«

»

Oca 13

Doğu Türkistan Türkleri Ve Çinliler

  PROF. DR. Mehmet Metin KARAÖRS[1]

 

            Tarihin ve talihin yan yana yaşamaya mecbur bıraktığı iki kavimden biri olan Çinliler, yanı başlarındaki Doğu Türkistanlı Türklerin  (Uygur Türkleri) tarihte ve bugün amansız düşmanı durumundadırlar. Çünkü Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan’ı, Çincede kurtarılmış ülke anlamında “Sincan” diye adlandırmakta ve yok etmeye çalışmaktadır.

İstanbul’da toplanan Doğu Türkistan Milli Hareketi’nin en üst şemsiye organı olan kurultayın adı Dünya Uygur Kurultayı şeklindedir. Bu isimlendirmede neden Türk kelimesi yoktur? İsimlendirme Dünya Uygur Türkleri Kurultayı olmalıydı. Atamız Kaşgarlı Mahmut’u dinleyelim:

Kaşgarlı Mahmut Dîvânu Lugâti’t-Türk (DLT)’te “Türk” kelimesinin teklik ve çokluk olarak iki türlü kullanıldığını belirtmektedir.[2] “Türk, Nuh’un (s.a) oğlunun adı. Nuh’un oğlu Türk’ün oğullarına yüce Allah tarafından verilmiş bir isimdir. Hel etâ ale’l-insani hînun mine’d-dehri (İnsan üzerinden –insan olarak anılacak bir varlık oluncaya kadar- uzun bir zaman geçmemiş midir?-) ayetinde Adem aleyhisselâm’ın adının “insan” olması gibi. Burada “insan” kelimesi bir kişi için kullanılmıştır. Bir başka ayette şöyle denir: le-qad xaleqna’l-insane fî ahseni takvîm summe radednâhu esfele sâfîlin ille’llezîne âmenü ve ‘amilu’s-sâlihâti (biz insanı en güzel kıvam üzerine yarattık. Sonra onu aşağıların en aşağısına attık. Ancak inananlar ve iyi işler yapanlar –). Burada insan topluluk ismidir; çünkü hiç kimse bu tekliğin dışında kalamaz. Aynı şekilde burada da Türk, Nuh’un oğlunun adıdır; burada tekliktir. Oğulları söz konusu olduğu zaman topluluk ismidir; “beşer” kelimesi gibi hem teklik, hem topluluk için kullanılır. Bunun gibi “Rum” da, İshak’ın oğlu İyşu’nun oğlu Rum’un adıdır. Oğulları da o isimle adlandırılmıştır. Ne var ki biz daha önce Türk’ün Allah tarafından verilmiş bir isim olduğunu söylemiştik. …Cercerani. Allah’ın elçisine isnat ederek anlatmış: (Peygamber) dedi ki: Allah (c.a) diyor ki “benim bir ordum vardır; onları Türk diye adlandırdım ve doğuya yerleştirdim. Bir kavme kızdığım zaman onları (Türkleri) onlara musallat ederim.” Bu, diğer insanlara karşı, onlar için bir üstünlüktür. Çünkü onların adını bizzat O (c.a) vermiş, onları en yüce ve yeryüzünde havası en güzel yere yerleştirmiş; onları kendi ordusu olarak adlandırmıştır. Bunun yanında onlar; güzellik, tatlılık, aydın yüzlülük, edep, yaşlılara hürmet ve riayet, ahde vefa, alçak gönüllülük, yiğitlik ve daha sayılamayacak birçok meziyeti hak etmişlerdir.”

Mezarı bugünkü Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehrinde bulunan Türklük biliminin (Türkoloji) kurucusu ve  babası sayılan Kaşgarlı Mahmut’un bu doğru tespitine göre “Türk” dar anlamda Türkiye Türklerini geniş anlamda bütün Türk boylarını, “Türkçe” dar anlamda Türkiye Türkçesini, geniş anlamda Türk dilinin tarihi ve yaşayan lehçelerini ifade etmektedir.

Yine bu tespit ve mantıktan hareketle bütün Türk boyları Türk kelimesinin geniş anlamı göz önünde bulundurularak Kazak, Kırgız, Başkurt, Özbek, Tatar, Türkmen, Azeri, Uygur gibi Türk boyu olduklarını vurgulamayan boy adlarıyla değil;  Kazak Türkleri, Kırgız Türkleri, Başkurt Türkleri, Özbek Türkleri, Tatar Türkleri, Türkmen Türkleri, Azerbaycan Türkleri, Uygur Türkleri veya yaşadıkları vatan adını da kullanarak Kazakistan Türkleri, Kırgızistan Türkleri, Başkurdistan Türkleri, Özbekistan Türkleri, Tataristan Türkleri, Türkmenistan Türkleri ve Doğu Türkistan Türkleri” gibi boy veya vatan adlarıyla birlikte Türk olduklarını vurgulayan isimlerle adlandırılmalıdır. Türk boylarının konuştukları Türkçenin de geniş anlamda Türk dilinin bir yaşayan lehçesi olduğunu vurgulamayan “Kazakça, Kırgızca, Başkurtça, Tatarca, Özbekçe, Türkmence Azerice, Uygurca adlarıyla değil;  Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Tatar Türkçesi, Özbek Türkçesi, veya Kazakistan Türkçesi, Kırgızistan Türkçesi Özbekistan Türkçesi Tataristan Türkçesi Başkurdistan Türkçesi Azerbaycan Türkçesi, Doğu Türkistan Türkçesi “Uygur Türkçesi, Eski Uygur Türkçesi, Yeni Uygur Türkçesi” gibi Türk boylarının yaşadıkları vatanda konuşulan Türk lehçesi olduğunu vurgulayan isimlerle adlandırılmalıdır.

Bu düşüncelere sahip olmak Türk milletinin parçalanmışlığından, bölünmüşlüğünden kurtulup bütünleşmeye giden anlayışın ilk basamağıdır.  

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye dışındaki Türkler için “onlar bize gelemez, biz onlara gitmeliyiz” derken biz Türkiye Türklerinin bu şuurla hareket ederek diğer Türk boylarına yaklaşmamız gerektiğini ifade etmiştir.[3]

Bugün dünya üzerinde kendi soydaşları en çok esir olan millet, Türk milletidir.

 

Türk ve Çinli İnsan Tiplerinin Karşılaştırılması:

 “Su gibi ak”  sözü bir Çin atasözüdür.

Atasözleri milletlerin karakterlerini yansıtırlar. “Durub-u emsal ki hikmetü’l avamdır, lisanından sadır olduğu milletin mahiyet-i efkârına delalet eder.”[4]

Çinli, çocuğuna hayatta istediğini elde edebilmek için su gibi her türlü kalıba gir diye öğüt verirken Türk çocuğuna kıran olsa da kırıl, fakat büküleyim deme sakın diye öğüt vermektedir.

Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri ile Çinliler, kültür ve hayat görüşleri bakımından birbirlerinin karşıtıdır.

Genel olarak uluslar başka uluslara karşı davranışlarına göre iki tiptedirler.[5]  Alp ve Alp-eren tipi insanlardan oluşan Türkler ile başkalarını kendi arzu ve istekleri için sömüren insanlar arasında büyük farklar vardır.  Türk, alp tipi insandır,  Bu insan tipi, mazlumları savunan, adil, mert, zalimlerle mücadele eden, arkadan vurmayan, aman dileyene el kaldırmayan,  sıkı ve sert dövüşen, pusu kurmayan bir karaktere sahiptir. Bu insan tipi Batıda şövalye tipi, gladyatör gibi isimlerle anılır. Oğuz Kağan’da, Alp Er Tunga ve Alpaslan’da sembolleşmiş alp ve alp-eren tipi Türk insanı, emperyalist değildir, kimseyi sömürmez, düşmanını öldürmenin bir hakkın gereği olduğuna inandığı zaman mertçe öldürür. Türklerin atalarının yaşadığı coğrafyanın özellikleri, etrafı dağlarla kaplı kara kıtası Orta Asya’dan ufuklara gitme isteği, bu isteği gerçekleştirmek için atı kullanmak, hız kavramını, koyun beslemek, adalet fikrini Türklerde ortaya çıkarmış Türk, suç şahsidir, suç suçlunun çoluğuna çocuğuna intikal etmez, kuralına inandığı için düşmanı dışındakileri kendi koruması altına alan bir anlayışa sahip olmuştur.  Alp-eren tipi insanlardan oluşan Türkler fatihler, cihangirler yetiştirmiş, farklı ırk ve dinleri bir arada yaşatan büyük imparatorluklar kurmuştur. Türklerin kurdukları imparatorluklar hiçbir zaman emperyalist, sömürücü bir siyasete sahip olmamışlardır. Bu insan tiplerinin oluşturduğu toplumlar, ordular kurmuş, fatihler çıkarmış, imparatorluklar kurup adaletle hareket etmişlerdir. Türk toplum anlayışı, “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi[6] bunun örnekleriyle doludur.

Alp-eren tipi Türk insanına zıt olan karakter, çocuğuna “su gibi ak” diye öğüt veren  Çinli tipi insandır. Kıpırdayan her şeyi yiyen Çinli, Türk karakterine zıt bir insan tipidir. Başkaları, efendileri tarafından idare edilmeye alışkın, ne verirsen onu kabul eden, köle ruhlu bu tip insanların ilk örnekleri, Mısır firavunlarının emri altında inim inim inlemiş, onların leşlerine piramitler yapmış insanlardır. Bu insanlar, hiçbir şeye ses çıkarmayan, güdülen, ne kadar verirsen kabul eden, ensesine vurup elinden ekmeği alınabilen tiplerdir. Bu insan tipleri fırsatını bulduğu zaman intikam almayı, başkalarını arkadan vurmayı, ahde vefasızlığı, güce tapmayı, eşkiyalığı, bedeviliği kendilerine rehber edinmiştir. Bu insan tiplerinden oluşan kavimler, Asya kıtasının büyük bir kısmını, Afrika’yı Eski Türk kökenli Amerikan yerlilerini sömürmüşler, güneş batmayan sömürge imparatorlukları kurmuşlar, bütün insanların kendilerine hizmet eden bir duruma gelmelerini istemişler ve bu günde istemeye devam etmektedirler.

Çinli ile Batı’nın emperyalist ruhlu insanı arasında aslında hiçbir fark yoktur. Çinlinin bugünkü durumuna gelmesinde Batı’nın büyük payı vardır

Kıpırdayan her şeyi yiyen, dayanılmaz işkenceleriyle ün salmış Çinli ile yediği besinlerde seçici olan ve kimseye eziyet etmemiş Türk arasında büyük fark vardır. Çinliler ile Türkler biyolojik, sosyal ve ruhi ihtiyaçlarını farklı şekilde karşıladıkları için ayrı birer millet olmuşlardır.

Çinli kendisinden olmayanlara, kuzeyde hür yaşayanlara, atlı-bozkır kültürüne sahip olanlara Türklere barbar demiş, aynı anlayış Çinlinin benzeri durumunda olan eski Grek ve eski Roma anlayışında da devam etmiştir. Bugün de devam etmektedir.

Çinli, bugünkü Batı dünyası gibi emperyalisttir. Bugünkü Avrupa-Amerika kültür ve medeniyeti, Amerika kıtasının asıl sahipleri olan Kızılderililerin, Aztek ve Mayaların zenginliklerinin sömürülmesiyle ve siyah Afrika’nın halklarının köle ticareti sonunda kırbaçla zorla çalıştırılmaları ile ortaya çıkmış bir hırsızlık ve gözyaşı düzenidir.  Çin de Doğu’da kendi etki alanındaki insan topluluklarını benzer yöntemlerle ortadan kaldırmak istemiştir.

Dil’in emperyalizmin en büyük silahı olduğunu bilen Çin’in, bu silahı en etkili şekilde Türklere için kullanmak istediğini kendi tarihlerindeki şu satırlardan öğreniyoruz:

“Kuzeydeki barbarlara ipeği verin, ipek onları ehlileştirip yumuşatacaktır. Kızlarınızı verin, akrabalık edinin, bu sayede önce orada size yakın dostlar edineceksiniz. Üreyin, onlardan olan çocuklara dilinizi öğretin ki onlar kuzeyde sizin gibi konuşan, sizin gibi düşünen insanlar olsunlar, Onları tüketmenin tek yolu birbirlerini anlamaktan uzaklaştırmaktır.”[7]

Her ne sebeple olursa olsun, kendi diline ihanet eden, kendi dilini ihmal eden, milletler, önce dilini, dilini kaybettikçe kimliğini, sonra da toprak bütünlüğünü; sonunda dahası varlıklarını kaybederler.  [8]

Silah zoruyla yok edilemeyen milletler, dil ve kültür istilalarıyla ortadan kaldırılmaktadır.

Bu gün ata yurdumuz Doğu Türkistan’ı, “Esir Türkistan” hâline getirip tarihten, yeryüzünden silmek isteyen bu Çinli karakterini atamız Bilge Kağan Orhun Anıtları’nda en veciz şekilde tespit edip ve kendisinden sonra gelen Türk nesillerine ders almaları gerektiğini bildirerek taşların üzerine kazıyarak duyurmuştu:

“Tabġaç budun sabı süçig aġısı yımşak ermiş” (Çin milletinin sözü tatlı, ipeklisi yumşak imiş.); “Süçig sabın yımşak aġın arıp ırak budunuġ ança yaġutır ermiş.” (Tatlı sözle  yumşak ipekliyle kandırıp uzak kavimleri yaklaştırırmış.); “Yaġuru kondukta kirse anyıġ bilig öyür ermiş.” (Yakına kondurduktan sonra kötü bilgiyi o zaman düşünürmüş.) ; “Edgü bilge kişi edgü alp kişi yorıtmaz ermiş.” (Çok bilge kişiyi, çok yiğit kişiyi yürütmezmiş, yaşatmazmış); “Bir kişi yañılsar oguşu, bodunı bişükiñe tegi kıdmaz ermiş.”[9] (Bir kişi yanılsa kabilesine, milletine, evine eşiğine varıncaya kadar herhangi bir had hudut tanımadan herkesi öldürürmüş.)[10]

Ezeli ve ebedi Türk yurdu olan Doğu Türkistan davasının kurtuluş mücadelesinin    Birleşmiş Milletlere götürülememesi, bugün Türklüğün en ızdıraplı  meselelerinden biridir. Nasıl götüreceksin ki. Birleşmiş milletlerin veto hakkına sahip 5 üyesinden biri Çin’dir. Böyle bir gündemi kabul eder mi? Bu davanın çözülememesinin vebali öncelikle bütünleşemeyen Türk dünyasının üzerindedir.

 Doğu Türkistan’ımızın işi çok zor. Doğu Türkistan’da atom denemeleri yapan, her gün yüzlerce Çinliyi Doğu Türkistan’a yerleştiren, Uygur Türkü kardeşlerimizin ana baba olmalarına engel olarak zorla doğum kontrolü yapan ve su gibi akan yöntemlerle Uygur Türklerini yok etmeye çalışan Çin yönetiminin bu tutumu, Dünya Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na neden götürülmez? Doğu Türkistan Davasını dünya kamuoyunun meselesi haline getiremeyen bütün Türkler suçludurlar.

Doğu Türkistan Davasını her şeyden önce mevcut 7 bağımsız Türk kökenli Türk Devletleri,  özerk Türk toplulukları ve dünya üzerindeki bütün Türkler milli iradeleriyle benimsemeli ve bu uğurda birleşik mücadele yapmalıdırlar.

Türk Dünya Nizamının Milli ve İnsani Esasları dünyaya hâkim kılınmalıdır. Türkler bütünleşmelidirler. Uzun vadede dünyanın huzura kavuşması ancak Türk hâkimiyeti ile gerçekleşecektir. Bu hâkimiyetin ilk adımı, Türk dünyasının önce kültür ve dil bakımından birleşip bütünleşmesidir.

 

 

 

[1] Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak. TDEB Öğretim Üyesi, İstanbul,  epost: metinkaraors@yahoo.com

[2] DLT. Türk maddesi,  İnceleyen:  A. B. Ercilasun- Z.Akkoyunlu, TDK yay. Ankara 2014,  s.151

[3]BOZDAĞ, İsmet,  Atatürk’ün Sofrası, İstanbul 1971

KARAÖRS, Prof. Dr. Metin, Atatürk ve Bütün Türklük, Türkistan’nın Sesi, İstanbul, Mart 1991, Yıl: 8, S: 29, s. 13-16

[4] İbrahim Şinasi Efendi, Tanzimat  Edebiyatının kurucularından

[5] HOCAOĞLU, Durmuş, Gladio Kültürü, Vendetta Kültürü ve Türkler, Yeniçağ  4.7.2008

[6] TURAN, Prof. Dr.  Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2003  

[7]GÖKTÜRK, Av.Talat, Emperyalizmin Görünmeyen Silahı Dil (Prof. Dr. İ. Kafesoğlu, İ. Ü. Umumi Türk Tarihi Ders Notları, Çin Yıllığı 581-618 dönemi), Türk Yolu dergisi,

[8] —– agm.

[9] Kültigin Abidesi, Güney yüzü,

[10] ERCİLASUN, Prof. Dr. Ahmet B., Makaleler, Akçağ yay. Ankara 2007,  s.111

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>