«

»

Şub 27

Hayır, Türk Dil Bilgisi Kuralları Yıpratılamaz! (Kanal İstanbul ve Şehr-i Şifa Örneği)

     Prof. Dr. Mehmet Metin KARAÖRS[1]

Dilin ve Türk Dilinin Tanımı:

Dil “İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş sosyal bir kurum” olarak tanımlanır.[2]

Türk Dili, Türkler arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, Türklerin özellikleriyle örtüşen kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli Türklerin bilinmeyen zamanlarında Türklerin arasında atılmış gizli antlaşmalar sistemi, Türk dünyasının Türk coğrafyasının seslerinden örülmüş sosyal bir kurumdur.

Dilin ve Türk Dilinin Kanunları

Dilin, Türkçenin en önemli özelliklerinden biri kendisine mahsus kanunları olup bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık olmasıdır. Bu kanunlar, dili ayakta tutan, onu diğer dillerden ayrı bir yapıya sahip kılan o dilin dil bilgisi kurallarıdır. Bu kurallar dilin yapısına hakim olan dilin yapı ve bünyesinden, eğilimlerinden doğmuş, dilin tarih içindeki istikametini gösteren özelliklerdir.

Dil bilgisi kuralları, dilin doğuşundan itibaren o dili konuşan milletin özelliklerinden doğmuş, o dili konuşan milletin tarihi seyrine uygun olarak gelişmiş kaidelerdir.

Her dilde ses bilgisi, şekil bilgisi, cümle bilgisi kuralları bulunmaktadır. Bu kuralların en önemlisi söz dizimi cümle bilgisi kanunlarıdır. Dili ayakta tutan özellikle söz dizimi yapısıdır.

Bir dilin söz dizimi kuralları o dili kullanan milletin düşünce, anlayış ve anlatım özelliklerini gösterir. Türkçenin uzun tarihi boyunca oluşan söz dizimi kuralları, Türk milletinin düşünce, mantık ve kainatı algılama anlayışının belirtisi olarak dilimize aksetmiştir.

Türkçenin Söz Dizimi Kuralları

  1. Kelime Sırası kuralı (Yardımcı ögenin başta, asıl ögenin sonda olması)
  2. Kelime Sırası ve Zaman Sırası Kuralı (yardımcı hareketlerin önce, asıl hareketin sonra ifade edilmesi)
  3. Kelime Sırası ve Ekler Sistemi Kuralı (kelimelerde kapsamı dar olan eklerin önce, kapsamı geniş olan eklerin sonra dizilmesi)

Türkçenin Söz Dizimi Kurallarının Yıpratılması

Dilde kelime dünyasından daha önemli olan söz dizimi kurallarının yıpratılması dilin bozulup iletişimi sağlama görevini yıpratmaktadır.

Son yıllarda küreselleşme akımları sıfat tamlaması şekli ve anlayışı ile Türkçenin söz dizimi kurallarına aykırı kullanımların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İki örnek:

 

1.1. İlk örneği santral İstanbul, son meşhur örneği Kanal İstanbul[3] olan kelime grupları görünüşe göre sıfat tamlaması gibidir. Fakat bu şekiller Türkçe sıfat ve sıfat tamlaması tanımı ve yapısına uymamaktadır.  “santral” ve “kanal” kelimeleri vasıf bildirmedikleri halde sıfat gibi kullanılışlardır.  Bu isimlendirme eskiden bir hükümet programında İstanbul Kanalı olarak adlandırılmıştı.[4]

Örnek olarak incelediğimiz Kanal İstanbul,  şekli

  1. Türkçe sıfat tamlaması şekli ve anlayışına aykırıdır.
  2. Türkçe söz dizimi şekline aykırıdır.

İstanbul Boğazı, Haliç Köprüsü, Doğan Kanalı, İstanbul Kanalı, İstanbul Santralı,  İstanbul Vadisi, İstanbul Forumu,  gibi doğru yapılmış belirtisiz isim tamlaması şekillerinin Boğaz İstanbul, Köprü Haliç, Kanal D, Kanal İstanbul, Santral İstanbul, Forum İstanbul şekillerine sokulması, Türkçe sıfat tamlaması ve söz dizimi kurallarına aykırıdır. Çünkü:

  1. Nesnelerin dış ve iç vasıflarını belirten isim cinsi kelimeler Türkçede sıfat olarak sınıflandırılıp bunlarla sıfat tamlaması yapılır. Vasıf bildirmeyen isimlerin, özel isimlerin Türkçede sıfat olarak kullanılmaması bir kuraldır. “Sıfatlar, adlardan önce gelerek onları niteleyen, nasıl olduklarını gösteren veya çeşitli yönlerden belirten adlardır. Onlar kendi başlarına bir varlığı bir nesneyi temsil etmeyip, varlık ve nesnelerde var olan niteleme ve belirtme özelliklerini soyut olarak gösterirler. Nitelik bildirmeye elverişli olmayan adlar sıfat olarak kullanılamazlar”[5] “Sıfatlar nesnelerin vasıflarının adlarıdır. Hiç vasıf ifade etmeyen, sadece ad olarak kullanılan mücerret isimler sıfat olarak kullanılmaya elverişli değildirler. Has isimler sıfat olarak kullanılmaya hiç elverişli değildirler. Has isimler esas itibariyle kelime olarak manası bulunmayan isimlerdir.”[6]

Süveyş Kanalı, Panama Kanalı, İstanbul Kanalı, İstanbul Santralı, Doğan Kanalı, (Aydın Doğan’ın TV. Kanalı) İstanbul Boğazı, Emirgan Parkı, Gülhane Parkı, Boğaziçi Köprüsü ve FSM Köprüsü şeklindeki Türkçenin söz dizimine uygun olarak yapılmış ve belirtisiz isim tamlamasından oluşmuş bu isimlerdeki iyelik eklerini attığımızda, karşımıza Süveyş Kanal, Panama Kanal, İstanbul Kanal, Doğan Kanal, İstanbul Boğaz, Emirgan Park, Gülhane Park, Boğaziçi Köprü ve FSM Köprü gibi anlamsız, mantıksız, özel isimlere sıfat görüntüsü veren şekiller çıkmakta, bu şekillerdeki tamlayan ve tamlananın arasında herhangi bir gramer bağı bulunmamaktadır. İyelik eklerini attığımız şekillerin bir de yerlerini değiştirelim: Kanal Süveyş, Kanal Panama, Kanal İstanbul, Kanal Doğan, Boğaz İstanbul, Park Emirgan, Park Gülhane, Köprü Boğaziçi ve Köprü FSM.

  1. Bu yanlış yapıların birini Kanal İstanbul şeklindeki kelime grubunu- Türk dil bilgisi söz dizimi bakımından daha geniş olarak inceleyelim: Türkçede isimler 1. sahiplik, aidiyet, iyelik bildirmek, 2. niteleme, vasıf bildirmek üzere yan yana gelirler. Bütün nesnelere altı şahıstan biri sahip olduğundan sahiplik bildiren iyelik grubunun da altı şekli vardır: (Benim kanalım, senin kanalın, onun kanalı, bizim kanalımız, sizin kanalınız onların kanalları gibi). İyelik grubunun üçüncü şahsındaki o şahıs zamiri, birinci ve ikinci şahsın dışında her şeyin yerine geçebildiğinden, yerine bir isim konduğunda ortaya isim tamlaması adı verilen kelime grubu çıkar. (O-nun kana-lı – İstanbul’un Kanal-ı gibi.) İsim tamlaması, ekli veya eksiz ilgi halindeki bir tamlayan isimle, mutlaka iyelik eki almış tamlanan bir ismin sahiplik, mülkiyet kavramı üzerinde birleşmesi ile kurulur. İstanbul-un Kanal-ı bir belirtili isim tamlamasıdır: İstanbul tamlayan isim, yardımcı öge;  kanal tamlanan isim, asıl öge,  “-un” ilgi hâli eki, “-ı iyelik ekidir. Bu anlatımda asıl söylenmek istenen kanaldır, bu kanalın İstanbul’a ait olduğu belirtilmektedir. Birçok yer adları belirtisiz isim tamlaması ile yapılır. Belirtisiz isim tamlamasında tamlayan, eksiz ilgi hâlindedir. İstanbul-un Kanal-ı şeklindeki belirtili isim tamlamasındaki “-un” ilgi hâli eki kullanılmayınca ortaya belirtisiz isim tamlaması olan İstanbul Kanalı şekli çıkar. Türkiye Cumhuriyeti, Türk Cumhuriyetleri, Türk Milleti, Türk Dili, Türk Bayrağı, Türk Edebiyatı, Türk Tarihi, Türk Gençliği, Türk varlığı, Türk yemini, İstiklal Marşı, milletvekili yemini, Ziya Gökalp Bulvarı, Ergenekon Destanı, Kızılelma Caddesi gibi isimler aynı yapıdadır. Belirtisiz isim tamlaması birleşik isim durumuna geçmeğe de uygundur: Ayak kabı>ayakkabı, dana burun-u> danaburnu, kahve değirmeni, cam göbek- i>camgöbeği, kahve renk-i> kahverengi, bel kemiği vb.

İstanbul Kanalı şeklindeki belirtisiz isim tamlamasının sonundaki “-ı” iyelik ekini çıkardığımızda bütün yapı ve anlam bozulmaktadır: İstanbul Kanal. Bu şekil bir sıfat tamlaması gibi görünse de özel isimler (İstanbul, özel isimdir) sıfat olamayacağı için bu yapı tamamıyla Türk dil mantığına aykırıdır. Sıfat tamlaması belirtme ve nitelendirme özelliğine sahip bir isim cinsi kelime ile (sıfat), belirtilen veya nitelenen bir ismin eksiz olarak yan yana gelmesi ile kurulur. Sıfat önce, isim sonra gelir: Güzel İstanbul, Üç İstanbul, taşı toprağı altın İstanbul, gibi.

İstanbul Kanal başka dillerin mantıklarına uyabilir. Türkçemiz dünyanın en mantıklı ve sağlam yapılı dillerinden biri, belki de birincisidir. Türkçemiz kendi mantığı ile vardır ve başka dillerden çok daha üstündür.

İstanbul Kanal şeklindeki bozuk ve anlamsız yapıdaki isimlerin yerlerini değiştirdiğimizde ise karşımıza bir dil ucubesi çıkar:  Kanal İstanbul. Tıpkı, Kanal D (Kanal Doğan, bu Aydın Doğan’ın TV kanalının kısaltmasıdır),  Kanal Süveyş, Kanal Panama gibi.

Doğru ve Türkçeye uygun şekiller: İstanbul Kanalı, D Kanalı (Aydın Doğan’ın Kanalı)

1993 yılında Kanal D isimlendirmesinin yanlış olduğunu, bu ve benzeri şekillerin Türkçemize Batı dillerinden geldiğini, Türkçenin mantığını anlayıp kavrayanların bunları kullanmadığını yazmıştım.[7] Sağır kulaklar tamlamaları bu hâle getirdi.

05/05/2011 tarihli genel ağ sayfalarında bir de yapılacak kanalın hafriyatından çıkan artıklarla Marmara Denizi ortasında bir piknik adası yapılacağı haberleri de vardı. Bu adanın ismini de şımarık medya hemen koymuş. İkinci bir dil ucubesi:  Mangal İstanbul (!)

 

1.2.VAKIF KATILIM (İstanbul Eminönü Meydanı’na asılan afiş)

Bu anlatım acaba “Vakıf katılımı” demek mi yoksa “katılım vakfı” demek mi anlaşılmıyor.

Bu anlatımda vakıf ve katılım kelimeleri, arasında bir gramer ilgisi yok. İki kelime de yalın halde. Yalın halde sıfat niteliğinde bir isimle yalın bir ismin yana gelerek bir birlik oluşturma şekli sıfat tamlaması demektir. Bu sıfat tamlaması değil. Sıfat tamlamasında birinci kelime vasıf bildiren bir isim olup ikinci kelimeyi nitelendirmesi gerekli. “vakıf” kelimesi  cins ismi niteliğinde bir kelime. Katılım kelimesini nitelendirmiyor. Bu birleşme şekli yanlış. Doğru şeklin belirtisiz isim tamlaması şeklindeki Vakıf katılım-ı olması gerekiyor.

Belirtisiz isim taml: = İlgi (genitif) halinde tamlayan isim +  tamlanan isim + iyelik eki

Vakıf katılım-ı    =   (vakıf ) + (katılım) +  (- ı)

“Vakıf katılım” şeklindeki yan yana gelmede iyelik ekinin kullanılmaması anlatımı anlaşılmaz hale sokmaktadır.

İyelik eklerinin atılması Türk insanında aidiyet, sahiplik, benimseme ve mülkiyet duygusunun zayıflaması demektir. Başka dillerde en az iki kelimeyle ve sadece şahıs zamirlerinin ilgi halli şekillerinin yalın haldeki isimlerin önüne gelmesiyle (your book: senin kitap) şeklinde yapılan iyelik ifadesinin Türkçede şahıs zamirlerinin ilgi hali şekillerinin  iyelik eki almış tamlanan ismin önüne gelerek yapılması  (senin kitap-ı-n) Türk dilinde iyelik sisteminin çok kuvvetli olduğunun bir delili olup bu da mülkiyeti reddeden siyasi sistemlerin Türk milleti, Türk düşüncesi bakımından benimsenmediğini ve benimsenemeyeceğini göstermektedir.[8]

2.1.Türkçe Söz Dizimine Aykırı Şekiller:

Anadolu’nun ortasında Afyonkarahisar ilinin Sandıklı ilçesinde 19 Ağustos 2014’te başlatılan projenin adı Şehr-i Emin Şehr-i Şifa Sandıklı’dır. Türkçenin isim tamlaması kuralı varken Farsçanın izafet terkibini kullanmak “bir gecede cahil kaldık” diye Osmanlı Türkçesine heves edenlerin arzusudur.

Şöyle ki:

“Şehr-i Emin Şehr-i Şifa Sandıklı” tamlayanları Farsçaya göre yapılmış iki tamlamadan oluşan bir sıfat tamlamasıdır.

“Şehr-i Emin, Şehr-i Şifa” şekilleri,   Emin Şehir şeklinde sıfat tamlaması ve Şifa Şehri şeklinde belirtisiz isim tamlaması olarak kullanılmalıdır. Şehr-i Emin Şehr-i Şifa,  şekilleri Türkçenin asıl öge sonda yardımcı öge başta şeklindeki söz dizimi kuralına aykırı olup bir Hint Avrupa dili olan Farsçanın söz dizimine uygundur.

Bu isimlendirmede “emin şehir” şeklindeki Türkçe sıfat tamlaması Farsça olan “şehr-i emin” şekline; “şifa şehri” şeklinde olması gereken Türkçe belirtisiz isim tamlaması Farsça olan “şehr-i şifa” şekline sokularak Türkçe söz diziminin sıfat ve isim tamlamaları yapım kuralları terk edilip Farsça olan şekiller tercih edilmiştir. Türkçede yerleşmiş olan, “şehir, emin, şifa” gibi yabancı asıllı kelimeleri “Türkçeleşmiş” olarak kabul edip kullanmaktayız. Ancak bu kelimelerle yapılan Farsça ve Arapçaya uygun isim ve sıfat tamlamaları şekillerini, Türkçe isim ve sıfat tamlamaları yerine kullanamayız. Kullanırsak burada olduğu gibi Türk cümle yapısının bir kuralını yıkmış olmaktayız.

2.2. 4. Levent, 2. Cumhurbaşkanı, 3. Selim, 2. Abdülhamit, 1. Madde, 2. Kat, 4. Soru, 11. Bölüm, 3. Sınıf,… (Dördüncü Levent, İkinci Cumhurbaşkanı, Üçüncü Selim, birinci madde, ikinci kat, dördüncü soru, on birinci bölüm, üçüncü sınıf,…) gibi “–ıncı, üncu… eklerini alarak yapılmış sıra sayı sıfatlarıyla Türkçeye uygun olarak yapılmış sıfat tamlaması şeklilerini ters çevirip yani sıfat + isim = sıfat tamlaması (birinci +  madde = birinci madde) şeklini, isim + sıfat (madde + bir, “Levent 4, Selim 3, Abdülhamit 2, Madde 1.kat 2, soru 4, bölüm 11, sınıf 3) şekline sokarsak Türkçenin sıfat önce isim sonra gelir, yardımcı öge sıfat önce, asıl öge isim sonra gelir şeklindeki Türkçe söz dizimi kuralını yıkmış oluruz. Bu şekillere alışıldı, üstünde durmayalım demek bir tür yanlışı doğru kabul ederek yanlışta israr etmek demektir.

3.Yabancı kelimelerle Türkçe isimler birleştirilerek yeni dil ucubeleri ortaya çıkmaktadır. Ülkemize dikilen zevksiz, kaba gökdelenler Türk Mimari üslubuna ne kadar yabancı ise bu isimlendirmeler de Türkçeye Türk dil zevkine yabancı, uygun değildir. Örnekler: WE HALİÇ, SKAYLAND İSTANBUL, HANCI CENTER, TORUN CENTER, DENTSİSTANBUL”

Türkçe harf adlarını, İngilizce adlarıyla söylememiz de moda oldu. NTV adını ENTİVİ şeklinde, BMC adını BİEMSİ diye kullanmamız gibi.

Türk Dil Bilgisi kurallarının yıpranması üzerinde en çok durulması gereken konudur ve Türkçenin geleceğini tehlikeye sokmaktadır.

 

Sonuç:

Türkçenin hiçbir kusuru, eksiği ve noksanı yoktur. Türkçeyi bilmeyenlerin Türkçe ile ilgili mantıksız, anlamsız kullanımları ve Türkçeyle kavgaları, Türklükle kavgaları vardır.

Türkçenin yapısını ve mantığını anlamayanlar, tabiatın dengesini de değiştirmeye kalkmaktadırlar.

Türk Dil Bilgisi kurallarının yıpratılması ile ilgili şahsım ve meslektaşlarım tarafından yazılan yazılarda ve Türkiye’de etkin bir sivil toplum kuruluşu olan Aydınlar Ocaklarının 27-29 Ekim 2017 tarihinde Ankara’da yapılan 46. Büyük Şurası Sonuç Bildirisi’nde de belirtildiği gibi genel olarak TDK Başkanlığınca yaptırım gücü olan çalışmalarla bu kullanımlara engel olunabileceği şeklinde olup, bu da siyasi iradenin TBMM raflarında beklemekte olan Türk Dilini Koruma Kanunu’nu çıkararak Türkçemizi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin koruması altına almasıyla mümkün olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” sözlerinde de belirttiği gibi “Türk dilini şuurla işlemek, Türklük duyguları ile Türk dilinin bağlarını daha çok sağlamlaştırmak” için Türk Dil Kurumunun  Türk Dil Akademisi haline getirilmesi gereklidir.

[1] Yeni Türk Dili Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Fen-Edb. Fak. TDEB Öğretim Üyesi, e-posta: metrinkaraors@yahoo.com  0532 5699816

[2] ERGİN, Prof. Dr. Muharem, Türk Dil Bilgisi,s.3-4

[3] Karaörs, Prof. Dr. M. Metin, Bir Türk Dil Bilgisi Dersi: Kanal İstanbul’dan Mangal İstanbul’a, Türk Dünyası Tarih Dergisi, TDAV yayını, İstanbul, S. 297,  Eylül 2011, s. 51-52

[4] Bülent Ecevit, 1994 yılında parti beyannamesinde İstanbul Kanalı diye isimlendirmişti.

[5] Korkmaz, Prof .Dr. Zeynep, Türkiye Türkçesi Grameri, TDK yay. Ankara 2009, s. 333-335

[6] — Ergin age. s .208

[7]Karaörs, Prof. Dr. M. Metin Talas Aşağı, Talas Yukarı, Yayın : 1. Erciyes, (dergi) Kayseri, 1993 Kasım, S: 191, s: 19

 

[8] Ergin, Prof. Dr Muharem, Türkçede Millet Felsefesi, Kubbealtı Akademi Mecmuası Ocak.1986.sayı 1. s.64-65

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>