«

»

Ağu 06

Hocalarımız

Ruhittin SÖNMEZ

Türkiye’de “hoca” denildiği zaman aklımıza üç zümre geliyor.

Birincisi, dini bilgileri öğreten ve din hizmetlerini yerine getiren “din görevlileri”dir. Yani Diyanet İşleri Başkanı, müftüler,  vaizler, imam ve hatipler, müezzinler ve Kur’an Kurslarında ders verenler…

Hoca deyince aklımıza gelen ikinci zümre Üniversitelerde ders veren, araştırma yapan öğretim üyeleri / bilim adamlarıdır.

Üçüncü grup olarak da ilk ve orta öğretimde, resmi ve özel eğitim kurumlarında ders veren öğretmenleri sayabiliriz.

Bunların hepsi de “insan yetiştirme düzenimizin” temel unsurlarıdır.

Her üç hoca kategorisinde de bir “nitelik sorunu olduğunu”, her üç meslekte olan hocaların  gelişmiş ülkelerdeki karşılıkları ile kıyaslandığında -istisnaları hariç tutarak- mesleki bilgi ve becerileri açısından hayli geride olduğunu tespit edebiliriz.

Haliyle bunların yetiştirdiği veya eğitim verdiği kesimlere de yansıyan bir kalite problemidir bu.

Lise seviyesine bile ulaşamayan fakülteler… Bırakın dilini, dinini ve tarihini, daha okuduğunu anlama ve anlatma becerisi dahi verememiş bir “milli eğitim” sistemi… Ve dininin en temel konularını bile öğretemeyen bir Diyanet ve dini eğitim sistemi.

İnsan kalitemizi geliştirmek istiyorsak ilk yapmamız gereken hocalarımızın kalitesini yükseltmek olmalı.

Bu yazımızda sadece din görevlilerinin saygınlığı ve niteliği konusunu değerlendirmeye çalışacağım.

***********************

MAYINLI ARAZİDE YÜRÜMEK

Dini konularda yorum yapmak ve din adamlarını eleştiren yazılar yazmak çok risklidir.

Bu konular üzerinde düşünmek ve hele yazmanın “mayınlı arazide yürümek” olduğunu biliyorum.

Ancak temel meselelerimizi görmezden gelirsek, başımız dertten kurtulmaz. Ülkemizi falanın veya filanın yönetiyor olması da çare olmaz.

Temel meselelerimizi çözmezsek, pahalı evlerde yaşayıp, lüks arabalara binmenin, şehirleri beton yığınlarına çevirmenin gelişme olmadığını çok yakında anlayacağız.

Hak, hukuk, adalet, ahlak, bilim, sanat, estetikten yoksun bir toplumun, maddi zenginlik içinde olsa bile, gelişmemiş sayılacağını fark edeceğiz.

Hatta maddi zenginliğin sürdürülebilir ve geliştirilebilir olmasının hak, hukuk, adalet, ahlak, bilim, sanat, estetikten yoksun toplumlarda imkânsız olduğunu tecrübe edeceğiz.

Toplumuzda bu değerlerin öğretilmesi ve yaşatılması görevi hocalarındır.

Öncelikle “din görevlileri” ve İlahiyatçı hocaların “rol model”  olma vasıfları ve “bilgi yönünden” yeterlilikleri konusu incelenmeye değer.

***********************

MEHMET GÖRMEZ VE HAYRETTİN KARAMAN ROL MODEL OLABİLİR Mİ?

Şüphesiz Diyanet İşleri Başkanından, Cami İmamına kadar, her hoca birer rol model olmak mevkiindedir.

Din görevlileri güzel ahlakı, dürüstlüğü, güvenilirliği ve bilgisi ile halkın saygınlığını kazanmış kişiler olmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bir milyonluk makam aracı konusunda yaptığı açıklamada “makam aracını iade edeceğini” açıklamıştı. Hem de “benim için o araç bir mezara dönüştü. Ben ibret-i âlem için o aracı iade edeceğim” sözleriyle.

Fakat Cumhurbaşkanının ısrarıyla o makam aracını iade etmediği gibi daha pahalı ikinci bir aracı daha makam aracı olarak kullandı.

Müslümanlar olarak, bir Türkiye’yi ziyaret eden Papa’nın ucuz ve küçük arabasıyla verdiği mütevazı görüntüye, bir de “israfı haram kabul eden” İslam dininin en yüksek temsil makamını işgal eden şahsın lüks makam araçlarına bakıyoruz. Ve utançtan boyunlarımız bükülüyor.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Cumhurbaşkanına “ya verdiğim sözü tutmama izin veriniz veya istifamı kabul ediniz, çünkü bu sözü verdiğim halde sözümü tutmazsam Müslümanların en yüksek temsil makamını işgal etmek bana haram olur” diyemedi.

Bırakın rol model olmayı, kötü bir örnek oldu.

***

Prof. Dr. Hayrettin Karaman yıllar öncesinden beri, özellikle İslam Hukukuna dair yazdığı kitaplarla, okuduğum bilgi kaynaklarımdan biriydi. Ancak,

  • Karaman, 27 Aralık 2013’de, Yeni Şafak’taki köşesinde, “Devletten ihale alanların, gönülsüz bile olsalar hayır kurumlarına bağış yapmalarına” cevaz veren bir fetva verdi.

İhale verme gibi devlet yetkileri kullanılarak temin edilen bağışları (veya rüşvetleri) meşru göstermesi Hoca’ya saygımı derinden sarstı.

  • Karaman, Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçiş Referandumunda “evet” demeyi farz olarak niteledi. “Bizi hedefe yaklaştıracak olan bir adımı daha ‘Evet’ diyerek atmak, ‘farz olanı tamamlayan ve ona yaklaştıran her fiil farzdır’ kuralının çerçevesine dâhildir” diye fetva verdi.

Türkiye’nin yarısını teşkil eden Müslümanları referandumda “hayırdediği için, farzı yani Allah’ın kesin olan bir emrini çiğnemiş olmakla suçlayan bir fetvaya saygı duymam imkânsızdı.

  • Hayrettin Karaman, “laikliğin ve çoğulculuğun İslam’a aykırı olduğunu” vurguladı.

Ben laikliğin İslam için bir teminat olduğunu düşünüyorum. Bu konuda Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olarak 2011 yılında Mısır’da yaptığı konuşmasındaki şu görüşlere inanıyorum:

“Türkiye’de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır. Ben Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü laiklik din düşmanlığı değildir. Laiklikten korkmayın.”

Bu bakımdan Hayrettin Karaman ve benzerleri bizim için rol model olamaz.

Gelecek yazıda Diyanet’in raporunda da yer alan “İlahiyat ve imam hatip lisesi mezunlarının nitelik sorununun bulunduğu” tespitini teyit eden çarpıcı bir araştırmadan bahsedeceğim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>