Etiket Arşivi: Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Mar 26

Virüslü Genel Manzara…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

            Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Dikkatli olmaya mecburuz. Maalesef AB ve uluslararası kuruluşların çoğu kayıpları oynuyor. Her ülke kendini düşünüyor. Bu durumda her şeyi yönetenlerden ve kamu görevlilerinden bekleyemeyiz.

Maalesef yıllardır koruyucu, kollayıcı ve destekleyici sosyal devlet anlayışından uzaklaştık. Devletten de baba mı olurmuş dedik. Her şeyde şahsi çıkar ve kârı ençoklaştırmayı Devamını okuyun...

Şub 02

İstanbul Kanalı Üzerine

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Konuları çok kolay siyasileştirerek artı ve eksileri ile onları değerlendirme ortamından uzaklaşıyoruz. Bu kötü alışkanlık sürüp gidiyor. Toplumda kamplaştırma süreci de hızlanıyor. Basit siyasi çekişmeleri aşarak ve konuları çok boyutlu ele alarak gerçekleri ortaya koymak durumundayız. Bazı metot yanlışlarından uzaklaşmaya İstanbul Kanalı tartışmalarında da ihtiyacımız vardır.

Öncelikle dünya dili olan Türkçeye ve onun kurallarına Devamını okuyun...

Ara 30

Milli Marşımıza Ve Türkçe’ye Yapılan Saygısızlık ve Bir Sapıklık Örneği

Mustafa E. ERKAL

Bir sözde üniversitemizde Arap severliği o kadar mesafe almış ki, rektörlük kontrolündeki bir öğrenci kulübü Dünya Arapça Günü’nü kutluyor. Kulübün ismi de Genç Kalemler… Öğrencilere ve bu faaliyette bulunanlara kızılmamalıdır, esas bunları cahil bırakan hoca kılıklı adamlara bakmak lazım. Herhalde bundan dolayı hocalıkta ayağa düşmüş. Artık herkes birbirine “hoca” diye hitap ediyor.

Toplantıda Türk milletinin hür ve bağımsızlığının Devamını okuyun...

Ara 22

Ulusal Program 2008 Üzerine…

Prof. Dr. Mustafa E. Erkal

AB hayali üyeliği sürecinde Türkiye ev ödevlerinden birini yine yerine getirdi: “Ulusal Program 2008” hazırlandı. Program yandaş ve tanıdık bazı sivil toplum kuruluşlarına gönderildi. Bugüne kadar sürdürülen teslimiyetçi çizgiden en ufak bir sapma yok. Sadece bundan önce Atatürk ve Atatürk milliyetçiliği gibi ifadeleri Brüksel’den çekinerek metinlerden çıkaranlar, bu defa ona sığınmış olmalılar ki; programın girişinde buna Devamını okuyun...

Kas 24

Aranan Bir Kayıp: İnsan Hakları

Prof.Dr.Mustafa Erkal

Bütün insanların sahip olmaları gereken temel hak ve hürriyetlerdir. En önemli insan hakkı yaşama hakkıdır. İnsan hakları, ırk, milliyet, etnik taassup, din, dil ve cinsiyet ayırımı gözetmeksizin bütün insanların faydalanabileceği haklar olarak kabul edilirler. Bu hakların eşit kullanılması esastır ama Dünyanın birçok bölgesinde ve ülkesinde bu olması gerekenlerin bulunduğu ileri sürülemez ve en azından tartışmalıdır.

İnsan hakları Devamını okuyun...

Eki 18

Barış Pınarı Harekâtında Türk Ordusunun Yanındayız

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL*

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi olarak; Türk Silahlı Kuvvetlerinin haklı ve yasal “Barış Pınarı Harekâtı”nı kutluyor ve destekliyoruz. Şehit mehmetçiklerimize ve sivil vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Terörden yana tavır alarak bu harekâta karşı çıkanları da kınıyor ve ayıplıyoruz. Ayrıca “Barış Pınarı Harekatı”nı anlamamakta ısrar eden, KKTC?ye ve Rauf Denktaş?ın Devamını okuyun...

Eyl 21

Diyarbakır Anneleri…

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Çocuğu değişik bir şekilde kandırılıp kaçırılarak PKK terör örgütüne katılan çocukların annelerinin malum siyasi partinin Diyarbakır İl Merkezi önünde yaptıkları haklı protesto gösterisi devam ediyor. Analar emek verip büyüttükleri çocuklarını zorla örgüte katan ve örgütle iç içe olan siyasi partiden geri istiyorlar.

Bu protesto ve talebin ne anlama geldiğini en iyi anneler bilir. Yavrusunu yetiştiren anne bir gün çocuğunu Devamını okuyun...

Eyl 04

Prof. Dr. Mustafa Kafalı’ya Rahmet ve Bir Kısır Döngü Üzerine…

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

30 Ağustos Zafer Bayramı’nı geride bıraktık. Başkomutanlık Meydan Muharebesi istilacı düşmana vurulan son ve en önemli bir darbedir. Bizzat büyük devlet adamı ve asker Mustafa Kemal Atatürk tarafından yönetildiği için muharebe O’nun adına anılmaktadır. Atatürk ve silah arkadaşlarını, büyük çoğunluğu ile Milli Mücadeleyi maddi ve manevi destekleyen nice mücahidi rahmet ve minnetle anarız. Onların sayesinde Anadolu haçlı sürülerinden Devamını okuyun...

Ağu 23

Biraz da Gündemi Konuşalım…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL Kurban Bayramınızı tebrik ederek satırlarımıza başlayalım. Dini ve milli bayramlarımızı bir bütün olarak düşünerek gereğini yapalım. Türk tarihinde yer alan zirve şahsiyetleri de birbirine sanki rakip gibi görme yanlışından kurtulalım. Milli tarihimizde Osmanlı – Cumhuriyet çekişmesine yer olmadığını da fark edelim. Her dönem içinde artılı ve eksili yıllar bulunabilir. Bunları öne çıkararak milli tarihimizin her bir safhasını bütünden ayrı düşünmeyelim. Müstemlekecilerin ekmeğine yağ sürmeyelim. Türk milletine mensup olma şerefini taşıdığımız gibi İslam ümmetine de mensup olduğumuzu unutamayız. Haklı olarak İslam ümmeti var mı, yok mu sorusu tartışılabilir. Eğer gerçekten farklı milli devletlerin İslam ümmetine ait olma şuuru gerçekleşmiş olsaydı; bir dönem yeşil kuşak hareketiyle Müslümanları kullananlar bugün Yemen’den Ortadoğu’ya Müslümanı Müslümanla savaştırabilirler miydi? Müslüman kardeşini korumak ve kollamak yerine; ABD – İsrail ittifakının uşaklığına soyunanları acaba ümmetin neresinde yer vereceğiz? Artık İslam ümmeti denince akla Türkiye ve Uzakdoğu’da birkaç ülke geliyor. ABD Müslümanlarla adeta çelik çomak oynuyor. Bu böyle olmakla beraber ümmeti sadece TC vatandaşlarıyla sınırlamak hatta daha da ileri giderek iktidar partisinin mensuplarıyla özdeşleştirmek büyük bir yanlıştır. İktidar partisinin içinden dış destekli yeni partileştirme çabaları görülüyor. Ancak AKP’yi bölücü bu çabalar karşısında bulunanları “ümmeti bölecekler” şeklinde garip bir suçlamayı anlamak da zordur. Herhalde ümmet bazı siyasilerin anladığı gibi sadece iktidar partisi teşkilatı ve onun taraftarları değildir. Ümmeti bölecekler diye yeni partileşmelere karşı çıkanlar; acaba kendi dışlarındaki partileri ve vatandaşları İslam dışı mı görüyorlar? Siyasiler kullandıkları kavram ve benzetmelere çok dikkat etmeliler. Suriye’de çözüm ülkenin toprak bütünlüğünden geçmekte idi. Aynen Türkiye gibi. Ancak biz ABD’den fazla Suriye düşmanı olduk. “İhvan” mantığı ve “Müslüman Kardeşler” bakış açısı ile diplomasinin yönetilemeyeceğini geç öğrendik. Suriye ve Irak’tan ülkemize yönelen planlı ve maksatlı göç dalgasına da sadece gelenleri ümmetçi bir bakışla ele alanlar bugün değişik tedbirler almak zorundadırlar. Ülkemizin nüfus yapısını karmaşık ve çok etnikli kılmayı hedef alıp bizi milli ve üniter devlet olmaktan uzaklaştırma çabalarının bir parçası olarak mültecilerden medet umanlar az değildir. Hedef, anayasa ve rejim değişikliğine gerekçe sağlamak, sözde dostlarımızca Türk – Arap – Kürt Federasyonunun altyapısı hazırlanmaktır. Mültecileri Türkiye’de kalıcı kılabilmek için ABD ve Batılı sözde dostlarımızın büyük çabaları vardır. Bilhassa AB ile anlaşmalar bile yaptık. Üniversite ve çeşitli araştırma merkezlerine para akıtılarak bu sözde mültecilerin toplumla sosyal bütünleşmelerinin sağlanması teşvik edilmektedir. Yaklaşık 90.000 kişiye siyasi amaçlarla vatandaşlık bile verilmiştir. Aslında TC vatandaşlığı açık artırmaya çıkarılmış; maalesef 250.000 dolar getirenlere vatandaşlık sunulmaktadır. Oysa Ortadoğu ülkelerinde bile vatandaşlık verme şartları çok ağırdır. Suriye ve İran en az beş yıl oturma şartından sonra vatandaşlık vermektedir. Aslında bize sığınanlar tam mülteci statüsünü de taşıyamazlar. Bunların önemli bir bölümü dini bayramlarda ülkelerine dönebilmekte, canları istediğinde de geri gelerek Türkiye’deki imkanlardan faydalanmaktadırlar. Geçici koruma altındaki bu Müslüman kardeşlerimizin içinde her türlü terör örgütüne üye ve istihbarat elemanları bulunmaktadır. İleride PKK’nın yerini alacak ve dıştan kumandalı Türkiye ile savaştırılacak iç unsurlar ortaya çıkacaktır. Bugünden mafyasından fuhuş yapılanmasına kadar bir çok suça karışan bu sözde mülteciler, asıl yarın Türkiye’nin başına çok tehlikeli bir iç güvenlik sorunu olarak çıkacaklardır. Nitekim, daha bugünden temmuz 2019’da İstanbul Saraçhane’de malum bazı sözde İslamcı derneklerin desteğiyle bir miting yapılmış, mültecilerin geri dönmesine karşı çıkılmış ve “asıl Türkler defolsun” kışkırtmaları yapılabilmiştir. Ülkemiz etnik tuzağın merkezine çekilmek istenirken, milli kimliği Türk olan insanlarımız birbirine yabancılaştırılırken, olup bitenden uzak gaflet içindeki bazı siyasilerimiz 31 Mart 2019’da tekrarlanan İBB seçim propagandasında vatandaşlara “mahalli kimliklerinizle gurur duyunuz ve iftihar ediniz” telkinlerinde bulunmuş öğrendiği mahalli dile ait kelimeleri sırıtarak kullanmışlardır. Mahalli kimliklerini unutmayanlar, milli kimliği ne yapacaklardır? Oysa mahalli sıfatlar ve diller hiçbir zaman milli kimlik ve devletin diline rakip olamaz. Ama Türkiye’de bölücü silahlı terörün yanı sıra yapay bir kimlik terörü de yaratılmıştır. Ülkemizde terör çeşitlidir. Silahlı olanı kadar, silahsız olanı da milli ve üniter yapıya saldırmakla, dün Osmanlı’yı bugün ise TC’yi hedef alan psikolojik harekat yapmaktadırlar. Nitekim, akademisyen oldukları çok tartışmalı bir grubun dolaylı olarak terörü destekleyici barış bildirisi bu cümledendir. Aslında 15 Temmuz işgal ve saldırı eylemi sürmektedir. Bize Türk milleti olduğumuz unutturulmaya çalışılmaktadır. Sanki Anadolu’da tarih boyu mezhebi gayri sahih bir kalabalık veya sürü yaşamıştır ve yaşamaktadır. Hayatları boyunca TC ile kavgalı farklı etiketler altında silahsız eylemler yapan ve akademisyen diye yutturulmaya çalışılan malum grupları fikir ve düşünce özgürlüğü kapsamında düşünmek, bazı hukukçularımızın dün ve bugün devam eden zaafıdır. Unutulmamalı ki; 30 Ağustos Zafer Bayramı dahil milli bayramları vatandaşla ilgili görmeyenler, TC ibaresini, Milli Mücadeleyi, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Cumhuriyeti, Lozan’ı ve TSK’yı içlerine sindiremeyip dün olduğu gibi bugün de dışarıyla işbirliğine soyunmuş olanlar da “silahsız terör”ün bir parçasıdırlar ve bunların hedef itibariyle 15 Temmuz saldırı ve işgal hareketi ile paralellikleri vardır.

Tem 01

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi Üzerine…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Bir sistem, yasa, anayasa ve benzerleri bir ülkede başarıyla uygulanabilir ve fonksiyonel olabilir. Ancak bunların diğer bir ülkede aynı şekilde uygulamada başarılı olacakları ileri sürülemez. Yasalar ve sistemler her ülkenin sosyal yapısına göre şekillenmek durumundadır. Biz sosyal yapıyı yasalara ve düşündüğümüz sisteme uydururuz diyemeyiz. Hukuk sosyolojisi derslerini hukuk fakültelerinde bunun için okutuyoruz. Maksat konulara basit Devamını okuyun...

Eski yazılar «

1 / 5