x

AYDINLAR OCAKLARI 47. BÜYÜK ŞURASI 26-28 EKİMDE MALATYA'DA YAPILACAK 

                Haziran ayında yapılacakken seçimler nedeniyle ertelenen Aydınlar Ocakları 47. Büyük Şurası 26-28 Ekim tarihleri arasında Malatya'da yapılacak. 
                Şura 26 Ekim Cuma günü saat 14.30'da Malatya Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'ın açılış konuşması ile başlayacak. Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal'ın genel değerlendirme konuşmasından sonra "Dünya Siyasetinde Yeni Dini Hareketler" konulu açık oturum yapılacak. Akşam yemeğinden sonra saat 20.00'de Ocak Başkanları İstişare Toplantısı yapılacak. 
                27 Ekim Cumartesi günü saat 09.30-12.00 arasında yapılacak 1. Oturumda Türkiye ve dünya gündemindeki konularla ilgili tebliğler sunulacak. Öğle yemeğinden sonra Battalgazi gezisi ve Şehitlik ziyareti yapılacak. Saat 16.00-18.30 arasında yapılacak 2. Oturumda tebliğlerin sunumuna devam edilecek. Akşam da bir konser verilecek. 
                Şura 28 Ekim Pazar günü saat 10.00'da Şura Sonuç Bildirisinin okunması ile sona erecek.
Şurada sunulacak tebliğler Malatya Aydınlar Ocağı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'a gönderilecektir. Tebliğlerin sunumunun 15'er dakikayı geçmemesi gerekmektedir.

«

»

Mar 28

Osmanlı Tımar Sistemi Üzerine Bazı Düşünceler

Dr. Şahin CEYLANLI

Osmanlı Devleti’nde, Miri Toprak Sistemi’nin esasını Tımar Sistemi oluşturmaktadır. Tımar, Osmanlı Devleti’nden önce var olan bir sistemdir. Belirli bir görev karşılığı ve devlete yapmış olduğu iyi hizmetlerinden dolayı kişilere tahsis edilen ve senelik geliri yirmi bin akçeye kadar olan dirliklere tımar, kendisine böyle imkanlar sağlanan kişiye de sipahi denmektedir.

Tımar Sistemi, Osman Gazi ile birlikte başlamış, Kanuni Sultan Süleyman döneminde en üst seviyeye ulaşmış ve 1839 tarihinde, Tanzimat Fermanı’yla ortadan kaldırılmıştır. Tımar Sistemi’nin en önemli özelliklerinden biri, tımar topraklarından faydalananların, bu topraklardan ancak geçici olarak yararlanmaları hususudur. Bu husus, toprağı işleyenlerin durumlarına göre belirlenmektedir. Tımar Sistemi’nde iki taraf mevcut olup, bunlar sipahi ve reayadan ( köylüden ) oluşmaktadır. Birbirlerine karşı münasebetleri, kanunlarla düzenlenmiştir. Ne sipahi ve ne de reaya, bu toprakların mülkiyet hakkına sahip değildir.

Mülkiyet, ancak devletindir. Reaya, bu toprakları işlediği müddetçe tasarruf hakkına sahiptir. Sipahi ise devletin memuru sıfatıyla, reayadan lüzumlu olan vergileri toplamakta, barış zamanında köylerin asayişini sağlamakta, harp sırasında ise askerleriyle (cebelüleriyle) birlikte, padişahın emrinde harbe katılma sorumluluğundadır. Bu sistem ile devlet, büyük bir masrafa girmeden askeri kuvvet oluşturmuş ve iktisadi hayatın güçlenmesinde çok büyük faydalar sağlamıştır. Zaman içinde tımar sisteminin bozulmasıyla birlikte, Osmanlı ordu düzeninde de bozulmalar olmuş ve bu durum; Celali İsyanlarının doğmasında önemli rol oynamıştır.

Osmanlı Tımar Sistemi’yle Selçuklu Devleti’nde ve bazı İslam ülkelerinde görülen İkta Sistemi arasında önemli benzerlikler vardır. Ancak İkta Sistemi’nde, savaşa asker göndermek mecburiyeti yoktur. Bu sistem, bazı değişikliklere uğrayarak Osmanlı Devleti’nde Tımar Sistemi adını almıştır.

Osmanlı Tımar Sistemi’yle Batı Feodal Sistemi’ni karşılaştırdığımız zaman, birbiriyle ilgisinin olmadığı görülür. Tımar Sistemi’nde reaya hürdür. İşlemiş olduğu toprağı bırakarak başka bir yere gitme hakkına sahiptir. Batı Feodal Sistemi’nde serf hür olmayıp köle durumundadır. Sipahi toprağın sahibi olmayıp, onu ancak devletin adına reayanın tasarrufuna vermekle yükümlüdür. Feodal Sistemi’nde ise, toprak senyörün mülküdür. Feodal Sistem, bir idari, askeri ve sosyal yapıdır. Tımar Sistemi ise, bir toprak rejimi, bir vergi sistemi ve aynı zamanda önemli askeri ve idari yönleri de olan bir sistemdir. Tımar Sistemi’nde devletin gücü hakim, Feodal Sistem’de devletin gücü yok denecek kadar az. İşte  bu açılardan bakıldığında, Osmanlı Tımar Sistemi’yle Batı Feodal Sistemi arasında çok büyük ayrılıklar vardır.

Osmanlı Tımar Sistemi’ni Asya Tipi Üretim Tarzı’yla da ilişkilendirmek mümkün değildir. Çünkü, Osmanlı Devleti’nde Pazar mevcut tu. Asta Tipi Üretim Tarzında Pazar mevcut olmayıp, mülkiyet hakkı da yoktur. Toprak mülkiyetinin varlığını kabul etmemek, düşünce yönünden sakat bir yaklaşımdır.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>