«

»

Eyl 20

İzlenimler

Dr. Hasan GÜNAYDIN

07/Aralık/2015 Pazartesi günü, 13:30 – 15:30 saatleri arasında, İstanbul’daki Fatih ilçesinin Edirnekapı semtinde bulunan Kariye Müzesi’ni ve çevresini gezdim. Çocukluğumun (5 yıllık ilkokul döneminin) geçtiği yerleri 40 yıl sonra tekrar görmek hem anıları tazelemek açısından güzel hem de bu süreç içerisinde gerçekleşen değişiklikleri görmek bakımından düşündürücüydü. Kariye Müzesi’nin önünde top oynadığımız geniş alan şimdi restorant olmuş, çevredeki birkaç binanın yerine kat yüksekliği aynı olan yeni binalar yapılmış ve bir iki ahşap bina onarılarak otele dönüştürülmüş. Geri kalan her şey eskisi gibi ve değişmeden zamana meydan okumakta. Çocukluğumuzda “Rahip Okulu” olarak bildiğimiz tarihi binalar halen duruyor, fakat gizemli kapılarında kendilerini tanıtan tek bir kelime bile yok. İçine girilmesi mümkün olmayan bu binalardan bir tanesi restore edilmekte. Yaklaşık 40 yıl önce çekimine şahit olduğum Tarkan filmindeki oyuncular otantik kıyafetleriyle gözlerimin önünden geçiyor. Hafızamda müzenin önü tıklım tıklım dolu ve arkadaşlarımla birlikte, tüm yalvarmalarımıza rağmen içeri alınmıyoruz. Aralardan kaçıp müzeye girmeye çalışıyoruz ama nafile. Yıllar önce otobüsler dolusu yabancı turistin doldurduğu mekanlar –muhtemelen restorasyon sebebiyle- şimdi bomboş ve sessiz. Rahmetli abimin turistlere söylemem için öğrettiği muzır sözler aklıma geliyor: “My heart is tikitak for you, because I love you.” Bunu duyan turistlerin ilkokul 1. sınıf öğrencisi küçük bir çocuğu gülerek sevdiklerini hatırlıyorum. Yaklaşık 3 saat süren ziyaretim esnasında, yanlarındaki çocuk arabasında ağlayan çocuklarıyla Arapça konuşan bir karı-koca ve 15 – 20 yabancı turist dışında hiç kimse yok. Benden başka yerli ziyaretçi bulunmuyor. Müzenin hemen yanında Osmanlı döneminden kalma mütevazı bir çeşme var. Kimsenin ilgilenmediği bu güzel çeşmenin üzerinde “beni şu tarihte şu kişi yaptırdı” diyen bir tabela dahi görünmüyor ve o, boynu bükük bir şekilde fotoğrafını çekecek turistleri bekliyor. Müzenin sol tarafından inen yol üzerinde, müze bahçesi içinde yer alan sahabe mezarının başında iki kadın ve bir erkek dua ediyor. Bunlar oradan geçmekte olan halktan insanlar. Mezarda yatan kişi 612 – 693 tarihleri arasında yaşamış ve Konstantinopolis Seferi’nde hayatını kaybetmiş olan Ebu Said el – Hudri. Kendisinden 1170 tane hadis rivayet edilmiş ve en çok hadis rivayet edilen 7 kişiden biri olarak tanınıyor. İçeri giriyorum. 15 – 20 kişilik bir turist gurubu başlarında rehber olduğu halde müzeyi geziyor. Rehber İngilizce ve İtalyanca olarak bilgi veriyor. 4 – 5 dakika kulak kabartıp dinliyorum. Müzedeki tasvirlerin orijinal olmadığından, bazılarının da İncil Öncesi Dönemi (before the Bible) yansıttığından söz ediyor. Bu tasvirlerden birinin önünde Meryem Ana’nın (Virgin Mary) doğumunu ve babası Joachim ile annesi Anna Maria’yı anlatıyor. Başka bir tasvirin önünde de 7 sayısının İstanbul için taşıdığı öneme değiniyor; 7 tepe (seven hills), 7 kapı (seven gates), 7 adım (Meryem’in ilk 7 adımı, seven steps) ve 7 kat cennet (seven heavens) vurgusu yapıyor. Restorasyon sebebiyle binanın bazı bölümleri ziyarete kapalı. Onarıma 12/09/2013 tarihinde başlanmış ve işin süresi 600 gün olarak belirlenmiş. Ancak onarım işlemleri hala devam etmekte. Restorasyon İstanbul İl Özel İdaresi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İstanbul Rölöve (teknik resim kurallarına uygun çizim) ve Anıtlar Müdürlüğü kontrolünde yüklenici firma Taksim Yapı tarafından gerçekleştirilmekte. Restorasyonun birinci etabında Naos (iç oda) ve kuzey cephesindeki 2 katlı ek yapı bölümleri kapatılacak, ikinci etabında İç Narteks (ana mekana açılan giriş) bölümü onarılacak, üçüncü etabında ise Dış Narteks (dışa kapılarla açılan kapalı mekan) ve Parekklesion (dinsel açıdan yapının en önemli yeri, kilisenin doğu ucunu belirleyen apsis) bölümleri restore edilecek. Müzeyi gezmeye başlıyorum.

İstanbul 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiş ancak manastır uzun bir süre kullanılmaya devam etmiş. Sultan II. Bayezid Dönemi’nde sadrazamlık yapan Atik Ali Paşa (Hadım Ali Paşa) tarafından 1511 yılında Khora Kilisesi camiye çevrilmiş. Osmanlı İmparatorluğu döneminde binanın mimari yapısını etkileyecek fazla bir müdahale olmamış. Yapılan onarım çalışmaları deprem sebebiyle oluşan yıkımları onarmaktan ibaret. Mozaikler, freskolar hatta hıristiyanlık sembolleri bile imha edilmemiş ve açılıp kapanan ahşap kapaklarla örtülerek korunmuş. İnce bir kireç badanası ile sıvanarak, hasar görmemesi, tahrip olmaması ve bozulmaması sağlanmış. Sadece batı cephesinin sağ köşesindeki çan kulesinin yerine bina ile uyumlu olacak şekilde minare yapılmış, güneydoğu köşesine mihrap eklenmiş, batı cephesi pencere oranlarında değişiklikler gerçekleştirilmiş ve binadan ayrı olarak sol tarafına çeşme inşa edilmiş. Cami olarak kullanılmaya başladıktan sonra yanına bir medrese yapılmış ancak hem bu medrese hem de manastırın kilise dışında kalan yapıları günümüze kadar ulaşamamış. Kızlar Ağası Hacı Bekir Paşa’nın 18. yüzyıl başlarında yaptırdığı okul ve aşevi de bugün yok. 1766 yılında meydana gelen deprem sonucunda kubbe yıkılmış ancak Mimar İsmail Halife tarafından Bağdadi bir kubbe yapılmış. 1894 yılındaki depremde minaresi hasar gören yapı II. Abdülhamid tarafından tekrar onarıma alınmış. A.B.D.’de bulunan Amerika Bizans Enstitüsü ve Bizans İncelemeleri İçin Dumbarton Oaks Merkezi sponsorluğunda 1948 – 1958 tarihleri arasında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla camideki sıvalar sökülerek fresk ve mozaikler ortaya çıkarılmış. Bakanlar Kurulu’nun 29.08.1945 tarihli kararı ile müzeye çevrilen cami halen bu amaçla kullanılmakta ve Doğu Roma mimarisinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmekte.

Bütün bunları okuduktan sonra düşünceye dalıyorum. Yıllar önce gidip gördüğüm Endülüs’teki Kurtuba Cami’ni (ki o da kiliseye çevrilmiş) ve El Hamra Sarayı’nı hatırlıyorum. 700 yıllık Endülüs Medeniyeti’nden geriye sadece ikisi kalmış, diğer her şey imha edilmiş. Ve ben iki zihniyet arasındaki farkı onlar adına duyduğum utançla gözlemliyorum. Sadece onlar adına değil insanlık adına utanıyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>