yıldan az, bir ömür kadar uzun, sözüyle başlayan ve ön kapağına “KARA”  ismi ve tabanca resmi konmuş ilk kitap (400 sayfa),  ön bilgiden sonra iki ana kısım (birinci kısım 38 bölüm, 2. kısım 21 bölüm)  olarak düzenlenmiştir.

Romanlarını yazmak için sağlam üç ayağı şöyle açıklıyor:

1.Umutsuz yıllar, toplumsak kargaşa, bütün insanlığı kasıp kavuran savaş ortamları,

  1. Bu toplumsal çöküş ortamlarında filizlenen sonsuz ama umutsuz bir aşk…

3.Ve nihayet sağlam bir dünya görüşü ile bunların ele alınış ve işleniş biçimi… (s.9)

Romandaki olay örgüsünden çok Karatükenoğlu Basat’ın olaylar karşısındaki tavır eda ve hareket şeklini – ki bu üslup katıksız bir ülkücü üslubudur- tanıtmak yerinde olacaktır:

Basat, bir taş medrese talebesidir. İşlemediği küçük bir suç isnat edilerek deliğe tıkılmıştır. Onun deliği “ölüler evi”dir. Ama o bu ölüler evinde devamlı umut yeşertmektedir. “Uzun ve çileli hayat yolculuğunda bana iki şey Kutup Yıldızı olmuştur; biri Ülküm, diğeri Aşkım. Biri uğrunda savaş verdiğim büyük davam, diğeri ise Aydagül idi.”s.18

            Büyük dava için yaşamak lazım:Sarmaşığında dediği gibi hayat hiç de ’ölmek’ üzerine değilmiş burada, aksine daha kuvvetli ve daha ısrarcı bir şekilde “hayata tutunmak” üzerineymiş. Yaşamak, yaşamak, her şeyin başı yaşamaktı. Her şeye rağmen yaşamak. İyi de olsa, kötü de olsa yaşamak.”s.39  Aşık olmak için de yaşamak lazım.

            Ülkücü elbette bir Türkistan güzeline aşık olacaktır: “Aydagül: -Tabii ki Türküm. Üstelik hem anne hem de baba tarafından. Ve bununla da gurur duyuyorum. Annem bir Kazan Tatarı, babam ise Çuvaş’tır. Rahatladınız mı şimdi?”

Ülkücü, aşkıyla beraber Türk ülküsü konferanslarının müdavimidir: “Türk Derneği’nin düzenlediği Akçuraoğlu Yusuf Bey’in Üç Tarz-ı Siyaset Konferansı’ndan sonra akşam üzeri buluştuk.”s.73

            Ülkücü (Karatükenoğlu Basat) Türkleri topluca katleden Ermeni çetelerinin amansız düşmanı ve intikam alıcısıdır:  “Olayın üstünden henüz dört gün geçmişti ki, kendi kendime verdiğim sözü tuttum. Kumkapı taraflarında daha evvel tespit ettiğim Taşnaksutyun Ermeni komitacılarına ait bir hücre evini tek başıma basıp, yedi Ermeniyi öldürdüm. O da yetmedi, evi ateşe verdim. O gece aynı sokakta bulunan bütün Ermeni evleri son direğine kadar yandı, kül oldu.”s.81”

            Ülkücü, sevgisini anlamayan sevgiliye karşı çok hassastır. Kırılır, ezilir hep kendisini suçlar, sevgiliye toz kondurmaz ki. “Onunla yaşadıklarımı ben hüzünle anıyorum şimdi. Uzun sözün kısası, benim cahilliğim, benim aptallığı, benim ahmaklığım yüzünden her şey bitti, gitti.”s.117

            Ülkücünün ayağına takılan demir halka bile onu yıldıramaz: “Balkan Savaşı çıkınca koskoca Devlet-i Osmaniye bizim gibi hapishane kaçkınlarından bile medet ummak zorunda kalabilirmiş. Rüyalarında sevdiğini görürmüş. “Ağlamaktan korkma. Zihindeki ıstırap veren bütün düşünceler gözyaşı ile temizlenir.” s.136

            Basat Karatükenoğlu, Türkleri öldürenlerin mutlaka öldürülmesi gerekir, anlayışında olup, bu anlayışını fırsat buldukça uygulayan bir karakterdir.

Ülkücüler, birbirinin hüzün kardeşidir. “ -Nasılı şu: Biz aslında hüzün kardeşiyiz, Tamam mı? Hüzün kardeşliği nedir bilir misin?  – İlk kez duyuyorum bunu. – Kaderin her şeyi, bütün güzellikleri elimizden alıp, yerine onların tortusunu bırakması diye adlandırabilirim bunu.  Tortu. Yani hüzün.” s.160

            Ülkücü için aşk doyulmayan, vazgeçilemeyen en büyük nimetlerdendir. “Hayatta çok verildiğinde istenmeyen nimetlerin yanında, verildiğinde hep istenen, istendikçe de çok verilmesi istenen şeyler vardır.  Nedir bunlar biliyor musun? Ekmek, su ve hava. Bu üçlüye bir dördüncüyü ekledim ben: Aşk. Seven kişinin ‘Artık doydum, yeter, daha fazla istemiyorum” dediği  hiç duyulmamıştır.. s. 163

            Ülkücü, Müslüman olmasa da Türklüğü benimsemiş herkesi başının üzerinde taşıyan adamdır. “Dimitri Kantemir, İmparatorluğun yetiştirdiği seçkin adamlardan biri. …Osmanlı İmparatorluğu’nun Yükseliş ve Çöküşü tarihini yazmış. Ayrıca Türk Musikisi’ne sayısız eserler kazandırmış bir müzikolog.” s.220

Birinci cilt 2. kısımda 1912 Balkan Savaşı sırasındaki olaylarla Karatükenoğlu Basat’ın başından geçen olaylar ile  savaşın vahşeti ve dehşeti anlatılıyor:

Ülkücülerin enerjisi hayret uyandırıcı, göçmen kuşlarının enerjileri gibi. “…yakıt olarak deri altında biriktirdiği yağı kullanan ve ağırlıkları sadece yirmi gram olan siyah çalı bülbülünün bir uçuşta seksen altı saat ve bin beş yüz kilometre uçtuğunu biliyor muydunuz? Kuş gözü termal kamera gibidir. Korkunç bir insan seli düşe kalka, at kişnemeleri, köpek havlamalar, tekerlek gıcırtıları, derin ve dipten bir uğultuyla hep doğuya doğru, Tuna’nın kenarından akmaktadır”s.260

Evlad-ı Fatihan Balkanları boşaltmaktadır. Balkanlarda bize ihanet eden toplulukların yanı başında Rusya da menfaat peşindedir. Karatükenoğlu Basat bu hengamede teğmendir. Aşkı Aydagül de Hilal-i Ahmer hastanesinde doktordur, –“Hani, ayrık otu toprağın kara rahmine düşer de orada tutunur ya; Aydagül sevdası da öylesine kuvvetli bir biçimde kök salmıştı içime.” s.321- evlendiği adam da savaş karşıtı bir avukat ve yedek subaydır. Balkan bozgunu savaş karşıtı subayların ihaneti ile de kaybedilmiştir. Bu acı gerçek,  bu avukatın şahsında anlatılmıştır romanda: “Asker mi? şeref mi? Sen neden söz ediyorsun be? Mensubiyet duygusunun aşırılığı insanı bunalıma sürükler. Üstüne bir de Türk olmak ha!”

Ülkücü, Efendim nimette varım, külfette yoğum, yok öyle şey, Her şey için bedel ödüyorsan, vatanın bekası, milletinin istiklali içinde bedel ödemelisin Nimette varsan, külfette de olmalısın.” s. 334  şeklinde düşünendir.

Aynı duygulara sahip ülkücüler ayrılamaz ki !  Basat ve sevgilisi Aydagül:

“-Beni gerçekten sevmiş miydin Basat?

Hem de çok sevmiştim dedim.

O zamanlar buna inanmamıştım, şimdi inanıyorum ama.” s.347

Ülkücü, Uluslararası davalarda kendi milletinin menfaatlerini ön planda tutan adamdır. Türkiye’yi uyduruk bir Avrupa mahkemesinde (J. R. Pilling Davası. Memleketimizi soyan, dolandıran, çıkarları için kendi ülkesinin itibarını bile ayaklar altına almaktan çekinmeyen ecnebi bir iş adamını,  bir müteşebbisi devletinizi mahkum ettirmek pahasına da olsa savunmak durumunda olduğunuz dava.”s..336 mahkum ettirmek isteyen bir zihniyetin sahibi Enis Abdi (Aydagül’ün kocası) ile Basat arasındaki bu konuyla ilgili konuşmalar romanın en dikkate değer sayfalarıdır. (2 kısım, 17-18 bölümler.)

Basat: – Bu mahkeme milletlerarası hukuka uygun değildi, Bir milletin egemenliğini bir devletin hükümranlığını hiçe sayan bir mahkemeydi o. Bir devletle bir ferdi karşı karşıya getirip eşit taraflarmış gibi muhakeme edilmesi yanlışlığına düşüldü.

            Ülkücü,  ülkesine ve devletine kötülüğü dokunanları asla unutmaz. “Orada benim gözümde bir ihanet senaryosu sergilendi. Hepsi o kadar. Ben bu mahkemeye bundan dolayı Nebbaşlar Davası diyorum. Nebbaş2ın ölü soyucu olduğunu biliyorsunuz değil mi?” s.368

            Ülkücü, sömürgecilikle adaleti birbiri ile bağdaştıramadığı için bütün sömürgeci devletlere karşıdır: “Bir defa sömürgecilikle adalet nasıl bağdaşır, söylere misiniz? Adalet asıl bizim devlet anlayışımızın temelini oluşturur. O adalet sayesindedir ki dünyayı asırlarca hakkaniyetle yönettik. Milletlerarası siyaset bilimine “Türk adaleti”  diye bir kavram hediye ettik.” s. 374         

            Basat, Balkan Harbi’de hududun en ilerisindedir. “Ölecek ya da öldürecektik. Soğuk, kara toprağa ılık kanlarımızı akıtacaktık. Atlarımızı sürüp çıktık köyden. Bir süre sessizce ilerledik. Ardından da koyuverdik dizginleri, tıpkı bir kurt sürüsü gibi geniş sahranın bağrına daldık.” s.399

            Bana göre Mahmut YILDIRIM’ın birinci kitabını tanıttığım bu dört ciltlik kitabı, son yılların en güzel ve anlamlı, Türkçü-Turancı-Ülkücü görüşleriyle “Türk Birliği Ülküsündeki Mekan Dinamiğini” anlatan bir nehir romandır. Mutlaka okuyunuz. Türkçü-Turancı-Ülkücü iseniz büyük ibret ve zevk alacaksınız, değilseniz korkacaksınız.

 

  • Mahmut YILDIRIM, Üstte Gök Çökmedikçe, 4 cilt. Roman, Post Yayın Dağıtım, İstanbul  2018

[1] Kül Tigin Yazıtı, doğu yüzü, 22. satır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>