x

KASIM AYINDAKİ ACI KAYIPLARIMIZ

Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Dairesi Başkanlığı, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü ve Müsteşar Yardımcılığı yaparak Türk milli eğitimine uzun yıllar başarılı hizmetler yapan, ayrıca geçmişte Adana Türk Ocağı, Ülkü-Bir Başkanlığı yapan büyük Türk milliyetçisi Necdet Özkaya 03.11.2017 Çarşamba günü vefat etmiş ve 05.11.2017 Pazar günü Adana’da Asri Mezarlık’a defnedilmiştir.

Aydınlar Ocağı Kurucu Üyelerinden Türk milliyetçiliğine büyük hizmetler yapmış olan Necati Bozkurt büyüğümüz 10.11.2017 Cuma günü vefat etmiş ve 11.11.2017 Cumartesi günü Üsküdar Karacaahmet Şakirin Camiinde kılınan cenaze namazından sonra defnedilmiştir.

Her iki Türk milliyetçisi büyüğümüze Allahtan rahmet diler, mekanlarının cennet olmasınI niyaz ederiz. Ailelerine ve Türk milliyetçisi camiaya sabır ve başsağlığı dileriz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

  

«

»

Ağu 27

İnsan ve Bilinmezi

Av. Mustafa ÖZKURT

İlim bende kelam bende
Nice nice alem bende
Yazar levhi kalem bende
Madem ki ben bir insanım

Aşık Daimi

İktisat fakültelerinde İktisada giriş derslerinde iktisadı tanımlarken ilk öğretilenlerden biri  “kaynakların kıt, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız” olduğu tezidir.

Bu tez bilimsel ambalaj içinde her iktisat bilimiyle tanışana altın yaldızlı ambalaj içinde sunulur. İlk duyulduğunda kulağa hoş gelmeden öte, bir bilinmezi kavramanın bilgiçliğinin hazzını bize vermişti.

Diğer sınıf arkadaşlarımı bilmem ama, ben rahmetli Prof. Dr. İrfan ERGİN’den Galatasaray iktisat ve İşletme Yüksek Okulunda ilk duyduğumda iktisat ilmini hemen orada çözdüğümü zannettim. Okul süresince bütün iktisadi analizlere bunu uygulamaya kalktım. Tıfıl bir iktisatçı olarak Amerika’yı sanki yeniden keşfetmiş gibiydim. Tıpkı harp okulunun ilk dersine giren öğrencinin kendisini geleceğin Genel Kurmay Başkanı gibi görmesi gibi. Genç yaşın verdiği bu ruh halini çok görmemek gerek.

Kıt bilgi ve tecrübesizlikle bu tez bana cazip olmaktan ziyade gerçekliğin ta kendisi olduğu kanaati hafızama yerleşmişti.

Oldum olası bu tür basmakalıp laflar insanların ilk etapta muhakeme yapmasına fırsat vermeden hafızaya yerleşir ve orada irdelenene kadar kalırlar.

Zaman içinde bunun hiçte tam doğru olmadığını anladım.

Her insanın zihninde ihtiyaç olarak belirlenen bir sınırsızlık vardır. Amma, bu sınırsızlık gerçek ihtiyaçlardan kaynaklanmıyordu. Kanaatkâr olamayan insanın hilkatinde var olan aç gözlüğünden kaynaklanmaktaydı.

İnsanın yaratılışından gelen ihtiraslarından, aç gözlüğünden kaynaklanan bu aşırı ihtiyaç duygusu, bizi mutsuzlaştırdığından “kaynakları sınırlı, ihtiyaçları sınırsız” görmemize sebep oluyordu.

Allah (C.C.) ilminde her şeyi bir ölçü yani bir denge üzerine yaratmıştır. Kâinat denge üzerine kurulmuştur. İslam’a göre dünya ve ahiret hayatı da bu dengeye tabidir. Ne dünya hayatı ahiretten üstündür, nede ahiret hayatı dünyadan üstündür. İkisi de dengededir. Hayatın amacı her iki dünyada da insanın gerçek mutluluğudur. İhtirasların esiri olmamamız için mutasavvıflar “insanı kâmil” üzerinde çok durmuşlardır. Mutluğumuzun az veya çokluğu insanı kâmil olmaya yaklaştığımız kadardır.

Modern insanın her türlü imkâna rağmen mutlu olamamasının sebebi bu dengeyi kuramamaktan kaynaklanmaktadır.

Her şeyde denge aranmalıdır. Bir Hadisi Şerifte Peygamberimiz “Sevdiğinizi çok aşırı sevmeyin, bir gün nefret edebilirsiniz.  Nefret ettiğiniz kişilerden de çok fazla nefret etmeyin, bir gün sevebilirsiniz”  buyuruyor. En güzel olan şey sevgide bile ölçülü olmalıyız.

Sözü bir hikâye ile bitirelim.

Zamanın birinde Hindistan’da yaşayan ava meraklı çok zengin bir raca varmış.

Bir gün veziri ve adamlarıyla birlikte tebdili kıyafetle avlanmaya çıkmış. Yolları bir nehir kenarında balık avlamaya çalışan yaşlı bir balıkçıya rastlamış. Raca atını sürerek yaşlı balıkçıya yaklaşmış. Balıkçıya

-Akşam olmak üzere, söyle bakalım ne yakaladın, hepsini satın almak istiyoruz. Demiş. Yaşlı balıkçı

  • Sabahtan beri hiçbir şey yakalayamadım beyim, bu gün talihim hiçte yaver gitmedi. Evde torunlarım benden yiyecek beklemektedirler. Demesi üzerine Raca
  • O halde oltanı at ne yakalarsan karşılığı kadar sana altın vereceğim. Balıkçı iyi giyimli bu adama bakıp, sevinçle oltasını düzeltip var gücüyle nehre savurmuş. Bir müddet sonra oltanın bir şeye takıldığını hissetmiş. Oltayı çekmeye başlamış ne fayda kuvveti yetmemiş. Oltanın büyük bir şeye takıldığını düşünüp, alacağı altın miktarının hayalini oracıkta kurmaya başlamış. Raca yanındaki askerlerden birine balıkçıya yardım etmesini emir buyurmuş. Oltayı çektiklerinde çıka, çıka ucunda bir kuru kafanın olduğunu görmüşler. Raca balıkçının talihsizliğine acımış ve ancak söz verdiği gibi kuru kafayı bir terazinin kefesine koymuş. Yanındaki vezire diğer kefeye altın koyun demiş. Yanlarında getirdikleri bir torba altını koymuşlar kuru kafa daha ağır basmış. Bu defa oradakilerin hepsi ceplerinde ne kadar altın varsa teraziye koymuşlar niye kuru kafa yerinden oynamamış, ağır basmış.
  • Paraları kalmayınca bu defa balıkçıyı, kuru kafayı yanlarına alarak saraya varmışlar. Sarayda tartmışlar hazinenin tamamını koymuşlar bir türlü kuru kafaya denk getirememişler.
  • Bunda bir hikmet olduğunu anlayan Raca memleketin âlimlerini toplamış ve onlara sebebini sormuş. Hiçbir cevap bulamamış. İçlerinde biri.
  • Hükümdarım yaşlı ve tek başına şehrin dışındaki kulübede tek başına yaşayan biri var onu çağıralım belki o bunu çözer demiş.
  • Hemen çağırmışlar. Yaşlı bilgin terazinin bir kefesindeki altın yığınlarına, diğer kefedeki kuru kafaya bakmış. Ya havle, çektikten sonra sağ eliyle sakalını kaşımış. Bir müddet sonra yerden bir avuç toprak alarak kuru kafanın üzerine atmış.
  • Toprağı atar atmaz altın dolu kefe gürültüyle yere yapışmış, kuru kafa havaya kalkmış. Raca ve etrafındakiler hayretler içinde bunu görmüşler. Yaşlı âlimi Raca yanına çağırarak hikmetini sormuş. Yaşlı âlim.
  • Hükümdarım bu kuru kafanın sahibi dünya hayatında bizim gibi yaşarken, gözü doymayan bir muhteris insandı.  Onun gözünü ancak bir avuç toprak doyururdu. Lakin suda boğularak öldüğünden toprakla buluşmadığı için hala gözü doymamıştı. Şimdi ben bir avuç toprak üzerine atınca gözü doydu.  Demiş.

İhtiyaçlar sınırsız değil, sadece ihtiraslarımız sınırsızdır. İnsanın akıbeti bellidir. Kamil olun. Mutlulukla kalın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>