x

ÖZLEMLE ANIYORUZ

Örnek devlet adamı büyük Türk milliyetçisi ve KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ’ı 6. Ölüm yıldönümünde rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Mekanı cennet olsun.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

«

»

Oca 02

Marksizm

Doç Hasan GÜNAYDIN

 

Komünist Ekonomi                                                

Komünizm mülkiyet anlamında “tüm malların ortak mülkiyetine (ortakçılığa)” dayanan

 

  1. Sınıfsız toplum,
  2. Ortak mülkiyet,
  3. Her anlamda eşitlik,
  4. Son aşamada devletin ortadan kalkmasıdır.

 

Marks’ın ve yeni Marksistlerin ileri sürdüğü sınıfsal tasnife göre toplumlar 3 sınıfa ayrılmaktadır:

 

  • Üretim araçlarına sahip olan ve emekçi istihdam eden kapitalistler,
  • Bazı mülkiyet araçlarına sahip olmakla birlikte kendi emeklerini de üretime katan orta sınıf veya küçük burjuvazi,
  • Ücretli emekçiler ya da proleterya.

 

Aslında her sınıfın “Sınıf Bilinci” bulunmaktadır ve çatışmalarında Açık Çıkar ya da Gizli Çıkar etkili olmaktadır. Bu 3 sınıf arasında eşitsizlikler ve çıkar mücadeleleri söz konusudur. İşçi sınıfı (proleterya) ile kapitalistler (burjuvazi) arasında sömürüye dayalı bir ilişki yaşanmaktadır. Toplumsal bölünme ve tabakalaşmanın altında yatan çatışma ekonomik nitelikli olup özel mülkiyete sahiplikle ilişkilidir.

 

Diyalektik Tarihsel Materyalizm ise toplumların (tez-antitez-sentez sonucunda) doğrusal bir biçimde değişip geliştiklerini ileri sürmektedir. Değişim ekonomik sınıflar arasındaki üstünlük mücadelesinden kaynaklanır ve devrimci karakterdedir. Toplumlar, İlkel Toplum, Köleci Toplum, Feodal Toplum, Burjuva Toplumu ve Sosyalist Toplum gibi değişik aşamalardan geçeceklerdir. Nihai aşama kaçınılmaz bir biçimde Sosyalizm olacaktır.

 

Marks’ın görüşlerine felsefi ve sosyolojik bağlamda pek çok eleştiri getirilmiştir. Örneğin;

 

  • Bu yaklaşım Hindistan’daki kast sistemini, Asya Tipi Üretim Tarzını ve İslam ülkelerindeki sınıfsallaşmayı doğru ve gerçekçi bir biçimde açıklayamamaktadır.
  • Toplumsal değişimin altında sınıfsal mücadeleden başka pek çok farklı faktör de yer almakta ve yatmaktadır.
  • Özel girişimciliğin olmaması insanın doğasına (fıtratına) uygun değildir. Üstelik özel sektörün olmaması gelişimi engelleyici bir etki yaratacaktır.
  • Toplumsal gelişim daima ileriye doğru ve mutlak gelişmeci değildir, yani bazen geriye doğru değişim de olabilmektedir.

 

Marksizmin uygulaması olan Stalinizm; büyük bir kamulaştırma faaliyeti ve hızlı sanayileşme hamlesiyle pek çok kişi tarafından ütopya olarak görülen komünizmin gerçekleştirilebileceğini savunuyordu. Ancak Stalin tarihe bu fikirleriyle değil kurduğu baskıcı rejim, öldürdüğü insanlar, sürgüne gönderdiği milyonlar ve yaptığı zulümlerle geçti.

 

Komünizme ulaşmanın aşamalarından biri olarak kabul edilen Sosyalizm ise; sosyal ve siyasal eşitlik ilkesinden hareketle, iktidarın ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edilmesini savunan iktisadi ve siyasi bir sistemdir. Marx’a göre sosyalizm kapitalizmin yerini alacak ve sonra kendiliğinden komünizme dönüşecektir. Sosyalizm;

 

  1. Azınlık yararına ve çoğunluk zararına işlediği için serbest piyasanın kamulaştırmalarla önlenmesi,
  2. Ekonominin geniş halk kitleleri tarafından idare edilmesi, ve,
  3. Özel mülkiyetin sahip olduğu büyük şirketlerin ekonomi içinde bulunmaması gerektiğini savunur.

 

80 yıl süren komünizm yolculuğu sonunda görüldü ki;

 

  1. Devlet memurları arasında rüşvet ve rantiyecilik artmıştır,
  2. Ahlaki yozlaşma toplumun her kesimine hakim olmuştur,
  3. Ekonominin gücü zayıflamış, üretim azalmış ve teknolojik yarışta geri kalınmıştır,
  4. Kaynakların önemli bir kısmı silahlanmaya ayrılmıştır,
  5. İnsan hakları ihlalleri had safhaya çıkmıştır,
  6. Silahlı gerilla mücadeleleriyle başka ülkelerin iç işlerine müdahale edilmiş, rejimleri değiştirilmeye çalışılmıştır,
  7. Sözde sömürü karşıtlığına rağmen Orta Asya’nın yer altı ve yer üstü kaynakları alabildiğince sömürülmüştür.

 

Maoculuk

 

Maoizmi Marksizm ve Leninizm’den ayıran özelliklerden bazıları şunlardır:

 

  • Kalkınmada sanayiinin yanı sıra tarımın ön plana çıkartılması,
  • Mücadelede kitlelerin gücüne daha fazla önem verilmesi (halka dayalı halkçı mücadele, halk savaşı),
  • Asya’nın Avrupa’dan farklı olan mülkiyet ve üretim yapısı,
  • Kültür devrimi,
  • Üç Dünya Kuramı (ABD’nin yürüttüğü kapitalist emperyalizm, SSCB’nin yürüttüğü sosyal emperyalizm ve her ikisi dışında kalan -Çin’in de içinde bulunduğu- ezilen ülkeler).

 

Ancak; Maoculara şu soruyu sormak gerekir: Doğu Türkistan’da zulüm ve asimilasyon politikaları uygulayan, hatta kasıtlı olarak nükleer denemeler gerçekleştiren Çin gerçekten ezilen bir ülke midir?

 

Ekonomide Değer Belirleyici Kuvvetler

 

Bilindiği üzere Karl Marx; kapitalist ekonomilerdeki değer belirleyici kuvvetleri incelemiş ve 2 değer biçimi ileri sürmüştür: Kullanım değeri ve mübadele değeri. O’na göre kullanım değeri yoksa mübadele değeri de olamaz. Kullanım değeri mal sahibinin yararlanma derecesini gösterir. Mübadele değeri ise bir malın hangi malla hangi oranda mübadele edildiğinin ifadesidir. Doğal değer (gerçek değer) bir malın uzun dönemli ortalama değeridir ki piyasadaki arz ve talep kuvvetlerinin etkisiyle çoğu zaman piyasa değerine uymaz.

 

Yukarıda söz ettiğimiz Marksist ekonomi yaklaşımı yüzeysel ve eksiktir. Zira, başta komünist rejimin uygulama gayretleri olmak üzere, dünyanın yaşadığı deneyimler bize değer belirleyici kuvvetleri başka bir perspektiften ele almamız gerektiğini göstermektedir:

 

  1. Kural Koyucular,
  2. Kurala Uyucular.

 

Kural koyucular nispeten azınlıktaki hakim ve örgütlü güçtür. İster kapitalist ister sosyalist olsun tüm sistemlerde mevcuttur. Kurala uyucular ise, her iki sistemde de yer alan, ekonomik gücü, yetkileri ve/veya bilgi seviyesi düşük, ekonomiye ilişkin asimetrik bilgi sahibi halk çoğunluğudur.

 

Kurala uyucular açısından Marx’ın ifade ettiği değer belirleyiciler geçerlidir. Yani kullanım değeri ve mübadele değeri. Ancak bunlara bir de yatırım yada spekülatif amaçlı SAKLAMA DEĞERİ’ni ilave etmemiz gerekir.

 

Kural koyucular açısından ise değer belirleyici 3 fonksiyon söz konusudur:

 

  1. Kar maksimizasyonu,
  2. Satışların fiyat esnekliği, ve,
  3. Sistemin yönetilebilirlik (kontrol altında tutulabilirlik) sınırı.

 

Kar maksimizasyonu yatırımlar için sermaye birikimi, iktisadi büyüme vb. sebeplerle gerekli görülecek, satışların fiyat esnekliği tüketimi ve buna bağlı olarak üretimi arttırma açısından ele alınacak, sistemin kontrol altında tutulabilirliği ise toplumsal tepkiler, kargaşa ve sistemin çöküşü açısından önemsenecektir.

 

Sonuçta, yukarıda zikredilen kuvvetlerin etkileşimiyle piyasa değeri oluşacaktır.

 

Şekil – 6. Değer Belirleyiciler.

 

 

 

 

 

Karl Marks Kapital adlı kitabında 3 iktisadi kuram ileri sürmüştür:

 

  • Değer Kuramı (Değer – Emek Kuramı): Malın değeri o malın üretimine katılan emek miktarıyla özdeştir. Her ne kadar malın değerinin arz ve talep miktarına göre değiştiğini kabul etse de, bir hata yapar ve kuramını her zaman normal bir talep varmış gibi kurgular. Malın değeri ile o malın üretiminde kullanılan emek arasında bir oran belirler. Yani emek miktarı malın değerini ölçmek için gerekli tek unsurdur.

 

  • Ücret Kuramı: Aynen malın değerinin ölçülebilmesi gibi emeğin değeri de ölçülebilir. Ücretli çalışan emeğini kapitaliste satar. Kapitalist te bu emek gücüne bir ücret öder. Ödenen ücret emek miktarının karşılığıdır. Ancak bu ödeme yapılırken toplumsal mübadele anlayışı değil biyolojik mübadele anlayışı hakim olmalıdır. İşçinin alacağı ücret hem kendisinin hem de ailesinin ihtiyaç duyduğu malların miktarına karşılık gelmelidir.

 

  • Artı Değer Kuramı: İşçinin çalışma süresi aldığı ücret karşılığından daha fazladır. Yani işçi ücretin karşılığı olan gerçek süreden daha fazla çalışmakta ve emeğinin karşılığını alamamaktadır. Zamanının yarısında kendisi için diğer yarısında ise kapitalist için çalışmaktadır. Fazladan çalışma ve emek karşılığında üretilen bu fark (Artı Değer) işverene kar olarak gitmektedir.

 

Karl Marks’a göre kapitalizmin özü kar arayışıdır. Marks iki değişim türünden bahseder:

 

  • Para Kullanılarak veya Kullanılmayarak Mal (Meta) Değişimi: Bu tür mübadele fazladan paraya (surplus) veya kara yol açmaz. Şöyle şematize edebiliriz:

 

MAL        <–>          MAL

 

  • Maldan Geçen Para Değişimi: Bu değişim mükemmel ve gizemli bir kapitalist değişimdir. Zira başlangıçtan daha fazlaya sahip olma imkanı tanır. Yaratılan Artı Değer kapitaliste kar olarak gider. Şöyle şematize edebiliriz:

 

PARA      ->        MAL              -> PARA

 

Ancak Marks üçüncü bir değişimi ele almamıştır ve görüşleri bu yönüyle eksiktir: PARA DEĞİŞİMİ YANİ PARA SPEKÜLASYONU. Günümüzde global sermayenin özellikle az gelişmiş ekonomilere para ile girip yine para üzerinden kar elde ettiğini söylemeye bile gerek yoktur. Bunu da şöyle şematize edebiliriz:

 

PARA (Örneğin Dolar)         ->     PARA (Örneğin Türk Lirası)       ->      PARA (Örneğin Dolar)

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>