«

»

Haz 10

Tarih, Millet ve Dil

 Halil ALTIPARMAK

Pat diye soruyorum;

Tarih nedir?

Elbette, bu soruya çok çeşitli cevaplar verilebilir. Ancak, Kendi ölçülerim, tecrübem, bilgilerim ve değerlendirmelerim ışığında bir cevap vermek istiyorum: TARİH, GEÇMİŞİ ANLATAN GELECEKTİR.

O halde, Tarih bilmeden, geleceği kuramazsınız.

Böyle bir girişi ne için yaptım?

Önce, aşağıdaki yazıyı bir okursanız, ne için yazdığımı daha iyi anlatabileceğim, zannederim.

“Düstûr-u mükerrem, müşir-i mufahham; nizam-ül-âlem, müdebbi-ül-umûr-il-cumhur bil fikr-i-sâkib, mütemmim-i mehâmül-enâm, bir-rey-i sâib, mümehhid-i bünyan-ı devlet-i vel ikbâl, müşeyyid-i erkân-ı saadet-i vel iclâl, el mahfuf-i bis-sunuf-i avatif-i melikil âlâ, asakir-i nizamiyem müşiranından zaptiye müşürü olub birinci rütbe Mecidî ve ikinci rütbe Osmanî nişan-ı zîşanlarını haiz ve hâmil olan vezirim İzzet Paşa deâmellâhutaâlâ izlâlehu ve emir-ül ümeray-ı kirâm, bebîrül küberay-ül fihâm, zülkadr-i vel ihtirâm, sahib-ül izzi vel ihtişâm, elmuhtassı bimezidi inayet-il melik-il alâ Rumeli Beylerbeyliği pâyelûlarından Kıbrıs ceziresi mutasarrıfı ve Mecidî nişan-ı zişânının ikinci rütbesinin haiz-i hâmili Veysi Paşa damet meâlihi ve kidvetün nüvab-ü müteşerrin Magosa Naibi mevlanâ zîde ilmihu, tevki-i refi-i hümâyunum vasıl olacak malûm ola ki İbret gazetesinin muharriri Kemal Beyin bazı neşriyatı muzırraya iptidarı cihetiyle te’dib-ü terbiyesi lâzım gelmiş olduğundan kendisinin liecelütte’dib Magosa kalesinde kal’abend olmak üzere Kıbrıs’a tard-u nefyi hususuna emr-ü irade-i aliyyem müteallik olmuş olmağın, sen ki zaptiye müşiri-i müşarinülileyhsin, mumaileyhi memuru mahsusa terfikan kalebend olmak üzere hemen Kıbrıs ceziresine nefyi irsâle sarfı refiyyet eyliyesin. Ve, siz ki mutasarrıfı müşâr ve naib-i mumaileyhemâsınız, vusülünde merkumu kalebend olarak meks-ü ikamet ve mahalli ahara hareketine irade-i ruhsat olunmayub her halde firardan muhafazasına begayet i’tina ve dikkat ve bilâ ferman itlâkından münâcebet ve vusülünü dersaadetime tahrir-ü iş’ara mübaderet eyliyesiz. Tahriren fi yevm-il hâdî aşer min şehr-i safer-il hayr lisenet-i tisîne ve mieteyni elf.”

Bu yazı, 25 Haziran 1861 yılında, kardeşi Abdilmecit’in VEREMDEN(?) vefatı üzerine Padişah olan Abdülaziz’in bir Fermanı. Yani, Saray’ın günlük, sıradan işlerinden biri ve yaklaşık sadece yüz elli yıl önce.

Bu ferman, Zaptiye Bölük Ağası Süleyman Ağa tarafından Zaptiye Nazırı İzzet Paşaya gönderilecek. Nazır da, bu Ağayı Namık Kemal’i Magosa’ya sürgüne götürüp teslim etmek üzere görevlendirecek.

Peki, Türk Milleti, bu yazıdan ne anladınız?

Peki, Devletimizin Sarayında böyle yazılırken, Türk insanı evinde, çarşıda, pazarda, günlük yaşantısında böyle mi konuşuyordu? Hatta, Saray’da yaşayanlar bile günlük yaşantılarında böyle mi konuşuyorlardı?

Türk Milleti, böyle uydurulmuş Osmanlıca denen dili değil, kendi asırlardan beri kullandığı dilini, TÜRKÇESİNİ kullanıyordu.

Peki, Türk Milleti bu yazıyı anlıyor muydu?

ASLA, ASLA!

Peki, Millet’e rağmen böyle yazmak neden?

Takdir Türk Kamuoyu’nun!

Şu kadarını söyleyeyim:

Diyorum ki, Osmanlı SARAYI, ASLÎ UNSURUNDAN KOPTUKTAN SONRA, Devlet, adeta ikili düzen içerisinde görünmeye başlamıştır.

Bir tarafta, Osmanlı Sarayı, bir tarafta ise, Türk Milleti.

Yani, Saltanat kaldırılınca, Cumhuriyet kurulunca, Harf değişimi olunca Türk Milleti cahil filan kalmamış, tam tersi olmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>