«

»

Nis 10

Çiftbozan

Ruhittin SÖNMEZ

Osmanlı Devleti tarım arazilerini üç yıl üst üste, mazeret bildirmeden, ekim için kullanmayan çiftçilerden “Çiftbozan Vergisi” denilen bir vergi alırdı.

Bilindiği gibi, Osmanlı Devletinin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Bu yüzden vergiler halktan daha çok bu mal varlıkları üzerinden alınırdı. Tarım vergilerinden biri de çiftbozan vergisi idi.

Bu verginin maksadı sadece devletin bütçesine katkı değildi. Birinci hedef halkın gıda maddesi sıkıntısı yaşamaması, ikincisi ise şehirlere göçü önlemekti.

Bu arazilerin ekilmemesinin temel sebebi çiftçilerin tembelliği değildi. Devletin doğru dürüst bir üretim planı yapmaması, üretici ile pazar arasında yeterli ulaşım ve ticari ağın olmaması idi. Tarımla uğraşan köylü, bol ürün alınan yıllarda ürün para etmediğinden, kurak yıllarda da kıtlık gerekçe göstererek ekim yapmaz, şehirlere göçerlerdi.

Kaynaklarda “Ev Göçü” olarak geçen bu hareketlilik, bir yandan gıda üretiminin azalmasına yol açarken, diğer yandan göç alan şehirdeki düzeni de sıkıntıya sokardı. Devlet bu durumu önlemek için, ekonomik plan ve programlar ile gerekli yatırımları yapmak yerine, kolay olanı seçmiş ve Çiftbozan Vergisi koymak zorunda kalmıştı. (Günümüzde köyden şehre göç için alınan hiçbir tedbir yok. Osmanlı Devletini yönetenlerin en azından böyle bir derdi varmış!)

Fakat daha Sultan 1. Ahmed (1590-1617) döneminde bile yoksul köylüler çiftini bozar, “çiftbozan” olurlar. Vergi ödeyecek hatta karınlarını doyuracak durumları da olmadığından, Büyük Tarihçi Halil İnalcık’ın ifadesiyle büyük kaçgunlara veya asilere katılır, Celali olurlar.”

Yani asker kaçakları ve işsiz medrese öğrencisi gibi isyancılara dâhil olurlar veya “dağlara, ormanlara, imparatorluk güçlerinin ulaşamayacağı yerlere, İran’a doğru kitlesel kaçışlara katılırlar.”

Bu tarihi olayların arkasında 1500’lü yılların ikinci yarısından itibaren Doğu-Batı ticaret yollarının güney güzergâhlara kayarak, Osmanlı hâkimiyetinin dışına çıkmış olmasının yarattığı etki çok önemlidir.

Ayrıca aynı dönemden itibaren denizaşırı ülkelerin sömürgeleştirilmesi ve oralardan getirilen kölelerin üretimde kullanılması Avrupa ekonomisinin öne çıkmasına sebep oldu.

Değişen şartlara göre yeni üretim modelleri ve ticari ağlar oluşturmayı başaramayan Osmanlı devlet maliyesi daha 2. Beyazıt (1447-1512) döneminde dahi iflasın eşiğine gelmişti. Devlet çareyi hep vergiye yüklenmekte bulmuştu.

*******************************

EN AZ KENDİNE YETECEK KADAR GIDA ÜRETİMİ

Halen Türkiye’de ekilmeyen iki Trakya büyüklüğünde tarım arazimiz var. Köyden şehirlere göç sebebiyle tarım ve hayvancılık yapan insan sayımız gün geçtikçe azalıyor.

Salgın döneminde gördük ki, tarımsal üretimde kendi kendine yeterli olmak hayati derecede önemlidir.

Zannetmeyin ki bu şartlarda çiftbozan vergisi benzeri bir tedbir alınmasını isteyeceğim. Hayır.

Bunun çaresi vergi vb zorlamalarla insanları sefalet içinde de olsa köyde tutmak değildir.

Konya Ovası büyüklüğünde bir ülke olan Hollanda gibi yapmak yani gıda üretimini bilimsel yöntemlerle, verimli bir şekilde, çeşitlendirerek ve ucuza üretmek, marka değeri oluşturarak pazarlamaktan geçiyor. Bunun için devletin vergi kolaylıkları, planlama ve bilgi desteği de şart.

Öyleyse, şimdi Koronavirüs salgını sebebiyle evimize kapandığımız ve bütün dünya ekonomileri gibi bizim ekonomimizin de ciddi daralma beklentisinde olduğu bir dönemde neden çiftbozan vergisini anlatıyorum?

Büyük kırılma yaratan böyle olaylarda öncelikle mevcut hatalarımızla yüzleşerek yeni bir yol çizmemiz lazım. Sonra da olacakları önceden kavrayıp, devlet ve bireyler olarak üzerimize düşen görevleri tam yapabilirsek, bu değişimlerden ayakta ve güçlenerek çıkmak mümkün.

Yoksa geçici ve meselenin özünden uzak kolay çözüm yolları ile bu badireden çıkmamız mümkün olmaz.

*******************************

SAĞLIK SEKTÖRÜ

Koronavirüs salgını sonrası en önemli değişimin sağlık sektöründe olacağı öngörülüyor. Mevcut sistem insanların hastalanması sonrası tedavi süreçlerini esas alıyor.

Yani insanlar hastalandıktan sonra gidebilecekleri hastaneler, bu hastanelerde tedavi yapacak hekimler ve diğer sağlık personeli ile ilaçların, tıbbi teşhis ve tedavi cihazlarının planlanması, yatırımları ve hizmetin sunulması zinciri esas alınmakta.

Bu zincir çok büyük meblağlı ekonomik bir değer yaratıyor. Dünyada sadece ilaç sektörü bile toplam silah sektörü harcamalarından çok daha fazla.

Sistem insanların hastalanması, sürekli ilaç kullanıcısı olacak şekilde kısmen tedavi edilmesi, dev ilaç firmalarının gelirlerinin artarak devamı için sentetik gıdaların teşvik edilmesi şeklinde bir zincir oluşturuyor.

Yapısı tam bilinmeyen bir virüsün yarattığı bu salgında en gelişmiş ülkelerin bile sağlık sistemleri çökme noktasına geldi.

Bundan sonra koruyucu hekimlik, halk sağlığı, aşılar gibi hastalanmayı önleyici tıbbi hizmetlerin öne çıkması bekleniyor.

Bir de genel sağlığın korunması için çevrecilik, temiz su, temiz hava, doğal ve organik ürünlere, temizlik, hijyen ve mahremiyet mesafesine verilen önem artacak gibi.

Ama bakalım ilaç sektörü ile tıbbi teşhis ve tedavi cihazları üreticileri böyle bir değişime ayak uyduracaklar mı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>