x

KASIM AYINDAKİ ACI KAYIPLARIMIZ

Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Dairesi Başkanlığı, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü ve Müsteşar Yardımcılığı yaparak Türk milli eğitimine uzun yıllar başarılı hizmetler yapan, ayrıca geçmişte Adana Türk Ocağı, Ülkü-Bir Başkanlığı yapan büyük Türk milliyetçisi Necdet Özkaya 03.11.2017 Çarşamba günü vefat etmiş ve 05.11.2017 Pazar günü Adana’da Asri Mezarlık’a defnedilmiştir.

Aydınlar Ocağı Kurucu Üyelerinden Türk milliyetçiliğine büyük hizmetler yapmış olan Necati Bozkurt büyüğümüz 10.11.2017 Cuma günü vefat etmiş ve 11.11.2017 Cumartesi günü Üsküdar Karacaahmet Şakirin Camiinde kılınan cenaze namazından sonra defnedilmiştir.

Her iki Türk milliyetçisi büyüğümüze Allahtan rahmet diler, mekanlarının cennet olmasınI niyaz ederiz. Ailelerine ve Türk milliyetçisi camiaya sabır ve başsağlığı dileriz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

  

«

»

Oca 14

Türklüğün Kaderi mi?

Üniversite yıllarımızda kendimizi milliyetçi kesimin içinde bulduk. Ne yazık ki fikirlerimize karşı olan gençler ümmetçiliğe öncelik tanıyorlardı. Her nasıl oluyorsa, millet kavramı ile ümmet kavramını ait oldukları mecraya oturtamıyorduk. Son yıllarda yinelenen yoğunluklu bu söylemler, bir kesimin besin kaynağı olduğunu izliyoruz. Yaşamakta olduğumuz enteresan bir süreçten geçiyoruz. Türk ya da Türklük kavramı, Türk Milliyetçiliği belli bir projeye hizmet amaçlı tartışılmaya devam ediyor.

A.Kemal GÜL

Türk kavramının bir milletin adı olmadığı, bir ırkın adı olduğu, millet kavramının farklı ırkları içinde barındırdığı bir kavram olduğu; Türk milleti adının yanlış olduğu, içinde barındırması gereken tüm farklılıkları barındırmadığı; Türk Milletinin sadece Türk’ü tanımladığı, bir kısım entelektüel diye bildiğimiz ağızlardan, aydın dediğimiz insanların söylemlerine kadar paylaşılmakta olduğunu görüyoruz.

Kuşkusuz yerli ve milli olamayan bu ipotekli beyinler din motifi dâhil her türlü enstrümanı kullanarak iktidarda kalmayı severler. Eğer konjonktürel durum gerektiriyorsa ateşli birer Türkçüde olabilirler. Ve kısmen de olsa başarılı oldular kanaatindeyim. Nasıl mı?

Türk Milleti’nin aydınlanmasından ürken sömürücülerin ilk yıkım hedeflerinin eğitimi yozlaştırmak ve ‘’Köy Enstitüleri’’ olması, özellikle kurgulanmış bir gerçektir. Bu okullar kapattırıldı. Bu çok önemli bir ilk kırılma noktasıydı. Bu, kalkınma hamlesinin köylerden başlamasının da kırılma noktasıydı. Bu, feodal sistemin başarısıydı. Bu. ‘’kuvayı milliye ruhunun’’ aldığı acı bir darbe idi.

 

Milletleşme sürecinde, bu ipotekli ve işbirlikçi zihniyetler dâhil, önümüze takoz koyan emperyalist sömürü düzeni, ülkemizde altmış senedir başarıyla uyguladıkları yozlaştırma eylemini, daha da geliştirdikleri yöntemlerle, BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) adı altında daha büyük bir coğrafyada güncellemektedir.

 

Bu noktada Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN hocanın manifesto niteliğini içerir ‘’Ankara Kalesi’’adı altında yazdığı ve çözümüyle sunduğu makalesinden kesit alıntıyla konuyu dramatize etmeye çalışalım:

…Fransız devriminin getirdiği ulusçuluk akımları imparatorlukları bölünce  ve daha sonra da eski sömürgelerde dışarıdan desteklenen ulusçuluk akımları aracılığı ile yeni ulus devletler dünya kıtaları üzerinde yer almaya başlayınca, var olan devlet sayısı kısa bir zaman dilimi içinde  on misli artarak yeryüzü haritası üzerinde fazlasıyla parçalı bir siyasal yapılanma  ortaya çıkmıştır. Bugün geçmişten gelen bu sürecin bir başka benzeri ısrarlı bir biçimde ve dışarıdan desteklenerek ulus devletlere yönelik bir doğrultuda  sürdürülmek istenmektedir. Ulusçuluk akımları sayesinde  öne çıkan ulus devletler imparatorlukların bölünmesine yol açarken, bugün  alt kimlikçi ve etnikçi bir mikro milliyetçilik aracılığı ile var olan ulus devletler parçalanarak dünyanın her bölgesinde yeni eyalet devletçikleri oluşturulmaya çalışılmaktadır. Yerelleşme ya da yerel yönetim reformları  görünümünde gündeme getirilen yeni bölücülük akımı sayesinde, bugünün dünya haritası üzerinde yer alan ulus devletlerin  yarısından fazlası ciddi bir bölünme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Özellikle alt kimliklerin kışkırtıldığı ve bunların mikro milliyetçi bir harekete yönlendirilerek, daha küçük bir ulus devlet  olmaya doğru  sürüklenmeleri, küresel emperyalizmin kapitalist merkezleri tarafından açıkça desteklenerek, batının dışında kalan bütün doğu ve güney ülkeleri bölünmeye  doğru  giden yolda  zorlanmaktadırlar. Ulus devletlerin dışa açılmaları teşvik edilerek ekonomik yoldan kapitalist sistemin etkisi artırılmakta ve ekonomi üzerinden ulus devletlerin parçalanmasına giden yolda, hem etnik gruplar hem de yeni oluşturulan cemaatler  büyük parasal olanaklar ile desteklenmektedir. Her ülkenin ekonomisi devletlerin elinden alınarak dışa açılırken, serbest piyasa üzerinden dünyanın her ülkesine kaydırılan sermaye gücü sayesinde, ulus devletlerin bölünerek ortadan kalkmalarını sağlayacak bir  eyaletleşme, etnik gruplar ile cemaat  oluşumlarına  sağlanan büyük maddi olanaklar aracılığı ile gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Küresel emperyalizmin örgütleyicisi olan batı kapitalist sistemi, bütün dünya kıtalarını kendi hegemonyası altında bir baskı düzenine bağlayabilme doğrultusunda  evrensel düzeyde bölücülüğü sistemli bir biçimde desteklemektedir…

 

Ulus devletlerin çökertilmesiyle hedeflenen kargaşa ortamının önlenebilmesi  ve  her devletin kendi ülkesindeki kamu düzenlerinin korunması  için, hem devletlerin milli programlar ile toparlanması hem de ulus devletlerin kendi bölgelerindeki komşularıyla ortak bir dayanışma ve güvenlik örgütlenmesine gitmesi gerekmektedir. Silah şirketlerinin  terör örgütleri üzerinden üçüncü dünya savaşını gündeme getirmesi acilen önlenmelidir. Önümüzdeki dönemde  zenginlerin bölücülüğünü, ulus devletlerin örgütleyeceği  yoksul halk kitlelerinin  kardeşlik dayanışması sayesinde önlemek mümkün olacaktır.

***

Müslüman Coğrafyasını kana bulayan, gözyaşına boğan algının bir manifestosu olduğunu içerir bu özet tabloyu çok iyi kavrayalım. Kıssadan hisse almak denir ya…

Bu büyük fotoğrafta, Türkiye ise önemli bir yerde bulunuyor. Bin yıldan buyana Anadolu topraklarında ayakta duruşumuzun iki temel vasfı vardır. Birincisi kaynaşmış bir toplum irfanıdır; Mustafa Kemal Atatürk bu irfana ‘’kültür’’diyor; ikincisi ise devlet geleneğidir. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye aynı devlet geleneğinin farklı rejimleridir. Ve fakat otuz yıldır yaşadığımız terör belasının tam da çözüm noktasında , anlamakta güçlük çektiğimiz bir tabloyla karşı karşıya geliyoruz.. Açılım, çözüm derken, bin yıllık bir milletin adının dâhil tartışmaya açılmasına hayretle baka kalıyoruz.

 

Demokrasi, özgürlükler, açılımlar derken ‘’birliğimiz sıkıntıya giriyor. Neden kendi devlet geleneğimiz içinde bir çözüm aranılmıyor? Asırlardan beri devam ede gelen ve kendi içinde tekâmüle uğramış bir devlet yapımız var bizim. Bu tür sıra dışı çözüm arayışları hangi ihanet şebekelerinin işidir?

 

Bin yılı aşkın bir medeniyetin öznesini oluşturan Türk Milletinin adını tartışmaya açmanın küresel odaklı sömürücü güçlerin bir projesi olduğu noktasında hala şüphemiz mi var?

Yaşanılan tarihi realitelerin bir sonucu olarak Cumhuriyet öncesinden filizlenerek yeşermeye ve gürleşerek var olmaya, Anadolu’yu ikinci defa ebedi yurt edinmemizi sağlayan başlıca kavram olan Türk milliyetçiliği, Milli mücadeleyi yapan ve onu Cumhuriyetle, milli devletle taçlandıran milli iradenin adıdır. Türk milliyetçiliğini etnik seviyede ırkçılık yapanlarla bir görmek Milli Mücadeleyi, milli devleti ve Türk tarihini reddetmektir.

Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve münasebetlerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız birliğini korumaktır.

O halde; hiçbir etnisiteyi veya ırkı veya kafatasçılığını çağrıştırmayan ‘’Türklüğü’’; aynı kültür coğrafyasında bulunan, müşterek bir geçmişi, kültürü, dili olan, istikbalde bir arada yaşama iradesi gösteren, etnik kökeni her ne olursa olsun Ben Türk’üm ya da Türk Milletine Mensubum diyenin aynı milletin şerefli bir mensubu sayıldığı bir anlayış olarak zihinlerde gerçek yerini almıştır.

 

***

Özgürlük ve demokrasi adına açılım diyorlar. Aslında hileli ve ihanet odaklı bir özgürlükten bahsediliyor. Gerçek manada ‘özgürlük’’, kendinden utanmanın, insandan utanmanın, topluluktan çekinmenin, Allahtan korkmanın ortamında uygarlıktır. Bunların olmadığı yerde, özgürlük, en korkunç insanlık hastalığı anlamı kazanabilir.’’( Taşkent)

Tarihi tecrübeler sonucu bilinen gerçekler: Bir ülkeyi içten sıkıntıya sokmak için iki temel kaynak vardır; din ve etnisite… Küresel sömürgeciler her zaman bu argümanları kullanırlar… Küresel emperyalizmin ana hedefi milli inancı yakalamaya çalışan milli güç odaklarını etkisizleştirmek için din motifini kullanmaktadır… Unutmamak gereken bir ilke vardır: Yıkmak kolay, yapmak zordur… Türk Milleti’nin maneviyatı, milli şuuru tahrip edilirse, yozlaştırılırsa çaresizleşir… Milli inanç ve düşüncede olan millici siyasi örgütleri desteklemek gerekir. Milli odaklı Sivil Toplum Kurumlarının çalışma programlarında milli bütünlüğümüzü vurgulayan siyasi iradenin hayata geçirilmesi noktasında olması gereken aktiviteler yer almalıdır.

 

Evet, her namus ve onur sahibi Türk aydınının ve şuurlu halkının ifadesiyle; bu devletin anayasasını benimseyen herkes vatandaşımız, kardeşimizdir. Sabrımız aczimizden değil milyonlarca şehit vererek kurduğumuz vatanın huzuruna verdiğimiz önemdendir, asaletimizdendir. Hürriyetimizin, bayrağımızın, devletimizin kıymetini bilelim… Vatani ahlak şuuruyla beslenerek benliğini oluşturmuş milli şairimiz M. Akif ‘’Türk’e düşman olarak İslam’a dost olunamayacağını’’söyleyerek günümüze ders verircesine önümüze koyduğu bu tarihi algının neresindeyiz? Düşünelim!

Yineleyelim ki Türklük, Anadolu’nun ortasındaki çorak bozkırlarda boğulmak istendiği zaman küllerinden tekrar doğdu. Mustafa Kemal isimli bir bozkurtun önderliğinde yeni bir Ergenekon’dan çıkış yaşadık. Türklüğü damarlarında ve yüreğinde hisseden Atatürk, Meşrutiyet devri Türkçülerinden aldığı ilhamla Türklük için yeni bir çağın kapılarını açtı. Türklüğü bu yeni yolundan döndürmeye hiçbir’’alçakça davranışın, hile ve kurnazlığın, ikiyüzlülüğün, ihanetin’’  gücü yetmez, yetmeyecektir.

Milletçe birliğe, beraberliğe, bütünlüğe ve dayanışmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımızın var olduğu bir süreçten geçiyor olduğumuzu görelim… Sonumuzun hayır olmasını ümit edelim…

 

Kökü kökeni ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkesi birbirine yapıştırıcı olarak ‘’Türk Milletine Mensubiyet’’kavramı yetmez mi?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>