«

»

Mar 28

Sözde Değil Özde Var Olmak!

Cafer GENÇ

Basında, dünyanın en mutlu ülkesinin Finlandiya olduğunu okumuştum. Mutluluklarının temelinde “eğitim” olduğunu düşündüm. Mutluluğun ve başarının eğitimle gerçekleştirildiğini hepimiz biliriz. Finlandiya’daki eğitim sistemi, “en iyi eğitim uygulamasına örnek” olarak dünyada 1. sırada gösterilmektedir.

Bakın, bu başarıyı nasıl yakalamışlar. 1970’li yıllarda ekonomik kriz yaşayan, hiçbir geliri olmayan, kırsal köy hayatı yaşanılan Finlandiya’da, Başbakan, bütçedeki bütün giderleri yarı oranında azaltırken, eğitim bütçesini iki kat artırmış. Bu, onun siyasi hayatına mal olmuş. Bir sonraki seçimlerde kaybetmiş. Ancak, eğitim alanında yaptıklarının sonuçları 10 yıl, 20 yıl sonra alınmaya başlanınca kıymeti anlaşılmış. Finlandiya’nın bugünleri için, o günlerde kendini feda etmiş olmasıyla takdir kazanmış. İşte, büyük devlet adamlığı budur! Bizde, “milletine hizmet” adına, bütün riski göze alıp siyasi hayatını feda edebilecek kadar korkusuz ve kararlı bir “babayiğit” henüz çıkmadı. Milletin mutluluğuna vesile olacak bir cesur yüreğin, Atatürk gibi gönüllerde taht kuracağı, unutulmayacağı bir gerçektir. Tarihteki ve siyasetteki örnekleri de bilinmektedir.

Devlet kademesinin en üstünde olan yöneticiler, bürokratlar dâhil olmak üzere eğitimciler, yöneticiler, öğrenciler ve veliler, eğitim konusunda başarılı olamadığımızı dile getirmektedirler. Mevcut durumdan memnun olanın varlığına ihtimal vermiyorum.

Son yıllarda, sadece liselere geçiş ve üniversiteye yerleştirme ile ilgili pek çok değişiklikler oldu. Bu süre içerisinde, çok sık değişen Milli Eğitim bakanları, bir öncekinin yaptığını beğenmemiş olmalı ki “ben bilirim” diyerek yaptığı değişikliklerle sorunları ağırlaştırdı, çözümsüz hale getirdi. “Öğretmenlerin Performanslarını Değerlendirme Sistemi” bunun son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir uygulamanın çok yanlış olduğunu ve nasıl olması, değerlendirilmesi gerektiğini, 03. 03. 2018 tarihi köşe yazımda ele almıştım. Başta, eğitim sendikaları olmak üzere köşe yazarları da tepkilerini dile getirdiler.

Benim de Bursa’da, kurucu çalışmalarında bulunduğum Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen ile Eğitim-İş ve Eğitim-Sen sendikalarının eylem kararlarına Eğitim Bir-Sen’in de katılmasını isterdim. Haksızlık da yapmayayım, tasvip etmediklerini, tepki gösterdiklerini biliyorum. “caydırıcılık” ve “ses getirme” açısından ortak eylemin etkili olacağını da söylemiş olayım.

Bizdeki sendikacılık anlayışı tam olarak yerleşmemiştir. Türk Eğitim-Sen temsilcileri Selçuk Türkoğlu’nu ve Metin Öksüz’ü yakinen tanırım. Basında ve kamuoyunda, işini en iyi şekilde yapan, görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları sendikacılık anlayışıyla yerine getiren sendika temsilcileri olarak bilinirler. Kendilerini takdir ve tebrik ediyorum. Millet ve memleket sevdasıyla eğitime hizmet edenlere teşekkür ediyorum.

Öğretmenlerle ilgili olan ve eğitimle bağdaştıramadığımız dövme, dövülme, öldürme, taciz, şiddet, hakaret… vs gibi olumsuz, kötü örneklere üzülüyoruz. Bunların, sendika üyeliğiyle ilgisinin olmadığını, şahsi ve münferit olaylar olduğunu söylemiş olsak bile, eğitim camiasında olunca işin boyutu farklı algılanmaktadır. Üzüldüğümüz bir diğer konu da öğretmenin itibarı ve öğretmenlik mesleğinin saygınlığıdır. Eğitimle ilgili pek çok sorunumuza ve sıkıntımıza karşılık, “hiç mi iyi, güzel şeyler olmuyor?” diye soracak olursanız, onu da aklıma gelen bir Temel fıkrasıyla cevaplandırmış olayım da yorumunu sizlere bırakayım.

Temel, Dursun, Cemal birbirlerini çok seven üç kardeşmiş. Ne alırlarsa, ne yaparlarsa birbirleri için de olmasını isterlermiş. Mesela, Temel gömlek alacağı zaman kardeşleri Dursun ve Cemal için de alırmış. Bu üç kardeş, kendi aralarındaki bu geleneklerini sürdürmüşler. Fıkra bu ya, bir gün ayrılmışlar, başka ülkelere gitmek zorunda kalmışlar. Bir gün Temel, Almanya’da bir meyhaneye girmiş, garsonu çağırmış, “Bana üç bira getir” demiş. Garson, “Siz bir kişisiniz, neden üç tane istiyorsunuz?” diye sormuş. Temel de, “Biri benim, diğerleri kardeşlerim Dursun ve Cemal için, biz böyle anlaştık” diye cevap vermiş. Bu durum birkaç ay devam etmiş. Yine bir gün Temel garsona, “Bana iki bira getir” diye seslenmiş. Garson şaşırmış. “Hep üç tane isterdiniz, neden iki tane, ne oldu?” diye sormuş. Temel de “Ben içkiyi bıraktım” demiş.

“Ben, yanlış yapmayı bıraktım” demek için inandırıcı olmak gerekir.

SÖZÜN ÖZÜ: Ne iş yaparsanız yapın, yaptığınız işi bilerek en iyi şekilde yapın. Başaracağınıza inanılmasını istiyorsanız, öncelikle size güvenilmesi gerektiğini bilmelisiniz. “Sözde” (lafla) değil, “özde” var olduğunuzu göstermelisiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>