«

»

Eki 13

İlliyet Bağı Kurma ve Kusur Oranı Belirleme:

 Dr. Hasan GÜNAYDIN

 

6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun “Temel ilkeler” başlıklı 3. maddesi “(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.” hükmüne amirdir. Yine aynı kanunun “Bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma başlıklı” 13. maddesine göre “ç) 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması” Bilirkişilik Listesinden çıkarılma sonucunu doğurmaktadır.

 

Özellikle İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin davalarda İlliyet Bağı Kurma ve Kusur Oranı Belirleme kaçınılmaz bir işlem olup, hatta, bazen mahkemeler tarafından bilirkişilerden bizzat istenmektedir. Görevlendirme esnasında da “Kusur yönünden incelenmek üzere Kusur Bilirkişisine tevdiine” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Oysa İlliyet Bağı Kurma ve Kusur Tespit Etme konusu hukuki bir mesele olduğundan yukarıda zikredilen kanun hükmü gereğince böyle bir mahkeme kararını yerine getirme bilirkişilik listesinden çıkarılmaya yol açacaktır. Bilirkişilik eğitiminde verilen bilgiler ve yapılan mütalaalar esnasında “sadece Mahkeme (hakim) kusur belirleyebilir ve illiyet bağı kurabilir” şeklinde uyarılarda bulunulmaktadır.  Fakat her bilim dalının kendi konuları içerisinde “Kusur Tespit Etme” ve “İlliyet Bağı Kurma” fiilinde bulunması kaçınılmazdır. Örneğin;

 

  • Bir ekonomist “Arz ve Talep Kanunu”’ndan söz ettiğinde aslında arz ve talep arasında illiyet bağı kurmaktadır. Yine, bir hekim “sigara kullanımı kalp krizi riskini %20 oranında arttırır” dediğinde sigara kullanımı ve kalp krizi arasında illiyet bağı kurmuş olmaktadır.

 

  • Benzer şekilde; “Malpractice var” denildiğinde kusur tespiti yapılmış olunmakta veya “Kusurlu İmalat” mühendislik uygulamalarında sıklıkla söz konusu edilebilmektedir. “Malpractice Var”diyebilmek içinse o konuda bilimsel ve teknik uzman bilgisine sahip olmak gerekmektedir. Mesela; By-Pass ameliyatı yapan bir doktorun ameliyatı kusurlu yaptığını söyleyebilmek için bu ameliyatın nasıl yapıldığı en iyi şekilde bilinmelidir.

 

Bu durumda, teknik ve bilimsel açıdan illiyet bağı kurma ve kusur belirleme kaçınılmaz bir faaliyettir ve bilimsel ya da teknik bilgi gerektirmektedir. Dolayısıyla, bilirkişilerin kendi alanlarında kusur belirlemeleri ve illiyet bağı kurmaları söz konusu kanunun ilgili hükmü ile çelişmektedir.

 

Klasik Mantığın temel kurallarından birine göre; (a=b) ve (b=c) ise (a=c) önermesinde bulunulabilir. Bu kuralı konumuza uyarlarsak;

 

  1. (İlliyet Bağı Kurma hukuki bir mesele olduğundan) sadece hakimler illiyet bağı kurabilir (a=b),
  1. İlliyet Bağı tüm bilim dallarında kaçınılmaz bir davranıştır (b=c),
  2. Öyleyse sadece hakimler bilimsel faaliyette bulunabilir (a=c).

 

Açıkça görüldüğü üzere; mantık kurallarına göre mantıksız ve geçersiz bir sonuca ulaşılmaktadır. “Sadece hakimler illiyet bağı kurabilir” önermesinde bulunulduğunda ortaya “herşeyi bilen, hiçbir bilginin bilgisi dışında kalmadığı, kusurdan ve bilgisizlikten münezzeh bir hakim” tablosu çıkmakta ve bu sonuç hayatın gerçekleri ile çelişmektedir.

 

Benzer şekilde, diğer bir önermeye göre;

 

  1. (Kusur Belirleme hukuki bir mesele olduğundan) sadece hakimler kusur belirleyebilir (a=b),
  1. Kusur Belirleme (Malpractice’te olduğu gibi) her bilim dalında var olan/teknik bilgi gerektiren bir konudur (b=c),
  2. Öyleyse hakimler her bilim dalını/teknik bilgiyi bilirler (a=c).

 

Burada da görüldüğü gibi; “sadece hakimler kusur belirleyebilir” önermesinde bulunulduğunda yine ortaya“herşeyi bilen, hiçbir bilginin bilgisi dışında kalmadığı, kusurdan ve bilgisizlikten münezzeh bir hakim” tablosu çıkmakta ve bu sonuç yine hayatın gerçekleri ile çelişmektedir.

 

Öyleyse, böyle mantık dışı bir sonuca ulaşmamak için İlliyet Bağı ve Kusur kavramlarını tanımlama ve benzer kavramlarla aralarındaki farkı belirleme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.

 

Bazı kaynaklarda “İlliyet Bağı” terimi “Neden Sonuç İlişkisi” şeklinde tanımlanmakta/ açıklanmaktadır. Ancak; hukuki metinlerde daha sık kullanılan “İlliyet Bağı” terimi ile felsefi/ilmi metinlerde daha fazla geçen “Neden Sonuç İlişkisi” terimini birbirinden ayırmak gerekmektedir. Başka bir ifadeyle; Neden Sonuç İlişkisi kavramı teknik ve bilimsel bir anlam taşımalı, İlliyet Bağı kavramı ise hukuki anlamda kullanılmalıdır. Benzer şekilde; “Hata” kelimesi ilmi ve teknik manada ele alınmalı, “Kusur” kelimesi ise hukuki mana içermelidir. Yani Kusur denildiğinde “Hukuki Sonuç Doğuran Bir Hata”, İlliyet Bağı denildiğinde de “Hukuki Sonuç Doğuran Neden Sonuç İlişkisi” anlaşılmalıdır.

 

Böyle kabul edildiği takdirde, başlangıçta belirttiğimiz çelişki ortadan kalkacak ve bilirkişilerin bilimsel ve teknik açıdan neden sonuç ilişkisi kurma hakkı ile yine bilimsel ve teknik hata belirleme yetkisi elinden alınmamış olacaktır. Aksi takdirde tüm adli vakalarda kusur ve kusur oranı belirleme yetkisi sadece hakimlerde kalacak ve pratik/teknik açıdan imkansız bir sonuç doğacaktır.

 

Yukarıda zikredilen kanun maddelerine göre yaşanabilecek bir başka sorun da ilgili kanun maddelerine atıfta bulunabilme yasağının getirilmiş olmasıdır. Zira kanun maddelerine atıfta bulunma aynı zamanda “Hukuki Nitelendirme ve Değerlendirmede Bulunma” faaliyetini içermektedir. Oysa kanun maddelerine atıfta bulunmadan hatalı uygulamaları analiz etmek/değerlendirmek mümkün değildir. Örneğin;

 

  • Sigortalı bir hasta Sosyal Güvenlik Kurumu’na dilekçe vererek kendisinden yasal ücretin üzerinde ilave ücret alındığını belirtmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu da konuyu inceleyip hastanın beyanına dayanarak sözleşme kapsamında cezai müeyyide uygulamıştır. Hastane uygulanan cezanın iptali için dava açmış ve dosya mütalaa vermek üzere bilirkişiye tevdii edilmiştir. İhtilaf konusu, “özel hastanenin yasal sınırın üzerinde ilave ücret alıp almadığıdır”. Bu ihtilaf konusunun açıklığa kavuşturulabilmesinin tek yolu ise, hastanenin aldığı ilave ücret karşılığında kestiği faturanın mahkemeye sunulmasıdır. Zira faturada yazan meblağ ile SGK tarafından resmi fiyatlara göre hastaneye ödenen meblağ arasında oranlama yapılması ve davaya konu ilave ücretin yasal sınırın (%200’ün) üzerinde olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun başka bir yolu yoktur ve faturanın sunulmaması halinde konu muallakta kalacaktır. Bilirkişi yazdığı raporda Vergi Usul Kanunu’nun ilgili maddelerine atıfta bulunarak hastadan alınan ilave ücret karşılığında fatura kesilmesi gerektiğini belirtmeli ve bu faturanın mahkemeye sunulması gerektiğini, aksi takdirde mütalaa verilmesinin mümkün olmadığını vurgulamalıdır. Ancak, böyle yazdığı takdirde, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun yukarıda zikredilen 3. maddesi ile 13. maddesine aykırı hareket etmiş olacak ve davacı tarafından şikayet edilerek Bilirkişilik Listesinden çıkartılacaktır. Sonuç olarak; bu koşullar altında bilirkişilik hizmeti verilmesi çok zor hatta imkansız görünmektedir.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>