«

»

Ağu 31

Papaz Bahane

A.Kemal GÜL 

 Ne yazık ki, bir günde dört mevsimi yaşayan zengin tarım alanlarına haiz ülkemizde tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, endüstrüsünün kurularak markalaşması gerekirken, uygulanan anlaşılmaz politikalar sonucu mercimekten ete, pamuktan diş macununa kadar her şeyi ithal eder duruma düştük. Dışa bağımlı bir ülke durumundayız. Bu önceden de böyleydi. Ancak son on yıllarda dünya üretim için çabalarken, biz tüm yatırımı üretim yaratmayan, istihdam yaratmayan betonlaşmaya yaptık; yollar yaptık ama bir arpa boyu yol alamadık… Hatta dışa bağımlılığımız çok daha arttı.

Türkiye’ ye yönelik ABD’nin yaptığı ekonomik operasyonlar sanal değil gerçektir. Ancak Türkiye’de ekonomik alanda yaşanan kötü gidişi bütünüyle iç ve dış tehditlerin ürünü olarak sunması da yanlış üstüne yapılmış yanlıştır.

Sonucu itibarıyla ülkemizin ekonomik bir kuşatma altında olduğu gerçeği ile karşı karşıya geldik. 15 Temmuz 2016’da başarılı olamayanlar, bugün doları kullanmaktadırlar. Ülkemiz, Ortadoğu’da hak ve menfaatlerini koruyamaz ve hareket edemez bir hale getirilmek istenmektedir. Terör örgütleri ABD tarafından koruma altına alınmakta ve silah yardımıyla desteklenmektedir. Bugünkü ekonomik krizinin sebebinin papaz olarak gösterilmesi bahanedir.
Konuya tarihi bir perspektiften bakıldığında; Küresel Güçlerin, Batının içlerine hiç sindiremedikleri, hazmedemedikleri tarihi bir gerçek var ki, o da, yer altı ve yer  üstü kaynaklarıyla zengin olan ve dünyanın merkezi yerlerinden birinde, Avrupa ile Asya arasında köprü vazifesi gören Küçük Anadolu’yu, İstanbul’u fetheden ve vatan toprağı yapan Türkleri, tarih boyunca bu güçler rahat bırakmadı ve asla rahat bırakmayacaklardır. Türkiye’yi ve yönetimini, amaçsız, hedefsiz ve kozmopolit buldukları her durumda değişik enstrümanlarla saldırmaya devam edeceklerdir. Amaç, Anadolu’yu Türküsüzleştirmektir.
Nitekim Zamanın Küresel Güçlerinin Türk’ü Anadolu’dan geldikleri Orta Asya steplerine sürmeye ramak kala, bilinen  bu kürsel güçlere Çanakkale’yi geçilmez kılan efsane komutan Gazi Mustafa Kemal, kadrosuyla birlikte, Türk milletinin azim ve karalığına,tarihi asaletine,vatanperverliğine inanarak  milletini arkasına alır,  verdiği başarılı Kurtuluş savaşları sonucu Osmanlı’nın küllerinden Türk’ün anavatan edindiği Anadolu’yu  ikinci defa yeniden vatan edinen Türkiye Cumhuriyetini kurar.

.
Görüldüğü gibi Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti masa başında değil, savaş meydanında kurulmuştur. Varlığı ve bütünlüğü ulus-devlete dayanır. Üniter devlet ve laiklik anlayışı bu yapıyı güçlendirir. Her açıdan güçlü, varlığını ve bütünlüğünü sağlam temellere oturtmuş bir Türkiye, dünya güç odaklarını rahatsız etmektedir. Onlar daha kolay kontrol edilebilen yapıda bir Türkiye görmek istemektedir. Küreselleşmenin de hedefi ulus-devlet yapılarını yıkmaktır. Onun için Türkiye, değişime ve onun da ötesinde dönüşüme zorlanmaktadır. Daha da vahimi içeride bunu başardıklarından övünenler de bulunmaktadır.
Türkiye’nin ulus-devlet anlayışı hedeftedir. Türkiye hem dış güçlere, hem de içeride buna yardımcı olan zihniyete karşı ulus-devleti koruma mücadelesi vermektedir. Vermeye devam etmelidir. Türk Milleti’nin bu mücadeleye tümüyle katılması, olayları yakından takip etmesi ve davranışını buna göre düzenlemesi elzem görülmektedir.
Irak’ı demokratik rejimle buluşturacağı öngörüsüyle işkâl eden ABD’ye yönelik IRAKLI bir din adamı İyad Cemaleddin’i izleyelim:

2015 yılında katıldığı bir televizyon programında…
Şunları söylüyor:
“Amerika Irak’ta Şii ve Sünni siyasal İslamcıları destekliyor. Amerika, sorunun kaynağı… Irak’ın bir mucizeye, bir kurtarıcıya, bir Atatürk’e ihtiyacı var. Temenni ederim ki Iraklı bir Atatürk çıksın, güç kullanarak yasaları egemen kılsın ve ülkenin birliğini yeniden sağlasın.”

*

Kendimize sormamız gereken hayati öneme haiz bir soru:

Atatürk’ün kıymetini ve önemini anlamak için…
İlle bizim başımıza da Irak’ın, Suriye’nin başına gelenler mi gelmeli?
*
Evet, yaptırım/ ambargoların hedefi karşı tarafı belli karar ve davranışa zorlamaktır. Peki, ABD’ nin ülkemize yönelik yaptırım kararlarının hedefi ne? Bunu sadece papazın serbest bırakılmasıyla açıklamak doğru mu?

Ya da benzeri soruların gerçek yanıtı aşağıda verilen ifadelerde saklı olsa gerek:

 

Sovyetler çökünce birden bire tehdit renk değiştirdi. Artık yeni tehdit kırmızı değil yeşildi. Zamanın ABD Başkan Yardımcısı Don Quayle, birden bire “…Batı’nın yeni düşmanı, Nazizm ve Komünizmin yerini alan, İslam fundamentalizmidir” deyiverdi. Margaret Thatcher 2002’de “Yeni Bolşevizm, İslamizmdir… Tıpkı Komünizm gibi İslamizmi de yenmek için uzun süreçli ve kapsayıcı bir strateji gerekir.” değerlendirmesini yapmıştı.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>