x

 

ARAMIZDAN AYRILIŞININ 81. YILINDA

ATATÜRK’Ü RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ

 

Aramızdan ayrılışının 81. yılında, hepimizin, Atatürk’ün yaptıklarını ve düşünce sistemini   bir defa daha tarihin süzgecinden  geçirmemiz ve yorumlamamız gerekmektedir. Yüce Önder Atatürk’ün milliyetçi düşünce sistemi; birleştirici ve bütünleştirici yapısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni, ülkesi ve milletiyle sonsuza dek bölünmez bir bütün olarak yaşatacak en büyük güçtür. Türkiye Cumhuriyeti devletinin düşmanlarının, milli birlik ve beraberliğimizi bozma, vatanımızı bölme ve rejimimizi değiştirme çabalarının karşısında en büyük engel, Atatürk’ün  “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünde ifadesini bulan milliyetçilik anlayışıdır.

Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletine düşman unsurlarının saldırılarının hedefinde bulunan “Atatürk, Türk vatanı, Türk kimliği, üniter yapı, milli devlet,  Türkçe, İstiklâl Marşı ve Türk bayrağı”na sahip çıkmalıyız. Milli, manevî ve kültürel değerlerimiz etrafında gerçekleştireceğimiz birlik ve beraberlik ortamı, dış düşmanların ve onların yerli işbirlikçilerinin her türlü oyunun bozacaktır. Milletimizi millet yapan değerlerle, devletimizi devlet yapan değerlerin birlikteliğini sağladığımız gün, Türkiye Cumhuriyeti, bizi küreselleşen dünyanın en seçkin, en saygın bir üyesi haline getirecektir.

                Aydınlar Ocakları olarak Aziz Atatürk’ü 81. ölüm yıldönümünde  bir defa daha rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz ve eserlerine ve düşüncelerine ve milletçe sahip çıkacağımızı bir defa ifade ediyoruz.           

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

«

»

Tem 31

Gelişmişlik ve Ahlak

Dr. Hasan GÜNAYDIN

 

Kant’a göre insan, eylemlerini kişisel çıkarı için veya merhamet gibi hisleri nedeniyle değil GÖREV ANLAYIŞI ile yerine getirmelidir. Yani, merhamet hisleriyle bağış yapmak veya toplumsal baskı sonucu yardımda bulunmak ya da saygınlık kazanmak amacıyla ahlaklı davranışlar sergilemek gerçek ahlaki eylem değildir. Eylemlerin sebebi sonuçlarından çok daha fazla önemlidir.

 

Genellikle eğitim ve gelişmişlik arasında önemli bir bağ olduğu savunulur. Doğal olarak, bu görüşü kabul etmemek mümkün değildir.

 

Max Weber ise yaptığı çalışmalarında ahlak ve kapitalist gelişim arasındaki ilişkileri incelemiştir. Aslında toplumsal yaşam, gelişmişlik ve ahlak arasında sanıldığından çok daha fazla, çok daha etkin bir ilişki bulunmaktadır. Kanaatimce ahlak şu etkilere sahiptir:

 

  • AHLAK EĞİTİM TALEBİ DOĞURUR. Örneğin; ahlaklı bir insan yaptığı işi en iyi şekilde yapmak, aldığı ücreti hak etmek ister. Aldığı ücreti hak etmesi ise işini en iyi, en bilgili şekilde yapmasını gerektirir. Bu nedenle ahlaklı bir insan iyiye doğru gelişmek, bunun için okumak ve eğitim almak ihtiyacı duyar. O, diğer pek çok birey gibi çalışmadan ya da hak etmeden kazanmak istemez. Az çalışmak veya bilgisiz, yetersiz ve verimsiz olmak onu rahatsız eder.

 

  • AHLAK ADALET TALEBİ DOĞURUR. Mesela; dürüst ve ahlaklı bir insan yapılan haksızlıkları gördüğünde devletin ya da adalet kurumlarının adaleti tesis etmesini ve daha adil olmasını ister; hatta gerekirse bunu dile getirir ve mücadele eder. Kendisi de görev yaptığı yerlerde adil olmaya, adaletle yönetmeye çalışır. Yöneticilerinin adaletli olmalarını bekler.

 

  • AHLAK DÜZEN VE ÖRGÜTLENME TALEBİ DOĞURUR. Bulunduğu ortamda adaletsizliğin, başıbozukluğun ve karmaşanın kol gezdiğini gören kişi bu kuralsızlıktan şikayetçi olur. Dile getirse de getirmese de, kurallara uyulmasını, düzenli bir ortamın oluşturulmasını talep eder.

 

  • AHLAK DİĞER İNSANLARIN DA AHLAKLI OLMASI TALEBİNİ DOĞURUR. Ahlaklı insan gayrı ahlaki davranışlarda bulunanlarla beraber olmaktan hoşlanmaz. Onlarla arkadaşlık etmekten ya da birlikte faaliyette bulunmaktan kaçınır. Çevresindekilerin de kendisi gibi dürüst olmasını ister. Bunun için, gördüğü kötülükleri eleştirmeye başlar, hatta düzeltmeye çalışır. Toplumda ahlaklı insanların çoğalması bir nevi denetim mekanizması kurar. Zira kötü davranışlar eleştirilir ve engellenmeye çalışılır. Oysa ahlaki değerlerin önemsenmediği toplumlarda, ya yolsuzluklara iştirak ya da onları desteklemek söz konusudur. Toplum bu tür davranışları önemsememekte/umursamamakta ve engellemek için çaba sarf etmemektedir; bazen daha da ileri giderek destekleyip savunmaktadır.

 

  • AHLAK AÇIKLIK/ŞEFFAFLIK TALEBİ DOĞURUR. Ahlaklı insan kapalı kapılar arkasında yapılan usulsüz işleri tasvip etmez. Böyle davranan yöneticileri desteklemez. Tam tersine bu gibi yolsuzlukları açığa çıkaran medya kuruluşlarına destek olur, onları hararetle savunur. Böylece ahlak şeffaf yönetimin oluşmasını sağlar. Ahlaksızlığın yaygın olduğu toplumlarda ne kadar kural konulursa konulsun yapılanların önüne geçmek çok zordur. Zira kuralları takan ve onlara uymak için gayret sarf edenlerin sayısı azdır. Çoğunluk ahlaksız davranışlara iştirak edenlerin ya da bananecilerin elindedir.

 

Sonuç olarak; toplumda ahlaklı insanların artması, hem eğitim seviyesinin yükselmesini, hem daha etkin bir adalet mekanizmasının kurulmasını, hem de daha şeffaf ve düzenli bir yönetimin oluşmasını sağlar. Geri kalmış ülkelere baktığımızda siyasi ve ticari ahlakın gelişmiş ülkelere nazaran daha az yaygın ve etkin olduğunu görürüz. Aslında geri kalmışlığın belki de en önemli sebebi, eğitimsizlik değil ahlak düşüklüğüdür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>