«

»

Nis 26

Egemenlik, Bağımsızlık ve Demokrasi

Dr. Sakin ÖNER

            18 Mart 1915’te kazanılan Çanakkale Zaferi, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan “Ya istiklâl, ya ölüm!” iradesinin ön sözüdür. 19 Mayıs 1919’da ortaya konulan millî kurtuluş iradesi, 1921’de başlayan ve 9 Eylül 1922’de düşmanın denize dökülmesi ile sonuçlanan İstiklâl Harbi’nin ön sözüdür. 23 Nisan 1920’de Ankara’da millî egemenliğin temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin ön sözüdür.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. yıldönümünü idrak ettik. 23 Nisan 1920 tarihi, Osmanlı devletinden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişin en önemli köşe taşıdır. Osmanlıcılık ve İslâmcılık siyasetlerine rağmen çöküşten kurtulamayan ve doğal ömrünü tamamladığı açıkça görülen Osmanlı devletinin tarihimizdeki bırakacağı boşluk,  23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile önlenmiştir. 20. Yüzyılın başlarından itibaren Türkçülük siyaseti ile yetişen Türk aydınlarında  oluşan “Çanakkale ruhu”, 1915’te Çanakkale Zaferi’ni, o da 19 Mayıs 1919’dan sonra oluşan “Kuvva-yı milliye ruhu”nu doğurmuştur.

Atatürk’ün, 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıktığında, vatanı düşmanlardan kurtarıp sonlanacağı mukadder görünen Osmanlı devletinin yerine yeni bir Türk devleti kurma kararında olduğu, süreç içindeki gelişmelerden belli olmuştur. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra Amasya, Erzurum ve Sivas’ta milletin temsilcileri istişareler sonucunda alınan kararlara göre hareket etmesi de, padişah iradesi yerine millet iradesine dayalı bir devlet projesi olduğunu ortaya koymuştur. 23 Nisan 1920’de Ankara’da milletin temsilcilerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ise bu sürecin sonunda demokratik yapıda bir Cumhuriyet idaresinin kurulacağının kesin işaretidir.

18 Mart 1915’te Atatürk, “Çanakkale Zaferi” ile Türk milletinin milli kahramanı olmuş ve milletin maşeri vicdanında büyük bir beğeni ve güven kazanmıştır. İsteseydi, millet nezdindeki bu itibarıyla dağıtılmış olan orduyu toplayabilir ve düşmanla sonucu belli olmayan bir mücadeleye girişebilirdi. Gerçekçi olan ve bilimsel düşünen bir insan olan Atatürk, işlerin kara düzen değil, milletin iradesine ve kararına dayalı olarak düzenli bir biçimde yürütülmesine önem vermiştir. Bunun için önce ileride kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin çekirdeğini oluşturacak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açmıştır.

  1. Yılını kutladığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, ülkemizde demokratik hayata geçişin de ilk adımıdır. Çünkü bu tarihten itibaren, Türk milleti, Padişahın tebaası olmaktan çıkarak, ülkenin vatandaşı olma mevkiine terfi etmiştir. Böylece egemenlik, kayıtsız ve şartsız millete geçmiştir. Millet bu gücünü, millî iradenin temsilcilerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle kullanmaya başlamıştır. Millî Kurtuluş Savaşımız, bu meclis eliyle yönetilmiştir. Kurulan yeni Türk ordusu, ”TBMM Ordusu”dur. Bu ordunun Başkomutanı, bu meclis tarafından üçer aylık yetkilendirmelerle tayin edilmiştir. Kısacası, Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde zaferle sonuçlanan istiklâl mücadelesinden sonra hayata geçirilen, Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu meclisin kararıyla kurulmuştur.

“MİLLÎ EGEMENLİK” VE “MİLLÎ BAĞIMSIZLIK”

“Millî egemenlik” ve “millî bağımsızlık” birbirini bütünleyen ilkelerdir. Millî egemenlik, halkın kendi kendini yönetmesi; millî bağımsızlık ise bir devletin, kendisi ile ilgili kararları alma yetkisinin kendisi dışında bir başka uluslararası otoritede değil, bizatihi devletin kendisinde olmasını ifade eder.          Günümüzün en gelişmiş devlet yönetim biçimi, “Demokrasi”dir.  Demokrasi, “halk iktidarı” ya da “halk egemenliği” demektir. Demokrasinin temeli, milli egemenliğe dayanır. Milli egemenlikte, egemenliğin tek meşru kaynağı ve sahibi, millettir. Millet iradesi, bireylerin iradelerinin bir araya gelmesinden, kaynaşmasından, sentezinden oluşmaktadır. Millî egemenlik milletleşme olayına bağlı olarak, milletin bölünmez iradesidir.

Demokrasilerde millet, egemenlik yetkisini şu üç üç organ eliyle kullanır: Yasama, yürütme ve yargı. Millet, yasama, yani kanun yapma yetkisini, TBMM eliyle kullanır. TBMM, açılışından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar geçen sürede 11O yasa çıkarmıştır.  Millet, yürütme yetkisini ise, kendisinin seçtiği devlet başkanı, bakanlar ve devlet kurumlarında görev alan bürokratlar eliyle kullanır. Millet “yargı” yetkisini ise bağımsız yargı organları eli ile kullanır. Demokratik düzen, insan hak ve özgürlüklerinin en iyi şekilde korunduğu ve saygı gördüğü düzendir. Bu düzenin temel nitelikleri; adaletin ve hukukun üstünlüğüdür.  Bu düzen, insan onur ve haysiyetinin, söz, düşünce, kanaat, din ve vicdan özgürlüğünün de, en büyük güvencesidir.

Türk milleti, 23 Nisan 1920’de  millî egemenliğini, 29 Ekim 1923’te millî bağımsızlığını kazanmıştır. Böylece 19 Mayıs 1919’da başlayan yeni Türk devletinin kuruluş süreci, Cumhuriyet’le taçlanarak tamamlanmıştır. Atatürk, millî egemenliğin önemini iki ayrı demecinde şu şekilde ifade etmiştir: “Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir. 1923 (Atatürk’ün S.D. I, s. 300)” “Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. 1929 (Atatürk’ün B. N., s. 82-83)”

ÇOCUKLARINA BAYRAM ARMAĞAN EDEN İLK VE TEK MİLLET

Atatürk, millet iradesinin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan tarihini, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak Türk çocuklarına armağan etmiştir. Dünyada çocuklarına bir bayram hediye etmiş  başka bir millet yoktur. Bu çocuklarımız için en büyük onurdur.  Atatürk, 23 Nisan 1920’de oluşturulan siyasal ve sosyal yeni değerler topluluğunun gelecekteki güvencesi olarak, bugünün küçüğü, yarının büyüğü olan çocuklarımızı görmüş ve onun için bu bayramı onlara armağan etmiştir.

Çocuk; birliğin, beraberliğin, sevginin, doğrunun ve dürüstlüğün simgesidir. Onun gönlünde kin, öfke ve düşmanlık yer etmez. Onun gönlünde açacak  bağımsızlık ve egemenlik çiçeği, sonsuza kadar sönmez. Daha çocuk yaşta egemenliğin değerini ve önemini kavrayan bir kişi, onun sürekli koruyucusu ve kollayıcısı olur, ona sahip çıkar.

Biz büyükler de, devlet ve millet olarak çocuklarımıza ve gençlerimize sahip çıkmalıyız. Onlara, her şeyden önce vatan, millet ve insan sevgisini, aşılamalıyız, Onları hak ve görevlerini bilen bilinçli yurttaşlar olarak yetiştirmeliyiz. Onları, millî ve manevî değerleri, kişisel değerlerin üstünde tutan, ülkesi ve milleti için çalışmayı en kutsal görev bilen yurttaşlar olarak yetiştirmeliyiz.  Onlara temiz ve sağlıklı bir ortamda, mutlu ve huzurlu bir iklimde,  kaliteli eğitim vermeliyiz. Onları, küreselleşen dünyaya ayak uyduran ve gelişen dünyanın çocukları ile rekabet edebilecek bireyler olarak yetiştirmeliyiz.

.           Unutmayalım ki, güçlü toplumlar, birlik ve beraberliğini sağlayabilen toplumlardır. Bu sebeple çocuklarımıza  milli kültürümüze, bağımsız, demokratik ve hür yaşayışımıza, milli ve manevi  değerlerimize, inançlarımıza ve ideallerimize karşı görev ve sorumlulukları olduğu bilincini aşılamalıyız. Başarıda, sürekli ve düzenli çalışmanın çok önemli olduğu gerçeğini kavratmalıyız. Ancak , bu şekilde davranmakla, daha ileri, daha uygar, daha güçlü ve daha zengin bir millet haline gelebiliriz. Atatürk’ün milletimize hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine, ancak her yönden iyi yetiştirilmiş çocuklarımız ve gençlerimizle ulaşabiliriz. Çocuklarımız ve gençlerimiz bizim en büyük zenginliğimizdir. Sevgimizi, emeğimizi, maddi gücümüzü onların en iyi şekilde yetiştirilmesi için seferber etmeliyiz. Onlar, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin gelecekleridir. Bu Cumhuriyeti, sonsuza kadar geliştirerek yaşatacak olanlar da onlardır. ,

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. Yılında, o günlerin ruhu, coşkusu ve heyecanıyla kutluyoruz. Önce çocuklarımızın, sonra da onlara sahip çıkması gereken  anne-babaların  ve öğretmenlerimizin ve bütün Türk milletinin 23 Nisan  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Bu günleri bizlere armağan eden büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla anıyoruz. Mutlu bir tesadüf sonucu aynı gün başlayan Ramazan ayının da hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>