Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

May 06

Derin ve Anlamlı Sohbet İhtiyacı

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

 

Çevrenizdeki insanlardan sık sık duyarız: “İnsanlar beni dinlemiyor”, “Ailem beni dinlemiyor, o yüzden de anlamıyor”, “Öğretmenlerin beni dinlemiyorlar. Bu yüzden ne hissettiğimi bilmiyorlar”…
Mevlana’ nın 740 yıl önce yazdığı Mesnevi “dinle” ile başlar.
Sohbet, insana bir şeyler verebilen, bazı şeyleri alıp götüren; konuşmadır. Hasbihâl etmektir. Sohbet ancak dinlemeyle olur. Sohbet, muhabbettir, sevgidir, dostça konuşmadır. Sohbette, sorulu-cevaplı cümlelere yer verilir.
Sohbetin dinlenebilmesi ise ancak az konuşmakla mümkündür. Dinlersek öğreniriz, öğrenirsek anlarız.
İyi bir dinleyici olduğumuzda, insanlara kendileri hakkında konuşma cesareti veririz. Dinlediğimiz insanların kendilerini önemli hissetmelerini sağlarız.
İnsanlar anlatmaya meyillidir, dinlemeye değil. Oysa öğrenmek, anlamak ve empati kurmak için dinlememiz gerekir.
İyi bir dinleyen kişi, karşı tarafta ”anlaşıldım” duygusunu oluşturur. Anlaşılmak, kişinin hayatındaki en temel ihtiyaçlardan birisidir.
Yapılan araştırmalar, kendilerini en mutlu hisseden kişilerin, mutsuz hissedenlere oranla hayatlarında % 25 daha az yalnız kalmış olduklarını gösteriyor. Aynı araştırmalar mutluların, başkalarıyla % 70 oranında daha fazla sohbet etiklerine işaret ediyor.
Bu sohbetler de anlamlı, derin ve verimlidir. Mutlu insanlar, mutsuzların üçte biri kadar içi boş konuşmalar yapmışlardır ( Metin Hara, İyiliğin Bilim Hali, s. 38).
İyi bir ruh halinde olduğumuz zaman karşımızdakine inanmak isteriz. Kötü bir ruh halinde olduğumuz zaman da ise karşımızdakinin sözlerinde doğru olandan daha çok yanlış olanları duyarız. Ayrıca üzgün ruh halinde olduğumuz zaman hep olumsuz hatıralar aklımıza gelir.
Acaba kötü ruh halinde olduğumuz için mi başkalarının hep kusurlarına yoğunlaşıyoruz. Bu yüzden mi derin ve verimli sohbetler yapamıyoruz? Derin sohbet yapamadığımız için mi çoğu zaman kendimizi değersiz hissediyoruz?

“Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekeline alırlar” der David J. SCHWADTZ .

Nis 04

Hafızamdaki ve Ülkümdeki Alpaslan Türkeş

Prof. Dr. Mehmet Metin KARAÖRS

 

Benim kuşağım, Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü kuşağı, yani 1944’de Türkçülük-Turancılık’ın suç olmadığının Türk adaletince karar verildiği yıllarda doğanlar, bugün  doğumunun 100. yılında yeniden anmakta olduğumuz Alparslan Türkeş’i çok iyi tanır. Bu kuşağın bir bölümü, 1968 yılında üniversitelerinin son sınıfında veya mezun olmak üzere olduğu yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden anarşinin ve komünizmin içine sürükleyen olayların geliştiği sırada aramakta olduğu karizmatik lideri Alparslan Türkeş olarak görmüş ve sonradan Türk kamuoyunun Türkün Son Başbuğu diye isimlendirdiği bu liderin etrafında toplanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü üzerine Atatürk tarafından atılan temellerine sahip çıkmış ve bugün de sahip çıkmaya devam etmektedir. 1968 kuşağı diye ülkemizde adlandırılan nesil, sosyalist, solcu ve komünist grup ve ülkücü-milliyetçi (Türkçü) grup olarak iki cephe halindedir.

Türkün Son Başbuğu’nu 27 Mayıs 1960 ihtilali sabahı radyodan ihtilal beyannamesini okurken sesinden tanımıştım. 1959-1960 ders yılı başında girdiğim Kuleli Askeri Lisesinde 1. sınıf öğrencisiyken gececi misafir olarak kaldığım, daha sonra Emekli İnkılap Subayı (Eminsu) yapılmış Ulaştırma Yarbay Mehmet Meriç’in (Halamın beyi) evinde idim. Bu emredici, tok sesli kurmay albayın sonraki yıllarda 27 Mayıs 1960 Milli Birlik Komitesi’nin en güçlü üyelerinden olduğunu, bu ihtilale Atatürk’ün ölümünden sonra raydan çıkmış Türklük ülkülerini gerçekleştirmek için katıldığını, ihtilalle kapatılan siyasi partilerin yerine yenileri kurulmadan idareyi bırakmamak gerektiğini, Okyanus ötesinin 27 Mayıs ihtilali için “bizim çocuklar başardı” diye verdikleri hükmün İhtilali yapan Milli Birlik Komitesi’ndeki 14’lerin tasfiyesi ile (14’lerin lideri Türkeş idi) geçerli olduğunu daha sonraki zamanlarda öğrendim. Bu tok sesli Kurmay Albayın içinde bulunduğu 27 Mayıs Milli Birlik Komitesinin icraatlarını takip ederek Kuleli Askeri Lisesinden mezun olup Ankara Kara Harp Okuluna gönderildim. Bu arada Milli Birlik Komitesinden 14 subayın tasfiye edilerek yurt dışına gönderildiklerini, liderleri Türkeş’in Hindistan’ın Bombay şehrindeki Türk Büyükelçiliğinde görevlendirildiğini, oradan Menderes, Polatkan ve  Zorlu’nun idam edilmemesi, bu idamların yurdumuzda devamlı kanayan yaralar açacağını ve o sırada ülkemizin durumunu anlatan mektuplar yazdığını öğrendim. Bu arada kendisini ve geçmişini merak ettiğim Türkeş’le ilgili yazılar okumaya başladım. Bu yazılar beni 1944 Milliyetçilik-Turancılık Davası diye adlandırılan davanın safhalarını incelemeye yöneltti.

22 Şubat 1962’de Talat Aydemir’in 1. kalkışmasını Kuleli Askeri Lisesi son sınıf öğrencisi iken öğrendikten sonra, 21 Mayıs 1963’de 2. defa gerçekleştirilen Talat Aydemir Kalkışmasını Ankara Kara Harp Okulunda 1. sınıf öğrencisi olarak yaşayıp mahkemeye verilip beraat edip okul disiplin kurulu kararıyla okuldan çıkarılıp İstanbul Üniversitesi Edb. Fak. TDEB.’ne girdim. Bu iki kalkışmanın Türk milletinin hayrına olmayacağını iyi bilen Türkeş davranışı ve takındığı tavır ile bu hareketleri tasvip etmediğini açıkça belli etti. Türklük Bilgisinin öğretildiği Türkoloji Bölümünü seçmeme 1944 Milliyetçilik-Turancılık Davasının safahatını öğrenmeye başlamam ile 27 Mayıs ihtilalinin kuvvetli kurmay albayı Türkeş’i tanımaya başlamam sebep oldu diyebilirim. Nihal Atsız, Alpaslan Türkeş ve başta Muharrem Ergin Necmettin Hacıeminoğlu olmak üzere hocalarım artık rehberimizdi.

Hindistan’dan emekli bir subay olarak yurda dönmüş olan Alpaslan Türkeş CKMP üyesi olarak siyasete girmişti ve İstanbul Beyazıt meydanındaki Marmara lokalindeki ve başka mekanlarda toplantılarının devamlı takipçisi oldum. (1966-1968)

Artık yeni bir nesil yetişiyordu, yetiştiriliyordu. Bu nesil kendisine ülkücü gençlik diyor, Türklük ve Türkçülüğü öğrenip savunuyor, Atatürk’ün Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü temelleri üzerine kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkıyor, sol ideoloji ve komünizmle savaşıyor bu mücadelede yüzlerce şehit veriyordu. Ülkü-Bir (Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenleri Derneği) Ülkü_Han (Ülkücü Hanımlar Derneği), Ülkü-San (Ülkücü Sanayiciler Derneği) gibi onlarca dernek kuruluyor, 1968 kuşağının bu cephedeki gençleri bu teşkilatlarda seve seve çalışıyorlardı.

Son Başbuğumla ilk karşılıklı sohbetim 1971 yılında Burdur Lisesinde Edebiyat Öğretmeni olduğumda Burdur’da oldu. “Metin, burada Ülkü-Bir’i kur” dedi ve o zamanki Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’nın karşısında ülkücü öğretmenlerin Burdur Şubesini 1972’de ben açtım. 1971 Burdur depreminden sonra Burdur’a Burdur Valisi olarak atanan Eski Emniyet Genel Müdürü Ömer Naci BOZKURT, Burdur’da depremin yaralarını sararken, şimdiki vilayet konağının önünde bulunan Ötüken Parkı’nı benimle ve Ülkü-Bir’li öğretmenlerle fikir işbirliğinde bulunarak yaptırdı.

1973-1976 yıllarında bulunduğum Aydın Cumhuriyet Kız Lisesi Müdürlüğünden Ülkücü öğretmen yetiştirmek için kendi isteğimle ve Ülkücü ağabeyim rahmetli Öğretmen Okulları Genel Müdürü Ayvaz Gökdemir’in onayıyla Ortaklar Öğretmen Okuluna müdür olarak atandım. Gökdemir’in “sen müdürsün, niye kız lisesi müdürlüğünü bırakıp birçok problemi bulunan Ortaklar Öğretmen Okulu Müdürlüğünü istiyorsun?” sorusuna cevabımın “ülkücü öğretmen yetiştirmek için” şeklinde olması hep Son Başbuğumdan aldığım fikir ve heyecanın bir tezahürüydü. Nitekim atandıktan 11 ay sonra Ortaklar Öğretmen Okulu Müdürlüğünden zamanın Germencik Kaymakamı Şükrü Er’in isteği ve Aydın Valisi Zekai Gümüşdiş’in “aşırı milliyetçi” ithamı ile alınıp Bursa Eğitim Enstitüsüne atandım.

Bursa’da eşim, Ülkücü Hanımlar Derneğini, ben Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Derneğini kurduk. Ülkemizin 12 Eylül 1980 darbesine uğramaması için gerekli mücadeleyi verdik. Ama darbe oldu. 12 Eylül 1980 darbesi aslında ülkücüleri hedef alan bir darbe olarak tarihte yerini aldı ama “Son Bağbuğumuzun  yetiştirdiği kadrolar Türkiye ve Türk Dünyasının birlik ve beraberliğinden vaz geçmediler.

12 Eylül 1980 darbesi aslında Okyanus ötesinden kurgulanmış bir darbe idi ve esas amacı ülkücü-milliyetçi kadroya yönelmişti. Türkeş bu darbeden ülkücü-milliyetçi kadroyu korumak için sürgün edildiği Uzunada da gerekli tavrı almıştı. Ben de devletimizin idaresi kahraman ordumuza geçti düşüncesi ile bulunduğum Bursa Eğitim Enstitüsünde doktora çalışmasına başlayarak 1985 yılında bitirip Kayseri Erciyes Üniversitesine Yrd. Doç olarak atanmıştım.

Bağbuğ Türkeş’in en büyük eserlerinden biri Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk ve İşbirliği Kurultaylarını toplamak olmuştur. 1992 yılında dağılan Sovyetler Birliğinden sonra kendileriyle o zamana kadar yeterli derecede ilgilenmediğimiz Türkiye dışındaki Türkler, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte 7 bağımsız Türk Cumhuriyetini meydana getirince dünyadaki Türkler arasında “Ortak Türk Alfabesi” oluşturma çabaları ortaya çıkmış ve ilk olarak Kırımda 1992 yılında Kırım’ın büyük lideri Abdülcemil Kırımoğlu’nun başkanlığında benim de katıldığım “Ortak Türk Alfabesi” toplantısı yapılmış, arkasından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in himayelerinde Alparslan Türkeş’in gözetimi ve düzeni ile 20-24 Mart 1993 tarihinde Antalya’da “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultaylarının birincisi yapılmıştır. Her iki yılda bir tekrarlanan bu kurultaylar Türkeş’in ölümünden sonra siyasi iradeler bu kurultaylara yeterli ilgi ve istekle bakmadıkları için son yıllarda “Türk Dili Konuşan Ülkeler Kurultayı” haline dönüşmüştür.

Kayseri’de Erciyes Dağı Tekir Yaylası’nda Başbuğ Türkeş’in sağlığında her yıl toplanan “Zafer Kurultayları” Türkeş’in ölümünden sonra devam edememiştir.

1992-1994 yıllarında çatısı altında “Kazak Türklerine Türkiye Türkçesi Öğretme Kursları Koordinatörü” ve “Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı” olarak çalıştığım Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Türk Kazak Üniversitesi; daha sonra Kırgızistan Manas Üniversitesi, Türkmenistan Mahdum Kulı Üniversitesi ve diğer Türk Cumhuriyetleri ve Türk Topluluklarında açılan üniversite ve yüksek okullar, Atatürk’ten sonra Başbuğ Türkeş’in Türk Kültür Birliği ve devamında Türk Ülküsü Turan’a giden yolun kilometre taşlarıdır. 1992-1994 yıllarında çalıştığım Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden sonra Türkiye’ye gelip baypas ameliyatı olmam sebebiyle doktorlar izin vermediği için Son Başbuğumun vefatında cenaze törenine katılamamı hayatımın en büyük talihsizliklerinden biri saymaktayım.

Atatürk, Ziya Gökalp, Nihal Atsız ve Türkeş, Kırım Lideri Cemiloğlu, Azerbaycan’ın büyük evladı Elçibey ve Kıbrıs Türkünün Büyük Mücahidi Rauf Denktaş ve tarihteki bütün Türkçüler benim neslime o kadar çok tesir etmişti ki bir Türk ülkesinde görev yapmadan duramaz hale gelmiştik. Öğrenciliğimde “Kıbrıs Bizim canımız feda olsun kanımız”  gibi söylemlerle bağrımıza bastığımız KKTC’de 2002-2004 yıllarında görev yapmak soyu Kıbrıs’la ilgili olan Türkeş’e de hizmet etme şeklinde göründüğü  için orada da çalıştım

Atatürk’ün ölümünden sonra Türkçülüğün siyasi gelişmesi önce büyük Türkçü Turancı Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş işbirliğinde oldu. Daha sonra partinin Bozkurt olan amblemi Adana Kongresinde bugünkü amblem olan üç hilale döndürüldü. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtları Dirilişi romanlarının yazarı Nihal Atsız’dan sonra “Kanımız aksa da zafer İslamın, Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanız” şeklindeki sloganlar ağır basmaya başlamıştır.

Türkiye’de siyasi İslamiyet, Arap anlayışı (Eşari anlayışı) ve İmam Maturudi, İmam Ebu Hanife, Hoca Ahmet Yesevi ile Yunus Emre’nin temsil ettiği Türk islamiyeti diyebileceğimiz iki cepheli anlayışla temsil edilmeye başlandı. Son Başbuğ Türkeş, “Türk Müslümanlığı. taraftarı idi.  Türkeş ayrıca “Ilımlı İslam ve Dinler Arası Diyalog” akımlarına karşı olan bir devlet adamı idi.

Türkeş, liderlikte bir Bilge Kağan, kahramanlıkta bir Kültigin, devlet adamlığında bir Tonyukuk idi. Atalarının sütlerinin temizliği damarlarındaki kanlarından ona intikal etmişti. Türk milletinin çıkarları söz konusu olduğunda gerekirse herkese, cumhurbaşkanına kadar doğru fikri öneren ve bu fikrin sonuna kadar arkasında duran bilge bir liderdi.

Alparslan Türkeş siyasi hayatı, düşünce ve davranışları bakımından 2. Göktürk Devleti’nin ünlü veziri, aygucısı, ata-babası Bilge Tonyukuk’a benzemektedir. Türkeş de Tonyukuk gibi “Türk milletinin çıkarları söz konusu olduğunda Cumhurbaşkanına ve devlet idarecilerine rağmen doğru fikir ve düşünceyi ortaya koyup sonuna kadar mücadele eden (Türkiye mozaiktir diyenlere karşı ne mozağiyi lan..diye haykırması slogan haline geldi) bir kişiliğe sahipti Türkeş, tıpkı Tonyukuk gibi Türk milletinin karakterini olaylar karşısında tavır ve davranışlarını çok iyi bildiği gibi, tarihi ve şimdiki iç ve dış düşmanlarını çok iyi tanımıştı. Türkün, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin gerçekleşmesi ile mutlu olacağına inanmıştı.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            Tonyukuk’un isminin başındaki “bilge” sıfatı gibi Türkeş’e de ülkücü-Türkçü kamuoyu tarafından “Son Başbuğ” diye isim verilerek Türk milletinin ölmezleri arasında yerini aldı.

Türk Milleti Atatürk’ün ölümünden sonra milli davalarını, ülkülerini sahiplenmekte belki daha da gecikecekti. Türkeş elinde kitap olan okuyan, yazan ve düşünen eğitimli ülkücü gençlerin yetişmesi için mücadele etti.

Türkeş, Atatürk’ten sonra beni, yani Türkü öğreten aydınların, Oğuz Kağan’ın “Kök Tengrige men ötedim” (Gök Tanrıya ben borcumu ödedim) dediği gibi milletine karşı hizmet etme borcunu ödeyen aydınların yetişmesinin destekleyicisi,  koruyucusu idi.

Türkeş, Türk milletinin beka (var olma), milli eğitim, iktisadi kalkınma ve aklın ve ilmin hakimiyeti olarak özetlediğimiz milli meseleleri üzerinde görüş ve tespitleriyle bir fikir ve aksiyon adamı olarak hafızalarda yer aldı.

Türkeş, Atatürk’ten sonra bütün dünyada milliyetçiliğin-Türkçülüğün ne derecede önemli olduğunun farkına vararak Türk dünyasının elleri ve gözleri bağlı olarak kalmasını hazmedemeyen, Atatürk’ün Türk Birliğine inanıyorum. Ben görmesem bile onun hayaliyle yaşıyorum. dediği gibi bir ülkü adamı idi.

Türkeş, zaman oldu tek başına kaldı, zaman oldu tabutluklara sokuldu, zaman oldu ihanete uğradı, zaman oldu kara eylül işkenceleri gördü, Ama asla yılmadı, Yılmak yoktu onun kitabında, Çünkü o bir  Türk, bir bozkurt, bir ülkücü, bir başbuğ idi.

Türkeş, “Dava adamı olmak için önce adam olmak lazım. Dava öğretilebilir ama adamlık öğretilemez.”  Başı bir ülkücünün çekmediği hiç bir olaya katılmayın. Kendinizi, küçük görmeyiniz, Sizler büyük kuvvetsiniz, vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktedir, Davamızın geleceği birliktedir,  Ülkücüler, insanlık alemi içinde ne uşak olmayı ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır. diyen adam gibi adamdır.

Türkiye’de Atatürk’ün ölümünden sonra sarsılan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini yeniden rayına oturtmak daha da gecikecekti. Yanı başında bulunan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve kurucusu merhum Prof. Dr. Turan Yazgan ve benzeri aydınların yetişmesi daha da gecikecekti.

Başbuğum, Rahat uyu! Allah rahmet eylesin. Yetiştirdiğin ülkücü, milliyetçi kadrolar nerede, hangi zeminde olurlarsa olsunlar Türk ülküsünü senin doğumunun 100 yılında da yaşatmaya devam ediyorlar ve ebediyete kadar devam ettirecekler.

Not : Bu yazı Doğumunun 100. Yılında ALPARSLAN TÜRKEŞ’E ARMAĞAN isimli  kitapta yayınlanmıştır. (Ankara, 2018, Berikan yayınevi, s. 137-145

Nis 03

Mutluluk Kararı

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

Birçok insan, mutluluğun kişinin ancak iyi şeylerle karşılaşması sonucunda elde edilecek bir duygu olduğuna inanıyor. Bu kişiler mutluluğun insanın kontrolünde olmadığını düşünüyor. Onlara göre kişi başına gelecekleri kontrol edemeyeceği için mutluluk için genel geçer kurallar da olamaz.

 

Günümüzde artık mutluluğun çalışılarak elde edilecek bir duygu olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Hayatta mutluluk gibi, değerli olan her şey çalışılarak elde edilir. Aristoteles ”Mutluluk, bir eylemin sonucudur” diye sesleniyor. Ona göre, mutluluk tesadüflerin veya Allah’ın bir hediyesi değildir, aksine imkânlarını en uygun şekilde değerlendirenlere bahşedilir.”

Antik çağın filozoflaırna göre, mutluluğun genel geçer kuralları olmalıdır. Çünkü insanlar birbirine benzer. Bu kurallar izlenerek mutlu olunabilir. Çevremize veya ruh halimize teslim olmadan mutlu olma sürecine girebiliriz.

Mutluluğa ulaşmak için öncelikle bireylerin ve toplumun bir mutluluk kültürü oluşturması gerekir. Bilgeler 2000 yıl önce, mutluluğu artırmanın mümkün olduğunu ileri sürmüşlerdi.

Bugün artık nöro bilimlerin ışığı altında mutluluğun öğrenilebileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Her şeyden önce mutluluk ahlaki bir yükümlülüktür. Sadece kişisel sebeplerle değil toplumsal sebeplerle de ciddiye alınmalıdır. Öncelikle yakın çevremizdekiler için olmak üzere hayatımıza giren her kişi için mutlu olmak zorundayız.

Gerçek başarıya ancak mutluluk için çalışarak, çaba göstererek ulaşabiliriz. Üstün zekalı veya dahi olmamız bize mutluluğun kapısını açmayabilir. Dahiler pek mutlu insanlar da değildir. Çünkü pek çoğu zekalarını mutluluk için kullanmamaktadırlar. İnsanlar mutlu olacak kadar zeki ve yeteneklidirler. Ancak akıllarını ve zekalarını kendilerini mutlu edecek bilince ulaşmak için kullanıp kullanmadıkları mutluluk oranlarını belirler.

Mutluluk için öncelikle mutlu olmaya kesin karar vermemiz gerekir. Daha sonra mutluluk sürecine girebiliriz. Bu mutluluk kararı çok önemlidir, çünkü ancak bu karardan sonra genel geçer mutluluk kurallarını izleyerek yolculuğumuza devam edebiliriz.

Mutlu olmaya karar verdiğimiz zaman beynimiz mutlu olacak şeyleri bulur. Bize doğru yolu gösterir. Biz fark etmesek bile beyin devrelerimiz kararımız doğrultusunda çalışmaya başlar.

Örneğin mutluluk kararımız doğrultusunda beynimiz, mutluluk hormonlarını harekete geçirir. Serotonin, endorfin, dopamin, oksitosin gibi mutluluk kimyasalları, beynimiz hayatta kalmamıza ve mutlu olmamıza yarayan bir şey gördüğü zaman salgılanır. Bir müddet sonra salgılanma durur. Sonra iyi bir şey yolumuza çıktığı zaman yeniden salgılanmak üzere beklerler.

Mutluluk hissi bu dört beyin kimyasalından gelir. Mutluluğa karar veren kişi bu beyin kimyasallarını yönetmesini çok iyi bilir. Bu hormonların hayatlarındaki yerinin farkındadırlar. Bu hormonları isteyen herkes doğal yöntemlerle salgılatabilir. Ayrıca yine isteyen herkes stres hormonu kortizolün salgısını azaltabilir.

Mutluluk için yapılacak en önemli iş, beynin nasıl çalıştığını öğrenmektir. Beynimizi anlayarak ve onu iyi yöneterek mutluluğa ulaşabiliriz.

Beynimiz, bizim kendi iyiliğimize odaklanır. Bizi neyin mutlu ettiğini arar. Yapacağımız iş iyinin ne olduğunu ve bizi neyin mutlu ettiğini beynimize öğretmektir. Başka bir deyişle beynimize yardımcı olmaktır.

Mutluluk kararınız hayırlı olsun.

 

Nis 24

Pareto’nun Tilkileri ve Aslanları

Dr. Hasan GÜNAYDIN

 

Vilfredo Pareto (1848 – 1923) denge üzerine inşaa ettiği ekonomi ve sosyoloji çalışmalarıyla önemli bir bilim insanı olarak kabul görmektedir. Meritrokrasi savunucularından olan Pareto tarihin bir “Seçkinler Mezarlığı” olduğunu söylemektedir. Bu konudaki görüşleri “Seçkinler Kuramı (Seçkinlerin Dolaşımı Teorisi)” olarak bilinmektedir.

Pareto’ya göre; değişim süreklidir ve sistemin içsel dinamik süreçleriyle bu içsel süreçleri tetikleyen dışsal şoklar değişimin önemli etkenleridir. “Ekonomik Çıkarlar” ve “Siyasal Güç” arasındaki ilişkilere dikkat çeken Pareto bazı tespitlerde bulunmaktadır:

1) Siyasal ve ekonomik seçkinler homojenleşme eğilimi sergilerler. Başka bir anlatımla; kendileri gibi olanları aralarına alır, olmayanları dışlarlar.
2) “Siyasal Seçkinler” sahip oldukları mevkii ve güç sayesinde seçkin olmayan sınıflardan seçkinlere servet aktararak zenginliklerini arttırırlar. Yani siyasal konum ve iktidar onlar için bir zenginleşme vesilesidir.
3) Toplum içerisinde “Güçlü Ekonomik Lobiler” bulunmaktadır. Bu lobiler siyasal seçkinlerle işbirliği içerisindedir ya da onlar üzerinde baskı kurarak kendileri lehine müdahalede bulunmalarını sağlamaktadır. Böylece Siyasal Seçkinler bu lobilerin ekonomik menfaatleri yönünde kararlar almaktadır.
4) Ekonomik ve siyasal seçkinler daima ittifak halinde kalmaya özen gösterirler. Bu ittifak sayesinde sistemlerini devam ettirirler. Sürekli iktidarda kalabilmek için yeni stratejiler üretirler ve fakir kitlelere bazı imkanlar sunarlar. Bu şekilde davranarak iktidarlarını meşrulaştırmaya çalışırlar.
5) Konumlarını sürdürebilmek için kuvvet kullanırlar, keyfi atamalar yaparlar ve propaganda güçleriyle etkili olmaya gayret sarf ederler.
6) Ancak Homojen Seçkinlerin yönettiği ülkede ekonomik ve siyasi canlılık bozulur, ülke zayıflamaya başlar ve muhaliflerin iktidarı ele geçirmesi kolaylaşır.
7) Giderek zayıflayan seçkinler, seçkin olmayan kitleleri kontrol altında tutamadıklarında radikal değişime götüren süreçleri başlatırlar.
8) Sömürücü faaliyetler seçkin olmayan kitleleri yabancılaştırır ve seçkinlere karşı direnç üretir. Bu direnç seçkinlerin güç kullanarak bastıramayacakları kadar şiddetli olursa “Seçkinlerin Değişimi” gerçekleşir; yani bir seçkin tipi gider, yerine diğer bir seçkin tipi gelir.
9) Siyasal, ideolojik ve ekonomik alanlarda “Döngüler” gerçekleşmektedir. Bu döngüler birbirlerine eşlik eder yani karşılık gelir. İdeolojik alanda muhafazakarlık dönemi yaşanıyorsa ekonomi daralmaktadır. Fakat Liberalizmin hakim olduğu dönemlerde ekonomik gelişme ve refah artışı görülmektedir.
10) “Seçkinlerin Dolaşımı”, döngülere bağlı olarak, ideolojik ve ekonomik koşullarla pozitif korelasyon içerisinde gerçekleşir.

Pareto’nun diğer tespitlerine göre;

1) Seçkinler iki gruba ayrılırlar: “Aslanlar ve Tilkiler”. Aslanlar güçlü iradeye sahip, güç kullanmaktan çekinmeyen, açık sözlü ve geleneklerine bağlı muhafazakar elitlerdir. Bunlara “Rantiyeler” de diyebiliriz. Uzun vadeli yatırımları tercih ederler, üretim ve hizmet sektöründe faaliyet gösterirler. Muhafazakar dönemlerde ekonominin hakimiyeti bunların elindedir. Tilkiler ise, tam anlamıyla hilekar, açıkgöz, fırsatçı ve spekülasyondan beslenen kişilerdir. Cesaretli davranıp risk alırlar, kısa vadeli kazançlarla ilgilenir, aldatma, yanlış bilgilendirme ve gizli pazarlıklarla kısa yoldan zengin olurlar. Bu “Spekülatörler” liberal dönemleri çok severler.
2) Ekonomik ve ideolojik değişimlerin ve döngülerin yaşanması bu iki farklı seçkin grubunun etkinliğini değiştirir. Muhafazakar dönemlerde etkin olan rantiyelerin yerini liberal dönemlerde spekülatörler alır ve bu döngü böylece sürüp gider.

Oysa ekonomilerde ideal olan, kararların –çıkar grupları değil- toplum lehine alınmasıdır. Kısacası TOPLUMUN GÖRÜNMEZ ELİ (Toplumsal Ruh, Toplumsal Bilinç ve kararlılığı) tilkilerin ve aslanların kuyruklarını sıkı sıkıya bağlamalıdır. Bunların kuyruklarını bağlayamayan toplumlar zahmet çekmeye ve ezilmeye mahkumdur.

 

 

 

Nis 03

Yaşamımızdaki Günah Keçilerimiz

Ali Kemal GÜL

İlk ve Orta çağ dünyasında çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçişin sancıları, zorlukları yüz yıllar almıştır. İnsanlar buna ”günahlardan arınma seremonisi” derlerdi. Günahlardan arınmak isteyen insanlar, bunları notlar ve muskalar halinde yazarak keçilerin boynuna asar ve bunları çöle, ölümlerine yollarlardı ve günahlardan arındıklarını düşünürlerdi. Bazılarımız bunu garip hatta korkunç bulabilir ancak etrafınıza şöyle bir bakın. Sabah, yağmur yağdığı için sırılsıklam olan ve bunun için yağmuru suçlayan adamla, keçiyi günahlarından arınmak için çöle yollayan adam arasında işin temeline indiğimizde fark nedir? Her ikisi de kendi hataları için somut bir varlığı, günah gibi soyut varlığa dönüştürmemişler midir?

Konuya giriş yapmadan önce bir konuda hemfikir olmamız gerekiyor: Beynin ve mantığın kandırılması çok kolay iki olguda olduğu gibi… “Zihin, tutkuları konusunda kendisini kandırır. İnançlarına ters olsa bile, hayali ve gerçekdışı nesneler yaratmayı, yaslanacağı bir şeyleri olmamasına tercih eder.” demiş Montaigne. İnsanlar başlarına gelen talihsizliklere daima bir sebep bulur çünkü suçu kendisinde bulmaktan daima korkar. Korkar çünkü eğer suç kendisindeyse, bunun altında daima bir yükü ve sorumluluğu olacaktır. İşte o yüke biz “suçluluk duygusu” diyoruz ve bunu ortadan kaldırmak için de beyin kendini korumaya programlanmıştır. Gerçekleri bir sis perdesi gibi örter ve bize bizim olan “günah keçilerimizi” verir. Peki ya yağmurdan sırılsıklam olan adam suçlamak amacıyla yağmur yerine duyguları olan daha somut bir varlığı seçseydi?

Tarihin başlangıcından beri, insanoğlunun iliklerine kadar işlemiş olan yegâne duygulardan biri” bencilik’’ duygusudur. İnsan, kendini zor durumlardan kurtarmak için arkasına bile bakmaz. Onlar tıpkı Zümrüdü-Anka kuşları gibi, günahlarını başkalarına yükledikçe, soğuyan olayların küllerinden tekrar yeni hayatlara uyanacaklarına inanan “vurdumduymazlardan ” oluşan toplumun en geniş kesimidir. Bu grup, amacı kendi sorumluluklarından kaçmak ve hayal dünyasında yaşamak isteyen her yaştan insanlarla dolup taşmaktadır. Ancak arkalarında bıraktıkları insanlara ne olduklarını bir kere bile düşündüler mi acaba? O zavallı insanlarla birlikte çöken bir adalet ve güç dengesi… Bu konuda çok beğendiğim bir Rus atasözünü sizlerle paylaşmak isterim: ” Yalancılık, bozuk para gibidir. Uzun süre geçindirmez.” Hâlbuki insanlar arkalarına bakıp bir kerecik de olsa sorumluluklarını ve günahlarını üstlerine almayı deneseler her şey çok daha farklı olur, vicdanen ve ruhen hiçbir yükümlülükleri kalmazdı. Ancak o zaman insanoğlunun işi çok kolay olurdu, değil mi?

Kabul etmek gerekir ki, insanoğlunun işi hiçbir zaman kolay olmadı ve olmaya da niyeti yok gibi duruyor. Ancak bu kadar büyük bir karmaşanın içinde bile bir ayaküstünde kırk yalan söyleyip, nasıl bu kadar bahane üretebiliyoruz en basitinden üretilen beyaz yalanların ve bahanelerin bile bu kadar nankör olduğu bir dünyada? Burada sizlere bunların zararlarından bahsedip öğüt vermeyeceğim ancak en basit yapamadığımız işlere bahane üretirken ne kadar saçma ve gereksiz bahanelerin üretildiğini fark etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bir kerecik bile olsa artık “günah keçilerini” bir kenara bırakıp bazı şeylerle yüzleşmemiz gerekiyor.

Zamanın birinde,  çok ama çok zengin bir adam yaşarmış. Yaşadığı ağır bir hastalık sonucunda doktoru ona işlenmiş ve tuzlu olan etleri kesin bir dilde yasaklamış.  Doktor gittikten sonra ise etrafına bağırıp çağırmaya başlayan adam hırsını alamayınca suçlayacak bir şeyler aramaya başlamış ve sonunda da bulmuş. Pastırma… Pastırmaya bağırdıkça sinirinin, stresinin ve hırsının azaldığını fark eden adam bağırmaya devam etmiş. Ta ki hırsı geçinceye ve kendini daha iyi hissedinceye kadar… . Bizde de bu işler böyle yürümüyor mu zaten. En basitinden iş hayatı mesela. Güçlü olanın zayıf olanı ezdiği o hayat. Eğer birisi büyük bir hata yaparsa şayet, işte o zaman olan alttakine olur çünkü kendisine asla açıklama fırsatı verilmemiştir… Bunun tek nedeni beynimizdeki “savaş ya da kaç ” metodudur. Bu sadece bu örnekle de geçerli değildir “Savaş ya da kaç metodu” aslına temeline indiğimiz zaman bize “Günah Keçileri”nin sebebini verir. Bunun sebebi ise beynin iki farklı yönde çalışıyor olmasından kaynaklanır. İlk bölüm hata oranlarını ve zararlarımızı tespit ederken ikinci bölüm ise bu konuda atacağımız adımları belirler. Tahmin edebileceğimiz gibi de beynimiz “kaç ” komutunu seçerken bir kez daha “günah keçileri” bizimledir ve bizden yanadır…

Bütün suçu da insana yıkmamak gerekir ancak. Bazen bazı durumlar, bazı gereklilikler getirir ve biz de bunlardan kaçmak isteriz. Bazı hayati durumlar ve aciliyetler… Kimin doğru kimin yanlış davrandığını karar vermeden önce de insan doğru ve yanlışı tanımlamalıdır öncelikle. Kiminin işine yarayan bir şey başkasının felaketi; birinin felaketi ise başka birinin faydasına dokunabilmektedir şu garip dünyada. Bütün bunları anladıktan sonra ise dönüp şöyle de bir kendine bakınmalıdır. İçindeki doğrunun ve yalanın asıl gerçekliğine… Ancak o zamandan sonra insan birini, içinde bulunduğu durumdan sebep bahane üretmiş birini, suçlayabilir.

Eğer bu söylediklerimi toparlamak istersek, insanoğlu geçmişten günümüze kadar sayısız gelenekle birlikte günahlarından arınmak ve bunlara gerekli gerekçeler bulmak istemiştir. Ve işte o zaman bize “günah keçilerimiz” yani her sıkıntıda yardımımıza koşan tatlı küçük bahaneler gelmiştir.  Aslında kullanılmasında kimi zaman pek bir sıkıntı görülmeyen bu küçük yardımcılar, aşırıya kaçıldığı zaman işleri çığırından çıkarabilmekte ve hatta insanlarda güven problemi denilen şeyi ortaya çıkarabilmektedir ve daha da kötüsü bunun duyguları olan biz insanlara da dönüştürülebilmesidir. Kimi zaman zararsız bir yağmura, kimi zaman da pastırmaya örneklerde de görüldüğü üzere soyut olan düşüncelerimiz ve hatta öfkemiz çevrilmiş ve bunun sonucunda da artık bahanelerimiz gözle görülebilir bir hale gelmiştir. Ancak aslında insanın ihtiyacı olan şey bunlar değildir. İnsanın asıl ihtiyacı olan şey sorumluluk duygusu ve biraz da vicdandan oluşan o asil duygudur işte. Eğer bir işte herhangi bir sorumluluğun yoksa sen neden o işe atılıp aradan çekilesin ki? İnsani duygular çok karışık ve her ne kadar da yüzbinlerce yıl geçmiş olsa bile hala çok yabanidir. O içimizdeki bir işte sıkışınca kaçma durumu maalesef hala bulunmaktadır ve bu gidişle bitmeyecek gibi görünmektedir. Ancak biz insanların yapabileceği tek bir şey var: Sorumluluk almak… İnsanın sorumluluğu kadar değer aldığı şu koca dünyada, bazen işler içinden çıkamayacak hale gelse bile mutlaka her kilitli kapının bir anahtarı vardır. Size tavsiyem bu kilitli kapıdan kaçamamanızdır. Çünkü eğer o kapı bir kez elinizden yitip giderse bunun bir daha geri dönüşü olmaz.  Sözlerimi Paulo Coelho’nun bahaneler ile ilgili söylediği çok kıymetli bir sözle bitirmek istiyorum; “İnsanlar fırsatların gelmesini bekler, fırsatlar da insanların… Fırsatlar bekler, insanlar bekler; Kazanan hep mazeret olur…”

***

 

Özel bir Lisenin birinci sınıfında öğrenimini sürdüren torunum Buse GÜL’ün ödev olarak kendisine verilen yukarıdaki konuyu analitik bir düşünceyle işlemesi, olması gereken doğru davranışlar üzerinde bilinçle vurgu yapması, bir eğitimci olarak benden tam not aldı.

Çok daha önemli olan başka bir şey: Bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyetini kurarak Türk gençliğine emanet eden Gazi Paşamızın vasiyeti bu analitik düşünce sistemini önceleyen aydın beyinlere haiz yavrularımızın omuzlarında ebediyete kadar yaşayacaktır.

Yeter ki Gazi Paşamızı ayrıntılarıyla tanıtalım ve bu aydınlık yüzlü çocuklarımıza sorumlu bir veli olarak yardımcı olalım!

 

 

Nis 24

Özü ve Sözü Bir Olmak

Cafer GENÇ

Dünkü köşe yazımda, eğitim sorunlarımızdan söz etmiştim (bu sözümü, yazımı okumamış olanlar, kaçıranlar için hatırlatmak amacıyla kullanıyorum). Sıraladığım ve sorguladığım bu eğitim sorunlarımızı, “EĞİTİM DÜNYASI” köşemde, 2016 yılından itibaren (yaklaşık 2 yıldır) yazıyorum. Eğitimin hemen hemen her konusuna değinmiş olmama rağmen, yazılacak daha pek çok konunun olduğunu düşünüyorum.

Milli Eğitim Bakanımız, “eğitim konusunda başarılıyız” derken, “ferdi başarılardan, şahsi derecelerden mi söz ediyor, acaba?” diye merak ettim. Ben, genel durumdan söz ediyorum. Nitekim, dün, basında yer alan iki eğitim haberi, söylediğim bu duruma çok çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir.

Eskişehir’de, Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencisi İpek Aslantaş, Moskova’da düzenlenen Uluslararası Bilim Temelleri Bilgi Yarışması Matematik Finali’de dünya birincisi olmuş. Gururumuz olan kızımızı tebrik ediyorum. Aynı gazetenin, bu haberin hemen üstündeki haberinde ise, “Askeri Öğrenci Aday Belirleme Sınavı’da 293 bin adaydan 50 bin 375 ‘i Sıfır Çekti” diye haber vermektedir. Bir İpek kızımızın üstün başarısına karşılık, 50 bin öğrencimizle ilgili vahim durumun, eğitim adına kıyaslanmasını istiyorum. Bilmem anlatabildim mi?

Eğitimle ilgili bu durum tespitinden sonra anlatacağım olaylarla söylemek istediklerime açıklık getirmiş olayım. Yaklaşık, 30 yılı yöneticilik olmak üzere 40 yıldır eğitimin içinde olan birisi olarak bu durumun 40 yıldır düzelmediğini de özellikle belirtmek istiyorum.

Meşhur kıssadan hisseyi bilirsiniz. Japon eğitim uzmanları Türkiye’deki eğitim sistemini incelemek ve görüşmeler yapmak üzere ülkemize gelmişler. Japon uzman, “Biz, anaokulundan itibaren çocuklarımızın elinden tutar, Hiroşima’ya götürürüz. Çalışmazsanız, güçlü olmazsanız işte, düşman sizi bu hale getirir dedikten sonra, fabrikalara, sanayi bölgelerine götürerek çalışırsanız, üretirseniz güçlü, zengin ve mutlu olursunuz, düşüncesini vererek yetiştiririz” demiş. Buna karşılık, bizim eğitim uzmanımız, “sizin böyle güzel bir örneğiniz var, biz bu işi nasıl yapacağız?” diye sorması üzerine, Japon eğitim uzmanı, “sizin Çanakkale Zaferi’niz, bizim bu örnekten çok daha etkili bir güce sahiptir.” demiş. Değerlerimizi bilmediğimizi ve eğitim sistemimizdeki eksikliğimizi anlatan bu olaydan alınacak çok dersin olduğunu düşünüyorum.

Anadolu Lisesi müdürü olarak Aksaray’da katıldığım bir seminerde, Daire Başkanı’nın anlattığı şu iki olay, eğitimle ilgili durumumuzu anlatmaya yetecektir. “Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri olarak Kredili Sistemi, Türkiye genelinde anlatmak üzere seminerler veriyorduk. Övmekle bitiremiyorduk. Ben de Adana’da bir salonda, lise müdürlerine Kredili Sistemi anlatıyordum. Bir ara telefonum çaldı, Bakanlık’tan arıyorlardı. Dışarı çıktım, görüştüm. Kredili Sistem’in kaldırıldığını, semineri bitirmemizi ve hemen dönmemizi istediler. Ne yapacağımı şaşırdım. Az önce övmekle bitiremediğim sistemin kalktığını nasıl söyleyeceğimi düşünmeye başladım. Salona girdim, sadece seminerin sona erdiğini söyleyebildim.” demişti.

Şunu da anlatmışlardı: “Mevzuat Daire Başkanlığı olarak hazırlayacağımız yönetmelik, mevzuat için ilgililerle toplanıyoruz. Çalışmalarımızı tamamlayarak bir üst makamın OLUR’larına arz ediyoruz. İnceliyorlar, bazı yerlerin üstünü çiziyorlar, notlar yazarak üst makama gönderiyorlar. Onlar da aynı şekilde yaptıktan sonra, en üst makamdan, değiştirilmiş haliyle olması için, en son tekrar bize geliyor. Bakıyoruz, “bizim hazırladığımız bu değildi ki”‘ demek zorunda kalıyoruz” demişti.

Eğitimimizi anlatması bakımından sosyal medyada şöyle bir soru dikkatimi çekmişti. “Bir sütçü, litresini 75 kuruşa aldığı süte, dörtte bir oranında su ilave ederek litresini 85 kuruştan satmaktadır. Buna göre, sütçünün karı yüzde kaçtır?” Burada, ahlaksızlığın sınav sorusu olduğu bir anlayışta, ahlaklı nesiller yetiştirmenin zorluğunun hesabını, artık siz yapın. Böyle bir soruyla eğitimi gerçekleştirerek insanı hayata hazırlamak mümkün müdür?

Yurt dışında öğretmenlik yapan bir arkadaşım ziyaretime gelmişti. Makamımda sohbet ederken şu iki husus çok dikkatimi çekmişti. “Müdürün çalışma ofisi vardır. Orada proje üretir. Alt kademede ilgililerin uygulamalarını sağlar. Sonuçları ile ilgili raporları komisyonda değerlendirir. Teşvik ve tedbir çalışmaları yapar. İşi, sadece eğitimdir. Her yerde, her zaman olmaz, görülmez. Her şeye müdahale edip kendini yıpratmaz. Ben, bir yılda 3 veya en fazla 5 defa görmüşümdür. Herkesin yapacakları bellidir, işlerini yaparlar” demişti. Bizde ise müdürler, okulun çatısı, musluğu, tebeşiri, boyası, bahçesi derken eğitime ayıracakları zamanı bulamamaktadırlar.

Diğeri de, “Öğretmenler eğitimden başka hiçbir şey yapmazlar. Görev anlayışı ve sorumluluk duygusu yerleşmiştir. Ders programlarında, (bizde, karnıyarık denilen) boş saatlere, Türkiye’de tepki gösterilirken, onlar için kütüphaneye gitme, laboratuvarda hazırlanma, proje üretme fırsatı şeklinde, olumlu durum olarak karşılanmaktadır” demişti. Bizde ise, ders programından memnun olmayan öğretmenin tepkisine çaresiz kalınmaktadır.

SÖZÜN ÖZÜ: Eğitimin inceliklerini, özelliklerini ve güzelliklerini bilmemiz gerekir. Günlerimizin mutlu, geleceğimizin umutlu olması için eğitimle ilgili herhangi bir sorunumuz olmamalıdır. Özü ne ise, sözü de aynı olan insanlar kaybetmezler.

 

 

 

 

Mar 28

“Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız”

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK

Prof. Dr. İbrahim Öztek, 24 mart 2018 günü Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı  İ.Ü. Süleymaniye Kürsüsünde Farabi Avrasya Merkezinde “Çanakkale’der Afrin’e – Kızılalmaya, Vatan Savunmamız”  başlıklı bir konferans verdi.

Prof. Dr. Öztek, konuşmasına şöyle devam etti.  Son ikiyüz yıldır batının gelişimine ayak uyduramadık. Sanayiimizi  geliştiremedik. Düşmanın silahına karşı koyacak silahı üretemedik. Üst üste gelen akınlarla kaliteli eğitimli komutan ve ordu yetiştirme fırsatı bulamadık. Ekonomik, askeri ve siyasi zafiyete düştük. Entrikalara kurban gittik. 93 harbi (1877-78) sonunda Balkanları ve Kafkasları kaybettiğimiz gibi itibarımızı da kaybettik

1830 dan itibaren kuzey Afrika elden çıktı. Balkan yenilgisi ile Balkanlardaki Türkiye kaybedilirken

Balkanlarda Kırımda ve Kafkaslarda beş milyon soydaşımız soykırıma uğradı.

 

Birinci dünya savaşı kaçınılmazdı ve girdik. Zira savaş henüz kıymetini bilmediğimiz Osmanlı topraklarında bulunan Ortadoğu petrolleri için yapılıyordu. 15 cephede birden savaştık. Müttefikimiz Almanya birçok cephede yenildi ve biz de yenik sayıldık. Halbuki Türk orduları Çanakkale’de 18 mart deniz zaferi ve 25 nisan 1915 de başlayan Gelibolu kara savaşlarında tarihin en büyük destanlarını yazıyordu. 25 ekim 1915 günü henüz Çanakkale savaşları sürerken, İstanbulda yayınlanan Tasviri efkar gazetesi resimlerini yayınlayarak, şöyle diyordu; Boğazları, hilafeti ve saltanatı kurtaran kumandanlarımız Cevat Çobanlı Paşa ve Miralay Mustafa Kemal Beyefendiler.  29 nisan 1916  Kuttül Amare’de Halil (Kut) Paşa, 15 eylül 1918 de Bakü’de Nuri (Killigil) Pasa, Tebriz’de Ali İhsan ve Kazım Karabekir Paşalar, 26 ekim 1918 Afrin Raco’da yine Mustafa Kemal Paşa  tarih üzerine tarih yazmaya devam ettiler. Perişan ettiğimiz müttefikler, mağlup sayılmamız üzerine 13 kasım 1918 günü 56 parça gemi ile İstanbul’u işgal ettiler.

Bu acımasız savaş sonunda tüm topraklarımız  elimizden  alınmış ve bize kalan Ankara ve çevresiydi.

Yine, Osmanlının en başarılı genç paşası, kahramanlığı  Anadolu’ya yayılmış Mustafa Kemal, 16 mayıs 1919 günü aynı hakim güçlerin İstanbul’u işgal eden donanması arasından süzülerek, Samsuna yol alırken de sarsılmaz bir iman ve inançla; biz Anadoluya iman ve cesareti götürüyoruz. onlar bunu bilemezler. Geldikleri gibi giderler diyordu.

Atatürk Samsuna giderken İngiliz yönetimince kendisine verilen 16 mayıs 19 tarihli sözde pasaport

 

Topyekün vatan savunması için hazırlıklar 1,5 yıl sürdü.  Efelerden Kuvai Milliye’ye  ve düzenli ordulara geçildi. İLk düzenli ordu savşı 6-10 ocak 1921, zaferle biten 1. İnonü savaşıydı

bunu 2. İnönü (27 mart-1 nisan), Kütahya-Eskişehir (10-24 temmuz 1921) ve Sakarya savaşları (22 ağustos – 11 eylül 1921) takip etti.

Sakarya savaşı ölüm kalım savaşımızdı ve Mustafa Kemal Paşa tarihi emrini vermişti. ” Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her bir karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez”. Sakaryada, Türklerin II.Viyana’dan beri (1683) süren geri çekilmesi

sona ermişti.

 

Ardından Mareşal Mustafa Kemal, «Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri» emrini verdi.

Türk ordusu yine tarihte olduğu gibi uçarcasına 6 ayda aşılamayacak siperleri 6 günde çiğneyip geçti.

Yunan orduları başkomutanı Trikopis esir düştü. Kılıcını Kemal Paşaya teslim etti

9 eylül 1922 günü Türk orduları İzmire girdi. Amerikan ve İngiliz bayrakları altında İzmire giren Yunan,

denize döküldü. İzmiri ateşe vererek kaçtı

 

6 ekim 1923 günü Türkiye Cumhuriyeti orduları Şükrü Naili Paşa komutasında İstanbula girdi.

Mağrur devletlerin mağrur komutanları İstanbul’u Selahattin Adil Paşaya teslim ettiler.

Mağrur devletler ve mağrur komutanlar Mustafa Kemal Paşadan ikinci tokatı da yediler ve şanlı Sancağımızı selamlayarak, geldikleri gibi gittiler.

 

Fakat çok geçmeden çeşitli bahanelerle bölgeye geri döndüler.  İngiltere ve Fransanın yerini Amerika almıştı. Amerika, küçük Asya’da  Kore savaşı ile kendisine önemli bir partner bulmuştu.

Amerikanın başı çektiği NATO, bizim için komunizm korkusu icat etti. ve NATO’ya girdik.

Ülkemiz Amerikan yardımları ve üsleri ile donatıldı. Gelinen noktada ise amerikanın stratejik ortağı olarak sürekli  aldatıldık .

Korede Kunuride 10000 kişilik Çin ordusunun  kuşatması içinde kaldık. Amerikan birlikleri çoktan bölgeyi terk etmişti. O gün 400 şehit verdik. Bu ilk aldatılışımız olmadı.

1963 yılında Kıbrısta  Rumların Türklere uyguladıkları soykırıma karşı  müdahele hakkımız Jhonson mektubu ile elimizden alındı.

Katliamlar 1974 yılına kadar devam etti.  20 temmuz 1974 günü yapılan barış harekatı ile soykırıma son verdik. Fakat  ABD ve AB Türkiyeye yıllarca ambargo  uyguladı.

1 ekim 1992 günü Ege denizi’nde gerçekleştirilen NATO tatbikatında USS  Saratoga uçak gemisinden atılan 2 füzesiyle Muavenet zırhlımız kaptan köşkünden vuruldu. gemi komutanı kurmay yarbay levent kudret güngör ve 4 askerimiz şehit oldu. 22 askerimiz  yaralandı.

 

  1. körfez savaşı 17 ocak 1991’de 2. körfez savaşı ise; 20 mart 2003’te başlatıldı. Her ikisinde de Türk yurtları ceset tarlalarına döndü. Dört milyona yakın Türk’ün hakkını kimse korumadı. Üstelik Amerikalı askerler Türk askerinin başına çuval geçirdi.

j.gen.k. Eşref Bitlis, Amerikalıların  bölgedeki amaçlarını ve PKK ile olan işbirliği çalışmalarını ve çekiç güç faaliyetlerini çok yakından   biliyor ve izliyordu. Bu nedenle 17 şubat 1993 günü  uçağı düşürüldü.

Aselsan’da kritik projeler üzerinde çalışan  4 mühendis 2006-2007 yıllarında 6 ay içinde şüpheli şekilde hayatlarını kaybetti.

 

Türk ordusunun, PKK’ ya karşı Kuzey Irakta 21 şubat 2008’de başlattığı Güneş Harekatı  ABD tarafından durduruldu.

7 yıl önce Suriye savaşı nedeni ile Türkiye sınırına ABD, Almanya ve Hollanda’dan Patriotlar getirtildi. Bunlar topraklarımıza düşen hiç bir füzeyi  engelleyemedi . Sonra  füzeleri söküp götürdüler.

NATO  Türkiyeyi bu kadar korudu

Peki Malatya –Kürecik’e yerleştirilen 10 000 km. Menzilli füze kalkanı ne için kurulmuştu ?

Amerika ve nato bu konuda da türkiye’yi kandırmıştı.

2003 yılında. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı altında  Eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarında, bölgeyi her yönü ile sömürmeye yönelik Büyük Ortadoğu Amerikan İmparatorluğu kuruldu. Bunun

merkezinde ve hedefinde Türkiye bulunuyordu.  Çünkü Türkiye’nin jeopolitik konumu, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile doğu batı petro-gaz arterlerinin üzerinde bulunması  sözde çok özel stratejik ortağımızın iştahını giderek kabartıyordu. Bir damla petrol, bir damla kandan değerli olacak ve bunun için yapılan savaşın daha ne kadar süreceği belli değildi.

Son yıllarda aramızın iyi olmadığı Suriye, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail ve Mısırın çıkardığı petro-gazın dünyaya pazarlanacağı yeni platformlar  gerekiyordu. Bunun için bölgede El-Kaide’den, PKK’ya, İŞİD’e kadar  özel olarak yetiştirilen ABD patentli tüm terör örgütleri paralı asker sıfatı ile kullanılarak güney sınırlaımıza yerleştirildi. Ülkemizin güneyinde  yeni kantonlar kuruldu. Ülkemizin resmen güneyden kuşatılmasına  barış, kardeşlik ve demokrasi adına açılım süreci oyunları ile alet edildik. Rojova adı verilen bu koridor, Amerika ve Rusya ortaklığının yeni enerji arteri olup, Akdenizde, Lazkiye’ye açılacaktı.

Çok geç uyandık.  Tampon bölge, güvenli bölge talebimiz Amerikanın  işine gelmediğinden  programımızda bu yok cevabini veriyorlardı.  Böylece 4 milyon göçmenle Türk ekonomisine ayrı bir darbe vuruldu. Bölünmüş haritalara ilaveten son olarak da  güneydoğu  anadolu bölgemize NATO’nun

Stratejik Kürt koridoru damgası vuruldu.

Halen sorgulamaya devam ediyoruz. Acaba Amerika ve NATO bizi kandırıyor mu?

24 ağustos 2016 günü başlayan Fırat Kalkanı harekatı ile, son anda kuşatılmamız engellemiştir.  20 ocak 2018 günü de Afrin harekatı başladı. Mehmetcik ilk ve son sözü söyledi “Kızıl Elmaya gidiyoruz, beklemesinler” iki ay içinde Cerablus, iki ay içinde de Afrin teröristlerden temizlendi. Türk komutanlar ve Mehmetcik, kendilerine verilen vatan savunması görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Şehitlerimiz oldu. Onlara Allahtan rahmetler diliyoruz. Şimdi sırada Münbiç ve diğerleri var. Halbuki, Cerablusa girdikten sonra birkaç gün içinde Münbiç ve Afrin’e de  girmeliydik. Zaman ilerledikçe karşımıza dikilen güçler, daha çok silahlı ve eğitimli olarak  giderek artmaktadır. Gelinen noktada Çok özel stratejik ortağımız tarafından 3-5 bin tır dolusu silahla donatılan atmış bin civarında silahlı terörist Türkiye’ye karşı ordu haline getirilmiştir.

 

Musul, İŞİD’den temizlenirken de Irak topraklarında bulunan Türk İrtibat Timlerinin güçlendirilmesi Amerika, Irak ve İran’ın karşı çıkması ile engellenmiş, uzaktan top atışı desteği istenmiştir.

ABD, teröristlerle işbirliğine en güzel örneği Rakka’da göstermiş ve burada bulunan İŞİD güçlerini daha sonra bir başka yerde kullanmak üzere salıvermiştir.

 

10 mart 2018 gününden itibaren Amerika ile  komite çalışmaları sürmektedir.  Münbiç ve diğer teröristlere peşkeş çekilmiş bölgeler konusunda nasıl bir karar verilecek ve verilecek kararlar neye bağlıdır?

*Türk Hava Yolları 50 adet Amerikan malı boeing B787 dreamliner siparişi verdi.

*Çalışmalar devam ediyor; Rus bakan; Akkuyu bir yıl önce bile tamamlanabilir, Türk silahlı kuvvetleri S-400 füze savunma sistemi ile gücüne güç katacak

*Çalışmalar devam ediyor;  Alman firmalar Türkiye’ye 5 milyon 600 bin euro değerinde silah ve mühimmat satışı yaptı.

*Fransa Cumhurbaşkanı Macron; türkiye ile füze savunma anlaşması ve uçak  anlaşması imzaladık. Sinop nükleer santrali konusunu  görüştük.

 

Tüm yaşananları gözden geçirdiğimizde Amerika’nın bizi kardırdığı gün gibi ortadadır.

Kandırmayı bırakın, Türkiye’yi istila planları geliştirmektedir. Bu maksatla çekiç güç, 1. körfez harekatı öncesi yaşanan tezkere olayları, 30 yıldır eğitilip donatılan PKK, BOP ve bölünmüş Türkiye haritaları ile en son Barzani referandumu Türkiyeyi yutma planlarıdır.

 

30 yıldır Türkiye’yi için için kemiren ve Türkiye’nin asker sivil tüm ana unsurlarını eline geçirmiş olan, artık vakti gelmiştir diyerek 15 temmuz günü kalkışma girişiminde bulunan bir tarikat liderinin CİA ajanı olduğu ve bu hareketin Türkiye’yi Amerikan mandası haline getirecek bir planının parçası olduğu da unutulmamalıdır.

 

Sonuç olarak:

  1. ABD’nin, Orta Doğudaki, hatta dünyadaki en büyük engeli Müslüman Türk devletidir.

Tüm haçlı savaşları Türkler tarafından kırılmıştır. 20. yüzyılın son haçlı seferinin hedefinde de Türkiye bulunmaktadır. Onu engelleyecek olan da yine Türkiye’dir.

  1. ABD’nin siyasal, askeri ve stratejik işbirliği tek taraflı ve ABD çıkarlarına hizmet etmektedir. gerçek bir iş birliği sürdürülecekse, eşit şartlara dönüştürülmelidir.
  2. Bu terör grupları ABD’nin kara kuvvetleridir. Bölge, terör örgütlerinin tümünden arındırılmalıdır.
  3. Suriye ve Irak’ın kuzeyinde on milyon Türk yaşamaktadır. Haklarını korumak bize düşmektedir.

 

Bizim için bu cennet vatandan başka vatan yoktur. Bu devletin ve memleketin nimetlerinden yararlanan her birey; ulusun birliğine, ayyıldızlı bayrağın şanına, demokrasi ve adaletin üstünlüğüne ve laiklik ilkelerine inanarak, fikri hür vicdanı hür irfanı hür yurttaşlar olarak, Ata’nın emaneti olan Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini sonsuza dek koruma ve kollama görev bilincini asla unutmamalıdır.

 

Ey Türk oğlu Türk ve küreselleşen yeni dünya, şunu çok iyi bil ! Çanakkale hiçbir zaman geçilmemiştir  ve asla  hiç bir zaman da geçilemeyecektir.

Türk için kızıl elma bitmemiştir.  Bugün Türk yurdunu doğudan, ve batıdan kuşatmaya çalışanlar,

teröristleri eğitip donatanlar,hainleri Türkün üstüne salanlar, kumpas kuranlar, bilsinler ki, bu büyük millet için her an bir kızıl elma olgunlaşır. Türk, damarlarındaki  asil kanla her zaman yeniden şahlanır, ve yeni kızıl elmalara ulaşır. Ne mutlu türküm deyene.

Prof. Dr.  İbrahim Öztek

 

Mar 28

Aradığını Kendinde Ara

Emrah BEKÇİ

 

Bertnart Russell, ‘’Din ile Bilim’’ isimli makalesinde derki;

 

‘’Din ile Bilim arasındaki ilk, kimi yönlerden de en önemli kavga, bugün Güneş Sistemi adını verdiğimiz düzenin merkezinin güneş mi yoksa yeryuvarlağı mı olduğu konusundaki gökbilimsel tartışmadır. Bu konuda geçerlikte olan kuram, Yer’in evrenin merkezinde kımıldamadan durduğunu, güneşle ayın, öbür gezegen ve durağan yıldız sistemleriyle birlikte yerin çevresinde kendi yörüngelerinde döndüklerini ileri süren Ptolemaios’çu görüşe dayanıyordu. Yeni Copernicus’çu kurama göre hiç de durağan olmayan yeryuvarlağının iki türlü hareketi vardı; günde bir kez kendi ekseni çevresinde, yılda bir kez de güneşin çevresinde dönüyordu.

 

Copernicus kuramı, on altıncı yüzyılda büyük bir yenilik olarak karşılanmışsa da, gerçekte, gök bilim alanında çok ileri olan eski Yunan’da daha önce ortaya atılmış bir görüştür. Bu yeryuvarlağının döndüğünü söyleyen ilk gökbilimcinin, İ.Ö. üçüncü yüzyılda yaşamış olan Sisam’lı Aristarkhos olduğu kesinlikle bilinmektedir. Tıpkı Galilei gibi o da dinsizlikle suçlandırılmış.’’ (Bernart Russell, Din ile Bilim, II. Bölüm, Copernicus Devrimi, s.2.)

 

***

 

Aradan asırların geçmesine rağmen, toplum içerisinde ‘bilime’ karşı, kendini sözde din adamıyım diye tanıtan bazı zer-zevat kesim, bilimi dinsizlik olarak niteleyip; ortaçağ altı feodalitesinde yaşama mücadelesini kendilerine zevk ve ihsan saymaktadırlar.

 

Ülkemizde, ‘gâvur icadına’ karşı duran bu zümre; her ‘cem’lerinde İsviçre yapımı amfi ve mikrofonlar ile sözde ‘Asrı Saadet’ zamanına yolculuk gerçekleştirirler(!) Halden hale girdikleri ve adına da ‘zikir töreni’ dedikleri toplantıların yapıldığı mekânlara ancak yoğun ter kokusu bıraktıklarının farkında bile olamazlar. Aramızda yaşama faaliyetini gösteren bu beşer tayfasının ülke ve devlet zor bir duruma düştüğü vakit kimseye faydası olmaz.

 

Bunun nedeni; inandıkları görüş ve içinde bulundukları dar kesimin zihnine enjekte edilen, ‘Millet, Devlet, Vatan, Ülke’ gibi kavramların ayrıştırıcı olduğunu düşündürüldüklerinden ileri gelmektedir.

 

Osmanlı İmparatorluğu tarihini gözü kapalı yokladığımız vakit, bu tür dar ve zihinsel olarak şartlanmaya hazır kitlenin, cenk, cihat ve savaştan kaçmak için vakıf ve tarikat kurduklarını, bu tarikat ve tekkelerin halife (Sultan) tarafından fermanlar ile askerlikten muaf tutulduklarını, o zamanda yapılan ‘Tahrir Defterleri’inden okumak mümkün.

 

Devletimizin ‘Emperyalizme’ karşı vermiş olduğu savaş ruh ve akıl hastanesinde tedavi gören hastalarımızın bile dikkatini çeker iken. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de kendini bilmem ne ‘seyda, şeyh, hacı, hoca, molla… vs.’ gibi unvanlar ile andırıp, ülkemizin en güzel yerleri ile şehirlerin en merkez konumuna tezgah kurmuş bu kalabalık beşer sürüsü, sadece devletimizin ve milletimizin sırtına yük olmaktan öteye gitmemektedir.

 

Muhammed Celaled’din Veled’in (Mevlana Celaled’din-i Rumi) Hocası olan; Seyyid Burhaned’din Muhakik-i Tirmizi Hazretleri ‘Maarif’inde şöyle buyurmuş;

 

‘’Halkın çoğu menfaat elde etmek için çalışır, fakat başkasına hiçbir şey varmak istemezler, fedakârlıkta bulunmazlar. Yüce Allah’ın: ‘’Yazıklar olsun eksik ölçüp yanlış tartanlara! (Mutaffifin:1) ayetindeki ihtarı bile hiç düşünmezler. Fakat gönül ehli, irfan ehli böyle değildir. Onlar küstahlık etmezler bilakis Allah yolunda bol bol verip döke-saça harcarlar. ‘’Allah’a güzel bir tarzda, gönül hoşluğu ile ödünç verin! (Müzzemmil: 20) ayeti hükmünce, hiçbir şekilde esirgemeksizin, varlarını yoklarını harcayıp bağışlarlar…’’ (Emrah Bekçi, ‘’Bir Can Var Canında O Canı Ara’’ Mevlana Celaleddin Rumi’nin Hocası Seyyid Burhaned’din, s.137,138.)

 

Yukarıda koskoca ‘Mevlana’ gibi bir dehayı yetiştiren Seyyid Burhaned’din Hazretlerinin sözüne dikkat kesildiğimizde aklımıza şu sual gelmektedir; ülkemizde kaç tarikat, kaç cemaat veya bu isimler adı altında faaliyet gösteren kaç yapı var? Bunların sayıları elbette ki çok… Ama önemli olan şu; ülkemizin nimetlerinden faydalanıp, vatandaşlık bağıyla da bağlı olan ve büyük bir kitle olduğu düşünülen bu yapıların toplamının, servet, mülk, kazanç elde ettikleri neleri var? Onlara göre dünyalık olan bu mal ve mülkün ne kadarını devletimizin kasasına bağışlayıp ‘zor günlerimiz de çam sakızı çoban armağanı’ demişlerdir?

 

Yukarıda belirtmiş olduğum sorular, bu ülke için bedel ödeyen şehit, gazi ve halen vazifesini devam ettiren kesimler ile çevreleri tarafından içsel olarak sorulduğunun farkında olmamak elde değil. Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Yavuz Sultan Selim Han devrine kadar, din adına birliktelik yapan kesimlerin çoğu fakir olarak ölmüştür. Bütün mal ve mülklerini hem yaşarken, hem de vefatlarından sonra devlete bağışlayıp; kefenin cebi mi var? Sözünü mühürleyip, güzel atlara binip gitmişler.

 

***

 

Düşünen beyinlere ile vatanını milletini seven, gerekirse bütün malını mülkünü seferber edecek olan ‘Can’lara sormak isterim; yakında ramazan ayı gelecek ve büyük bir coşku ile mübarek ayı dua ve oruçlar ile icra edeceğiz. Ülkemizin genelinde şuan uykuda olan ama insanlarımızın manevi duygularının yüksek olduğu bu aylarda, tebdili kıyafet ile ticarete soyunup; konferans, sunum, dua, Kur’an, besmele, iftarlık yemek, mezar başı Yasin-i Şerif hizmetleri verip vatandaşın cebindeki üç-beş lirayı kasasına atanlar, neden bu mübarek aylarda ‘’-Müslüman kardeşim aç mısın? Açık mısın? Al şu üç-beş lirayı evine ekmek götür…’’ demezler?

 

Efendim! Özde İslam’a göre hareket etmeyip, sözde din adına ahkâm kesen bu kesimleri devletimizin kurumları bile bu günlerde kesesinin ağzını açıp üç-beş kelam etsinler diye teşvik etmekteler. Oysa bu mübarek aylarda amaç Hakkı sıklıkla anıp, O’na kulluğumuzu ibadetlerimizle en iyi şekilde anlatabilmek olduğunu hepimiz biliriz. Allah’ın, nerde anıyorsak; orada şah damarımızdan bize yakın olduğunun zaten farkındayız. İlla birileri; ‘’-Bak kardeşim Hakk’a şunları yaparsan, şunları verir. Şunları yapmazsan şunları vermez…’’ demesi mi gerekmekte?

 

Makalemin başındaki alıntının özetinde ki ‘dinin ilme karşı’ olması, İslam’a aykırı bir vaziyettir. Lakin İslam adına ahkâm kesip keselerini dolduran kesimlerin ise işine gelen bir haldir. Birileri her ne maksatla olur ise olsun, inancımızı pekiştirmek adına bizlere para karşılığı bir şeyler pazarlıyor ise onda art niyet aramalıyız.

 

Çünkü inancı (İslam’ı) dünyada satın alacak ne bir para, ne de darphane kurulmuş değildir. İslam, parayla değil; İmanla çelikleşir…

 

Ne güzel demiş Seyyid Burhaned’din Tirmizi Hazretleri (d. 1165-66 / ö. 1241;

 

Bir can var canında o canı ara,

Beden dağındaki mücevheri ara,

Ey yürüyüp giden dost, bütün gücünle ara,

Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mar 21

Türk Milletinin Nevruz Bayramı Kutlu Olsun

BEŞBİN YILLIK KÖKLERİYLE, ERGENEKON GELENEĞİYLE, TÜRK’ÜN KADİM KÜLTÜRÜYLE…                                                                                    

TÜRK DÜNYASININ ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ BAYRAMI,

NEVRUZ “YENİ GÜN” BAHAR BAYRAMI, 

NEVRUZ TOYUMUZ KUTLU OLSUN…

 

 “BÜYÜK TÜRKLÜK” DÂVASINA ÖMRÜNÜ ADAYANLARIN, VATAN, MİLLET İÇİN SAVAŞANLARIN

ALLAH YARDIMCISI OLSUN, BU UĞURDA ÇALIŞIRKEN ŞEHİT DÜŞENLERİN, VEFAT EDENLERİN                                               

 

RUHU ŞÂD, MEKÂNI CENNET OLSUN…

ULU TANRIM, TÜRK MİLLETİNİ KORUSUN VE YÜCELTSİN ! …

 

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

May 05

Gelişmiş Toplumlar / Gelişmemiş Toplumlar

Dr. Hasan GÜNAYDIN

Gelişmiş toplumlarla gelişmemiş toplumlar arasında düşünsel anlamda bazı farklılıklar bulunmaktadır.

 

  • Gelişmiş toplumlar BİZ MERKEZLİ düşünürken gelişmemiş toplumlar BEN MERKEZLİ düşünür. Başka bir deyişle, gelişmemiş toplumlarda insanlar “benden sonrası tufan” anlayışı içerisindedir. Onlar için sadece kendi çıkarları önemlidir ve toplumun ortak menfaatleri pek umurlarında değildir.

 

  • Gelişmiş toplumlar UZUN VADELİ düşünürken gelişmemiş toplumlar KISA VADELİ düşünür. Yani gelişmemiş zihniyetler açısından önemli olan “günü kurtarmaktır”. Yaygın anlayış “bugün benim mefaatime olsun da gerisi Allah kerim” şeklindedir.

 

  • Gelişmiş toplumlar ÖRGÜTSEL BAĞLAMDA düşünürken gelişmemiş toplumlar LİDER BAĞLAMINDA düşünürler. Bu düşünüş tarzı bir nevi “kutsal insan” kültünden gelmektedir. Onlara göre lider mutlak itaat edilmesi gereken toplum üstü kişidir. Oysa modern toplumlarda lider de toplumun bir üyesidir ve toplumun diğer üyeleri gibi yaşamaya özen gösterir.

 

  • Gelişmiş toplumlar İCRAAT ODAKLI düşünürken gelişmemiş toplumlar SÖYLEM ODAKLI düşünür. Süslü laflar, insanların egolarını pohpohlayan güzel sözler, hatta tutulması imkansız vaatler gelişmemiş toplumlarda taraftar bulurlar. Oysa gelişmiş toplumlarda böyle propaganda yapan kişilere kaba tabiriyle “şarlatan” ya da “hasta” gözüyle bakılır.

 

Gelişmemiş toplumlarda insanlar MADDİ ODAKLI düşünürken gelişmiş toplumlarda MANA ODAKLI düşünürler. Daha açık bir anlatımla, bireyler değer yargılarını ve kavramları önemserler. Oysa gelişmemiş toplumlardaki bireyler için maddi menfaatler bunlardan daha önemlidir. Sonuçta ortak değer yargıları yozlaşır ve toplumsal çözülmeye doğru gidilir. Zira ortak değer yargıları toplumun üyelerini birbirine bağlayan bağlar gibidir. Bunların giderek yozlaşması birlikte yaşa

Eski yazılar «

» Yeni yazılar