Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Divan Toplantıları — 1 yorum
  2. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  3. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum
  4. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  5. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Haz 29

Çoklu Baro Kargaşası Çözüm Olamaz

Baroların tekrar düzenlenmesi, avukatlık kanununda bazı değişikliklerin yapılma teşebbüsü baroların fikri alınmadığı ve yeterli istişare yapılmadığı için ülkemizde yeni bir sorun ve kamplaşma aracı haline getirilmiştir. “Baroların fikrine ihtiyacımız yok; biz yaparız herkes de uyar” şeklindeki sakat bir anlayış Türkiye’yi hukuk devletinden ve demokrasiden daha da uzaklaştıracaktır. Bu büyük yanlış Türkiye Cumhuriyetinin dışarıdaki ve içerideki düşmanlarının ekmeğine de yağ sürecektir. Türkiye aleyhine faaliyet gösterenlere yeni malzemeler verecektir.

Siyasi mülahazalarla yapılacak bir çoklu baro düzenlemesi her gelen iktidara yakın ve onun emrinde olacak güdümlü bir baro gerçeğini ortaya çıkaracaktır. Bu durum baroların fonksiyonunu zayıflatacaktır. Ülkeyi daha da kamplaştırıcı, karmaşaya sokucu, fert ve sosyal gurupları birbirinden ayrıştırıcı ve birbirine yabancılaştırıcı bir yol sosyal bütünleşmeye değil; olsa olsa çözülmeye hizmet edebilir.

Sosyal bir hukuk devleti avukatlık mesleğini kamplaştırıcı “bizden, ondan” anlayışı şeklindeki metot yanlışını aşmalıdır. Baro seçimleri başta olmak üzere avukatların mesleki faaliyetlere iştiraklerini artırıcı tedbirlere ihtiyaç vardır. Yapılan araştırmalarda sürekli düşüş gösteren yargıya itibar tekrar kazandırılmalıdır. Türkiye olarak bu ve diğer konularda yapacağımız yanlışlarla Türk Dünyası’na ve akraba topluluklara da kötü örnek olmamalıyız. Sarsılan güven tamir edilmeli; avukatları meslekten soğutucu örnekler aşılabilmelidir.

Her alanda olduğu gibi bu konuda da üniter milli devlet anlayışı ile çelişen uygulamalardan kaçınmak durumundayız. Bir işgal ve darbe teşebbüsü olan FETÖ terör örgütünün 15 Temmuz 2016 da nasıl önlendiğini ve tekrar Türk Milleti olduğumuzu unutmamalıyız. Eğer o terör örgütü ile aynı çizgide hareket edeceksek, onların yapmak istediklerini yapacaksak o zaman 15 Temmuz 2016 hain ve güdümlü işgal ve darbe teşebbüsüne karşı olmanın ne anlamı kalır ki?

Son yıllarda Türk Milletine mensubiyet duygusunun rakibi olarak gündeme gelen aşırı hemşehricilik, cemaatçilik, mezhepçilik, etnik taassup ve ayrımcılığa göre baroların şekillenmesi yargıya ve savunmaya nasıl fayda sağlayabilir? Böyle bir uygulama T.C. düşmanlarını mutlu edecektir. Bütünü değil;  ama sadece parçaları esas alan her uygulama bölücü, karmaşa yaratıcı sonuçlar doğurabilir. Yakın geçmişte emniyet teşkilatı, Milli Eğitim ve sağlıkta ortaya çıkan ikili farklı siyasi örgütlenmelerin doğurduğu sonuçlar unutulmamalıdır.

Yargı bağımsızlığı için baroların ve TBB’nin yürütme karşısında bağımsızlığının korunması gerekir. Çoklu baro adı altında yürütmeye yaranma yarışı, yarın hukuk devletine kan kaybettirecek; huzur, istikrar ve güven getirmeyecektir.

Bu bakımdan, TBB’ne ve illerdeki barolara rakipler çıkarmak yerine, onları daha verimli ve daha iyi hizmet yapabilir hale sokmak gerekir.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

Eyl 08

Ernest Renan’ın Milliyetçiliği

A.Kemal GÜL

Son günlerde siyasi muhalif kadrolarda bir ” Ernest Renan milliyetçiliği ” diye bir kavram tartışılıyor.
Ernest Renan 19 yüzyılda Fransa’da yaşamış bir teolog 1789 Fransız ihtilalının sonuçlarından biri olan milliyetçilik akımına kendi üslubunca zamanına göre yeni tanımlamalar getirdi.
“Bir millet ruhtur manevi bir varlıktır duygulardan oluşur ve soyut bir kavramdır fikrini’’ milliyetçilik olarak öne sürmüştür.
Dünya ölçeğinde milliyetçilik için milyonlarca kitap yazılmış belki yüzlerce de tarifi yapılmıştır.
Atatürk’ün milliyetçilik tarifinde “Türkiye cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür “derken ‘’ en önemli varlığım Türklüğümdür ” demiş aynı zamanda ” Ne mutlu Türküm Diyene ” sözünü kendi sesinden hepimiz dinlemişizdir.
Devletimizin kurucu felsefesinin esası “Türkleşmek İslamlaşmak muasırlaşmak ” derken sadece soyut tanımlamalardan değil bir somut gerçeği de işaret eder
Tabiatıyla milletimizin engin tarihinde var oluş kimliği adına bir Fransız’ın tanımlamasına uygun düşüyorsa elbette kabul edelim.
1300 yıl önce Ötügen’de balbal taşlarına Bilge Kağanın kazıttığı “Türk beyleri işitin üstte gök çökmedikçe altta yer delinmedikçe senin ilini ( devletini) ve töreni ( kanununu ) kim bozabilir’’ifadesiyle Türk’ün güçlü varlığına vurgu yapmıştır.
Ve Hun İmparatoru Metehan’ın onarlı sistemle kurduğu askeri teşkilatımızın da bu gücün kurucusu ve koruyucusu olduğunu söyleyebiliriz.
Milliyetimizi /Milli Kimliğimizi bir Fransız’ın izahı ile vurgulanmasının gereği olmayabilirdi. Zira bizim gibi kökü tarihi sarmalayan bir milleti kendi değerleriyle vurgulama zenginliği varken!
Akademik anlamda kavram zenginliğine haiz olunca konuyla alakalı farklı tanımlar yapmayı estetik kıvamda değerlendirebiliriz.

 

Eki 18

Tarih Gelecektir

Ruhittin SÖNMEZ

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun “tarih gelecektir” sözünü değerli bulurum. Tarihçi ve Türk Tarih Kurumu E. Başkanı olan bir uzmanın “tarih geçmiştir” demek yerine, “tarih gelecektir” demesi çok anlamlı.

Yusuf Halaçoğlu da, Mehmet Akif merhumun “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” mısralarında olduğu gibi, insanların ısrarla tarihten ders çıkarmama davranışını tespit ediyor.

Heraklit “aynı nehirde iki kere yıkanılmaz” derken bile muhtemelen tarihte tekrarın olmadığını söylemiyordu.

Belki Karl Marx gibi, tekerrürün olduğunu ama tekrarın öncekiyle tam da aynı olmadığını ifade ediyordu: “Tarih kendini tekrar eder. İlkin trajedi şeklinde, sonra maskaralık” diyerek.

Bu yüzden Andre Gide’in “söylenmesi gereken her şey çoktan söylendi. Ancak kimse dinlemediği için her şey tekrar söylenmeli” tavsiyesine uyalım. Ve tarihten bir yaprak çevirelim.

****

DOSTLARI KAYBETMEMEK Mİ, DÜŞMANLARI KAZANMAK MI?

“Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de yıkılmaları mukadder oldu.”

Bu veciz sözün sahibi Ebû Müslim Horasanî.  Bilindiği gibi İslâm tarihinin önemli şahsiyetleri arasında yer alan Ebû Müslim, Emevîleri yıkıp Abbasileri iktidara getiren kudretli kumandan.

Bu sözün her devirde geçerli olmasının hikmeti, insanoğlunun davranış kodlarının yüzyıllar boyunca değişmediğinin bir göstergesi olsa gerekir.

Günümüzde de gücü ele geçirenlerin hem iç siyasette ve hem de dış siyasette, önceliğinin kendisine zarar vereceğini düşündüğü rakipleri veya düşmanları yanına çekmek olduğu görülüyor. Muhtemelen insanların kendilerini güvende hissetme içgüdüsüyle alakalı bir durum bu.

Oysa “kuyruk acısı ve evlat acısı” gibi derin izler bırakmış olayların yarattığı öfke, nefret ve öç alma gibi düşmanca duygular kolayca ateşlenebilir.

Bunların zıddı olan sevgi, saygı ve sadakat gibi dostça duyguların yaşaması için sürekli bu alana yapılacak “duygusal yatırımlara” ihtiyaç duyarız.

Güç sahipleri eski dostlarının sürekli kendisine karşı bağlılık, sadakat ve sevgi göstermek gibi “duygusal yatırımlar” yapmasından hoşnut olur. Fakat eski dostlarına karşı kendisinin “duygusal yatırım” yapmasını engelleyen nefsani engeller ortaya çıkar.

Bu gücü elde etmesinde kendilerinin de payı olduğunu söyleyen eski dostlardan hoşlanmaz olurlar. Dostlarını kendi gücünden yararlanmak isteyen ve sürekli kendisinden talepte bulunacak kişiler olarak görürler.

Dostlarını, kendisine yardımcı olabileceği yetkilerle donattığında esasen kendisi için yararlı olanı yapmış olacağını düşünemez. Hele hele borç ödeyen olmak güç sahibi olmanın raconuna uymaz. O sadece “ihsanda” bulunur. Bu ihsan karşılığı sadakat bekler.

Fakat dağıtacağı “ihsan” sınırlıdır. Bu yüzden “kendisine zarar verme ihtimali olmadığı için” eski dostlarına değil kendisine zarar vereceğinden endişe duyduklarına, onları kazanmak ve yakın tutmak için, yetki ve güç verirler.

Güç sahipleri için hayat gül bahçesi değildir. Güç kullanmak çetin yollar aşmayı gerektirir. Bu zorlu yolculukta yol arkadaşlarını iyi seçemeyenlerin akıbetleri hayalleri gibi olmaz.

****************************

İKTİDAR ORTAK KABUL ETMEZ

Ebû Müslim Horasanî, sadece yukarıda verdiğimiz sözü ile değil, hayatı ile de bugüne ve yarına ışık tutan dersler vermiştir.

Bu büyük komutan Emevî hanedanını yıkıp, Abbasîlerin iktidara gelmelerinde etkin rol oynamış ve aile içi muhaliflerinden kurtulmalarını sağlamıştır. Ancak bu yaptıkları ve kendisine sadık birlikler sayesinde öyle bir güç kazanmıştır ki, bedelini hayatı ile ödemiştir.

Çünkü devlet içinde gittikçe artan gücü Halifeyi korkutmuştur. Abbasî halifesi Mansur, Ebû Müslim’in gücünü kendisi için bir tehdit oluşturduğu kanaatine varmıştır. Ebû Müslim’i son derece iltifatkar bir tavırla sarayına davet ederek, görüşme esnasında öldürtmüştür.

Bu ve benzeri tarihi olayları en iyi açıklayan sözü hatırlayalım: “İktidar ortak kabul etmez.”

****************************

GÜÇ SAHİBİ OLMAK, GÜÇLÜ OLMAK DEĞİLDİR

İktidar olmak ile muktedir olmak farklı şeylerdir. Bunu en iyi güç sahibi olan bilir.

Nasıl ki “var olmakla” “varlıklı olmak” aynı şeyler değilse, “güçlü olmakla” “güç sahibi olmak” da farklı şeylerdir.

“Hiçbir sahiplik, insanı gerçek anlamda güçlü kılmaz. İnsan ne kadar çok şeye sahip olursa olsun, içinden gelen bir gücü ve eksikliğini giderecek gerçek dostları da yoksa, sahip oldukları ona gerçek bir güç vermez.”

****************************

NİÇİN YAZDIM?

Bu yazdıklarımı herkes kendine göre bazı somut olaylara uygulayarak okuyacağını sanıyorum. Bence hiç mahzuru yok, isteyen herkes kendince hangi olaya uygun görüyorsa onu düşünebilir. Kendi çalıştığı şirkette, kurumda; görev yaptığı STK’da veya siyasi partide yaşadıklarına uygulayabilir.

Ama bana bu yazıları yazdıran 18 yıllık Ak Parti iktidarı sürecinde yaşadıklarımız. FETÖ ile yol arkadaşlıkları, PKK ile yürütülen “çözüm süreci” ve akıbeti gibi olaylar… R. Tayyip Erdoğan’ın yola çıkarken beraber olduğu arkadaşlarının bazılarının kendilerinden uzaklaşmış olması, hatta bazılarının siyasi partiler kurarak rakip olmaları gibi gerçekler.

Bana Stephen Hawking’in cümlesiyle diyebilirsiniz: “Tarih çalışmak için çok zaman harcıyorsunuz. Kabul edin ki, bu çoğunlukla aptallığın tarihidir.” 

Ben de kabul ediyorum, özellikle son 18 yılda çok aptalca şeyler yaşadık.

Dileğim, yaşadığımız trajedileri tekrarlayarak maskara olmamamız.

Eki 07

Türk Millî Kültürü

Edip TEKKOL

Milletleri millet yapan unsurlardan biri de Kültür’dür. Milletlerin kendine özgü bir millî kültürü vardır. Dil, bazı dinî uygulamalar, aile ve sosyal hayatı düzenleyen hukuk kuralları, örf ve adetler, gelenek ve görenekler, edebiyat, güzel sanatlar ve yaşayış tarzından meydana gelen kültür geçmişten geleceğe nesilden nesile intikal eder. Türk Milli Kültürü, genel anlamda aşağıda belirtilen maddî ve manevî kültür değerlerinden oluşmakta buna Kürt vatandaşlarımız da dâhil bulunmaktadır.

Maddî Kültür değerleri olan; Koç – Koyun – Teke Heykelleri – Mezar taşları (kurganlar) ve Balballar, Halı – Kilim – Keçe – İşlemecilik gibi el sanatları ve Yapı Sanatları ile,

Manevî Kültür değerleri olan; Ataerkil Aile Düzeni, Doğum Geleneği (Lohusayı ve yeni doğmuş bebekleri ‘Albastı/Alkarısı’ndan korumak için lohusanın üzerinde demir bulundurmak gibi), Ölüm/Yas Törenleri, Başlık/Kalın ve Saçı’nın olduğu Düğün Törenleri, ‘Kirvelik’ geleneğinin olduğu Sünnet Törenleri, Cirit Oyunları, At Motifi, Koç Katımı, Hıdırellez, Dini İnançları, Yağmur Duası ile ilgili ‘ Yada Taşı ’ İnancı, ateşin üstünden atlandığı – örs üstünde demirin dövüldüğü Nevruz ( Bahar) Bayramı, Dini Bayramları, Folkloru, Manileri, Türküleri, Ata Sözleri gibi her türlü malzemesiyle Türk olan bu Kürt halkı, Türk tarihinin hiçbir devresinde Türklükten ayrılmamış ve kendilerini Türklükten de ayırmamışlardır.

Doğu ve Güneydoğu’da çok sayıda Koç, Koyun başlı Mezar Taşlarına ve Balbal Heykellerine rastlanmıştır. Bu mezar taşlarının ve Balbalların tarih sahnesinde ilk görüldüğü yerin Ortaasya – Altaylar bölgesi olduğu ve Türklere ait olduğu Batılı, Rus ve Çin uzmanlarınca kabul edilmiştir. Bu Mezar Taşları – Balballar Ruslarda, Çinlilerde, Farslarda ve Araplarda hiçbir zaman mevcut olmamıştır. Geçmişte, Ortaasya’da Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar tarafından kullanılan Balballar, insan şeklinde dikili taşlar olup genellikle Alplerin mezarlarının veya kurganların etrafına dikilmiştir.

Tarih boyunca Ortaasya’dan Anadolu’ya ve Balkanlara kadar uzanan coğrafyada çeşitli Türk mezartaşlarında, türbelerde, halı ve kilimlerde koçbaşı damgaları – koç/koyun heykelli mezartaşları yaygın olarak kullanılmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Kars, Iğdır, Van, Bitlis (Ahlat), Erzincan, Diyarbakır, Elazığ gibi birçok ilin mezarlıklarında koçbaşı damgalarına, koç/koyun heykelli mezartaşlarına rastlanmaktadır. Halı – kilim dokumalarında da Koçbaşı damgalarının hâkim figür olarak kullanıldığı görülmektedir. Anadolu’daki halı – kilim desenlerinin aynısı veya çok benzerleri Altaylar’da (Ortaasya), Bişkek’te (Kırgızistan), Buhara’da (Özbekistan) vs. Türk illerinde de bulunmaktadır. Dünyada bilinen en eski halı parçaları M.Ö.VI.yy. ait olarak Doğu Türkistan’da sonra da Altaylar bölgesindeki Pazırık Kurganı’nda bulunmuştur. Bütün bunlar, bu maddi kültür değerlerinin Anadolu’ya Ortaasya’dan geldiğini ifade etmekte, dolayısıyla Kürt vatandaşlarımızın da aynı Türk kültürüne sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Tem 20

Yaralı Asker, Askeri Hekim İstiyor

İstanbul Emekli Subaylar, Muharip Gaziler ve Eski GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Yöneticileri, ülke yöneticilerimizden Askeri okul ve hastanelerine can verilmesini bekliyor.

Kore savaşında askeri hastanelerin kapısında şöyle diyordu; Buraya sağ giren yaralı asker ölmez. Diyarbakır Asker hastanesinin Başhekimi de kıtaları gezerken askere şöyle diyordu; Yavrum hastanemize istersen üç parça halinde gel, biz seni sağlığına kavuşturacağız, korkma. Muhakkak ki Türk hekimleri birçok üniversitemizde çok iyi yetişmektedir. Fakat onlar savaş doktoru değildir. Onlar harp cerrahisi bilmez, NBC silah yaralanmasına karşı ne yapacağını bilmez, Bir mayının, bir roketin, bir top mermisi, patlayıcının veya ateşli silah tahribatına karşı yeterince donanımlı değildir. Dr Asteğmen askeri hekim sayılmaz. Onu savaş alanlarında görevlendirmenin de pek çok uluslararası sakıncaları vardır. Yedek subay doktor; paraşutla atlayamaz, çatışma alanına inemez, çatışma alanı içinde cerrahi uygulama yapamaz ve gazi askeri veya emniyet mensuplarını çatışma alanı içinden çıkartamaz. Çatışma alanı içindeki ilk müdahale daima hayat kurtarır. Çatışma alanına en yakın yerde donanımlı motorize askeri hastane ve tahliye zincirleri her şeyden önemlidir. Daha sonra o askeri beden ve ruh açısından rehabilite etmek gerekir. Bunların hepsini Kıbrıs harekatında ve terörle mücadelede yaşadık. Konunun bir başka boyutu deprem benzeri doğal afetlerdir. 1999 depreminde ağır beden yaralanmaları harp cerrahisi gerektirmiştir. Onun içindir ki Gazi Türk askeri, kendisine ayrıca baba gibi bakacak Askeri hekim ister. Bu eğitimler GATA’da veriliyordu. Şimdi bu eğitimi verecek doktor da kalmadı. Daha fazla gecikmeden kapatılmış tüm askeri hastaneler açılmalı ve Dünyadaki Askeri hastaneler arasında ön sıralarda yer alan GATA eski statüsünde devam etmelidir. Bu hastanelerin yönetimi yine Genelkurmayın elinde olmalıdır.

Askeri doktor önce askerdir. Ya Kuleli gibi bir askeri liseden ya da Askeri tıbbiyeden yetişmiştir. Onun içindir ki cephede ve cephe gerisinde aynı inanç ve güvenle hareket eden insanlardır. Onları birbirine ve askerine bağlayan yüksek ruh hali vardır. Bu ruh halini yılların karavana sofrası sağlar. Onun içindir ki bu zincirin ilk halkası askeri lise, son halkası Gülhane’dir. Bu yanlış uygulamayı ülke yöneticilerimizin düzelteceğine inancımız sonsuzdur.

Çalışma Grubu: Em. Tümg. Cumhur Evcil, Prof. Dr. Em. Alb. İbrahim Öztek, Em. Prof. Tbp. Tug. Yusuf Ziya Yergök, Em. J. Tuğg. Ümit Yılmaz, Em. Alb Arif Alim, Gazi Özdemir Kara

 

Tem 20

İstanbul Emekli Subaylar Ve Muharip Gazilerden Ermenistan Açıklaması

İstanbul Emekli Subaylar Ve Muharip Gazilerden Ermenistan Açıklaması:   Ermeniler Ekonomik Ve Siyasi Çıkmazını, Halkından Tovuz Saldırısı İle Gölgelemeye Çalışıyor. 

İstanbul Emekli Subaylar derneğinde yapılan toplantıda, Ermenistan’ın Azerbaycan’a son saldırısı siyasal ve ekonomik çöküşünün göstergesi olarak değerlendirildi.

Em. Tümg. Cumhur Evcil, Em. Prof. Tbp. Alb. İbrahim Öztek, Em.Prof. Tbp. Tuğg. Yusuf Ziya Yergök, Em. J. Tuğg. Ümit Yılmaz, Em. Alb. Ahmet Kendigel, Em. Alb. Arif Alim, Gazi Özdemir Kara ve birçok üyenin katıldığı toplantıda: Ermenistan can çekişiyor, Hiçbir gelir kaynağı yok, halkı aç ve sefil. Korona salgını, olmayan ekonomilerini de yok etti. Bunun için halkının dikkatini değişik yöne çekmeye çalışıyor, değerlendirmesinde bulundular.

Karabağ’ın kuzeyinde Gürcistan sınırına yakın Tovuz bölgesi Azerbaycan ve Türkiye açısından son yılların en önemli stratejik bölgesidir. Bu bölgeden Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Avrupa’ya uzanan TANAP dahil tüm enerji arterleri ve Türkiye Azerbaycan demir yolu geçmektedir. Ermenistan’ın bu tecavüzü doğrudan Türkiye’ye tecavüzdür. Azerbaycan’la birlikte, Türkiye’nin, hatta Avrupa’nın milli çıkarlarına tecavüzdür. Dört gündür sürdürülen bu tecavüze Türk birlikleri en ağır darbeyi vurmalıdır ki, bir daha böyle bir densizliğe kalkışmasınlar.

Bu nedenle Türkiye de Ermenistan’a gerektiği şekilde dur demelidir.

Ermenistan unutmamalı ki, Türkiye’de çalışan kırk bin kadar Ermeni hanımlar, Ermenistan’a büyük maddi katkı sağlamaktadır. Ermenistan ekonomisi, Türkiye’den giden çalışanlarının parası ile nefes alabilmektedir. Bizim kardeşçe, sevecenlik ve hümanist duygularla yaptığımız bu iyi niyetli tutum ve davranışımızı boşa çıkarmamalıdırlar.

Aynı saldırıyı dört yıl önce de denemişler, çok büyük kayıplar vermişler, boylarının ölçüsünü almışlardı. Azerbaycan Türk toprağı olan Karabağ’ı işgali altında tutan Ermenistan Başka bölgelere de tecavüz ederek huzuru ve istikrarı bozma çabasındadır. Amaçları; o kısır politikaları ile Rusya’yı yanlarında görmek, Azerbaycan’a baskı uygulatmak, ve yeni siyasi oyunlar çevirmektir. Karabağ konusunda da AB veya BM’ in ikazlarına aldırış etmemektedir. Ermenistan bir an evvel yaptığı hain saldırılara son vermelidir,

Bizler Ermenistan’ın bitmez tükenmez bu insanlık dışı saldırılarını şiddetle kınıyoruz.

Başta Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı olmak üzere Azerbaycan Askerine, Askeri ile kenetlenmiş Azerbaycan halkına, Basın ve medya kuruluşlarına, Terhis Olunmuş Harpçilerin Gençleri Maarifetlendirme İçtimai Birliği Başkanı Emin Hesenli’ye ve tüm Sivil Toplum Örgütlerine geçmiş olsun diyor, Azerbaycanlı kardeşlerimizle tüm maddi ve manevi değerlerimiz, ruh ve yüreğimizle birlikte olduğumuzu belirmek istiyoruz.

Gazanız mübarek osun.

Ağu 22

Dernek Yerine Parti mi Kuruyoruz?

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Bazı yeni parti kuranlarda kafa karışıklığı ve bir alışkanlık ortaya çıkıyor. Hemen sosyal dokumuzla ilgili bir beyanat verme telaşına giriyorlar. Demokrat ve liberal gözükme uğruna hayati bazı konularda tavize hazır bir tavır izliyorlar. HDP ve PKK ağzıyla konuşma moda oldu. Milletleşme sürecini daha da güçlendirme yerine; etnik saçmalamalar dikkat çekiyor.

Sözde demokrasi adına böyle bir yolu izleyenler, aslında demokrasi ile çelişiyorlar. Çünkü demokrasi, milli seviyede mutabakatları gelişmiş, ortak idealleri netleşmiş, bir millete mensup olma şuuru gelişmiş toplumlarda gelişmiştir. Farklı etnik gurupların ve mezheplerin ayrı ayrı hava çaldığı bir yapı karmaşadır. Dış tehlikeye karşı vaziyet almak, yerini iç çatışmaya bırakır. Böyle bir yapı milletleşemediği için sosyolojik bakımdan sürü veya kalabalık kapsamına sokulabilir.

Milletleşme tek tipliliğe zorlama da değildir. Her ciddi devletin ve milletin ortak kurucu iradesi ve kuruluş amacı vardır. T.C. bir etnik guruplar koalisyonu için kurulmamış; Milli Mücadele etnik gurupları devletleştirme sürecine sokmak için yapılmamıştır.

Bir başbakanımız vardı; bir gecede görevden alınıverdi. Fazla sesi ve soluğu da çıkmadı. Dışişleri Bakanlığı görevinde de bulundu. Bir ara stratejik derinlik üzerinde durdu; ama fazla derinlere daldığı için Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında genelde açık düştü. Ayn-el Arap (Kobani)’deki oluşum Suriye’nin kuzeyinde kantonlar kurmak içindi ve milli çıkarlarımıza da karşı idi. Sınırlarımızı ihlal ederek yolgeçen hanına çeviren, omuzlarında ABD bayraklı ve silahlı Peşmerge sürüsüne başarılar dilendiği, gözlerinden öpüldüğü beyanatlarını unutmadık.

Geçenlerde eski başbakanımızın verdiği bir beyanatta adeta etnikçi parlamento modeli tavsiye ediliyordu. Parlamentoda her bir etnik gurup, mezhep ve belki de vatandaşlığa geçmiş yabancıların temsil edileceği bir meclis ileri demokrasinin bir gereği olacaktı. Bir ara Ortadoğu barışı için Esad’a teklifler götürmüştük. Esad bunları görünce şaşırmıştı; çünkü o teklifler daha önce ABD Büyükelçisi tarafından kendisine verilmişti.

Kürt sorunu Kürtlerin sorunu olmaktan çoktan çıkmış; dün Osmanlı’ya, bugün de Cumhuriyet Türkiye’sine karşı kullanılan saldırı unsuru ve koz olmuştur. Bu yanlış kavramı kullanarak vatanına bağlı Batı ve ABD uşağı olmayan Kürt vatandaşlarımızı töhmet altında bırakmayalım. Basit genellemelerden kaçınmayı öğrenelim ve onun bunun tuzağına düşmeyelim. Yasalarımızda temel hak ve hürriyetler fertler seviyesinde eşit olarak ele alınmış; kolektif ve gurup hakları tuzağına düşülmemiştir. 1982 Anayasası’nın 10.maddesi açıktır. 66.maddede ise; ayırımcılığa gidilmemiş, kimse dışlanmamış, Türk vatanında T.C. vatandaşları bütünüyle milli kimlikle kucaklanmıştır. Türkiye’de bölücü ve ırkçı terör, eksik demokrasi veya daha fazla demokrasi için ortaya çıkmamıştır. Tersine Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve demokrasisine başkalarının çıkarına göz dikilmiştir. Bölünme ve ufalanma yolunda demokrasi eksikliği iddiası, konuyu sulandırmak ve saptırmaktır. Daha fazla demokrasi için milli ve üniter bir devletin ufalanması mı gerekmektedir? Kaldı ki yapılan ciddi araştırmalara göre böyle bir talep de yoktur. Türkiye etnik parselleme ile müreffeh ve bölgesel bir güç olamaz. Kendimize gelelim. Türkiye Ortadoğu’da yıllardır mazlumların yanında olmuş, maddi ve manevi fedakârlıklar yapmış, birçok sığınmacının ikinci vatanı olmuştur. Türkiye’yi yönetmeye talip olanlar ve parti kuranlar iyi bir fikir cimnastiği yapmak zorundadırlar. Ancak maalesef bizde dernek yerine parti kurma yanlışı sürmektedir. Bir yanlış da Sayın Erdoğan karşıtlığının bazılarını yanlış ve olmadık limanlara yanaştırmasıdır.

 

Ağu 18

Biden Sürpriz Yapmadı Ki…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

ABD başkanlık seçimi yaklaştıkça adayların beyanları da tartışılıyor. Türkiye’ye bakışta Trump ve Biden’ın görüşleri arasında farklar olması pek beklenmemelidir. Biden’ın sekiz ay önce verdiği beyanattan çok bugün Türkiye ile ilgili neler söylediği daha önceliklidir.

Dünya dengeleri değiştikten, soğuk harp şekil değiştirdikten sonra ABD’nin dostluk ve müttefiklik anlayışı tamamen milli çıkarları üzerine kuruludur. Yıllardır süren ABD politikası bize dostça yaklaşmadı ki; adaylar dost olabilsin. Önemli olan ABD ile ilişkilerde menfaatlerimiz arasında optimal bir noktayı bulabilmektir. Milletlerarası hukuka göre, kimin haklı olduğu ve insan hakları kavramları milli çıkarlara göre şekil alır.

Demokrasiye saygı seçilmiş iktidarlara ve milli iradeye saygıdır. Ülkeleri hallaç pamuğu gibi atan, iktidarları çıkarları uğruna seçimsiz değiştirebilen, içişlerine pervasızca karışan, baskı kuran, çirkin pazarlıklar içine giren, değişik ülkelerde taşeron uşaklar ve işbirlikçiler bulan, sözde demokrasi mücahidi ABD’nin çirkin yüzü birçok yerde kendini göstermiştir. İşine gelen terör örgütlerini destekleyen ve kullanan, işi biteni yok edebilen, aslında demokrasi ve özgürlük düşmanı, milli devletlere saygısız, BM’yi ve NATO’yu istediği gibi kullanan terörist devlet ABD başkanlık seçimine gidiyor. Her iki adayı da artık tanıyoruz. Biden’ın son küstahça verdiği beyanat dikkat çekicidir. Kendisi bir kısmı Kürt de olmayan bazılarını Ortadoğu’daki çıkarları için kullanmaya devam edeceğini, Türkiye’de iktidarı darbe ile değil; seçimle değiştirebileceğini iddia edebiliyor. Muhalefete tam destek verip yönetimi değiştireceğinden bahsediyor. Bu açıklama diplomatik nezakete uygun olmayan, saygısızca ve küstahça verilmiştir. Açık olarak Türkiye’nin milli bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, demokrasisi hedef alınmıştır. Başta HDP hariç muhalefet partilerinin sesi daha da gür çıkmalı, hele yeni piyasaya çıkan bazı partilerin babalarından miras kalmış gibi ülkeyi açık artırmaya çıkarma çirkinliği bir tarafa bırakılmalı ve uygun üslupla bu dünya barışı için tehlikeli zat protesto edilmelidir.

Bizzat sayın Cumhurbaşkanı bölücü ve ırkçı terör örgütünün TBMM’deki temsilcisi olan parti dışındaki diğer parti liderlerini bir araya getirmeli, yıllardır süren kısır tartışmalar ve kayıkçı kavgası terkedilerek ortak güçlü bir açıklama yapılmalıdır.

Bu çirkin ifadeyi Aydınlar Ocağı olarak şiddetle protesto eder, Türkiye ile dostluğu rafa kaldırmış olan ve asıl niyetini son yıllarda açıkça ortaya koyan sözde müttefikimizi hayallerden kurtulmaya davet ederiz. Diğer bazı sivil toplum kuruluşlarını da göreve ve tatil uyuşukluğundan sıyrılmaya çağırırız.

Tem 14

Aydınlar Ocakları, Azerbaycan’ın Tovuz Bölgesine Saldırıda Bulunan Ermenistanı Kınıyor

Prof. Dr. İbrahim Öztek

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı

Saldırgan tutumundan hiçbir zaman vazgeçmeyen işgalci Ermenistan, bugün de Azerbaycan Türk topraklarına yönelik saldırılarını yinelemiştir. Ermenistan silahlı kuvvetleri Azerbaycan’ın Tovuz bölgesine saldırmış ve gereken cevabı da almıştır. Türkiye Aydınlar Ocağı ve Anadolu Aydınlar Ocağı olarak bu hain saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Hayatını kaybeden Azerbaycanlı şehitlerimize Allahtan rahmet, Azerbaycan halkına başsağlığı, yaralı candaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz.

Modern, güçlü kahraman Azerbaycan ordusu Ermenistan’ı her zaman diz çöktürecek güçtedir. Bu saldırı muhakkak ki, karşılıksız kalmamış, Ermenistan tarafı büyük kayıplara uğramıştır. Ermeniler bilmeli ki, yapacakları her hain saldırı kendilerine misli ile ödetilecektir.

Azerbaycan, Ermenistan’ın hayat damarıdır. Ermeniler bu damarın kıymetini bilmelidir. Tehlikeli oyunlara girmemeli, akıllı davranmalı, boyunu aşan maceralara girişmemelidir. Bölgede her zamandan çok barışa ve istikrara ihtiyaç vardır. Uluslararası kuralları hiçe sayan Ermenistan Uluslararası arenada ve Birleşmiş Milletler nezdinde cezalandırılmalıdır.

Türk milleti genciyle, yaşlısıyla, siviliyle, askeriyle, her zaman yüksek iman, inanç ve kudretiyle Azerbaycanlı kardeşlerinin ve candaşlarının yanındadır.

Başta Aydınlar Ocakları olmak üzere tüm Sivil Toplum Örgütleri de her daim Azerbaycan’ın yanındadır. Gafiller bilmeli ki Azerbaycan yalnız değildir. Azerbaycan’ın haklı davasında tüm medeni dünya arkasında olacaktır.

Yaşasın Türkiye Azerbaycan kardeşliği.

 

Ağu 25

GİRESUN’DAKİ VATANDAŞLARIMIZA VE MİLLETİMİZE GEÇMİŞ OLSUN

Giresun’da meydana gelen ve büyük zararlara yol açan sel felaketinde bugüne kadar 3’ü asker olmak üzere 8 vatandaşımız hayatını kaybetmiş olup, halen 2’si asker olmak üzere 8 vatandaşımızı arama çalışmaları devam etmektedir.
Küresel ısınma, doğa şartlarına aykıri yapılaşma ve dere yataklarına yapılan HES’lerin sebep olduğu belirtilen bu felaket doğaya uyumlu yaşamanın önemini bir defa daha ortaya koymuştur. Aydınlar Ocağı Genel Merkezi olarak büyük üzüntüye yol açan sel felaketi dolayısıyla başta Giresun’daki vatandaşlarımıza, Giresun Ondokuz Eylül Aydınlar Ocağı mensuplarına ve milletimize geçmiş olsun diyoruz. Bu felakette hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve göreve giderken şehit düşen askerlerimize Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun diyoruz. Allah milletimize bir daha böyle felaket yaşartmasın.
AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZI
Görüşmek isteyenler için:
Giresun Ondokuz Eylül Aydınlar Ocağı Başkanı Nurettin Bölük: 0535 428 0228

Eski yazılar «

» Yeni yazılar