Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Mar 28

Aradığını Kendinde Ara

Emrah BEKÇİ

 

Bertnart Russell, ‘’Din ile Bilim’’ isimli makalesinde derki;

 

‘’Din ile Bilim arasındaki ilk, kimi yönlerden de en önemli kavga, bugün Güneş Sistemi adını verdiğimiz düzenin merkezinin güneş mi yoksa yeryuvarlağı mı olduğu konusundaki gökbilimsel tartışmadır. Bu konuda geçerlikte olan kuram, Yer’in evrenin merkezinde kımıldamadan durduğunu, güneşle ayın, öbür gezegen ve durağan yıldız sistemleriyle birlikte yerin çevresinde kendi yörüngelerinde döndüklerini ileri süren Ptolemaios’çu görüşe dayanıyordu. Yeni Copernicus’çu kurama göre hiç de durağan olmayan yeryuvarlağının iki türlü hareketi vardı; günde bir kez kendi ekseni çevresinde, yılda bir kez de güneşin çevresinde dönüyordu.

 

Copernicus kuramı, on altıncı yüzyılda büyük bir yenilik olarak karşılanmışsa da, gerçekte, gök bilim alanında çok ileri olan eski Yunan’da daha önce ortaya atılmış bir görüştür. Bu yeryuvarlağının döndüğünü söyleyen ilk gökbilimcinin, İ.Ö. üçüncü yüzyılda yaşamış olan Sisam’lı Aristarkhos olduğu kesinlikle bilinmektedir. Tıpkı Galilei gibi o da dinsizlikle suçlandırılmış.’’ (Bernart Russell, Din ile Bilim, II. Bölüm, Copernicus Devrimi, s.2.)

 

***

 

Aradan asırların geçmesine rağmen, toplum içerisinde ‘bilime’ karşı, kendini sözde din adamıyım diye tanıtan bazı zer-zevat kesim, bilimi dinsizlik olarak niteleyip; ortaçağ altı feodalitesinde yaşama mücadelesini kendilerine zevk ve ihsan saymaktadırlar.

 

Ülkemizde, ‘gâvur icadına’ karşı duran bu zümre; her ‘cem’lerinde İsviçre yapımı amfi ve mikrofonlar ile sözde ‘Asrı Saadet’ zamanına yolculuk gerçekleştirirler(!) Halden hale girdikleri ve adına da ‘zikir töreni’ dedikleri toplantıların yapıldığı mekânlara ancak yoğun ter kokusu bıraktıklarının farkında bile olamazlar. Aramızda yaşama faaliyetini gösteren bu beşer tayfasının ülke ve devlet zor bir duruma düştüğü vakit kimseye faydası olmaz.

 

Bunun nedeni; inandıkları görüş ve içinde bulundukları dar kesimin zihnine enjekte edilen, ‘Millet, Devlet, Vatan, Ülke’ gibi kavramların ayrıştırıcı olduğunu düşündürüldüklerinden ileri gelmektedir.

 

Osmanlı İmparatorluğu tarihini gözü kapalı yokladığımız vakit, bu tür dar ve zihinsel olarak şartlanmaya hazır kitlenin, cenk, cihat ve savaştan kaçmak için vakıf ve tarikat kurduklarını, bu tarikat ve tekkelerin halife (Sultan) tarafından fermanlar ile askerlikten muaf tutulduklarını, o zamanda yapılan ‘Tahrir Defterleri’inden okumak mümkün.

 

Devletimizin ‘Emperyalizme’ karşı vermiş olduğu savaş ruh ve akıl hastanesinde tedavi gören hastalarımızın bile dikkatini çeker iken. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de kendini bilmem ne ‘seyda, şeyh, hacı, hoca, molla… vs.’ gibi unvanlar ile andırıp, ülkemizin en güzel yerleri ile şehirlerin en merkez konumuna tezgah kurmuş bu kalabalık beşer sürüsü, sadece devletimizin ve milletimizin sırtına yük olmaktan öteye gitmemektedir.

 

Muhammed Celaled’din Veled’in (Mevlana Celaled’din-i Rumi) Hocası olan; Seyyid Burhaned’din Muhakik-i Tirmizi Hazretleri ‘Maarif’inde şöyle buyurmuş;

 

‘’Halkın çoğu menfaat elde etmek için çalışır, fakat başkasına hiçbir şey varmak istemezler, fedakârlıkta bulunmazlar. Yüce Allah’ın: ‘’Yazıklar olsun eksik ölçüp yanlış tartanlara! (Mutaffifin:1) ayetindeki ihtarı bile hiç düşünmezler. Fakat gönül ehli, irfan ehli böyle değildir. Onlar küstahlık etmezler bilakis Allah yolunda bol bol verip döke-saça harcarlar. ‘’Allah’a güzel bir tarzda, gönül hoşluğu ile ödünç verin! (Müzzemmil: 20) ayeti hükmünce, hiçbir şekilde esirgemeksizin, varlarını yoklarını harcayıp bağışlarlar…’’ (Emrah Bekçi, ‘’Bir Can Var Canında O Canı Ara’’ Mevlana Celaleddin Rumi’nin Hocası Seyyid Burhaned’din, s.137,138.)

 

Yukarıda koskoca ‘Mevlana’ gibi bir dehayı yetiştiren Seyyid Burhaned’din Hazretlerinin sözüne dikkat kesildiğimizde aklımıza şu sual gelmektedir; ülkemizde kaç tarikat, kaç cemaat veya bu isimler adı altında faaliyet gösteren kaç yapı var? Bunların sayıları elbette ki çok… Ama önemli olan şu; ülkemizin nimetlerinden faydalanıp, vatandaşlık bağıyla da bağlı olan ve büyük bir kitle olduğu düşünülen bu yapıların toplamının, servet, mülk, kazanç elde ettikleri neleri var? Onlara göre dünyalık olan bu mal ve mülkün ne kadarını devletimizin kasasına bağışlayıp ‘zor günlerimiz de çam sakızı çoban armağanı’ demişlerdir?

 

Yukarıda belirtmiş olduğum sorular, bu ülke için bedel ödeyen şehit, gazi ve halen vazifesini devam ettiren kesimler ile çevreleri tarafından içsel olarak sorulduğunun farkında olmamak elde değil. Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Yavuz Sultan Selim Han devrine kadar, din adına birliktelik yapan kesimlerin çoğu fakir olarak ölmüştür. Bütün mal ve mülklerini hem yaşarken, hem de vefatlarından sonra devlete bağışlayıp; kefenin cebi mi var? Sözünü mühürleyip, güzel atlara binip gitmişler.

 

***

 

Düşünen beyinlere ile vatanını milletini seven, gerekirse bütün malını mülkünü seferber edecek olan ‘Can’lara sormak isterim; yakında ramazan ayı gelecek ve büyük bir coşku ile mübarek ayı dua ve oruçlar ile icra edeceğiz. Ülkemizin genelinde şuan uykuda olan ama insanlarımızın manevi duygularının yüksek olduğu bu aylarda, tebdili kıyafet ile ticarete soyunup; konferans, sunum, dua, Kur’an, besmele, iftarlık yemek, mezar başı Yasin-i Şerif hizmetleri verip vatandaşın cebindeki üç-beş lirayı kasasına atanlar, neden bu mübarek aylarda ‘’-Müslüman kardeşim aç mısın? Açık mısın? Al şu üç-beş lirayı evine ekmek götür…’’ demezler?

 

Efendim! Özde İslam’a göre hareket etmeyip, sözde din adına ahkâm kesen bu kesimleri devletimizin kurumları bile bu günlerde kesesinin ağzını açıp üç-beş kelam etsinler diye teşvik etmekteler. Oysa bu mübarek aylarda amaç Hakkı sıklıkla anıp, O’na kulluğumuzu ibadetlerimizle en iyi şekilde anlatabilmek olduğunu hepimiz biliriz. Allah’ın, nerde anıyorsak; orada şah damarımızdan bize yakın olduğunun zaten farkındayız. İlla birileri; ‘’-Bak kardeşim Hakk’a şunları yaparsan, şunları verir. Şunları yapmazsan şunları vermez…’’ demesi mi gerekmekte?

 

Makalemin başındaki alıntının özetinde ki ‘dinin ilme karşı’ olması, İslam’a aykırı bir vaziyettir. Lakin İslam adına ahkâm kesip keselerini dolduran kesimlerin ise işine gelen bir haldir. Birileri her ne maksatla olur ise olsun, inancımızı pekiştirmek adına bizlere para karşılığı bir şeyler pazarlıyor ise onda art niyet aramalıyız.

 

Çünkü inancı (İslam’ı) dünyada satın alacak ne bir para, ne de darphane kurulmuş değildir. İslam, parayla değil; İmanla çelikleşir…

 

Ne güzel demiş Seyyid Burhaned’din Tirmizi Hazretleri (d. 1165-66 / ö. 1241;

 

Bir can var canında o canı ara,

Beden dağındaki mücevheri ara,

Ey yürüyüp giden dost, bütün gücünle ara,

Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mar 21

Türk Milletinin Nevruz Bayramı Kutlu Olsun

BEŞBİN YILLIK KÖKLERİYLE, ERGENEKON GELENEĞİYLE, TÜRK’ÜN KADİM KÜLTÜRÜYLE…                                                                                    

TÜRK DÜNYASININ ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ BAYRAMI,

NEVRUZ “YENİ GÜN” BAHAR BAYRAMI, 

NEVRUZ TOYUMUZ KUTLU OLSUN…

 

 “BÜYÜK TÜRKLÜK” DÂVASINA ÖMRÜNÜ ADAYANLARIN, VATAN, MİLLET İÇİN SAVAŞANLARIN

ALLAH YARDIMCISI OLSUN, BU UĞURDA ÇALIŞIRKEN ŞEHİT DÜŞENLERİN, VEFAT EDENLERİN                                               

 

RUHU ŞÂD, MEKÂNI CENNET OLSUN…

ULU TANRIM, TÜRK MİLLETİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN ! …

 

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

May 05

Gelişmiş Toplumlar / Gelişmemiş Toplumlar

Dr. Hasan GÜNAYDIN

Gelişmiş toplumlarla gelişmemiş toplumlar arasında düşünsel anlamda bazı farklılıklar bulunmaktadır.

 

  • Gelişmiş toplumlar BİZ MERKEZLİ düşünürken gelişmemiş toplumlar BEN MERKEZLİ düşünür. Başka bir deyişle, gelişmemiş toplumlarda insanlar “benden sonrası tufan” anlayışı içerisindedir. Onlar için sadece kendi çıkarları önemlidir ve toplumun ortak menfaatleri pek umurlarında değildir.

 

  • Gelişmiş toplumlar UZUN VADELİ düşünürken gelişmemiş toplumlar KISA VADELİ düşünür. Yani gelişmemiş zihniyetler açısından önemli olan “günü kurtarmaktır”. Yaygın anlayış “bugün benim mefaatime olsun da gerisi Allah kerim” şeklindedir.

 

  • Gelişmiş toplumlar ÖRGÜTSEL BAĞLAMDA düşünürken gelişmemiş toplumlar LİDER BAĞLAMINDA düşünürler. Bu düşünüş tarzı bir nevi “kutsal insan” kültünden gelmektedir. Onlara göre lider mutlak itaat edilmesi gereken toplum üstü kişidir. Oysa modern toplumlarda lider de toplumun bir üyesidir ve toplumun diğer üyeleri gibi yaşamaya özen gösterir.

 

  • Gelişmiş toplumlar İCRAAT ODAKLI düşünürken gelişmemiş toplumlar SÖYLEM ODAKLI düşünür. Süslü laflar, insanların egolarını pohpohlayan güzel sözler, hatta tutulması imkansız vaatler gelişmemiş toplumlarda taraftar bulurlar. Oysa gelişmiş toplumlarda böyle propaganda yapan kişilere kaba tabiriyle “şarlatan” ya da “hasta” gözüyle bakılır.

 

Gelişmemiş toplumlarda insanlar MADDİ ODAKLI düşünürken gelişmiş toplumlarda MANA ODAKLI düşünürler. Daha açık bir anlatımla, bireyler değer yargılarını ve kavramları önemserler. Oysa gelişmemiş toplumlardaki bireyler için maddi menfaatler bunlardan daha önemlidir. Sonuçta ortak değer yargıları yozlaşır ve toplumsal çözülmeye doğru gidilir. Zira ortak değer yargıları toplumun üyelerini birbirine bağlayan bağlar gibidir. Bunların giderek yozlaşması birlikte yaşa

Nis 24

23 Nisan Milli Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

Ülkemizde demokratik hayatın temellerinin atıldığı ve egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğunun bütün dünyaya ilân edildiği günün 98. yılını idrak etmenin onuru ve gururu içindeyiz.

 

Millî iradenin temsilcilerinin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı bugün, hem  Kurtuluş Savaşımızı zafere götüren  yolun başlangıcı, hem de demokratik  Türkiye Cumhuriyeti’nin müjdesi olmuştur. Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri, millî egemenlik ve bağımsızlıktır.

 

Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu olarak, aziz milletimizin ve  geleceğimizin güvencesi sevgili çocuklarımızın 23 Nisan  Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlar, sevgi ve saygılarımızı sunarız.

 

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

 

Nis 12

Anadolu Liseleri Çok Kan Kaybedecek

Dr. Sakin ÖNER*

Milli Eğitim Bakanlığınca sınavla öğrenci alınacak okullar resmen açıklandı. Bu sayının önce 600, daha sonra 800 olacağı açıklanmışken, açıklanan listede okul sayısının 1367 olduğu görülüyor. Bu listeye, eski tecrübelerime dayanarak birkaç gün içinde bir miktar daha ilave yapılacağı endişesi taşıyorum.

Bu okulların dağılımını incelediğimizde tablo şöyledir:

1.Listedeki okulların yarıdan fazlasının İmam Hatip Lisesi ve Meslek Lisesi olduğu görülmektedir. (298 Anadolu İmam Hatip Lisesi, 449 Mesleki ve Teknik Lise). Bu seçimde bu okulların akademik başarılarının ve üniversiteye öğrenci yerleştirme oranlarının düşük olmasının göz önünde bulundurulduğunu düşünüyorum.

  1. Geriye kalan okulların yarısının Fen Lisesi ve Sosyal Bilimler Liseleri olduğu görülmektedir (309 Fen Lisesi ve 89 Sosyal Bilimler Lisesi). Bu okulların programlarının diğer okullardan farklı olması sebebiyle seçilmeleri doğru olmuştur.
  2. Okulların altıda birinin, Anadolu Lisesi olduğu görülmektedir (222 Anadolu Lisesi). Edirne Lisesi, Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi, Denizli Lisesi, Eyüp Anadolu Lisesi gibi tarihi ve merkezi liselerin seçilmemesi yanlış olmuştur. Başarılı olup seçilmeyen okul yönetim ve öğretim kadroları ile öğrenci ve velilerinde büyük motivasyon kaybı olacaktır. Anadolu Liseleri bazı ilçelerde fazla, bazılarında az sayıda seçilmiştir. Fazla olan ilçelerde, o ilçenin sınav kazanamayan öğrencileri başka ilçelere gitmek zorunda kalacaklardır.

Çözüm için mutlaka bu listede yer almayan Anadolu Liselerinin çoğunun genel liseye dönüştürülerek öğrenci kontenjanlarının arttırılması gerekmektedir.. Liste İmam Hatip Liselerinin lehine, Anadolu Liselerinin aleyhinedir. Bu durumda istediği okula yerleşemeyen öğrenci ya İmam Hatip Lisesi’ne gidecek, ya imkanı varsa özel okula gidecek, ya da Açık Öğretim Lisesi’ne (Yaygın Eğitim)e kaydedilecektir.

Yine de bu sistemin hiç sınav yapılmamasından daha iyi olduğunu düşünüyorum. Sınava katılımın da yüksek olacağı (700-800 bin) görüşündeyim. TEOG kalktı, yaşasın yeni sınav.
* (TEVDAK (Türk Eğitim Vakıfları Konseyi Derneği Genel Sekreteri, Vefa ve İstanbul Liseleri e. Müdürü)

Mar 19

Kutsal Destan Çanakkale Zaferi

A. Kemal GÜL

 

Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren hayret edilecek ve tebrike değer bir örnektir.
Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur. O yüksek ruhu üstün kabiliyetiyle harekete geçiren, sevk ve idare eden Gazi Paşamız Efsane Komutan Albay Mustafa Kemal’dir.

***
Çanakkale zaferinin 103. Yılında 18 Mart şehitler günü vesilesiyle Çanakkale’yi geçilmez kılan başta Gazi Paşamız olmak üzere kutsal vatanımız için canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla anıyoruz.
Türk milleti için Çanakkale, ortak ideallerde buluşmanın, millet ve ümmet bilincine sahip olmanın en güzel tezahürlerinden biridir. Manevi değerlerin üzerinde hiçbir değer tanımamak gerektiğinin nadide bir örneğidir. Zira Çanakkale’de dilleri, renkleri, coğrafyaları farklı nice vatan evladı din, millet, vatan, hak, hakikat, adalet ve fazilet için canından geçmiştir. Anadolu’nun her evinden, Rumeli’nin her bölgesinden, Şam’dan, Bağdat’tan, Kahire’den, Trablus’tan, Üsküp’ten, Kosova’dan, Saray Bosna’dan, Kafkasya’dan son ehl-i salibin savletini yıkmak için Çanakkale’ye akın edilmiştir. Ve neticede milletin izzet ve onuru çiğnetilmemiştir. Ümmetin umudunun tüketilmesine izin verilmemiştir. Karanlıkların, bugünümüzü ve yarınlarımızı esir almasına müsaade edilmemiştir.

Zamanın Büyük Britanya İmparatorluğu İngiliz Emperyalizmine karşı Osmanlının Payitahtı İstanbul’un işkâl edilmesini önleyen Çanakkale Zaferi’ni her yıl millet olarak elbette kutlayacağız. Tarihte eşine az rastlanan böylesi büyük bir hadiseyi, Türk gencine anlatmaya elbette devam edeceğiz.

Ne var ki Çanakkale’yi ve diğer zaferlerimizi anmakla yetinemeyiz. Bu zaferlerimizi sadece belirli merasimlere indirgeyemeyiz. Ecdadımızın başarılarıyla övünüp kalamayız. Zira aslolan bu başarılardan büyük dersler ve ibretler çıkarmaktır. Bugünümüzü ve geleceğimizi bu zaferlerin ışığında inşa etmektir.

Bugün bizlere düşen asıl görev, Çanakkale’nin o muazzam ruhunu iyice idrak etmektir. Geçmişten günümüze nice hain teşebbüse rağmen yok olmayan bu ruhu nesilden nesile aktarmaktır. Toprak altında metfun bulunan, lakin hala diri olan aziz şehitlerimizin hatıralarına sahip çıkmaktır. Onların uğruna canlarını feda ettikleri yüce değerlere sımsıkı sarılmaktır. Zira cennet kokulu bedenlerini göremesek de, seslerini işitemesek de şehitlerimiz, bizden bunu istemektedir.
***
Türk genci unutmamalıdır ki;
”Bir tarafta her türlü vesaitle pusatlanmış soğukkanlı İngilizler, cesur İrlandalılar, yaygaracı Fransızlar, çevik Avustralyalılar, Sporcu Yeni Zelandalılar ve korkunç Senegalliler, diğer tarafta sessiz ve gösterişsiz Türkler vardı. Bu korkunç boğuşmayı harikulade kahramanlıkları ile senin kanından olan Türkler kazandı.’’
Ve İstiklal şairimiz merhum AKİF bu aziz şehitlerimize seslenişinde;

”Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi,
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.”
Mısralarıyla övecekti.
 

Nis 04

Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Milli şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i ve Türk tarihinin bütün şehitlerini saygı ve rahmetle anarız. Onlara çok şey borçlu olduğumuzun şuurundayız. Kemal Bey, Ermenilere kötü muamele yapılmasını engelleyemediği iddialarıyla daha önce beraat etmiş olmasına rağmen, işgalci devletlerin baskısıyla tekrar yargılanmış ve 10 Nisan 1920 tarihinde Beyazıt’ta Ermeni militanlarının tezahüratı altında idam edilmiştir.

Ülkemizde şehitliğin ve gaziliğin ne kadar anlamlı ve kutsal olduğunun nihayet bazılarınca anlaşılmış olmasından da ayrı bir mutluluk duyuyoruz.

Türk Milleti Anadolu’da yaşayan neseb-i gayri sahih insanlar topluluğu, bir kalabalık veya bir sürü değildir. Bazılarının “bu millet, bu millet” diyerek Türk Milleti ifadesinden kaçınmalarını da üzüntüyle ve hayretle izliyoruz. Asil ve kahraman Türk Milleti şehit ve gazilerine devamlı sahip çıkmıştır. Onları unutmamıştır. Son yıllarda değerini daha iyi anladığımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün teklifiyle TBMM’de milli kahraman ilan edilen Boğazlıyan Kaymakamı milli şehit Kemal Bey şehitler kervanımızın bir önemli parçasıdır ve sembol isimlerinden birisidir.

Son Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları, Türk Milleti’nin bazı önemli özelliklerinin ortaya serilmesine yardımcı olmuştur. Sivil-asker dayanışması gerçekten göz yaşartıcı olmuştur. Türk Milleti’nin ne kadar asil, kahraman, fedakâr ve vefalı olduğunu bir defa daha görmüş olduk. Türk Milleti’nin mensubu olan ancak onu bir türlü tanıyamamış olanlara bu harekâtlar ders niteliğindedir. Türk Milleti’ne mensup bir harp malûlü gazi çocuğu olarak daima gurur ve şeref duymuşumdur.

Bizim sorunumuz Ermeni vatandaşlarımız ile değil; Ermeni terör örgütleri iledir. Her devletin yapması gerekeni Osmanlı da yapmış ve yerine getirmiştir. Silahlı ihanet çeteleriyle mücadele edilmiştir. Osmanlı’ya ihanet eden, Ruslarla işbirliğine giren, vatandaşlarımızı öldüren, düşmanla birlikte bizi arkadan vuran Ermeni terör örgütü mensupları Ermeni oldukları için değil; asi olup devlete meydan okudukları için öldürülmüşlerdir. Bu terör örgütleri bir dönem Rusların diğer bir dönem İngilizlerin taşeronluğunu yapmışlardır. Bugün Kürt olduklarını iddia eden ancak Kürtlere de düşman olan çoğu devşirilmiş yabancı militanlarla dolu PKK örgütü de dünün devamıdır ve Türk düşmanı ülkelerin kumandası altındadır.

Günümüzde değişik isimlerle ortaya çıkmış, daha doğrusu çıkarılmış ve kullanılan bu terör örgütleri, Batının uşağı olmaya, hilale karşı haçın malzemesi olmaya soyunmuşlardır.

Her Nisan ayında sözde Ermeni soykırımını önümüze sürenlerin belgeleyecek ciddi tarihi belgeleri de yoktur. Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili bir mahkeme kararı da bulunmamaktadır. Ancak bazı Batılı ülkelerin meclisleri adeta mahkeme rolünü üstlenmişlerdir. Batılı emperyalist ülkeler, kendi soykırımlarını örtme gayretine girmişler, Osmanlı’yı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni sürekli suçlamaktadırlar.

Ermeni sorunu, Ermenilerin sorunu değil; onları dün Osmanlı’ya ve günümüzde de Cumhuriyet Türkiye’sine karşı kullananların sorunudur.

Bu konuda bizim de yanlış yapmadığımız söylenemez. Bazıları bu olaylar 1923‘de Cumhuriyet’in ilanından öncedir ve bizi ilgilendirmez diyebilmişlerdir. Oysa tarih süreklilik arz eden bir bütündür. Zaman zaman günümüzde de Ermenistan’dan daha fazla ilişkilerimizi geliştirmek gayreti içine düştük. Bunda dış dayatmaların da önemli rolü olmuştur. Ancak ilkesiz, bilgisiz ve bulunduğu makamı hak etmeyen bazı hayalperestler son yıllarda “taziye” ve “özür” ifade eden beyanlarda bulunmuşlardır. Bunlar utanç belgeleridir. Hatta Osmanlı’yı tehcir (yer değiştirme) yaptı diye suçlayan bazı siyasileri de üzüntü ve hayretle izlemişizdir. Geçmişi iyi bilmeden siyasete soyunmak sürekli sırıtmıştır. Haklı olanlar, en az haksızlar ve bazı Ermeniler gibi yeni bir tarih yazma peşinde olanlar kadar ilkeli, cesur olabilmeli ve dik durabilmelidirler. Tarihi gerçekler ve milli çıkarlar karşısında tarafsız kalınamaz.

Türk tarihinde utanılacak bir sayfa yoktur. Türk tarihi ile yüzleşilmeli diye ortaya dökülen Batının uşakları ve işbirlikçileri biraz insanî boyuttan konuya bakarak tarih boyu Türk’e yapılan soykırımlarla ilgilenebilmelidirler.

 

 

Nis 12

Sanay İnkılabı ve Doğurduğu Sonuçlar

Dr. Şahin CEYLANLI

 

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, ilim ve tekniğin ileri gittiği bir devir olmuş ve bu noktaya Sanayi İnkılabı ile birlikte ulaşılmıştır. Avrupa’da , 16. Yüzyıl’ın sonlarıyla 17. Yüzyıl’ın başlarında yeni icatlar ve buluşlar üretime sokularak yeni teknik gelişmeler ve değişmeler ortaya çıkmış ve bu durum kademeli olarak günümüze kadar sürmüştür.

Sanayi İnkılabı’nı doğuran en önemli sebeplerin başında siyasal,sosyal,bilimsel ve dini düşünceler gelmektedir.1789 Yılında,Fransa’da meydana gelen inkılap, Napolyon vasıtasıyla bütün Avrupa’ya yayılmış ve Sanayi   İnkılabı’nın gelişmesine vesile olmuştur.

Sanayi İnkılabı üç aşamada gerçekleşmiştir.Kas gücünün yerine makinelerin hakim olması “ BİRİNCİ SANAYİ İNKILABI “ nı veya başka bir ifade ile “MAKİNELEŞME ÇAĞI” nı ortaya çıkarmış ve 18. Yüzyıl’da başlayarak 19. Yüzyıl’ın ortalarına kadar sürmüştür. Bu dönemde; demir ve kömür üretimde kullanılarak büyük fabrikaları ortaya çıkarmış ve böylece, Avrupa’da tarımdan fabrikaya doğru bir değişim olmuştur. Sanayi İnkılabı’nın en önemli gelişmelerinden biri buharlı makinelerin icat edilerek üretime sokulması, Makineleşme Çağı’nın başlangıç noktası olmuştur.

Beyin  gücünü makineleştiren teknik değişmelere “İKİNCİ SANAYİ İNKILABI” denmektedir.Sanayi İnkılabı’nın ikinci aşamasında, üretimde kullanılan ham madde ve enerji kaynaklarında değişmeler olmuş, kömür ve demirin yanında çelik, elektirik, petrol ve çeşitli kimyasal maddeler de üretim araçları içine dahil edilmiştir.19.Yüzyıl’ın sonlarıyla 20.Yüzyıl’ın başlarında,makine yapan makineler ve kendi kendini kontrol eden makineler icat edilmiş ve insanı monotonlaştırmaktan ve sıkıcı hareketlerden kurtararak ona boş zaman ve imkan tanımış ve büyük hizmette bulunmuştur. Buradan hareketle; otomasyonun İkinci Sanayi İnkılabıyla birlikte ortaya çıktığını söyleyebiliriz.  Gelecek için tasarlanan veya düşünülen Enformasyon Çağı’na da Toffler’in deyimiyle “ÜÇÜNCÜ DALGA MEDENİYETİ” veya başka bir ifadeyle “ÜÇÜNCÜ SANAYİ İNKILABI” denmektedir.Bu dönemde; bilgisayarlar, ileri teknolojik gelişmeler, filmler, slaytlar, bantlar ve benzerleri gelişmiş ve yeni bir çığır açılmıştır.

Sanayi İnkılabı’nın ortaya çıkardığı sonuçlara gelirsek; Avrupa’da burjuva sınıfının yapısı değişmiş ve işçi sınıfının doğmasına yol açmış. Şehirleşme dolayısıyla nüfus artışı ortaya çıkmış ve büyük şehirlerde nüfus yığılmalarına sebep olmuş. Dünya’nın ilk gecekonduları bu dönemle birlikte ortaya çıkmış. İşsizlik bir taraftan artarken diğer yandan teknoloji alanında yeni buluş ve icatlar ortaya çıkmış. Avrupa sermaye birikimini artırmış. Sosyalizm ve Liberalizm gibi düşünce akımları ortaya çıkmış. Bazı yeni icat ve buluşlara gelince; John Kay, dokuma işlemini makineleştirmiş. James Watt, buharlı makineyi icat etmiş. İngiltere’de buharlı tren yolları açılmış. İlk modern maden ocağı üretime sokulmuş.

Sanayi İnkılabıyla birlikte, toplumların sosyal bünyelerinde gözle görülür önemli değişmeler olmuş. Bütün bunların yanında, son derece önemli sosyal problemleri de beraberinde getirmiştir. ilgisizlik ve ihmallerin sonucunda trafik, çevre, kirlenme, gürültü vb. hadiseler ortaya çıkmıştır.

Mar 14

Beklenti Sistemi ve Değişik Olanın Çekiciliği

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

İnsanlar kendilerini yeni olanın heyecanına kaptırırlar. Yeni olan, beyinde dopamin şarjı oluşturur. Değişik olan çekicidir. İnsanlar her şeyi görmek ve her şeyi denemek istiyorlar.
Her alanda eski olana karşı hissedilen arzu azalıyor. Yeni olan heyecan yaratıyor. Ufukta görünen, alışıldık olandan bir açıdan da olsa çekici oluyor. Bir müdürün daha geniş bir odaya taşınması önemli olmayabilir, ama bu değişiklik beklentisi müdürün dopamin hormonunun artmasına sebep olabiliyor.
İnsanlar olabileceklerin en iyisini istemeye programlanmışlardır. Ama bu en iyi dediklerine bir kez ulaştıktan sonra ona çabucak alışırlar.
Pek çok insan her şeyi öğrenmek ister, ama öğrendikten sonra o konuda heyecanları kalmaz. Öğrenme süreci esnasında beyindeki nöronlar arasındaki devreler değişir. Domamin beyindeki bağlantıların gelişimini destekler. Ancak öğrenmenin gerçekleşmesi için arzu duymak şarttır. Dopamin arzunun molekülüdür. Haz almadan, arzu duymadan öğrenmek çok zordur. Çünkü haz, zekâyı biler.
Her alanda daha iyisini istemek insanın tabiatında vardır.
Sevdiğimiz bir kimsenin gelmesini çok arzu ederiz, ama o kişi geldikten ve beklentimiz karşılandıktan sonra eski heyecanınız kalmaz.
Kemalettin Kamu (1901-1948) “kimsesizlik” şiirinde, beklenti, merak, korku, özlem, yalnızlık duygularını çok düşündürücü bir tarzda ifade ediyor ve beklentilerin gücüne vurgu yapıyor:
Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın,
Kulaklarım komşuların ayak sesinde;
Varsın yine bir yudum su veren olmasın,
Başucumda biri bana “su yok” desin de!

Nis 07

Kaymakam Mehmet Kemal Beyi Anma Töreni

ŞEHİT KAYMAKAM KEMAL BEY: 1Mart 1884-10 Nisan 1919

BİR 10 NİSAN GÜNÜ BEYAZIT MEYDANI VE İSTANBUL;“ADALET BUNA DİYORLARSA KAHROLSUN ADALET” HAYKIRIŞI İLE YANKILANDI. “KAHROLSUN ADALET, BEN CEPHEDE DÜŞMANA KARŞI SAVAŞAN BİR NEFER GİBİ ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇMEYE GİDİYORUM”.   

TÖREN; 10 NİSAN 2018

Salı günü saat:10.00 da, mezarı başında yapılacaktır.

(Kadıköy Söğütlü Çeşme, Kadıköy itfaiyesi karşısı-Kuşdili)

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ADINA KOORDİNASYON :

Prof. Dr. İbrahim Öztek -Yılmaz Özdemir -Erol Güler

PROGRAM: Saygı duruşu ve İstiklal Marşı-Konuşmalar

Açış konuşması: Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK, Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Bşkanı

İhsan Samet SÜZENER Boğazlıyan’lı bir öğrenci

Dr. Mustafa KAVLU, Türkiye Kamusen İstanbul İl Başkanı

Ali İhsan HASANPAŞAOĞLU, Türk Eğitim Sen 3 Nolu Şube Başkanı

Prof. Dr. Mustafa ERKAL, Aydınlar Ocakları Genel Başkanı

Em. Tümg. Cumhur EVCİL,TMT yönetici ve Kıbrıs Gazisi

Op. Dr. Altınok ÖZ, Kartal Belediye Başkanı

Şehitlerimiz için Kur’an ve Dua: Vedat Özbaş

 

 

 

KATILAN STÖ’LERİNİN İSİMLERİ 3. DUYURUDA BU KISIMDA YER ALACAKTIR.

 

 

 

İRTİBAT ADRESİ: KOŞUYOLU SAĞLIK, MUHİTTİN ÜSTÜNDAĞ CAD. NO: 31, KOŞUYOLU KADIKÖY İSTANBUL 0090 216 345 53 84-0090 532 277 92 72, ibrahimoztek@hotmail.com

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar