«

»

Oca 26

Kaynatılan Ortadoğu Kazanı Üzerine…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Dış politika yanlışları ve çelişkileriyle dolu yılları geride bırakmayı ümit ediyoruz. Yine de geçmişten ders alma huyumuz pek yok. Bundan dolayı Irak’ta yaptığımız yanlışları Suriye’de de tekrar etmediğimiz söylenemez. Ayn’el Arap’a (Kobani) silahlı peşmerge sürülerini yasaları çiğneyerek sınırlarımızdan geçirerek ülkenin itibar ve caydırıcılığını kırdık. İŞİD ‘e karşı sanki görevimizmiş gibi bizi vuran terör örgütü PKK’ya dolaylı destek olduk. Ülkenin Başbakanı bunlara başarı dileklerini sundu, bununla da kalmayıp alınlarından öptüğünü belirtti.

Dış politikayı iç politika ile bir düşünüp yanlış beyanlarda bulunmamız ülke çıkarlarını zora soktuğu gibi, ülkemize itibar da kaybettirmiştir. Kurumlar arası rekabet ve gizli çatışma da doğru kararlara varmamızı engelleyen metod hatalarıdır. Nedense ihtisas ve liyakata uyma hep unutulmuştur. Birbirini tamamlama değil de rakip görme ve dışlama hastalığını terk edemedik. Bazı haklı sebepler de olsa Dışişleri Teşkilâtını dışlamak, onları “monşerler” olarak görmek, istifade etmemek, yakın ve yandaş aramak doğru bir yol değildi. Büyükelçi ve konsolos tayinlerinde bu yanlışa düşenler, tayin ettiklerini daha sonra değiştirmek zorunda kalmışlardır.

Türkiye dış politikada ve bilhassa Ortadoğu’daki yanlışlarının bedelini ödemektedir. Türkiye karşıtlığını kendimiz adeta teşvik ettik. Irak’ın kuzeyinde Barzani’yi müttefik tayin ettik. Herkesle kavgalı olduk. Olmadık insanlara aşırı değer verdik. Daha sonra onlarla çatışır olduk. Aşırı Esad düşmanlığı Ortadoğu’daki karmaşaya tuz ve biber ekti. Bir ara ABD’liler bile aşırı Esad düşmanlığı konusunda bizi uyarmak ihtiyacını duydular.

Bağdat ve Şam yönetimleriyle Ankara’nın karşılaştığı tehdit aynı idi. Her bir ülkeden koparılacak parçalarla ABD ve onun bölgedeki vekili İsrail güdümünde bir siyasi oluşum hazırlanmıştı.

Mezhepçi bakış tarzı, Suriye ve Irak’da demokrasi ve laiklik de olmadığından öne çıktı. Demokrasi ve laiklik eksikliği dolayısıyla dış tehdit yerine içte birbiriyle uğraşıldı. Neticede yabancı işgale imkân sağlandı. ABD ve Rusya mezhepçi ve içte çatışmacı yapıyı kullanarak Bölgedeki krizi daha da arttırdılar. Aralarında bir rekabet de doğdu. Son birkaç yıldır bunlara 1940’lara kadar Bölgenin emperyal gücü olan Fransa da katıldı ve ben de varım dedi. BM’ye yaptığı son toplantı başvurusu kendisini ispat içindir. Bazı kaynaklar bu başvuruyu Afrin’e yapılan Zeytin Dalı harekatına bağladı.

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde emperyal güçlerce teşvik edilen terör koridoru –Kürt koridoru değil- mutlaka ortadan kaldırılmalı ve tehdit altındaki üç ülke işbirliğine gitmelidirler. Terör koridorunun Kürt koridoru olarak adlandırılması maksatlıydı ve bu tuzağa maalesef bazıları da düşmüştür. Tabi ki akla hangi Kürtler sorusu geliyor. Suriye ve Irak Kürtleri’nin temsilcisi PYD ve YPG olamazdı. Bu terör örgütlerine karşı Afrin’de halkın protesto gösterisi kolay kolay unutulamaz.

ABD’nin yanlış ve karıştırcı politikası ve tahrikleri kurduğu ve kurdurduğu terör örgütlerini kullanarak Bölgede vekalet savaşlarına yol açmıştır. Yeni Suriye, Yeni Irak ve maalesef Yeni Türkiye yaratma merakına bizde de bazıları kapıldı. Oysa bu, bu ülkelerin sosyal dokularını ve toprak bütünlüklerini parçalama niyeti güdüyordu. ABD’nin yanlışları Rusya’ya imkânlar sağlamıştır. Rusya, müttefiki Şam yönetimi dışında Bölgede ister istemez yeni ortaklar bulmuştur.

Yeni Türkiye sloganı Türkiye’de de taraftar bulmuş; aldatılan ve kandırılanlar artmıştır. Graham Fuller’in aynı adı taşıyan kitabından etkilenenler olmuştur. Ne enterasandır ki; AB karşıtı olarak bilinen bazı çevreler bu ABD’ci modelin emrine girmişlerdir. Yeni Türkiye için yeni anayasa peşine düşülmüştür. 1923 Türkiye’si ve Cumhuriyet, ara rejim olarak görülmüştür. Terörle barışa yanaşılmış, hayali barış süreçleri, açılımlar, Batılıların vesayeti altında sürdürülmüştür. Bu yanlış ve geleceği göremeyen politikadan FETÖ terör örgütü faydalanmış ve ülke 15 Temmuz kalkışma ve yabancı işgal olayına getirilmiştir. Yıllarca ılımlı İslam ile ülkenin dönüştürülmesi ciddiye alınmamıştır. Ülkenin kurumları tahrip edilmiş ve içleri boşaltılmıştır. Yeni kadrolarca işgal edilmiştir. Birçok kuruluş gibi TSK da bundan çok etkilenmiştir. Ülkemizde Yeni Türkiye modasından etkilenen gazete logosunu değiştirerek ayyıldızı atan, son dönemde ise tekrar ayyıldıza dönen sözde muhafazakâr gazeteler görülmüştür. Onlara göre, herhalde Ayyıldız Türkiye’yi bütünüyle temsil etmekten uzaktı! Devletin kurucu unsuru ve büyük çoğunluğu etnik gurup zannediliyordu.

Afrin’e “Zeytindalı Harekatı”na dönersek; bu harekat geç kalmakla beraber mutlaka yapılmalıydı. Bölücü terör örgütlerinin Akdeniz’e çıkışı ve ülkemizi kuşatması engellenmeli, terör koridoru yok edilmeli, Türkiye yeni bir mülteci akını ile karşılaşmamalı, güney sınırımız ve ülke güvenliğimiz korunmalı, siyasi tesirliliğimiz ve bölgesel aktör oluşumuz güçlendirilmeli idi. Harekat uluslararası hukuka uygundu ve bir meşru müdafa idi. NATO ortaklarımız sınırımızdan yapılan saldırıları engellemeyi hiç düşünmediler. ABD yönetimi ise; siyasi, askeri ve gelişmiş silah gücü ile terör örgütüne içgüveysi gitti ve terörü destekledi. Son günlerde terör örgütlerine “benim sözümü dinlemezseniz her türlü yardımı keserim” şeklindeki uyarısı gerçeği ortaya koymaktadır. Türkiye Zeytin Dalı Harekatı ile sadece kendi sınırlarını değil; Suriye, Irak ve İran’ın da toprak bütünlüğünü koruyan konuma girmiştir. Oysa İran Bölgede Türkiye’yi rakip gördüğü için harekattan rahatsız olmuştur.

ABD’nin ve bazı ülkelerin taraflara itidal ve sükûnet tavsiyelerini de anlamak zordur. ABD etnik temizlik de yapan bu terör örgütleriyle iç içe olması, onları Türkiye karşısında taraf yapamaz. İŞİD’e savaş aç; bu tehlikeyi öne sürerek Bölgede işgali sürdür; PYD ve YPG ile işbirliği yapan İŞİD’lileri TSK ve ÖSO ile savaşmak şartı ile serbest bırakan PKK uzantılarına destek ver; bu çelişki ve ayıp ABD’ye yeter. Bölgede İŞİD bitince ABD ile YPG ve PYD ortaklığı sona erecekti. İŞİD bitti ama; ABD’nin ortaklığı devam ediyor.

Türkiye’nin haklı müdahalesi ABD’yi olduğu kadar Rusya’yı da rahatsız etmiştir. Harekatın biran evvel bitirilmesini istemişlerdir. Ortadoğu karmakarışıktır. ABD hem İŞİD ile savaştadır; hem de İran’ı hedef alır. İran ise İŞİD’e düşmandır. Bölge böyle karıştırılıp istikrarsızlaştırılmıştır.

İnsanlık tarihi kabul etsek de, etmesek de; içimize sindirsek de sindirmesek de; milli menfaat çatışmalarının tarihidir. Sorun mezhep farklarından ziyade milli çıkarlara sahip çıkıp çıkmama ile ilgilidir. Aynı ümmete dahil toplumlar arasında da milli seviyede menfaat çatışmaları olabilir. Aynı ümmete mensubiyet milli menfaatlerden vazgeçerek sürdürülemez. Bu durum dayanışma ve ilişkilerde öncelik tanıma ile karıştırılmamalıdır. Bu gerçekler bazı muhafazakar guruplarca öğrenilemediği gibi, ideolojik esaret altındaki sosyalistlerce ve romantik liberallerce de anlaşılmış değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>