«

»

May 20

Kıbrıs Bahanesi İle Türkiye Denizden de Kuşatılıyor

“O KADAR ŞEHİT KANI VAR NEYİ VERİYORSUN” !

  1. Tümg. Cumhur Evcil Kıbrıs Gazisi

 

Kıbrıs meselesi giderek, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin en önemli egemenlik sorunu haline gelmiştir.

 2017 Ocak ayına sarkan Kıbrıs müzakerelerinin Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bekasını tehdide varacak boyutlarda gelişmesi; duyarlı tüm vatanseverler, Kıbrıs sevdalıları ve gazileri olarak, kamu oyuna, etkili ve yetkili makamlarla özellikle siyasi partilerimize çağrıda bulunmamızı gerekli kılmıştır.

Bilindiği gibi 2004 yılında Kıbrıs’ta çözüm için referanduma sunulan, Türkiye ve Kıbrıslı soydaşlarımızın hak ve menfaatlerini zedeleyen ve bir çoğunu da ortadan kaldıran Annan Planı’nı maalesef yoğun baskı ve vaatler altında soydaşlarımız kabul etmiş, Rumlar da reddetmişti.

Bilahare Kıbrıs’ın etrafında bulunan zengin petrol, doğalgaz vs. yatakları başta ABD olmak üzere AB’ni yeniden harekete geçirdi ve bölgeyi  parsellediler.  Türkiye ve KKTC üzerinde baskılar yoğunlaşmaya başladı. ABD ve AB’den bakanlar ve yüksek görevlilerin KKTC’yi, Sayın Akıncı’nın da Avrupa’yı ziyaretleri, görüşmeleri devam ediyor.

Kamuoyuna intikal eden bilgilere göre; Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk’ünün şehit kanları ve büyük fedakarlıkları ile kazanılan hak ve hukukları, eşit, adil ve güven içinde gelecekleri büyük ölçüde tehdit altına alınmaya çalışılmaktadır.

Garantiler, iki kesimlilik, eşitlik, mülkiyet, yönetim, toprak konuları ve daha bir çok ayrıntı masadadır.

Bilindiği gibi garantiler Kıbrıslı Türk halkının güvenliği yanında günümüzde Türkiye’nin güvenliğinin de adeta ön şartıdır. AB içinde Federal Kıbrıs’ın bir başka ülkeyle özellikle Yunanistan’la birleşme (AB içinde Enosis) yolunun açık olduğunu, Kıbrıs Rumlar yıllardır açıkça ilan ediyor. Ayrıca AB üyesi olan Federal Kıbrıs’a AB’nin hükümran olmasının, Kıbrıs’ın kiralanmasına razı olmaktan daha öte olduğu da malumlarıdır. AB dağıldığında da, Federal Kıbrıs’ın Yunanistan’ın kucağına atılmış olacağı aşikar gibidir. Görüldüğü gibi her halükarda Batıda Meriç ağzından Meis Adasına kadar Anadolu’yu kavrayan Yunan kuşatma kolu İskenderun’a kadar uzamış ve Yunanistan Türkiye’yi güneyden de kuşatmış olacaktır. Bu kabul edilemez bir durumdur.

Anarşi ve teröre karşı bir zırh gibi kabul edildiğinden TBMM tarafından da oybirliği ile kabul edilen iki kesimlilik ve eşitlik ilkelerinin bol keseden aşındırıldığı üzüntü ile anlaşılmaktadır. Rumların Kuzey’e yerleşmeleri için sürekli formül üretilirken bir müddet sonra Kuzey’de Rumların Türklerin sayısını aşacağı ve Türklerin basit bir azınlık haline getirileceği apaçık ortadadır. Rumların Kuzey’e geçişlerinin büyük bir Türk göçüne daha neden olacağının, Sayın Akıncı’yı pek ilgilendirmediği, olayları takip edenleri incitmekte ve üzmektedir. Rumlar, soydaşlarımızı basit bir azınlık seviyesine indirip, Ada’nın yönetiminden uzak tutarak ilk fırsatta Ada’yı Yunanistan’a bağlamanın peşindedirler. Bu tehlikeye karşı Federal Kıbrıs’ta dönüşümlü başkanlık ve ayrıca karar organlarında etkili temsil ve veto hakkı, olmazsa olmazdır. Rumların veto hakkı ve dönüşümlü başkanlığı devamlı reddetmeleri Yunanistan tarafından  da desteklenmiş ve nedense tüm bu açıklamalara sessiz kalınmıştır.

Bir de masada duygusal bağ  uydurmasıyla Rumlara bol keseden mal-mülk ve tazminat vaadlerinin, olayları takip etmeyenlere neredeyse 1974’te zaferi Rumların kazandığı intibaını verecek hale getirdiğini üzülerek görmekteyiz. Adanın her bölgesinde bulunmakta olan Rumların gasp ettiği ve yıllardır kullandıkları Türk Vakıf arazileri ile 1955’ten 1974’e kadar zorla göç ettirilen Türklerin mal-mülk ve tazminatlarının, acaba masaya getirilmesi zamanı gelmedi mi?

Yine dünyada hiçbir örneği olmadığı halde Rumların nüfus kriteri olarak 4 Rum’a 1 Türk teklifini Sayın Akıncı’nın kabulü derin üzüntü yaratmıştır. Zira bu kriterin dışında kalanların Kıbrıs’tan çıkarılacağının ve her halde doğan çocuklardan bu oranı bozanların da denize atılacağının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. 40 yıldır Kıbrıs’ı vatan bilip yerleşen, vergisini verip askerlik görevini yerine getiren, Kıbrıs’ta doğup büyüyen, evlenip çoluk çocuğa karışan bu insanlar evleri Rumlar’a peşkeş çekilecek diye mi Kıbrıs’ı terk edecek? İnsan hakları, evrensel hukuk yanında hiçbir hak ve adalet duygusuyla bağdaşmayan bu uygulamaya muhatap olan insanlar KKTC vatandaşı, Sayın Akıncı da onların Cumhurbaşkanı değil mi?

Bunlardan başka Rumların çantalarındaki harita için tahminler yapılırken Sayın Akıncı’nın, şehit kanlarıyla alınan bugünkü toprakların hiç verilemeyeceği yerine, sadece Güzelyurt’un verilemeyeceğini beyan etmesi, sanki diğer yerler verilecekmiş gibi şaşkınlık yaratmıştır. Zira 2004’te BMGS olan Kofi Annan tarafından Annan Planının kabul edilmediğinde geçersiz olacağı açıklanmıştı. Ancak görüşmelerin Annan Planı üzerinden yürütüldüğü, Rumlar’ın şimdi Annan Planı’nda öngörülenden daha fazla, mesela Karpaz Yarımadası’nı, nüfus oranına göre Ada sahillerinin 4/5’ini istedikleri dile getirilmektedir. Oysa zafer bizimdi.  İsrail’in Filistin topraklarından, Ermenilerin de Azerbaycan topraklarından bir metrekare iade etmediklerinin dikkate alınması gerekmiyor mu?

Ayrıca malumları 1974’ten beri Yunanistan’la aramızdaki karasuları, kıta sahanlığı, Anadolu’ya yakın Ege Adalarının silahsızlandırılması gibi sorunlar Kıbrıs meselesi ile irtibatlandırılmıştı. Her ne kadar bu görüşmelerin dışında gibi olsa da KKTC’nin AB’ne terk edilmesinin aramızdaki sorunlarda Yunanistan’a önemli avantajlar sağlayacağı ve Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin tehlikeye atılmış olacağı ortadadır. Suriye’de Batılı koalisyonun aldığı pozisyonlar, hain 15 Temmuz kalkışması ve şimdilerde PKK canilerinin saldırıları ile yaratılan inanılmaz vahşet, Türkiye’ye baskı operasyonlarının bir bölümü değil mi?

Bütün bu gelişmeler karşısında kamuoyu ve kanaat önderleriyle yazılı ve görsel basının yanında bazı sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve siyasi partilerin sessizliği endişe vericidir. Bu sessizliğin yanında CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun görüşmeleri son derece başarılı bir süreç olarak değerlendirmesi endişeleri daha da arttırmaktadır. Kıbrıs meselesinde ta başından beri canını dişine takarak haklarımıza sahip çıkan kahraman milletimizin, masadaki bu talepleri içine sindireceğini kimse beklememelidir. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “O kadar şehit kanı var neyi veriyorsun?” sözleri Türk milletinin ortak görüşünün ifadesi olarak algılanmıştır. Artık siyasi partilerimiz, TBMM ve bütün yurtseverlerin Sayın Erdoğan’da ifadesini bulan Türk milletinin ortak görüşü çerçevesinde, tarihi sorumluluklarını üstlenmelerinin ve topyekün Kıbrıs’a sahip çıkılmasının tam zamanıdır.

  1. yüzyılda Kıbrıs, Büyük Türkiye için bir dönüm noktası gibidir. Bugüne kadar Türkiye bütün gücüyle oynanan oyunların karşısında yer alarak Kıbrıs’a sahip çıkmış, bundan sonra da sahip çıkmak zorundadır.

1974 den günümüze Adada yaşayan her iki toplum, savaşsız, barış ortamında  yaşamlarını sürdürmektedirler. Orta Doğuda ayırma ve bölmeyi kendine prensip edinmiş ABD ve AB Kıbrıs’ta  ille her iki ayrı milleti, iki ayrı kültürü ve yaşadıkları bölgeleri birleştirmekten yanadırlar. Bu iki milletin birlikte yaşayamayacağını daha önce Rumların katliamları ortaya koymuştur. Birlikte yaşamak mümkün değildir ve bu durum Rum’un Türk’e tahakkümünden başka bir şey olamaz.

Kıbrıs meselesi giderek, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin en önemli egemenlik sorunu haline gelmiştir. Bu konuda daha fazla ödün vermek mümkün değildir.

 

Türkiye haklı ve güçlüdür. Milletçe Kıbrıs’ımıza sahip çıkalım.

Aziz milletimize saygıyla duyurulur.

25 aralık 2016.

 

 

Cumhur Evcil,

E.Tümgeneral

Kıbrıs Gazisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>