«

»

Ağu 22

İman ve Namus Kıratları(!)

A.Kemal GÜL

 

“Komünizm geliyor yaygarasıyla Türkiye’yi ürkütüp yarattığı Yeşil Kuşak İslami ile bizi Demir Perde’ye karşı bedava şövalye olarak kullanan Haçlı Batı, şimdi aynı şeyi ‘Ilımlı İslam’ slogan ve projesiyle yapıyor. Tek fark, Türkiye’nin bu kez, gayri Müslimlere karşı değil, doğrudan doğruya İslam âlemine karşı kullanılmasıdır.
*
Önce, bir numaralı direnç noktası olabilecek değerleri yıkmak, Türkiye’nin omurgasını kırmak lazım. Omurga, Türkiye’yi farklı kılan Kemalist mirastır. Onu işe yaramaz hale sokmak gerekiyor. Onun petrolden daha güçlü olduğu anlaşılmıştır. Petrolün işini bitirdiler ama Kemalist mirasın işini bitiremiyorlar. Bu onları çıldırtıyor.
*
Çare şöyle bulundu: “Sizi model yapacağız” diyerek Türkiye’yi model olmaktan çıkarmak.
İlk iş, Kemalizm’in teorik koruyucu güçlerini, yani akılcı aydınları etkisizleştirmek, ikincisi, Cumhuriyet ordusunu saf dışı etmektir. İki binli yılların başından itibaren subaşlarına oturttukları imanı ve kanı bozukları kullanarak bu projelerinde büyük mesafe aldılar. Bir yandan bunu yapıyorlar, bir yandan da bize “Sizi İslam dünyasına model yapacağız” diyorlar. Ve bu halk sormuyor:
“Bizi İslam dünyasına model yapacaksanız bu modelin kaynağı olan mirasın yaratıcısına neden savaş açmış durumdasınız? Neden Atatürk’ten ve laiklikten vazgeçin diye avazınız çıktığı kadar bağırıyorsunuz?..”
*
İngiliz yazar Andrew Mango oyunun belini, şu sözlerle kırıyor:
“İslam coğrafyasındaki ülkeler tabii ki laik ve demokratik Türkiye’den ders alabilirler. Ama bugünkü Türkiye yerine 1930’ların Türkiye’sine bakarlarsa ve o Türkiye’nin bu hale nasıl geldiğini incelerlerse, kendilerini düzeltecek daha birçok şey öğrenebilirler!..”
*
Atatürk’ü niçin sevmediklerini anlamanıza yardımcı olsun diye bir olayı anımsayalım:
Yıl 1932… Birleşmiş Milletlerin nüvesi veya ilk şekli olan Milletler Cemiyeti kurulmaktadır. Dünyanın bu en büyük uluslar topluluğuna katılmamız için çevresindekiler Atatürk’e telkinde bulunurlar. Cevabı şu oluyor Atatürk’ün:
“Başvurmayı düşünmüyoruz, ama davet ederlerse katılırız!..”
Ve topluluk, 43 üyenin oybirliğiyle Türkiye’yi katılıma davet kararı alıyor. Ve Türkiye, işte bu davet üzerine o topluluğa katılıyor!..
*
Atatürk Türkiye’sinde o idik; bugün ABD ve AB önünde ne olduğumuz belli! Oradan buraya nasıl gelindiğini anlamak için, yine Atatürk’ün sözü bize yardımcı oluyor:
“Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela biz, kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün iş ve hareketlerimizle göstermeliyiz!..”
*
Atatürk mirasının bütün nimetlerini nankörce, melunca, patlayasıya-çatlayasıya yiyen kanı bozuk,
beyni uyuşuk dinci hainler bu gerçekleri bilmiyorlar mı? Bilmiyorlarsa yazıklar olsun onlara. Bilip de gereğini yapmıyorlarsa lanet olsun onlara!
Haçlı Batı, Türk halkının Atatürk mirasından yararlanmasına seyirci kalır mı? Sen gel de bunu anlat emperyalizmle işbirliğini ‘en büyük keramet’ sayan bilcümle dinci alçaklara. Kadınlarımızın yatak odalarına giren ırz düşmanı Yunan işgalcileri çoktan unuttular; Atatürk’ün içtiği rakıların kadeh çetelesini tutmaya devam ediyorlar. İman ve namus kıratları işte bu!..
*

Merhum Yaşar Nuri Hocanın yazdığı yukarıdaki yazısının isabetli bir örnek olacağını düşündüm.
Merhum hocamızın okuduğum bir kısım kitaplarından anlamaya çalıştığım, özellikle ‘dindarlık nedir’’kavramını açıklarken, anladığımız;

“Dindarlık, dindar olma, kişinin herhangi bir dinî yapıya bağlı olma ve dinin emirlerini gayretle yerine getirme durumu; kişinin mensubu olduğu dine ait inanç, ibadet ve sembollere ilişkin kabul, yoğunlaşma ve meşgul olma derecesi…”
“Din ve dindarlık, kendi irade ve tercihiyle dindar olmayı benimseyen kişiye hayatını nasıl devam ettirmesi gerektiğine dair bir çerçeve çiziyor.”
“Din, baskıyla benimsenemez.”
“Din ve dindarlığı önemseyen samimi dindarlar ciddi sorumluluklar taşır.”
“Müslümanların ve dini temsil makamında bulunanların olumlu ya da olumsuz davranışlarının üreteceği sonuçlar vardır ve bu sonuçlar sadece kendilerini bağlamaz; sergilenecek olumlu davranışların İslâm’a yönelik peşin hükümleri bertaraf etmesi mümkündür; olumsuz tutum ve davranışlar İslâm hakkında asılsız, yanlış, sübjektif kanaatlerin oluşmasına sebep olması da mümkündür.”
İlmî kaynaklardaki tarifler böyle…
Ayet-i kerime: “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır…” (Bakara, 2/256).
Din konusunda araştırma yapanlar, bu ayetin, başka dinden olanlar veya İslâm dinini henüz kabul etmeyenler için gönderildiğini, dine girenlerin ise kaidelere uymaları gerektiğini bilirler.
*
Eğer farkındaysanız, ‘’Rejim değişti, din değnekçileri aldı yürüdü!’’
Çarpıcı bir örnek;
Basından okuyoruz. Ankara Sincan’da bir ilkokulda, okul müdürü kadın öğretmenlerin topuklu ayakkabı giymelerinin dinen caiz olmadığına dair bir metni öğretmenlere okutturuyor, ardından da topuklu ayakkabıların dersin ahengini bozduğuna dair resmî yazı gönderiyor.
Ahenk bozma işin kılıfı.
Din böyle mi anlatılır? İnsanlar böyle mi ikna edilir? Ve sen kimsin? Din âlimi misin? Diyanet görevlisi misin? Nesin sen!
Sen bir yalancısın!
Bahsedilen ayet Nur surenin 31. ayetidir. Tefsirleri okuduğunuzda izahının bambaşka olduğunu göreceksiniz.
Akif’ bu beytini yazarken temaşa ediyordu içinde yaşadığı toplumu:
“Tevekkülün manası hiç öyle değil / Yazık ki beyni örümcekli bir yığın cahil / Nihayet dine oynayarak en rezil oyunu / Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu.”

*

Din eğitiminde de eski usul ezber ve taklit yerine, İslam tarihinden ‘’kula kulluk etmeyen’’ örneklerle geliştirilen hür kişilik ve bağımsız düşünceli Müslüman tipi esas alınmalıdır.

Eğitim sistemimizde, İslam’ı kültürel arka planıyla bir hayat haline getiren ve uygarlıkla bütünleştiren anlayışları içerir felsefi, bilimsel, edebi, sanatsal çalışmalara ilişkin müfredat programlarına yer verilebilir.

Hür ve yaratıcı düşünceyle, bu coğrafyada / kadim ülkemiz ANADOLU da ayakta kalmamızın ön şartlarından biri de, güçlendirilmiş üreten ekonomisiyle, demokratik kurumlarıyla ‘’gerçek demokratik rejimi’’le huzura kavuşabileceğimizin ön şartı olacaktır.

Türk milletinin güçlü iradesiyle, özgür ve bağımsız iradeye dayanan ‘’Yasama-Yargı-Yürüme’’ erglerinin hâkim olduğu demokrasi yeniden ülke yönetimine hâkim olacaktır elbette.

Üniter yapımızla hukukun üstünlüğüne dayanan Demokratik Parlamenter Sistemin, laik cumhuriyetimizin, Atatürk ilke ve inkılâplarının her durumda hâkim olacağından şüphemiz yoktur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>