Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Haz 10

Kime Yaklaşıyoruz? Kimden Uzaklaşıyoruz?

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

Bu soruların cevabı kolay… İçimizi rahatlatan, bizi hoş tutan, yatıştıran, yanında rahat ettiğimiz insanlara yaklaşırız. Çünkü onlar bizde hoşlandığımız duyguları uyandırıyor.
Çabuk parlayan, huysuz ve düşmanca davranan kişilerden de uzak dururuz. Çünkü onlar bizde rahatsızlık veren duyguları uyandırıyor. Onları hiç davet etmeyiz veya çok az davet ederiz, onlardan kaçınırız. Her ne sebeple olursa olsun bizde huzur ve sevinç gibi duygularını yaşatan kişileri ise çok ağırlamak isteriz. Onlara değer verip saygı gösterir, her türlü ihtiyaçlarını yerine getirip rahat etmelerini sağlamaya çalışırız.

Kim uyandırırsa uyandırsın, duygulardan birinin sık sık hükmetmesi veya ağır basmasının sebebi şimdiki an değildir. Bu sebeple eğer biri bizi üzüyorsa, o anda karşımızdaki insanın bize takındığı tavrın ötesine bakmamız gerekir.
Bir duyguyu çok hissetmemizin sebebi geçmişin yeniden canlanmasıdır. Küçük bir olay geçmişten gelen izi uyandırır ve kumandayı ele geçirir. Duygular yerini iyice sağlamlaştırmış, bilinç altına yerleşmiş ve dışarı çıkmaya hazır halde beklerler. Kim tetiklerse dışarı çıkarlar.
Hangi duyguyu uyandırırsa uyandırsın, insanlara kızmamalıyız. Çünkü yoğun, dolu dolu bir hayat yaşamamız için bütün duyguları tatmamız gerekir. Tabii onlara kapılmamak şartıyla…
Bütün duyguların bir gün yararlı olabileceklerini unutmayalım. Bir matem durumunda üzüntü, saldırı durumunda öfke, yangın durumunda korku hissetmek çok sağlıklı bir durumdur.
Bu duyguları hissetmezsek başımıza geleceği bir düşünün!
Gün boyunca içinizden geçen duyguları yazın. Eğer sadece iki duygu yaşamışsanız, bu durum iyi değildir. Bir durum bir elektrik düğmesine benzer. Eğer on tane deklanşör (düğme) varsa, bu bir arabadır. Eğer yüzlerce duygu varsa, bu bir insandır (Raqin, s. 50).
Çok duygu hissetmek, algıları genişletmektir. Hayat düşündüğümüzden daha zengindir. Sıkıntılar yoğunlaşmak yerine, ormanlık yollarda gezinelim, ağaçları fark edelim, küçük hayvanlara dikkatimizi verelim, ağaçların renklerini ve kokusunu içimize çekelim….Duygu zenginliğinin keyfini çıkaralım….
Sıkıntı yaşatanların karşısında hemen pes etmeyelim! Hemen mağlubiyeti kabul etmeyelim, başkasının üstünlüğüne boyun eğmeyelim! Sıkıntıların, dertlerin bir sebebi vardır
“Sıkıntılar misafirdir, gelir ve gider… Önemli olan gönderenin hatırına misafire sabretmektir…” diyor Hz. Mevlana.
Elbette başımıza gelen üzücü durumların bir hikmeti, bir mesajı vardır. O mesajı alalım…

Kaynak: Bernard Raquin, Duyguların Seçimi, çev. Anuşka Şahiner, İstanbul, 2011.

May 19

Aydınlar Ocağı’nın Geleneksel Mevlidi

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nin vefat eden üyelerimizin ruhuna ithafen okuttuğu geleneksel mevlid, 02 Haziran 2018 Cumartesi günü öğle namazını müteakip Fatih’teki DÜLGERZÂDE CAMİSİ’nde (Fatih, Macarkardeşler Caddesi Nu.37) okunacaktır.

 

Aydınlar Ocağı’nın vefat eden değerli üyeleri;

“Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU, Ekrem Hakkı AYVERDİ, Ord. Prof. Dr. Ziyaettin Fahri FINDIKOĞLU, Nihat Sami BANARLI, Av. Said BİLGİÇ, Fethi  GEMUHLUOĞLU, Prof. Dr. Ayhan SONGAR, Prof. Dr. Muharrem ERGİN, Ahmet KABAKLI, Prof. Dr. Muharrem MİRABOĞLU, Nahit Rıfkı DİNÇER, Prof. Dr. Faruk Kadri TİMURTAŞ, İsmail Hakkı UĞUR, Prof. Dr. Tahsin BANGUOĞLU, Fevzi SEVGİLİ, Prof. Dr. Nuri KARAHÖYÜKLÜ, Av. Enver YAKUBOĞLU, Prof. Dr. Mehmet KAPLAN, Prof. Dr. Erol GÜNGÖR, Prof. Dr. Mehmet ERÖZ, Prof. Dr. Recep DOKSAT, Kerim ODER, K. Armağan TEKİN, Erdoğan Ferit KOYAŞ, Dr. Özcan BOLCAN, Eymen TOPBAŞ, Hakkı Cengiz ALPAY, Özcan TUNA, Doç. Dr. Nâmık AYVALIOĞLU, Selâhattin SAVCI, Prof. Dr. Hakkı Dursun YILDIZ, Seyfettin MANİSALIGİL, İsmail Hakkı YILANLIOĞLU, Turhan ÜÇOK, Dr. Güngör SAVAŞ, Nevzat SİLAHŞÖR, Hulûsi ÇETİNOĞLU, Ahmet İMAN, Refik ÖZDEK, E. General Sami KARAMISIR, Av. Tarlan SAMANCI, İsa Yusuf ALPTEKİN, Prof. Dr. Tevfik ERTÜZÜN, Av.  Müstecip ÜLKÜSAL, Muzaffer ERİŞ, Prof. Dr. Ekrem Kadri UNAT, Prof. Dr. Faruk SÜMER, Prof. Dr. Necmettin HACIEMİNOĞLU, Dr. Cavit AYDIN, M. Sıraç DEDE, Prof. Dr. İsmet MİROĞLU, Nurettin ERGÜCÜ, Dr. Mustafa AKIN, Prof. Dr. Fahrettin TOSUN, Av. Oğuz ÖZBEK, Feyzullah DEĞERLİ, Av. Yusuf TÜREL, Mehmet UZUN, Prof. Dr. Süleyman KARATAŞ, Av. Nuri EROĞAN, İsmail Hakkı ŞENGÜLER, Alâaddin ERTÜZÜN, Sabahaddin TOPBAŞ, Dr. Mehmet HALAÇOĞLU, Doç. Dr. M.Cahit ATASOY, Gültekin SAMANCI, Yard. Doç. Dr. Cevdet DADAŞ, Dr. Necmettin İŞLİ, A. Atilla SALİHOĞULLARI, Kemal PERK, Prof. Dr. Haşmet BAŞAR, Bayram CAMCI, Prof. Dr. Mustafa KÖSEOĞLU, Mehmet GÜLER, Av. Kâmil ÖZTÜRK, Prof. Dr. Amiran Kurtkan BİLGİSEVEN, Hayati GÜLER, Servet  MAHİROĞULLARI, Emrehan KÜEY, Ömer HACIAHMETOĞLU, Dr. Reyhan SONGAR, İlhan ARAS, İsmail KANYILMAZ, Ali Öner BİLİCİ, İsmet KARAOĞLU, Prof. Dr. Sabahattin ZAİM, Prof. Dr. Ali İhsan GENCER, Hulûsi ALTINYURT, Yard. Doç. Dr. Dilâver CEBECİ, Necati Asım USLU, Prof. Dr. Asaf ATASEVEN, Prof. Dr. Ömer KASIMOĞLU, Kemal ÇAPRAZ, Doç. Dr. M. Süreyya ŞAHİN, M. Sami ERDEM, Mustafa ŞEN, Dursun KESKİNKILIÇ, Ergun GÖZE, Hasan Tahsin UĞUR, Abdülkadir YAŞAR, Prof. Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN, Doç. Dr. Hüseyin KALKAN,  Refet KÖRÜKLÜ , Av. Abdullah Mazhar BAYTAZ, Celalettin KARAATLI, Müslüm FİNCAN , Sabri ÜLKER, Altan DELİORMAN, Prof. Dr. Turan YAZGAN, Prof. Dr. Oktay ASLANAPA , Mustafa ÖNCEL  Av. Celâl ÖZDEMİR, Sami YAVRUCUK, M. Kemal CABİOĞLU, Durali AYAROĞLU, M. Zeki KARAHAN, M. Turgut ÖZTAŞKIN, Necati ÜSTÜNDAĞ, Hakkı TURCAN, Prof. Dr. Fevzi SAMUK, Prof. Dr. Nevzat YALÇINTAŞ ,Prof. Dr. Ali Osman ÖZCAN , Altemur KILIÇ, Prof. Dr. Mehmet Rahmi BİLGE, Prof. Dr. Süleyman YALÇIN, Erk YURTSEVER, Nihat GÜRER, Prof. Dr. Nihat KEKLİK , Sinan YILDIZ, Prof. Dr. Nejat DİYARBEKİRLİ, Mehmet ATEŞOĞLU, Prof. Dr. Cevat BABUNA , O. Faruk BAŞOĞLU, Necati Nazım BOZKURT ve Em. Gnl. Mehdi SUNGUR”

 

Bütün üyelerimizin mevlide katılmasını  önemle rica ederiz.

 

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Aydınlar Ocağı Genel Başkanı

Haz 12

Bayramlaşma ve Bayram Sohbetine Davet

Aydınlar Ocağı Genel Başkanı  Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL, bütün Aydınlar Ocakları mensuplarının Ramazan Bayramı’nı kutlarken onları 17 Haziran 2018 Pazar (Bayramın üçüncü günü) Saat 14.00’te BAYRAMLAŞMA VE BAYRAM SOHBETİ”ne davet etti.

Sayın Erkal’ın bayram mesajı ve daveti şöyle:

 

“Mübarek bir Ramazan ayını daha idrak edip Ramazan Bayramı’na kavuşmak üzereyiz. Bayramlar insanların ruhlarının yıkandığı, susuzluklarının giderildiği pınarlardır. Bu müstesna günler, eş , dost ve akrabadan kaçış fırsatı değil, insanlara yaklaşıldığı, sevinç ve üzüntülerin paylaşıldığı gün ve fırsatlardır. Bu fırsatları iyi değerlendirebilmemiz, inandığımız ve düşündüğümüz gibi yaşamamıza bağlıdır. Şu halde ; bayramı bayram olarak kutlayıp değerlendirmek herşeyden evvel bizlerin görevidir.

Bu anlayış içinde Ocağımız “BAYRAMLAŞMA VE BAYRAM SOHBETİ” tertiplemiş bulunmaktadır. Bayramlaşma ve bayram sohbetine üyelerimizi ve yakınlarını, gönüllü kültür kuruluşlarının temsilcilerini, iş adamlarımızı, basınımızın değerli mensuplarını ve vatandaşlarımızı bekler, bu vesileyle  Ramazan Bayramınızı tebrik eder, en kalbi selâm ve saygılarımızı sunarız”.

 

Tarih:  17 Haziran 2018 Pazar (Bayramın üçüncü günü)

Saat  :  14.00

Yer   :  Maltepe Mah. Kültür Parkı, Osmanlı Evleri Nu. 6,  Zinnet Restaurant, İBB             Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü Bahçesi,  Topkapı, Fatih-İSTANBUL                   Tel:  0212  5671077

Haz 10

Ermenistan’ın Yeni Başbakanı Paşinyan Ne Yapmak İstiyor? Ermenistanda ABD ve Soros Dönemi mi?

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK*

8 Mayıs 2018 günü Ermeni Parlamentosu’nda son seçimler sırasında yaşanan karmaşa ve protestolar  ile büyük bir hızla iktidar değişikliği gerçekleşti. Olaylara Rusya ve komşu ülkeler sadece seyirci kaldılar.

Paşinyan’ın Soros’çu ve Amerikancı Takımı 

Seçimlerden bir ay sonra netleşmeye başlayan tabloda yeni başbakan Nikol Paşınyan’ın ABD eksenli, Soros yanlı bir strateji oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Bu durum çok açık olarak gelişmiş ve durumdan Rusya rahatsız olmuştur.

Örneğin, Güvenlik Konseyi Başkanı Armen Grigoryan zamanında Soros Vakfı’nın finanse ettiği Transparency International örgütünde koordinatör görevi yapmıştır. Eğitim ve Bilim Bakanı Araik Arutunyan önceleri Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Transparency International teşkilatlarında görev yapmıştır.

Ermenistan’ın Devlet Kontrolünden sorumlu Bakanlığına getirilen David Sanasaryan, batı yanlısı Rusya karşıtı olup, ülkedeki Rus askeri üssünün çıkarılması yönünde çalışmalar yapmaktadır.

Savunma Bakanlığı gibi stratejik bir kurumun başına getirilen David Tonoyan ise 1990’lı yılların sonundan Ermenistan’ın NATO’daki temsilcisidir. Rusya’nın Moskovskiy Komsomolets gazetesi haberine göre Tonoyan,  ABD’nin Askeri Ataşesi, Albay Erik Larsen tarafından desteklenmektedir.

Diasporadan sorumlu Bakan Yardımcısı görevine Paris’te doğmuş, ABD’de eğitim almış Babken Ter-Grigoryan atandı. O, Ermenistan’da Soros Vakfı’nın program koordinatörü olmuş ve yukarıda bahsi geçen Transparency International’da çalışmıştır. Ter-Grigoryan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e hakaretleri ile tanımaktadır.

Bu değişim ve politika, Ermenistan’ın Rusya ekseninden ABD ve Batı eksenine kaydığını  göstermektedir. Bu durum Rusya’nın aleyhinedir. Her zaman olduğu gibi Türkiye’nin de karşısına yeni düzende yeni oyunlarla çıkılacağı malumdur.

 

Batı Yanlısı Ermeni Hükümeti ve Türkiye

Paşinyan, Başbakan olarak göreve başladıktan sonra Türkiye ile ilişkilerini ön koşulsuz sürdüreceğini, Türkiye tarafından Dağlık Karabağ sorununun koşul olarak gündeme getirilmemesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Sözde soykırımla ilgili olarak da önceki hükümetlerden farklı düşünmediğini ve sözde soykırımın uluslararası toplum tarafından tanınması için çalışacaklarını belirtmiştir. Yani politikalarında önemli bir değişiklik olmayacaktır. Kamplarında PKK’yı eğitip üstümüze salacaklar, Ağrı dağını resmi belgelerine işleyecekler ve çocuklarını Türk düşmanı olarak yetiştirecekler. Ermenistan’ın ilk Başbakanı Kaçaznuninin 1923 Bükreş büyük kongresinde “Türklere karşı suçluyuz, tüm kabahat bizim, denizden denize Büyük Ermenistan hayallerine kapıldık, kimse başka suçlu aramasın” demesine rağmen ve 23 nisan 2014 tarihinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taziye mesajı yayınlamasının Ermenistan’da ve Dünyada kalıcı bir etkisi olmamıştır. Ermenistan, batılıların hoşuna gittiği şekilde yalanlarını sürdürmektedir. Halbuki Ermenistan’ın geleceği ne Rusya, ne de Amerika’dadır. Geleceği, ekonomisi, kalkınma ve refahı Türkiye ve Azerbaycan’la birlikteliğindedir. Bugün Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışan Ermeni hanımların Ermenistan ekonomisine büyük katkıları vardır.

Rusyalı analitik uzman Vladimir Jarihin yaptığı yorumda, gelecekte Türkiye ve Ermenistan’ın ilişkilerinin daha da bozulabileceğine işaret etmiştir.

Türkiye, NATO üyesi ve ABD ile stratejik ortak olsa da, son yıllarda yaşanan  15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’ye karşı ABD tarafından desteklenen farklı terör grupları, Ermeni yanlısı davranışlar,  Irak ve Suriye’deki tutum ve davranışları  ABD’nin stratejik ortağına karşı açtığı gizli cephelerdir. Türkiye bu cepheleri ve Rojova  oyunlarını, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi askeri operasyonlarla kısmen  ortadan kaldırmayı başarmıştır.

Bu güne kadar Türkiye’ye karşı toprak, tazminat ve sözde soykırım iddialarından vaz geçmeyen Ermenistan’ın, ABD yanlı ve Soros destekli siyaseti Paşinyan’a hiçbir şey kazandırmaz. Kazançlı çıkacak olan Soros’un da hizmet ettiği Amerika olacaktır.

ABD, Büyük Ortadoğu veya Büyük Amerikan Projesi (BOP), ile besbelli ki, 2009 da olduğu gibi bugün de Ermenistan üzerinden Karadeniz ve Hazar havzasına hatta Orta Asya’ya duyduğu heyecanı yaşama arzusundadır.

2009 yılında, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye arasında başlayan işbirliği ve petro-gaz yollarının bir kısmına bir protokolle ABD, Rusya, Fransa,  Avusturya  tarafından yamanmaya çalışılan Ermenistan, Karabağ konusunda samimi davranmaması nedeni ile protokol değerini kaybetmiş, bugün de kendileri tarafından tamamen iptal edilmiştir. Batı bu gün de Rusya’yı dışlayarak, Ermenistan’la yeni oyunlar peşindedir. Yakın bir gelecekte Ermenistan’a AB veya NATO üyeliği tekliflerinin yapılacağını da görür gibiyim.

ABD’nin bu bölgeye atacağı adım, Arap Baharından daha tehlikeli olacaktır. Bölgenin petrol ve gazına uzanabilmek için her yolu denemektedir. Bu ana amaçla Paşinyan iş başına getirilmiş ve kullanılmaktadır.

Son yıllarda Türkiye ile her alanda işbirliğini geliştiren ve bu güne kadar Türkiye’ye karşı Ermenistan sınırını bekleyen Rusya, bundan böyle Karabağ üzerindeki yetkisini ve ağırlığını bölgenin gerçek sahibi Azerbaycan yönünde kullanmak zorundadır. Yoksa kaybeden Rusya olacaktır. Bunu Rus yetkililer iyi analiz etmek zorundadır.

  • Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı

May 19

19 Mayıs 1919, Kurtuluş’un ve Cumhuriyet’in İlk Adımı

Dr. Sakin ÖNER

Şanlı Türk tarihi sayısız zaferle doludur. 19 Mayıs 1919’un ise tarihimizde özel bir yeri ve önemi vardır. Bu tarih, Türk milletinin  önce Milli Mücadele’yi kazanarak Kurtuluş’a, sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ve  daha sonra da devrimlere uzanan zaferler ve başarılarla dolu uzun, meşakkatli ve kutlu yolun başlangıcı, ilk adımıdır.

Milli Mücadele’nin, Atatürk tarafından dile getirilen hikâyesinin ilk cümlesi, “1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919, Milli Mücadele’nin fiilen başladığı tarihtir. Aslında Kurtuluş’un ilk kıvılcımı, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferinin kazanılmasıyla çakılmıştır. Çünkü bu zafer, I. ve II. Balkan Savaşlarında, Trablusgarp Harbinde ve I. Dünya Savaşında ard arda mağlubiyetler yaşayan Türk milletinin, onurunun yeniden ayağa kalkmasını sağlamıştır. Bu zafer, Türk milletini içinde bulunduğu zilletten aydınlığa çıkarıp parlak bir geleceğe taşıyacak lideriyle, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’le buluşmasını sağlamıştır.

 Mustafa Kemal, l9 Mayıs l919’da Samsun’a çıkıp Milli Mücadele bayrağını açıp özgürlük ateşini yakmasaydı, milletçe tarih sahnesinden silinecek, egemenlik ve bağımsızlığımızı kaybedecektik.  Her türlü olumsuzluğa rağmen yüksek bir vatan sevgisi ile çıktığımız yolda, bir taraftan düşmanla savaşırken, bir taraftan da 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak Cumhuriyet’e giden yolda önemli bir adım daha attık. Böylece hem mevcut tek kişi yönetimine, egemenliğin millete geçeceğinin mesajlarını verdik, hem de Milli Mücadele’nin arkasında millet iradesinin olduğunu bütün dünyaya gösterdik. Lozan Barış Antlaşması ile milli varlığımızı ve milli vatanımızı bütün dünyaya kabul ettirdik.

l9 Mayıs l919’da başlattığımız Milli Kurtuluş Hareketi’ni  29 Ekim l923’te Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarak taçlandırdık. Ardından toplum hayatımızın her alanında gerçekleştirilen ve birbirini tamamlayan devrimlerle, modern dünyanın saygın bir üyesi haline geldik.

Tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs 1919’u, başlattığı bu süreci göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. Bu tarihleri, sadece tarihi bir olayın yaşandığı gün olarak görür, onun milletimizin tarihinde ifade ettiği anlam ve önemi kavrayamazsak, sadece heyecanını duymadığımız sıradan bir bayram günü olarak kutlarız. Halbuki, milli bayramlar, milletin bireylerini ortak noktalarda buluşturan, kaderde ve kıvançta bir olduğumuzun bilincini kazandıran, vatan-millet-bayrak gibi kutsal değerlerimize bağlılığımızı pekiştiren anlardır.

Milli kahramanlarımızı da sadece sevmek bir anlam ifade etmez. Onların hangi şartlarda hangi kahramanlıkları yaptıklarını bilmek, düşünce ve eylemlerinin anlamlarını kavramak, bunları yaşatmak ve geliştirmek gerekir. Sadece rozet takarak, bayramlarda anıtlara, büstlere çelenk koyarak, İstiklal Marşı’nı okuyup, şiirler söyleyip, nutuklar atarak, “Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiyiz” diye övünerek bayramların önemini ortaya koyamayız, heyecanını yaşayamayız.

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy diyor ki:

SAHİPSİZ OLAN MEMLEKETİN BATMASI HAKTIR
SEN SAHİP OLURSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR

Şairin dediği gibi, sahip olmadığın, koruyamadığın, terkettiğin her şeyi, her değeri kaybetmeye mahkumsun. Bu, bugün milli bayramlarındır, yarın milli egemenliğin, bağımsızlığın, özgürlüğün, birliğin, bütünlüğün, kısacası vatanın, devletin, milli hayatın, dilin, dinin, kültürün olabilir. Bunun için  bugünden milli bayramlarımıza, milli kahramanlarımıza ve tarihimizin her dönemine sahip çıkmamız gerekir.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını bu duygu ve düşüncelerle kutluyorum.  

 

 

 

May 25

İbrahim Öztek, Azerbaycan’ın 100. kuruluş yılını kutladı

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Azerbaycan’ın 100. kuruluş yıl dönümünü kutladığı mesajında, “28 Mayıs, can kardeşimiz Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılıdır. Kutlu olsun. Azerbaycan kardeş ülkedir, kardeşimizdir” dedi.

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı aynı zamanda da Türkiye-Azerbaycan Dev Kardeşlik ve Candaşlık Projesi, Kültür, Spor, Sanat, Tarih Strateji ve Kalkınma Platformu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Azerbaycan’ın kuruluşunun 100. yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayımladı.

Öztek, mesajında şu ifadelere yer verdi:

“28 Mayıs, can kardeşimiz Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılıdır kutlu olsun. Azerbaycan kardeş ülkedir, kardeşimizdir, ikiz kardeşimizdir, candaşımızdır. Diğer Türk devletlerinin bir kısmı halen Türk olduklarının farkında değilken veya bize biraz uzak davranırken, kardeşimiz Azerbaycan bizi ve bizim milli değerlerimizi bizden çok önemsemektedir. Türkiye ve Azerbaycan bir gövdenin iki şah damarıdır. Damarlardan biri rahatsızlanırsa diğeri için büyük tehlikeler vardır. Gövde için ise felaketler vardır. Milletçe bunun bilinci içinde olmak mecburiyetindeyiz.

Rus ve Ermeni işgali altındaki Azerbaycan’da 1917 yılında 40 bin Azerbaycan Türk’ü katledildi. 31 Mart 1918 günü yalnız Bakü’de 17 bin Türk soykırıma uğratıldı. Bunun üzerine Azerbaycan birliğini sağlamaya çalışan Mehmet Emin Resulzade, Osmanlı Devleti’nde yardım talebinde bulundu. Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerine yaklaşırken, Enver Paşanın kardeşi Nuri Paşa komutasında Musul’da 8 bin kişilik gönüllülerden oluşan Kafkas İslam Ordusu kuruldu. Bu orduya 4 bin kadar Azerbaycanlı ve Dağıstanlı gönüllüler de katıldı. Bu ordu Batum, Tiflis üzerinden Gence ve Bakü’ye ilerledi. Bir seri savaşlarla karşısına çıkan önce Alman, sonra Gürcü, Ermeni, Rus ve İngiliz birliklerini perişan ederek 15 Eylül günü Bakü’ye girdi. Bölgeyi düşmanlardan temizledi. Bir kol Dağıstan’a, bir kol da Tebriz’e ilerleyerek, buraları da düşman işgalinden kurtardı. Savaşın son günlerine yaklaşılmasına rağmen Türk orduları halen destanlar yazıyor ve dünyanın en güçlü ordularını dize getiriyordu. 28 Mayıs günü düşmandan temizlenen Gence’de Mehmet Emin Resulzade, Türk dünyasının ilk cumhuriyetini ilan ediyordu. 15 Eylül’den sonra da bu cumhuriyet Bakü’ye taşındı. Bugün de müstakil bir cumhuriyet olan Azerbaycan kalkınan ekonomisi, sanayi, silahlı kuvvetleri ve çağdaş modern eğitimi ile Kafkasların parlayan yıldızıdır. Bu gelişme ve kalkınmada Umum lider Haydar Aliyev’in çok büyük emeği vardır. Sovyetlerde en üst seviyede görevlerde bulunan Aliyev, neredeyse Sovyetler Birliği devlet başkanı olma aşamasındayken, Azerbaycan’ın bağımsızlığı için her şeyi bir tarafa bırakarak, büyük bir savaş vermiştir. ’Bir millet iki devlet’ sloganı ile Türkiye ile iş birliği, ekonomi, latin alfabesi, savunma konularında önemli aşamalar kaydetmiştir. Bakü-Tiflis-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Erzurum, TANAP, Nabuk, Trans Hazar petro-gaz arterlerinin oluşturulması ve demiryolunun kurulması konularında bir millet oluşumuzun en önemli ve değerli eserlerini vermiştir. Bu eserler İlham Aliyev’le devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, ’Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir’ diyerek, kardeşliğimizin önemini vurgulamıştır.

’Türkiye ve Azerbaycan Bir millet, iki devlet, yaşayacak sonsuza dek’ sözleriyle, Azerbaycanlı kardeşlerimizin, candaşlarımızın ve devlet yöneticilerinin 100. Yılında cumhuriyet bayramını kutlar, sonsuz selam sevgi ve saygılarımızı sunarım.”

May 02

‘’Allah’ın Yeryüzündeki Süvarileri Türkler…’’

Emrah BEKÇİ

            Temel bir Türk soyu olan ‘Yueşi’lerin yazılarını okuyan tanınmış Alman şarkiyatçısı Von O. Müller, dünyanın rengini değiştiren temek göçlerin nasıl başladığını şöyle anlatır:

Koyunlu (Çin değişi ile Hiyongyu) Türkleri Yueşi’leri, batı Yueşi’leri Gobi’nin kuzey doğu tarafından ileri sürdüler. Yueşi’ler, Saka Türkleriyle birleşerek Kaşgarı aştılar, Ceyhun’u geçtiler, Hindistan’a girdiler, İskender’in Hindistan’da kurduğu Yunan hâkimiyetine son verdiler.

Bu hareket, Doğuya doğru ilerleyişi bir başka koldan, tarihi ipek yolu’ndan Yakın-Doğu’ya doğru aktardı. Kalabalık Türk Boyları Altay eteklerinden kalktılar, önlerine gelen obaları da önlerine katarak, Kuzey İran’dan Med çevresinden geçtiler. Dicle ve Fırat devletlerini kurdular, Anadolu’ya girdiler ‘Hitit Devletini’ teşkil ettiler.

Batı’ya yönelen Türk akını Baltık kıyılarına kadar ulaştı: Fin Türkleri, Fillandiya’yı kurdular, Macar’lar Macaristan olarak adlandırılan Avrupa topraklarına yerleştiler. Bolgar Türkleri Ural Dağları eteklerinde, Hazar ve Peçenek Türkleri ise Hazar ve Azak kuzeyinde birer büyük Türk devletinin temelini attılar.

İskit’ler, Karadeniz’in kuzeyinde yerleştiler. Alamların medeniyeti, Keldani medeniyetinden çok eski idi. Türkçe konuşurlardı. Asurlar ve Keldanlılarla savaştılar, Sümer Türklerinin medeniyeti Keldanlılara değerli miras oldu. Çivi yazısı bu Türklerin buluşu idi. Asurlular ve Keldanlılar onlardan aldılar. Ziraatı ilerlettiler.

Fırat-Dicle çevresinde ekilmedik bir karış yer bırakmadılar. Suyolları, kanallarla verimi dünya anbarı olacak hale çıkardılar. Astronomi, bu Türklerin dünyaya armağan ettiği bilim dalı oldu. Akad’ların Urfa çevresindeki eserleri büyük bir medeniyetin izlerini taşır. Hz. İbrahim Peygamberin bu Türk soyundan olması gereklidir.

Koman Türkleri Karadeniz kıyılarını, Hitit’ler (Eti’ler) Egeye kadar sarktılar, Anadolu’yu bilinen tarih devirlerinin başlangıcında Türk Yurdu yaptılar. Beni İsrail’e askerliği, ziraatı, göçebelikten kurtulmayı bu Eti Türkleri öğretti.

**

İslamiyet, Türkleri böylesine dünyanın bilinen taraflarında haşmetli devletler, izleri silinmez medeniyetler kurmuş Yüce Millet olarak buldu.

Hz. Muhammed (S.A.V), miracın en ulvi hakikatlerinden birisi olarak ‘’Allah’ın yeryüzündeki süvarileri Türkler…’’ hükmünü verdirten bu büyük hakikat idi. (*)

(*) Kamu Türk Dergisi 23 Sayı. 2018.

 

May 02

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın Ardından

Dr. Şahin CEYLANLI

 

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, 1933 Yılında Ankara’da Dünya’ya geldi. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. Üniversite ( Lisans ) öğrenimini İstanbul Yüksek Ticaret ve İktisat Okulu’nda yaptı. Daha sonra Fransa’da Franca Caen Üniversitesi Hukuk ve İktisadi İlimler Fakültesi’nde doktora eğitimini tamamlayarak yurda döndü. Akademik hayatına Ankara’da başladı ve kısa bir süre sonra İstanbul Üniversitesi’nde göreve başladı. Doçentlik çalışmaları için İngiltere’ye giderek Londra Üniversitesi’nde çalışmalar yaptı. Yurda döndükten sonra sırasıyla, Devlet Su İşleri Müdürlüğü’nde, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim üyeliği, Devlet Planlama Teşkilatı’nda Sosyal Planlama Daire Başkanlığı, Avrupa Göçmen İşçiler Kurulu Üyeliği, TRT Genel Müdürlüğü, 21. ve 23. Dönem İstanbul Milletvekilliği ve daha ismini sayamadığımız pek çok görevde bulunmuştur. Fransızca, İngilizce ve Arapça dillerine vakıf.

15 Temmuz 2016 tarihinde hayata gözlerini yuman Yalçıntaş Hoca ile benim tanışmam 1973 Yılına dayanmakta. Hoca o vakitlerde, İstanbul Üniversitesi İktisat  Fakültesi’nin genç bir profesörüydü. Ben o vakit üniversite  öğrencisiydim. Aydınlar Ocağı’nın tertiplemiş olduğu Türkiye gündemiyle ilgili ve gayet seviyeli açık oturumlara  katılırdım. Yalçıntaş Hoca’da o toplantılara dinleyici olarak, bazen de konuşmacı olarak iştirak ederdi. Konuşmacı olarak katıldığı toplantılarda gençlere nasihat ederek, onlara insan olmanın özelliklerini anlatırdı. Para, şan, şöhret gibi unsurlara aldanmamalarını, bunları geri planda bırakmalarını ve başarılı olmaları için bunun şart olduğunu,  üzerine basa basa anlatırdı. Daha sonraki yıllarda, Aydınlar Ocağı’nda birlikte ses getirici güzel ve anlamlı faaliyetlerde bulunduk. Yaklaşık on yıl ( Beş dönem ) Aydınlar Ocağı’nın Genel Başkanlığını yaptı. Ayrıca,  diğer bazı sivil toplum kuruluşlarında da muhtelif görevlerde bulundu.

İlim, fikir ve düşünce adamlarını yetiştirmek oldukça güçtür ve büyük bir emek ve çaba gerektirir. Onların kaybı, eğitim, fikir,  san’at ve kültür hayatında yeri doldurulamayacak derin boşluklar oluşturur. Onun için bu tarzdaki insanların kıymetini bilmeliyiz ve onlara candan sarılmalıyız.

Rahmetli Yalçıntaş Hoca, Türklüğün kalkınması ve yükselebilmesi için Türk kültürüne ve diline sahip çıkılmasını, Dünya’da sayıları üç yüz milyonu aşan Türkler’in kimliklerini ancak bu şekilde koruyabileceklerini her fırsatta söylerdi ve gerçekten de buna bütün kalbiyle inanırdı. Dilini ve kültürünü kaybeden milletlerin tarih sayfasından nasıl silindiklerinin idraki içindeydi.

Hoca, cömert, kadirşinas, inisiyatif sahibi,  yardımsever, her kesim tarafından sevilen, bilgi ve tecrübesinden istifade edilen, mütevazi bir yapıya sahip, gösterişi sevmeyen ve arkasında iz bırakarak Miliyetçi Fikrin Ölmez İsimleri arasında yerini alan bir ilim ve fikir adamıydı. Bağımsızlığını henüz kazanmamış irili, ufaklı Türk toplumları için mutlaka bir gün,  özledikleri hürriyete kavuşacaklarını hep birlikte göreceğiz derdi. Her fırsatta onların dertlerine ortak olmaya çalışırdı. Özellikle Kırım’da ezan okuması, unutulması mümkün olmayan bir olaydır.

Hocanın neşredilmiş kitapları:

Avrupa’da Yükselen Hilâl, Amerika’nın Irak Macerası, Türkiye’yi Yükselten Yıllar, İslâm ve Hayat Küreselleşen Dünya’da, Avrupa Birliği ve Türkiye, Türk Birliği, Gelişen Türkiye ve Yeni Anayasa, Avrupa Birliği mi? Türk Birliği mi?, Avrupa Birliği ve Kıbrıs.

Yalçıntaş Hoca, “ Türkiye’yi Yükselten Yıllar “ adlı kitabında (hatıratında) sonradan Müslüman olan eski ağır sıklet boks şampiyonu Muhammed Ali’ye namazı nasıl kılması gerektiğini güzel bir üslupla anlatıyor. Neşretmiş olduğu kitaplarda, milli duyguları dile getirmekte, ülke meselelerine ışık tutmakta ve o meselelere çareler aramakta.

Türk Milliyetçiliği fikrini içten benimsemiş ve dolayısıyla bu duygular doğrultusunda Türk Dünyası’na büyük ilgi ve hayranlık duyardı. Ben bu hissiyatı, Türk Dünyası’na birlikte yapmış olduğumuz kültür ağırlıklı muhtelif gezi ve ziyaretlerde anladım. Türk Dünyası’ndan birini gördüğü an sanki gözlerinin içi gülerdi.

Ülkemiz, gerçek ilim, fikir ve düşünce adamlarından birini daha kaybetti. Üzüntümüz çok büyük. Türkiye için hem yurt içinde, hem de yurt dışında büyük çabalar harcayan, bizim üzerimizde çok büyük emeği olan Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş Hoca’ya Allah’tan rahmet, geri kalanlara sabırlar dilerim.

Nis 25

23 Nisan Bir Güzel Bayram 24 Nisan Bir Büyük Yalan

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK

23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı olup, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde ve dış temsilciliklerimizde kutlanmaktadır. 23 Nisan 1920 günü Türkiye Cumhuriyeti Meclisinin kuruluş veya açılış günüdür. Ankara’da Ulus’ta kurulmuş olan meclis, o günün koşullarına göre orijinal, Ankara’nın en güzel binasında kurulmuştur. Atatürk, “Allah’ın cömert ihsanı ile Nisan’ın yirmi üçüncü cuma günü, cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır”. Demiş ve arkadaşları ile önce Hacı Bayram Camiinde Cuma namazlarını kılmışlar, daha sonra dualarla hatimlerle meclisin açılışını yapmışlardır. Atatürk’ün Türk çocuklarına bayram olarak armağan ettiği 23 Nisan, bugün tüm dünya çocuklarının bayramı olmuştur. Kutlu olsun.

1915 yılı, birinci dünya savaşının en kanlı günlerinin yaşandığı bir tarihtir. Osmanlı Devletini yok etmeye kararlı olup, toprakları üzerinde var olan petrole sahip olma niyeti ile hareket eden hakim güçlere karşı Osmanlı tam 15 cephede birden savaş vermiştir. Bununla beraber, Osmanlı tebası, yani Osmanlı devleti üzerinde bin yıldır yaşayan, Osmanlının Milleti Sadıka (sadık millet, has evlat) dediği Ermeniler ihanet etmiş kendi devletlerine baş kaldırmışlardır. Osmanlı devletini sırtından hançerlemiştir. Osmanlı devletinin halkı olan Ermeniler, başlarında Ermeni asıllı Osmanlı milletvekilleri, bürokratlar ve papazlar olmak üzere Osmanlı devletine karşı isyan etmişlerdir. Bu isyanlarda zamanın başkenti olan padişahın oturduğu İstanbul’da çıkardıkları isyanlardan, Van bölgesindeki isyanlara kadar hepsinde silahlı çeteler halinde, erkeği askerde olan, ölüm kalım savaşı veren Türk ve Müslüman halkı katletmişlerdir. Anadolu köylerinde İnsanları ahır, samanlık ve camilere doldurarak diri diri yakmışlar, yapmadıkları işkence bırakmamışlardır. Ayrıca Arabistan, Irak, Filistin ve Süveyş bölgesinde savaşan askerlerimizin ikmal yollarını keserek, cephane ve yiyecek gitmesini engellemişlerdir. Bunun üzerine 24 Nisan 1915 günü hükümet, bir kanunla Ermeni elebaşlarını ve komşusunu katleden Ermenileri jandarması kanalı ile tutuklamış, bulundukları yerden, yine Osmanlı devletinin bir başka bölgesi olan Suriye’ye göç ettirmiştir.

 

Bu göç sırasında da başlarına muhafız konmuş, karınları doyurulmuş, hastaları bakılmış, hatta gittikleri yerlerde ekecekleri tohumuna kadar kendilerine verilmiştir.

Ermeniler son yıllarda  bu göç tarihini, Türkler 24 nisan 1915 tarihinde Ermenilere soykırım uyguladı şeklinde dünyaya büyük yalan olarak yaymaktadırlar.

Halbuki; Amerikan başkanlarından Reagen’in hukuk danışmanı Bruce Fein, Amerikalı bilim adamı Stanfort Shaw, Justin Mccarthy gibi yazarlar ve daha niceleri, birinci dünya savaşı günlerinde Ermenilerin iki milyon Müslüman Türk ve Kürt’ü katlettiğini, soy kırım uyguladıklarını belirtmektedirler. Bununla beraber Ermenilerin Azerbaycan topraklarında 1905 yılından itibaren katlettikleri  yüzbinlerce soydaşımıza, 30-31 mart 1918 tarihinde yalnız Bakü’de on yedi bin Türkü katlederek gerçek soykırım uygulamışlardır.

1923 yılında Bükreş’te yapılan Ermeni kongresinde, Ermenilerin ilk başbakanı Kaçaznuni, suçlu bizdik demiştir. Lozan antlaşması günlerinde yine Osmanlı paşası olan Ermeni asıllı Bogos Nubar Ermeni kayıplarının göç, savaş ve hastalık sonunda üç yüz bin olduğunu itiraf etmektedir. Mecburi göç ile ilgili olarak işgal kuvvetlerinin Malta’da yargıladığı subay ve devlet memurlarının hiç birinin suçlu olmadığı ortaya konmuştur.

Peki bugün bu büyük yalan niye?

Bu yalanla Ermeniler birbirine bağlanıyor ve dünyadan silinip gitmemek için bunu  bir yaşam iksiri olarak kullanıyorlar.

Ermenistanda sayıları giderek yok olan Ermeniler şunu çok iyi bilmeli ki, Ermenistan’da hayat bulmak, geleceklerini temin etmek için Türkiye ve Azerbaycan’a muhtaçtırlar. Biz barış içinde yaşamak istiyoruz. Ermeniler de sürdürdükleri büyük yalanı terk ederek, Türk’le el ele vermek zorundadır. Artık bunu anlamalıdırlar.

May 31

Modernleşme ve Milliyetçilik Olgusu!

Fahri YAĞLI

Doğru söz acıdır; onu hazmedebilirsen, yarın faydasını görürsün, o sana zevk verir. Doğru söz, bak, gönüle acı ve sert gelir; sert söz doğrudur; o doğru söz nerede? (Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig, beyit 5777-5778)

Türkçülüğün fikir babalarından Ziya Gökalp milleti, halkımızın ifadesiyle “dili dilime, dini dinime uyan insanlar topluluğu” olarak tanımlamış; ırkçılığı kesinlikle reddederken diğer faktörlerin de tek başlarına yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Hiç şüphesiz din/inanç ve dil çok önemli iki faktördür. Bu kodlardan ikisinin bir arada olmadığı durumları dikkate alarak bunlardan biri eksik olduğu takdirde aranacak diğer unsurlarıda hesaba katmalıyız. Ortak tarih, ortak kültür, bir arada yaşama iradesi ve ortak gelecek tasavvuru bunların başında gelir.

Yaygın görüşe göre millet, siyasi bir birlikteliğin, ortak adıdır. İmparatorluk mirasının üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti de bunu böyle kabul etmiştir.Bu sebeple “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran millete de “Türk Milleti” denmiştir.”

Türkiye Devletinin kuruluş felsefesini oluşturan unsurlar açısından da farklı etnik kimlikleri iddia edenler çıksa da, bin yıllık ortak bir tarihin ve ortak bir gelecek beklentisinin birleştirdiği bir millet olduğumuz gerçeği de unutulmamalıdır.

“Türk milleti” kavramı, kapsayıcı ve kuşatıcı olarak kullanılmaktadır. Devletimiz Türk devletidir ve milletimizin adıda “Türk Milletidir”. Etnik köken ve ana dil açısından farklı olan vatandaşlarımız da bu kapsayıcı kavramın içinde mütalaa edilir. Burada bizim tarihî tecrübemiz açısından da bir sapma ve ayrıştıma söz konusu değildir.

Yıllardır sürdürülen etnik taassub, ayrılıkçı vakalar ve bölücü unsurlar bu kuruluş ve yaşam felsefesine karşı ihanet içinde olmuşlardır. Türk milleti olgusu, doğal bir reflekstir. Bu felsefe sadece duygu değil, bilgi ve akılla beslenen güçlü bir milletleşme vakasıdır, bu ülkenin gerçek aydınlarının temel görevi bunu fikren beslemektir.

Milliyetçilik, modernleşme sürecinin doğal bir sonucu ise, milletin tanımlamanın sonucu olan “Türk Milliyetçiliği”   modernleşme sürecinin doğal bir sonucudur deyebiliriz.

Türk milliyetçiliği ortak bir dil ve kültür sunarak yeni bağlılık, aidiyet ilişkisini ile kendini ifade eder.

Atatürk’ün devlet kurma kodları da Türk Milletçiliğinin güçlü dinamizmidir. Türk Milletçiliği fertlerin birliği ve devletimizin bekasıdır. Türk milletinin bütün meseleleri bizim meselemizdir. Siyaset de buna dâhildir, bin yıldır kesintisiz ayakta duran devlet-i ebed-müddet’in bekası en mühim önceliğimizdir.

Türkiye’de siyasetin  üslup ve tarzı yanlıştır, kutuplaşma ve psikolojik bölünmelere müsaittir. Bir Türk Milliyetçisi olarak, bu psikolojik iklimi oluşturan ateşe odun değil, su taşımak temel vazifemiz olmalıdır.

Türk Devleti ve Tür Milleti için, büyük bir inşa hamlesinin başlangıç noktası, kendini ve dünyayı tanımaktır. Kendisi olamayan, kendisini tanımayanın evrensellik yada dünya vatandaşlığı iddiası kof olduğu gibi, içe dönük, tecritçi ve ben-merkezci bir yaklaşımla bir medeniyet kurması yada  bu küresel dünyada iddialı olması mümkün olmayan bir hayaldir.

Şanlı tarihimizdeki, büyük başarıların bu dönemde bir benzerini gerçekleştirmesinin yegane yolu, bilgiden, bilimden ve akıldan geçmektedir. Tabii ki bu bilgi ve bilim, bizim medeniyetimizin çerçevesini oluşturan değerlerimiz istikametinde bir dünyanın inşası içindir. İnsanı merkeze alan bir medeniyet, her şeyden önce yaşanabilir bir çevre, sürdürülebilir ve adaletli bölüşümü esas alan bir kalkınma, insanların kendilerini gerçekleştirmelerine fırsat veren bir eğitim siyaseti ile mümkündür

Türk Millî Mücadelesinin devamı ve başarısı için, milletin seçeceği yeni  Hükümet erki, ve Cumhurbaşkanı bu Türk Devlet felsefesini doğru idak etmelidir. Yeni dönemde kendi ağırlığını ve önemini müdrik olarak millî iradenin gerekleri doğrultusunda kullanmalı ve Türkiye’ye kurulan tuzakları boşa çıkarmak için çalışmalıdır.

Türk Milletinin feraseti ve şahsiyeti bu büyük ülküsüne ulaşmasında rehberlik edecektir , Türk’ün 21. asırdaki Kızıl Elma’sına giden yolda siyasetçiler kadar ve hatta onlardan fazla düşünce, bilim ve sanat adamlarına, geleceğin teminatı gençliğe görev düşmektedir.

Büyük bilge Yusuf Has Hâcib’in dediği gibi, “Akıl karanlık gecede bir meş’ale gibidir; bilgi seni aydınlatan bir ışıktır.”.  Türk milletinin seçeceği Lider, Türk ve İslam âlemine yeniden önder olacağı gibi, yeni bir medeniyetin inşasına da muktedir olmak zorundadır.

Allah Türk Milletinin ve mazlum milletlerin yâr ve yardımcısı olsun..

Eski yazılar «

» Yeni yazılar