«

»

Tem 31

İstihbarat

Emrah BEKÇİ

Devletler, iktidarlar tarafından yönetilirler. Yönetimdeki kasıt halkın refahıdır. Bir ülke içerisinde yaşayan toplum, güvenlik zafiyetinden dolayı endişe içerisinde bulunuyor ise. O devleti yöneten iktidarın atadığı güvenlik birimleri işin ehli insanlar değildir.

Ülkemizin (Türkiye), dünya üzerinde bulunduğu coğrafi konumu ve sınırlarının dışında yaşanan hadiseler, iç güvenliği tehdit eden yapılar haline geldi. Önceki tarihlerde kısmi terör ve ekonomi ile boğuşan ülkemiz. Son 15 sene içerisinde komşularının sınırları ve yönetimlerinin değiştiği, misakı dâhilinde çatışmaların hat safhada seyir ettiği, neredeyse ‘ölümün-İnsan öldürmenin’ doğal olarak kabul edildiği bir hal aldı.

Ülkelerin yaşamsal nefes alma sürecinin sağlıklı olması, ‘güvenlik’ ile alının tedbirlerin olumlu olmasından geçen somut işlerdir. Vatandaşın kendi yönetmesi için verdiği reyleri potansiyel daimi iktidar olma yolunda ‘ehil olmayan atamalara’ yöneltmesi, ülke genelinde, ülkeden olmayan farklı ideal ve düşüncelerin at oynatmalarına neden olacaktır.

Dünya tarihinde iktidar-güvenlik-istihbarat-yönetim-strateji ile ilgili basılmış olan bütün kitapların sayfalarını yokladığımız vakit; ülke yönetiminde bulunan, siyaseten tercih edilen kişi-kesimlerin işinde ehil olup olmadıklarını sorguladıklarına şahitlik ederiz.

Dünyada ileri seviyede adını zikredeceğimiz ülkelerin yönetiminde bulunan veya ataması yapılacak insanların, atanacakları kurum ve işi ne derecede doldurup olumlu netice alacaklarının analizi yapılıp, sonrasında bir dedeme sürecinden sonra hak ediyorsa daimi olarak atanacağı yere verildiğine şahitlik ederiz.

Ülkemizde ise; yazmış olduğum ve üzerinde durduğum bu metni bile doğru dürüst analiz edecek kabiliyette, bir elin parmak sayısı kadar atanmışının olmadığına inanan bir kişi olduğumu belirtmek isterim. Şahsımı da üzen bu cümle ülkemizin içinde bulunduğu vaziyetin içler acısı fotoğrafıdır.

Ülkemiz genelinde son zamanlarda vukuu bulan terör olayları, işinden evine, okuldan evine gelen her zümreden yaşayan insanımızı tedirgin etmektedir. Hatta terörle mücadele ile görevli bütün silahlı kuvvetlerimizin ‘aile-eş-yakınlarını’ dahi endişeye sevk etmektedir. Bunun nedeni ülkenin bütün misakında her şeyin, her an, ülkeyi yönetmesi için atanan ve vekâlet verilen şahıslardan emin olunmamsından kaynaklanmaktadır.

Ülkemizin yakın tarihine göz gezdirdiğimiz vakit. Ülkeyi yönetenlerin ‘açılım süreci’ başlığı altında günümüzde ‘eşkıya’ dedikleri kesimler ile kol kola, el ele pozlar verip, aynı atmosfer altında gözyaşı döktüklerine şahitlik ederiz. Hatta ve hatta, ‘hizmet’ başlığı altında yuları keferenin elinde olan cemaat hakkında ‘bu insanlar kötüdür, devlet düşmanıdır..vs.’ denildiği vakit, ‘Hocamız evliyadır, elleri öpülesidir..vs.’ gibi söylemlerle savunulduğunu 15 Temmuz 2016 tarihinde önce her yazılı-görsel medyada şaşkınlıkla şahitlik ederiz.

Ülkemizi kargaşa ve terör başlığı altında yaşanmaz bir hale getirenler, kendi ellerimizle ‘dindar’ dediğimiz, gerçekte ‘dini-dar’ olan kesimlerdir. Dindar insan vicdan sahibi, ahlaklı, vatan ve millet kaygısı olan kişidir. ‘Dini-dar’ dediğimiz kesim ise; amaca ulaşana kadar halk ile aynı tempoda davul çalan, hedefe vardığı vakit kendi bestesini söyleyen kişidir. Müslüman-Türk Milletinin en büyük zaafı: inancıdır. Rey verecek kişinin inancına tesir edip, vicdanını el geçiren iktidar iştahlı yapı, merdivenin ikinci basamağına çıktığı vakit ‘sermayenin’ düdüğünü öttürmeye başlar. Sermaye sahipleri koro şefi gibi, hangi notayı elindeki çubukla işaret ederse, siyasetçi düdükten o sesi çıkartır.

Üzülerek belirtmeliyim ki ülkemizin vaziyeti bu haldedir..

Hal böyle olunca, büyüme ve dünya ülkeleri arasında söz sahibi olma yolunda ilerleyen ülkemizin gidişine dur denilmek zorundadır. Çünkü bu coğrafyada ‘Güçlü Türkiye’yi kimse istememektedir. Güçlü Türkiye yerine, komut alan ve yabancı isteklerine arzu-endam edecek Türkiye istenmektedir.

Ülkemizin parlamentosunda vazife gören vekillerimizin %60’ına yakını ecnebi okullarından diplomalı kişilerdir. Bu tespitime itiraz edecekler elbet olacaktır. Yabancı milletler yönetecekleri ve etkin olacakları ülkelere tesir etmeleri için her 20 senede bir o ülkenin içerisinden vakti zamanı geldiğinde kendilerine hizmet edecek uygun karakterleri belirleyip, ülke yönetiminin sinir uçlarına dâhil ederler. Bunun için o ülkelerde ‘Vakıf Üniversitesi-Kolejler’ kurarlar. Yukarıdaki ilk cümleme itirazı olanların mecliste bulunan ‘vekillerimizin; lisans-yüksek lisans-kolej ve nereden burs aldıklarına’ bakmaları yerli olacaktır.

Ülke yönetimimizin vaziyeti bu halde iken, ülkemiz dâhilinde ve dışında güvenlik hizmetlerinde vazifeli olan ağzı süt kokan genç neslin zayiat vermesi, işini ehil bir şekilde yapması düşünülemez ve istenemez. Ülkemizi misaklarında meydana gelen her şiddet ve terör olayı sonucunda 5 dakika bile geçmeden medya kanallarına bağlanması sağlanan sözde stratejist, terör uzmanı, bilmem hangi üniversitenin torpille Prof-Doç-Dr olmuş akademisyenlerinin, boş laf salatası sözleri, bu zümreyi gerçekmiş gibi dinleyen halkımızda büyük fikri endişe yaratmaktadır.

Efendim!

Ülkemiz kabuk değiştirmektedir. Bu bir ‘Diriliş-Varoluş’ sürecidir. Geçmişte Aziz Müslüman-Türk Milletinin kanını emen kaşarlaşmış keneler zayıflamaya ve yok olmaya başlamıştır. Bu süreçte ülkemizi ve devletimizi yöneten erklerin en fazla önem vermeleri gereken yapı ‘güvenliktir’.

Güvenliğin sağlıklı bir şekilde nefes almasını ‘istihbarat’ sağlamaktadır. Haber almasında zafiyeti olan devletlerin her uzvunda hastalıklar sirayet eder. Bu hastalıklar bünyeyi sadece hasta etmezler, daha ileri bir seviyede ilerleyerek kangren ve bulaşıcı salgına neden olurlar. Tedavi ise teknolojik imkânları kullanarak sanal ortamda ameliyat değil, sahada, uzvu reel olarak görerek cerrahi operasyondur.

Aksi halde masa başında telefon ve takip sistemleriyle yapılan istihbarat çalışmaları, ancak ve ancak neticesini genç nesillerle ödediğimiz ve sadece seyrettiğimiz ah-vah’lardan öteye geçemeyecektir.

Türk Milleti en küçük hücresi olan aile yapılanmasına kadar devletine haber aktaran ve olumsuzlukları devletine bildiren, akabinde devletinin ise vatandaşını öncelikli dikkate alması gereken bir yapıda olmadığı müddetçe, ülkemizdeki kargaşa ve terör yaşamımızın her daim birinci sırasında olacaktır. Güçlü ve huzurlu bir devlet ancak ‘Güçlü Güvenlik’le, güçlü güvenlik ise, güçlü ve ehil insanların çalıştığı ‘İstihbarat’la olabilir..

Gerisi lafı güzaftır…

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>