«

»

May 02

Soykırımı Yalanı ve Ortak Komisyon Merakı !

Prof.Dr.Mustafa E.ERKAL

            Soykırımı belirli bir topluluğu, etnik gurubu, milliyet mezhep veya din mensuplarını sistemli bir yok ediş sürecidir. Bu yok edişin kültürel ve fiziki yönleri vardır. Soykırımı bir çeşit tarihten silme hareketidir. BM 1948 yılında soykırım suçunu “Uluslararası Soykırımı Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi”nde kabul etmiştir. Türkiye de 1951 yılında bu sözleşmeye imza atmıştır. Soykırımı boş vakitleri değerlendirme konusu değil, hukuki bir kavramdır ve yargı konusudur; yargı kararı gerektirir. Bir suç tarifidir. AİHM’nin lehimize olan kapı gibi kararı ortadadır. Bu kararın alınmasında emek verenleri unutmamak ve onlara saygı göstermek gerekir.  1948 öncesi soykırımı (Genocide) kavramı ortada yoktur. Bunun yerine, silahlı isyancı, vatana ihanet ve yabancılarla işbirliği gibi konular gündemdeydi.

Tehcir de soykırımı değildir. Her devlet tarihte böyle bir tedbiri almıştır. Tehcir ile bazı vatandaşlar ülke sınırları dışına da çıkarılmaz. Osmanlı haklı güvenlik gerekçeleriyle terör örgütü mensubu bazı Ermenileri tehcire tabi tutmuştur. Eski bir dışişleri bakanı ve başbakanın Osmanlı tehcirini yanlış bulmasını anlamak da zordur. Yakın tarihi incelemeden ortak araştırma komisyonu talebinde israr etmek, sorunu anlayamamak ve Ermeni iddia ve taleplerini hesaba katmamaktır. Türkiye karşıtı bazı Ermeniler toprak, tazminat ve tanıma beklemektedir. Bu komisyon lafından artık uzaklaşmak ve gerçekçi olmak gerekir. Emperyalist bir yalan olan soykırımı iddialarının peşine takılmak şehitlerimize ve tarihimize hakarettir.

Osmanlı Müslüman vatandaşlarını öldüren, kamu kuruluşlarını tahrip eden Ermeni terör çetelerine karşı meşru müdafaa hakkını kullanmış; bugün biz ne yapıyorsak dün de onu yapmıştır. Dün de bugün de Batıdan farklı olarak Osmanlı’da da, Cumhuriyet Türkiye’sinde de yaşa-yaşat, koru-kolla anlayışı ve engin hoşgörü hakimdir. Ötekileştirme ve ırkçılık Batı’nın sosyal bir hastalığıdır. Eğer Ermeniler ötekileştirilmiş olsaydı Osmanlı’da dışişleri ve asker dahil bürokrasinin üst kademelerine getirilebilir; sarayın altın işleri onlara havale edilebilir ve tab-i sadıka yapılırlar mıydı? Ayrıştırılmayanlar kendi kendilerini ötekileştirip dün Osmanlı’ya bugün de Türkiye Cumhuriyetine ihanet etmemelidirler. Dönem dönem Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılma hastalığını terk etmelidirler. Ermeni terör örgütü Asala ve PKK ile mücadele anlayışımız iyi anlaşılmalıdır. Her ciddi devletin yapması gerekenleri dün yaptık ve bugün de yapıyoruz. Bugün de vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini, sınırlarımızı ve kamu düzenini yurt içinde ve yurt dışında haklı olarak koruyoruz. Dün karşılıklı savaş halinde ölen Ermeniler Ermeni oldukları için değil; isyancı ve devleti hedef alan ve kamu düzenini yok etmeye çalıştıkları için öldürülmüşlerdir. PKK da bundan farklı değildir.

Bu bakımdan, tarihi gerçeklerin ışığında mesajlar verirken dikkat etmeye ve Türkiye düşmanı Ermeni cephesini ümitlendirmemeye çalışmalıyız. Osmanlı Ermenilerinin acısını paylaşırken terör örgütlerinin bütünüyle Ermenileri temsil etmediğini vurgulayarak tek taraflı acı paylaşma yanlışlarından da uzaklaşmalıyız. Daha önce “Adil bir insani ve vicdani duruş… bu dönemde yaşanmış tüm acıları anlamayı gerekli kılar” ifadesi 24 Nisan 2020 açıklama ve mektubunda da yer almalıydı.

Not: Bu konuda Sayın Av. Hüseyin Özbek’in ve Milli Merkez Genel Sekreteri Sayın Haluk Dural’ın makaleleri mutlaka okunmalıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>