«

»

Tem 22

İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir” Sözü Doğru mu?

Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar ÖZKAN 

 

Bu sorunun cevabını”ego” kavramı üzerinden verebiliriz. Ego, kişinin benlik duygusunu ve kendine duyduğu saygıyı karşılamaktadır. Egosuz insan yoktur. Yalnızca düşük ya da yüksek egolu insan vardır. Ego veya nefis insanın kendisidir. Nefis,ego, öz benlik, her şeyi fazlasıyla ister ve asla doymak bilmez. İnsan, egosunun ya kölesi ya da efendisidir.
Başarılı ve mutlu insanların hayatlarını incelediğimiz zaman, onların iş yaparken egolarından tamamen veya kısmen kurtulmuş olduklarını görürüz. Bu kişiler işlerini yaparken şimdiki an’ı yaşarlar. İş esnasında kısa bir süre özel hayatlarına dönmüş olsalar da hemen geri dönüp kendilerini işlerine verirler. Genel olarak akış yaşantısı içindedirler. Egolarının etkisinde fazla kalmadan görevleriyle bütünleşir ve nizamın akışıyla birlikte akıp giderler.
Bazı insanlar da, yaptıkları işte çok iyidirler, ama egoları yüzünden çalışmalarını kendileri sürekli sabote ederler. Bu kişiler işlerinden çok kendileriyle ilgilenirler. Egoları tanınma ister, ilgi görmek ister, önemsenmek ister, daha fazlaya sahip olmak ister…
Bu süreçte huzurdan uzaklaşırlar. Başka bir ifadeyle kendileri olamazlar.
Platon diyor ki “Nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol.”
Ego akıllı olabilir, ama zeki değildir. Akıllılığın kendi küçük hedefleri vardır. Zeki insan ise, tüm şeylerin birbirleriyle bağlantılı ve bir bütün olduğu tabloyu görür. Akıllı insanı menfaatleri motive eder. Bu sebeple akıllı insan çok dar görüşlüdür, uzağı göremez. Pek çok politikacı ve iş adamı akılıdır, ama zeki değildir. Akıllılık böler, zekilik birleştirir. Ego ayrılık üretir ve ayrılık da acıya sebep olur (Tolle, s. 119).
Egolarının etkisinde fazla kalan kişiler, en başarılı ve mutlu oldukları zamanlarda bile “Başkaları benden daha fazla itibar görüyor?” şeklinde düşünerek kendi huzurlarını kendileri kaçırırlar. Bu kişiler yaptıkları işlerinde bir sorun çıktığında, hemen duruma tepki gösterir ve geri çekilirler. Onların içlerinde küskün ve rencide edilmiş bir ben vardır. Bu ben faydasız itirazlarda bulunarak ve öfkelenerek büyük bir enerji harcar. Bu anti-enerji yeni bir muhalefet ve yeni engeller oluşturur. İşte bu sebeple derler ki, “ Bir insanın en büyük düşmanı başkaları değil, kendisidir.”
Egonun özünde yatan, “yeterli değilim” duygusu, başka birinin başarısına da tepki gösterir. Sanki o başarı kendisinden bir şeyler alıp götürüyormuş gibi… Oysa başka birinin başarısına gösterilen tepki kişinin kendi başarısını engeller. Zeki insanlar her gördüğü yerde başarıyı kucaklar ve sıcak karşılar. Böylece güçlerine güç katarlar.
İnsanların çoğu, ego temelli düşünceleri ve duygularıyla kendilerine büyük zarar verirler. Ego oldukça büyük miktarda enerji harcar. Bu sebeple pek çok hastanın, güçlenen egoları yüzünden iyileşmeleri uzun zaman alır.
Şüphesiz egonun ihtiyaçları giderilmelidir. Aksi durumda, duygularımızda ve fizyolojimizde dengesizlik ve bozukluk oluşur. Kendini önemli hissetme, takdir görme, onaylanma, yüreklendirme ve sevilme egonun en büyük ihtiyaçlarıdır. Ego tatmini insanlar için büyük ihtiyaçtır. Zararlı olan şişirilmiş egodur. Bütün zamanını egosunu çevresinde, kendisinin önemli olduğunu hissetme ve hak ettiği ilgi görme çabası içinde olan insan, asıl işlerini tam olarak yapamaz. Zamanını ve enerjisini ego tatmini peşinde koşarak boşuna harcar. Bu sebeple kişi kendisine düşmanlık etmiş olur.
Şişirilmiş egolu kişi, insanları kendilerine yarayanlar ve yaramayanlar şeklinde böler ve işine yaramayan insanlarla sürtüşmeye başlar. Onlara cephe alır. Oysa bütün insanlardan ders almamız gerekir.
Ego tatmin olamayınca, dış dünyadan bu açlığını gidermek istiyor. Kendisine “Başkaları ne der” anlayışına göre ayarlıyor. Bu durum, kişinin gücünü azaltıyor ve verimini düşürüyor. Sürekli dış kaynakları suçluyor. Başkalarını suçlamak bir zaman kaybıdır. Kişinin kendisine odaklanmasını engeller.
İnsanların % 75′ i duygularının sorumluluğunu dış kaynaklara veriyor. Geriye kalan %25’i duygularının sorumluluğunu üzerine alıyor. Yaşadığınız anlardaki duygusal durumunuzun sorumluluğunu kendiniz dışındaki bir varlığa yüklüyorsanız dışsalsınız demektir. Dışsal düşünce tarzı insanı çekingen yapar ( Dyer, s. 170).
Lynne Crowford’ a göre, insanların yüzde altmışı çekingendir. çekingen insanlar, kendi kusurları üzerinde odaklandıklarından güçlü noktalarını görmezden gelir ve başarısızlığa eğilimli olurlar. Kendi yeteneklerini etkiler ve eşsiz olduklarını hissedemezler. Çoğu zaman diğerlerinin ne düşündüğü üzerine odaklanır ve endişelenirler. Bu sebeplerle egonun açlığını ad gidermek gerekir.
“İyi veya kötü olan bir şey yoktur, öyle düşünmek onları öyle yapar” der Shakespeare. Kişinin kendi düşüncesiyle, kendisine verdiği zararı başka kimse veremez.

Hacı Bektaş-ı Veli (1281 – 1338), ”Hikmet arar isen özüne bir bak”, “Her ne arar isen kendinde ara” sözler ile bu gerçeği yüzyıllar önce keşfetmiş ve gözler önüne sermişti.

Özetle, içten dışa prensibine göre kendi üzerimizde çalışmayarak ve kendimizi işe yarar konuma getirmeyerek kendimize en büyük zararı vermiş oluyoruz.

Kaynaklar

TOLLE, Eckhart, Var Olmanın Gücü, çev. Handan Ünlü Haktanır, Koridor yayınları, İstanbul, 2019.

DYER, Weyne W., Hatalı alanlarımız, Arion Yayanları, İstanbul, 1995.
ÖZKAN, Zülfikar, Kendinle Barışmak, KOCAV Yayınları, İstanbul, 2017

 

 

                 İNSANLARLA HAYVANLAR ARASINDAKİ YARADILIŞ FARKLARI

 

Bu farkların bilincinde olursak, hayatımızın manasını ve amacını daha iyi fark edebilir ve kendi hayat programımızı kolayca oluşturabiliriz.

İşte insanlarla hayvanlar arasındaki farklardan bazıları:
• Hayvanlarla insanlar arasındaki en büyük fark bilinç durumundadır. Hayvanlar önceden programlanmış ve çoğunlukla sabit bir yaşama biçimine sahiptirler. İçgüdülerine yani bilinçsiz davranışlarına dayalı olarak hayat sürerler.
• İnsanlarda bilinç vardır. İnsanlar, düşük bilinçli ve yüksek bilinçli olmak üzere iki grubu ayrılırlar.
Düşük bilinçli insan, ego merkezlidir. Özne-nesne ayırımına dayanarak ve alışkanlık haline gelmiş gelenekleri takip ederek yaşar.
Yüksek bilinçli insan ise, geniş kapsamlı bir içgörü ve derin sezgisel anlayışa dayanarak hayatını sürdürür. Bu kişiler egolarını kontrol altına almışlardır.
• Hayvanlara her şey Yaratıcı tarafından hazır olarak verilmiştir. Onlar için ortam, besin, dost-düşman ve cinsel işler yeterlidir. Başka bir şeye ihtiyaçları yoktur. Bu sebeple onlarda ilerleme veya gerileme olmaz. Çünkü hayvanların hazır bir çevreleri vardır. İnsan ise kendi çevresini kendisi yapar.
• Hayvanların başarıları, çoğalma, besin sağlama, düşmandan kaçma ile sınırlıdır. Hayvana ne yapacağı ve neyi başaracağı hazır olarak verilmiştir. İnsan ise her türlü yetenekten yoksun olarak dünyaya gelir.
• Hayvanlarda değer duygusu yoktur. Onlar iyi ve kötüden anlamaz. Onlar için haksızlık, hırsızlık, zalimlik olmaz. İnsan ise değerlerin etkisi altında sürekli gerginlik içindedir. İnsanlar geliştikçe değer duygusu da gelişir.
• İnsan deneyimlerini saklamak, geliştirmek ve başkalarına aktarmak zorundadır. Hayvanlar ise kendilerine hazır ve yarı hazır olarak verilen şeylere konarlar.
Hayvanların, başlarından geçen olayları tespit edip saklaya ihtiyaçları yoktur. Onların herhangi bir amaçları ve hedefleri olmaz. Deneyim onlara hiçbir şey kazandırmıyor. Gelişme olmadığı için yaşlanmanın da onlara faydası yoktur. Hayvanlar için deneyim değil, becerikli ve kurnaz olmak önemlidir. Hayvanların kendilerine bir amaç ve hedef koymaya da ihtiyaçları yoktur. Yaratıcı hiçbir yerde gereksiz iş yapmaz. Nerede hayvana bol düşman vermişse, orada o hayvan türüne savunma araçları da vermiştir. Savunma araçları yoksa onların yığınla üremesi sağlanmıştır.
• İnsan öleceğini bilmesine karşılık, hayvanda böyle bir bilgi yoktur. İnsanın ölüm korkusu, bir içgüdü değildir. İnsan, hayatının ne zaman tehlikeye girdiğini ve gireceğini önceden kestirebilir. Hayvan ise kendi ölümü ve kendi türünden bir hayvanın ölümü karşısında kayıtsız kalıyor, ilgi duymuyor. Eğer hayvanda ölüm karşısında bir korku görülüyorsa, bu ona verilen bir içgüdüdür. Bu bilgi ile beslenen bir korku değildir. Onlarda akrabalık veya dostluk da yoktur.
• İnsan hayatı boyunca gelişme ve oluş içindedir. İnsan eğilebilen bir varlıktır. O plastisite özelliğine sahiptir. İnsan hayatının sonuna kadar alıcı olan bir varlıktır. İnsan hiç bir zaman “olmuş- bitmiş” değildir. Onu sürekli olarak başkaları eğitir. Aynı zamanda insan kendisini de eğitir.
• Hayvanların isi plastisite özelliği yoktur. Onlar hazır veya yarı hazır yeteneklerle dünyaya gelir. Bu sebeple hayvan kısa bir müddet sonra son şeklini alır. Hayvanlar, olmuş bitmiş varlıklardır. Onların eğitime ihtiyaçları yoktur. Onlar yaşlı hayvanlardan da, kendilerinden önceki kuşakların deneyimlerinden de bir şey öğrenemezler ( Mengüçoğlu, s.527).

Bu bilgilerin ışığında, bir insan olarak kendimizi yenilemek, geliştirmek ve tekamül etmek zorundayız.
Faydalanılan Kaynaklar
* KEYES, Ken, Yüksek Bilinç Kılavuzu, çev. Birol Çetinkaya, Akaşa Yayınları, İstanbul,1991.
• MENGÜÇOĞLU, Takiyettin. İnsan Felsefesi, Doğubatı yayınları, İstanbul 2015.
• ÖZKAN, Zülfikar, Sosyal İlişkilerin İyileştirici Gücü, Üsküdar Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2018.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>