«

»

Mar 02

Doğum Oranlarında Keskin Düşüş

Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en doğru iki politikasını söyle derseniz cevabım: “kamusal alanda sigara içme yasağı” ve “üç çocuk tavsiyesi” olur.

İçme alanları azaltıldı diye sigara tüketimi azaldı mı tam bilemiyorum. Ama rakamlar “üç çocuk tavsiyesinin” etkili olmadığını gösteriyor.

Yıllık nüfus artış hızımız, 2019’da binde 13,9 iken 2020’de binde 5,5’e geriledi.

Bir kadının doğurgan olduğu dönem (15-49 yaş grubu) boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısına “toplam doğurganlık hızı” deniyor.

Bir toplumda Toplam Doğurganlık Hızı (TDH) 2,1 seviyesinde iken nüfus ancak kendini yenileyebilmekte ve durağan hale gelmektedir. Türkiye’de TDH 2001’de 2,38 çocuk iken 2019’da 1,88 çocuk olarak gerçekleşti.

Bu durumda “Türkiye’nin nüfusu hiç bir zaman 100 milyona ulaşamayacaktır.” Daha da kötüsü, doğurganlık, nüfusun yenilenme seviyesi olan, 2,1’in altında kaldığı için nüfusumuz azalacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son açıklanan TÜİK rakamlarından sonra “Nüfus artış hızımızın yarı yarıya düştüğünü gördük. Nüfusumuz azalmaya dahi başlayabilir. Avrupa ülkeleri bu tehditle uzunca bir süredir karşı karşıya. Türkiye’nin aynı akıbete duçar olmasına izin vermeyeceğiz. Bu iş öyle parayla pulla olmaz. Aileye sahip çıkmaktan geçiyor” dedi.

“Aileye sahip çıkmak” ne demek? Açıklanmaya muhtaç bir söz bu. Galiba ailelerin çocuklarına ekonomik destek vermesi kastediliyor.

Zaten sosyal bir patlama yaşamıyorsak ailelerin işsiz veya ekonomik sıkıntı içindeki genç evlatlarına sahip çıkmasından değil mi? Milyonlarca gencimiz ailesine muhtaç ve boynu bükük, özgüveni kaybolmuş bir durumda. Böyle iken varını yoğunu evlatlarıyla paylaşan dar gelirli aileler daha ne yapsın?

Önce teşhisi doğru koymak lazım. Nüfus artış hızı ve doğum oranları neden hızla düşüyor?

*************************

EKONOMİK KRİZ EN ÇOK EĞİTİMSİZ KESİMİ VURDU

İbrahim Kahveci (Karar Gazetesinde) lise altı eğitimli kesimin son yıllarda en çok iş kaybını yaşayan kesim olduğunu ve bu kesimdeki çocuk sayısının azalmasını rakamlarla açıkladı.

“Kasım 2017’de lise altı eğitimli çalışan sayısı 16 milyon 212 bin kişiydi. Kasım 2020 itibari ile 13 milyon 491 kişi oldu.”

“Lise altı eğitimli olanlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesim oldu. Kasım 2017- Kasım 2020 arasında bu kesimden 2 milyon 721 bin kişi mevcut işini kaybetti.

Buna karşılık 195 bin lise mezunu yeni iş bulurken, üniversite mezunlarından da 1 milyon 075 bin kişi yeni iş bulmuş oldu.”

Üniversite mezunları lise mezunlarına göre biraz daha kolay iş bulur hale geldi. Fakat onların da önemli bir kesimi lise mezunlarının çalıştığı işlerde çalışıyor. Zannedersem ücretlerin asgari ücrete yakın olması işverenlerin lise mezunları yerine üniversite mezunlarını tercih etmesinde etkili oluyor.

Şimdi de doğum sayılarına bakalım.

“2015 yılında lise altı eğitimli annelerin doğum sayısı 794 bin kişiydi. Bu sayı 2019 yılında 611 bin doğuma geriledi. Lise altı eğitimli kesimde çocuk sayısı tam yüzde 23,0 azaldı.  

Aynı dönemde iş bulma oranı artan üniversite mezunlarında ise doğum sayısı 254 binden 298 bine yükseldi. Üniversite mezunlarındaki doğum sayısı artışı ise tam yüzde 17,3 oranına sahip.”

Yaşanan ekonomik krizden en çok etkilenen alt eğitim gruplarının doğum sayılarına aynen yansıdığını görüyoruz.

Ekonomimiz artan nüfusa göre istihdam yaratamadığı gibi mevcut çalışanlar da işsiz kalmakta.

İşsizler ordusuna katılan lise ve altı eğitimli 2,7 milyon gencimiz ile her yıl çalışma yaşına geldiği halde iş bulamayan gençlerimizin geleceğe güvenle bakmaları mümkün değil.

Buna rağmen “mutluluk araştırmasında” en mutsuz kesimin üniversite mezunları olduğu tespit edildi. Üniversite mezunları da çoğunlukla hak ettikleri işlerde çalışamamaktan ve düşük gelirlerinden dolayı mutsuz.

Gençlerimiz evlenemiyor, evli olanlar da bu şartlarda çocuk sahibi olmak istemiyorlar.

Bu yüzden yıllık nüfus artış hızı keskin bir düşüş gösterdi. Bu çok vahim bir gelişme.

*************************

ALTIN FIRSATI HEBA ETTİK

Artık nüfus artışımızın durduğu noktadan, nüfusun gerilemeye doğru geçeceği bir kırılma noktasındayız.

Oysaki Türkiye, genç ve çalışabilir nüfus oranı yönünden, bir altın fırsat dönemi içinde. Çok az ülkeye nasip olacak şekilde, halen çocuk ve çalışamaz durumdaki yaşlı kesimlerin oranı en düşük, çalışabilir nüfus oranımız en yükseklerde.

Bu dönem iyi değerlendirilirse çok yüksek büyüme ve kalkınma oranları sağlanabilirdi. Ama maalesef altın fırsatı heba ediyoruz.

Bundan sonra nüfusumuz gittikçe yaşlanacak, çalışabilir nüfus oranımız gittikçe düşecek.

Emeklilerin maaşlarını aslında çalışanlar öder. Çalışanların oranı düşüp emekliler çoğalınca, çalışanlar da emekliler de geçinemeyecek.

Bu trend bir kere başladıktan sonra geri dönüşü mümkün olmuyor. Avrupa ve Rusya’nın halen yaşadığı bu yaşlanma süreci ile gittikçe dünya sıralamasında gerileyeceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Türkiye, daha gelişmiş ülke sınıfına giremeden, insan kaynağının azaldığı bu trende girerse yazık olur. Ekonomik büyüklük açısından, bir daha dünya sıralamasında ilk on içine girme şansımız hiç olmaz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>