x

AYDINLAR OCAKLARI 47. BÜYÜK ŞURASI 26-28 EKİMDE MALATYA'DA YAPILACAK 

                Haziran ayında yapılacakken seçimler nedeniyle ertelenen Aydınlar Ocakları 47. Büyük Şurası 26-28 Ekim tarihleri arasında Malatya'da yapılacak. 
                Şura 26 Ekim Cuma günü saat 14.30'da Malatya Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'ın açılış konuşması ile başlayacak. Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal'ın genel değerlendirme konuşmasından sonra "Dünya Siyasetinde Yeni Dini Hareketler" konulu açık oturum yapılacak. Akşam yemeğinden sonra saat 20.00'de Ocak Başkanları İstişare Toplantısı yapılacak. 
                27 Ekim Cumartesi günü saat 09.30-12.00 arasında yapılacak 1. Oturumda Türkiye ve dünya gündemindeki konularla ilgili tebliğler sunulacak. Öğle yemeğinden sonra Battalgazi gezisi ve Şehitlik ziyareti yapılacak. Saat 16.00-18.30 arasında yapılacak 2. Oturumda tebliğlerin sunumuna devam edilecek. Akşam da bir konser verilecek. 
                Şura 28 Ekim Pazar günü saat 10.00'da Şura Sonuç Bildirisinin okunması ile sona erecek.
Şurada sunulacak tebliğler Malatya Aydınlar Ocağı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'a gönderilecektir. Tebliğlerin sunumunun 15'er dakikayı geçmemesi gerekmektedir.

Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Tem 19

24 Haziran Seçimlerine Dair Bazı Sonuçlar

Ruhittin SÖNMEZ

24 Haziran 2018 seçimleri üzerinden üç hafta geçti. Bu seçimlerin Cumhuriyet tarihimizin en önemli seçimlerinden biri olacağı belliydi.

Nitekim peş peşe gelen Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile devletimiz yeniden yapılandırılmakta. Bu yapılandırma sadece “Cumhurbaşkanı” adıyla anılan tek kişinin imzaladığı kararnamelerle gerçekleşmekte.

Sistemde öyle bir değişim yapıldı ki, “biz millet olarak bir kişiyi seçtik, geride kalan her şeyin seçimini ve kararını o kişinin yapmasına razı olduk” havası var. En köklü değişimler, en radikal yetki devirleri TBMM’ne uğramadan tek kişinin kararı ile hayata geçirilmeye başlandı.

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile Bakanlar Kurulunun, Yüksek Askeri Şura’nın bütün yetkileri Cumhurbaşkanına devredildi. Rektör seçimleri kaldırılarak rektörler Cumhurbaşkanı tarafından atanmaya başlandı. Milli Kütüphane, Devlet Tiyatrosu gibi kurumlar kapatıldı.

Bu arada OHAL uygulamasının uzatılmamasına karar verildi. Ancak OHAL yerine Ak Parti grubunun TBMM’ne sunduğu yasa teklifi ile Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanununda yer alan bireysel hakların kullanımıyla ilgili kısıtlamalar artacak. .

Bir yandan ülkemizde neler olmakta bunu çok iyi izlemek; bir yandan da bu sürece nasıl geldiğimizi anlamak, seçim sürecinde dikkatimizi çekmeyen bazı hususları yeniden gözden geçirmekte fayda var.

SEÇİM KAMPANYALARIN BAŞARISI

IPSOS Sosyal Araştırmalar Şirketinin yaptığı anket verilerinden bazı hususlar dikkat çekici.

Önceki seçimlerde, genellikle seçmenin yüzde 90-95’e yakın bir kesimi seçimden iki ay kadar önce kararını vermiş olurdu.

Bu seçimlerde kararını iki aydan önce vermiş olan seçmen sayısı yüzde 75 olmuş. Son bir ay ile iki ay arasında karar veren yüzde 8, son bir hafta ile bir ay arası karar veren yüzde 5, son bir hafta içinde karar veren yüzde 6 ve sandık başında karar veren yüzde 5 olmuş. Yüzde 1 cevap vermeyen seçmen oranı.

Son iki aylık seçim kampanyası süresince karar veren kitlenin yüzde 24 gibi yüksek bir oran olması çok önemli.

Seçimlerin kaderini değiştiren bu kitlenin kararlarında, partilerin ve Cumhurbaşkanı adaylarının yürüttükleri seçim kampanyasının etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Hemen hemen bütün anket firmaları seçimden önce Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalma ihtimalinin çok daha yüksek olduğunu bildiriyordu.

Seçimden bir ay öncesine kadar yapılan anketlerde CHP yüzde 19-20, İYİ Parti yüzde 15-18, MHP ise yüzde 7 civarında görünüyordu. Meral Akşener’in partisinin oyundan yüzde 5-10 kadar fazla oy alacağı öngörülüyordu.

Neler oldu da bir ay içinde CHP oyları yüzde 22,65 ve MHP yüzde 11,10 oldu da, İYİ Parti yüzde 9,96’ya, Meral Akşener yüzde 7,3 oy oranına düştü?

Elbette 7 ay önce kurulmuş olan, seçime ilk defa giren ve dünyanın en adaletsiz bir seçiminde, kendisine uygulanan medya ambargosu ve karartmalara rağmen İYİ Parti’nin aldığı oy oranı başarısızlık değildir.

Ancak gelecekte iddiasını sürdürebilmesi için İYİ Parti’nin, hem kendisinin ve hem de rakiplerinin seçim kampanyalarının strateji ve uygulamasındaki bütün detayları incelemesinde fayda var.

LİDER VE PARTİSİ

Ipsos’un anketinde “Oy tercihinizde en etkili unsur partinin kendisi mi, lideri mi, politikaları mı?” sorusuna verilen cevaplardan Ak Parti’nin tam bir lider partisi olduğu sonucu çıkıyor.

Ak Parti’ye oy veren seçmenlerin yüzde 71’i için oy vermesinde partinin lideri Tayyip Erdoğan etkili olmuş.

Liderin en fazla etkili olduğu ikinci parti İYİ Parti. İYİ Parti’ye oy verenlerin yüzde 43’ü partinin lideri Meral Akşener sebebiyle oy vermiş.

Bu oranlar HDP’de yüzde 36, MHP’de yüzde 29, CHP’de yüzde 21 olmuş.

Demek ki MHP ve CHP ideolojik yönleri ağır bastığı için, seçmenlerinin çoğu partinin lideri kim olursa olsun partinin kendisi ve politikaları sebebiyle oy veriyor.

İYİ Parti’de Meral Akşener’in çok önemli bir liderlik etkisi olduğu açık. Ama İYİ Parti, Ak Parti gibi yalnızca lidere dayanan bir parti değil.

Meral Akşener’in Cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinin oyundan yüzde 2,5 daha az oy alması Akşener’in liderliği ile ilgili bir sonuç değildir.

24 Haziran’da Maurice Duverger’in 60 yıl önce yayınlanan kitabında belirttiği bir durumu yaşadık. “Başkanlık sistemlerinde her zaman görülen bir şekilde, başa yarışan iki aday etrafında oy birikmesi” gerçekleşti.

Siyasi iktidar bu gerçeğin farkında olduğu için, Meral Akşener’e karartma uygulanırken; birinci turda da, ikinci tura kalınması halinde de kendisine karşı kazanması mümkün olmayan Muharrem İnce parlatıldı.

Partiler arası oy geçişkenliği konusu ayrıca incelenmeye değer bir boyuttur. Şimdilik bu konuyu İpsos verileri ışığında değerlendiren Hürriyet Gazetesi yazarı Sedat Ergin’in sonuç cümlesiyle özetleyelim:

“Özellikle sağ partiler arasında önemli bir oy geçişkenliğinin yaşandığını söylemek mümkündür.

Bu geçişkenlikte trafiğin iki yönlü olarak en yoğun yaşandığı parti MHP’dir.

İYİ Parti de, HDP dışında herkesten oy alabilme kapasitesiyle dikkat çekiyor.”

May 27

Laikliğe Neden Karşı Çıkıyorlar?

Ali Kemal GÜL

İstanbul Müftülüğü, semavi dinlerin temsilcilerine iftar verdi. İftarda konuşan İl Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, toplumda din ve din adamlarının yerini sütün içerisindeki laktoza benzetti ve Nasıl sütün içerisinden laktozu alırsanız geriye su kalırsa toplumdan da dini, dini değerleri ve din adamlarını alırsanız aynı şey olur.” dedi.

Toplumdan dini değerler alınırsa, elbette büyük sarsıntı olur. Ama günümüzde insanlar arasında pek çok sorun, bazı din adamlarının, dini siyasi veya ekonomik iktidar aracı olarak kullanmalarından kaynaklanıyor. Aynı kişiler, din istismarını yasaklayan laikliğe bu yüzden karşı çıkıyor.

Fikri, zihni, ahlakı ve ekonomik her türlü özgürlüğü savunan İslam’ın, din tacirlerinin küçük dünyalarına sıkışıp kalması ne kötü… Particilik yaparak, İslam’ı ‘’siyasal İslamcılık’’ile özdeşleştiren bu taife, yaşanan yozlaşmadan en büyük pay sahibi…’’İslam güzel ahlaktır.’’diyen bir dini, siyasetin doymaz arzularına teslim etmekten çekinmeyenler, kendilerini dönüştürme yerine, başkalarının hayatlarını değiştirmeyi görev bellediler. ‘’En büyük cihadın, nefisle yapılan cihad’’olduğunu görmezden gelerek.

Dindarlığı, siyasetleri ya da çıkarları uğruna zemininden kaydıranlar ve dini otomatiğe bağlanmış ibadetlere indirgeyenler ‘’İslam ahlakını, İslam diyarına gömenlerdir’’.

***

Bu ahval ve şartlarda Türk milliyetçilerinin, yurtseverlerin, vatanperverlerin şuurlu, bilinçli olarak ‘’laik sisteme’’ yapılan saldırılara mukavemet göstermeleri asli görevleridir.

Görüldüğü gibi nedeni çok açık:

Milli devlet ve Üniter yapının sigortası, milli egemenlik ve bağımsızlığın teminatı olan, Türkiye’yi Türkiye yapan değerlerin koruyucusu ve milli mücadelenin aksiyoner savunucusu olan ‘’Ülkücü-Milliyetçi-Vatanperver ve Yurtseverlerin’’ içinde yaşadığı ve enaniyeti içerir sorunlardan kendini ivedilikle arındırarak toparlanma zamanıdır.

Toplumsal barış ve huzurun, milletleşmenin ana öğelerinden başlıca biri, Cumhuriyetimizin harcı ‘’Laiklik’’, söylem ve eylemleriyle ülkenin kimyasını bozmaya devam eden muktedirlere göre, medeniyetimize yabancı bir kavrammış.

Kur’an’ın dinine değil de, bezirgân dinine mensup olanların rahatsızlığını anlıyorum. Hilafet sevdalısı İslamcıların rahatsızlığını anlıyorum. Ülkenin üniter yapısını değiştirmeye yönelik kavram kargaşası yaratmaya çalışan bedbahtları anlıyorum. Dini/ İslam’ı kirleten kirli ellerinizi görüyorum.

Dini Araç olarak kullanarak bir rejim yaratma ve özgür düşünceyi köleleştirme sevdanızı anlıyorum. Halifelik sevdanızı anlıyorum. Teokrasi sevdanızı anlıyorum. Ve soruyorum:

–Hz. Peygamber’in soyunu kurutan Laik Muaviye mi, Halife Muaviye mi?

–İslam’ın yüz karası Kerbela cinayetini işleyen Laik Yezit mi, dinci Yezit mi?

–İmam Azam Ebu Hanife’nin hapiste ölmesi iğrençliğini sağlayan Laik Mansur mu, Halife Mansur mu, ya da, laik devlet mi, Hilafet Devleti mi?

–Teokratik sistemle yönetilen Osmanlı Türk Devletinde amcasını ilk öldüren Osman Bey, İlk kardeşini boğduran 1. Murat, ilk evladını öldüren de yine 1. Murat, öldürme ya da boğulmayı ilk yasalaştıran da Fatih Kanunnamesi ile Fatih Sultan Mehmet’tir.

— Savaşta yenildiği için tahtan indirilen ve zehirletilerek öldürüldüğü söylenen İlk Padişah Yıldırım Beyazıt, Sadrazam öldüren ilk Padişah Fatih Sultan Mehmet, ilk Şeyhülislam öldüren 1V. Murat’tır.

–Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın öldürülmesi tek emirle değil mi?

Hukuk nerede? Buyurun… İslam medeniyetine dönmeliymişiz… Aslımız buymuş!

Yolsuzlukların işlenmesinde din maskesini takan Beyler! Kur’an’ın dinini sizin kirli ellerinizden, örümcek kafalarınızdan kurtarılıp, kutsal amacına hizmet eden bir yapı kurulacaktır. Bunun sigortası da ‘’Laik Sistem’’dir.

Laik Sistem ki, özgür düşünceyi, mezhepleri aşarak milletleşmeyi, saygıyı, sevgiyi, aşkı gönüllere nakşeden Hoca Ahmet Yesevi’nin kültürüdür, Hacı Bektaş’ın kültürüdür, Yunus’un kültürüdür; Mevlana’nın kültürüdür, kısaca Anadolu kültürüdür.
Formun Üstü

 

 

Tem 31

Maraş’ın Bağları Öksüz Kaldı!

Özcan PEHLİVANOĞLU

Sizlere üç beş yıl evvel Mahir Ağbinin bağından bahsetmiştim. O bağ Maraş’ın en güzel bağı idi ve o bağın bu kadar güzel olmasının nedeni ise Mahir Ağbinin kendisiydi…

Yiğit, güzel ve dost canlısı insan, sofrasına oturup yemeğini yediğim insan Mahir Ağbiyi kaybettik…

Hem ailesi, hem sevenleri hem de Maraş’ın bağları öksüz kaldı…

Ben de, gerçek bir dostu kaybettim… Onun bağında bir akşam Maraş’ın seyrederek yediğimiz yemeği ve sohbeti unutamam…

Mahir Ağbi, bağı sağlığında kaptırmadın ya, şimdi sana bütün cennet bağları helaldir…

Mekanın cennet olsun, Allah rahmetini esirgemesin ailenin de başı sağolsun… Merak etme, biz dünya vazifelerine devam ediyoruz.. güle güle iyi insan!

 

“MAHİR AĞBİNİN BAĞI…

 

Bugünlerde Evliya Çelebi misali, dünya kazan ben kepçe olarak, Türkiye’yi ve Balkanları dolaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana ve Ceyhan uğradığımız duraklar oldu. Muhtemelen siz bu satırları okurken, Allah nasip ederse Romanya’da ve Romanya Türkleri ile beraber olacağız.

Bu seyahatlerin en önemli amacı; bizlere unutturulmaya çalışılan “BALKAN BOZGUNU”nu 100.Yılında gündeme getirmek ve günümüzde yaşanılanlarla, geçmişte yaşananların benzerliğini ortaya koymak ve de savaş sonucunda çıkan ağır faturayı Türk Milletine anlatmaktır.

Ancak bu seyahatler vesilesi ile  benim bir dev olarak nitelediğim Türk Milleti’nin uyku konusundaki ısrarını da hayret ve üzüntüyle müşahede ettiğimi söylemek istiyorum.

Buna mukabil olarak da haksızlık etmemek için sayıları az da olsa uyanık ve şuurlu Türk evladına rastladığımı belirtmek isterim.

Bir de gittiğim her yerin buram buram “Türk” koktuğunu biliniz. Zaten anlatmak istediğim de, budur…

Seyahatimizde ilk durağımız Gaziantep oldu. G.Antep, sanayileşme konusunda almış başını gidiyor. Sabahleyin meşhur “katmer”le kahvaltı yaptık ve Antep’in ünlü “Bakırcılar Çarşısı”nı gezerek, çarşıda bir kahve içtik. Dikkatimizi çeken şey, Gaziantep esnafının gösterdiği yakın ilgi ile bizlere yardımcı olmasıydı. Anladım ki; Gaziantep’in gelişmesinin altında yatan temel faktör, esnafın müşterisine karşı takındığı bu müspet tavırlar olmuş.

Yolumuz Antep’ten Kahramanmaraş’a doğru uzandı. Bizi orada Kahramanmaraşlılar ile Balkan Muhacirlerinin “Mesut Ağa” lakabını yakıştırdığı, ağabeyimiz Mesut Başkır ve kalabalık bir dost grubu karşıladı.

İki ayrı toplantıda, hem “Balkan Savaşları’nın 100 yılı ve Balkanlardaki Türk Soykırımı” üzerine hem de Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV)’ın düzenlediği “Vefatının 15. Yılında Alparslan Türkeş’i Anma Gecesi”nde konuştuk. Bu toplantılarda şahsımıza gösterilen ilgiyi ömür boyu unutmam mümkün değil.

Bu toplantıların birinde de Arif Yücel üstadın Kuran-ı Kerim kıraatını dinledik. Arif Yücel, Allah’ın kelamını yine Allah’ın verdiği sesle öyle bir güzel okudu ki; ruhumuz o anda binlerce kez secde etti. Arif Yücel hocanın, aynı zamanda hattat olduğunu öğrenmek, bizim yolumuzu ibadete açılmış olan “SULTAN ABDÜLHAMİTHAN CAMİİ”ne yöneltti.

Bu cami benim gördüklerim içinde Cumhuriyet tarihi boyunca yapılmış en güzel camidir diye düşünüyorum. Hepinizin gidip görmesini salık veririm. Camideki işlemeler ve çiniler gerçekten görülmeye değer. Bu güzelliklerde, Arif Yücel hocanın hattatlığınında katkısı olduğunu öğrenmek ona karşı, tanımasakta muhabbetimizi ve saygımızı artırdı.

Kahramanmaraş denince biliyorsunuz akla hemen dondurma, pul biber ve işlemeli altın bilezikler gelir. Ben bunların yanına da bir de “Mahir Ağbinin Bağı”nı ekliyorum. Bu bağı gidip mutlaka görün. Bağın havası, suyu, meyvesi ve panoramik Kahramanmaraş manzarası gerçekten görülmeye değer. Mesut Başkır’ın bağı nerede diye sorarsanız, onu bağı da Kahramanmaraş tabiri ile “Mahir Ağbinin Bağı’nın hemen “gırağında” …

Yolumuz devamla Adana’ya ve oradan da Ceyhan’a ulaştı. Bizleri misafir eden Hatice ve Necati Sultan çiftini, oradaki Adanalı ve de muhacir kardeşlerimizle kucaklaşmayı unutmak olmaz. Hele Giritliler Derneği’ni kurmuş olan Yüksel Hançerli ile Girit’i ve Giritteki acılar üzerine yaptığımız  konuşmayı ve de bunları sizlerle paylaşmazsam ecdada haksızlık olur.

Son durağımızda Türk Dünyası’na kucak açmış olan Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’nün memleketi Ceyhan oldu.

Herkesin kapı bucak saklandığı bu dönemde, Hüseyin Sözlü gerçekten yiğit bir adam. Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in heykelini Ceyhan’ın orta yerine dikmiş ve açılışını da yine bir abide  adam, rahmetli Rauf Denktaş’a yaptırmış. Üstelik Milli Şehidimiz Kemal Bey’i de her yıl layıkıyla anıyor. Üstelik üst üste 3.kez seçilen Ceyhan’ın bu genç ve dinamik Başkanı, Türk Dünyası’nın her yerine yetişmeye çalışıyor. Çünkü bu güzel beldenin nüfusu, Türk Dünyası’nın her yerinden insanların bir araya toplanmasıyla oluşmuş durumda.

Adana’da “Mesut’un Yeri”nde ve Ceyhan’da yediğimiz Adana Kebaplarını, el yapması şalgam suyunu ve bu mevsimde Ceyhan’da olan marulu ve de Kahramanmaraş’ta yapılan Balkan yemeklerini anmadan geçersem, derdimi eksik anlatmış olurum.

Türk Milleti’nin değerli evlatları; biraz hareketlenip oturduğumuz yerden kalkıp, Türk topraklarını gezmeniz, ihmal ettiğimiz kardeşlerimizle kucaklaşmanız ve rahmetli Ebulfeyz Elçibey’in dediği gibi “Türk’ün Türkle tanış olması” ve de tabiri caizse bu manada iman tazelememiz gerekir diye düşünüyorum. Emin olun, toprağımız ve insanlarımızla her buluşmadan sonra, yeniden diriliyor ve menzile daha hızlı koşuyorum. İsterseniz siz de deneyip görün…”

Tem 02

24 Haziran 2018 Seçimlerinin Kazananları Ve Kaybedenleri

Dr. Sakin ÖNER

 

Türkiye’nin yönetim sistemini değiştiren ve 98 yıllık “Parlamenter Hükümet Sistemi”nden “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne dönüştüren  24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri gerçekleştirildi. Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi, AKP tek başına salt çoğunluğu elde edemedi, ancak MHP ile kurduğu “Cumhur İttifakı” yüzde 53 oy alarak çoğunluğu sağladı. Demokratik hayatımızda birçok ilklerin yaşandığı bu seçimi, kazananları ve kaybedenleri ile değerlendirmek gerekir.

 

SEÇİMİN İLKLERİ

 

Kasım 2019 tarihinde yapılması gerekirken 16 ay öne çekilerek 24 Haziran 2018 tarihinde “Erken” yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde bazı ilkler gerçekleşti.

  1. Bu seçimle “Parlamenter Hükümet Sistemi”nden “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçiş 16 Nisan 2017 Referandumundan sonra bir defa daha oylandı ve onaylandı.
  2. Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri, yani iki seçim bir arada yapıldı.
  3. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekili sayıları 550’den 600’e çıkarılmıştır.
  4. Cumhurbaşkanı adayları, Parti Grupları veya halkın 100 bin oyu ile gösterildi.
  5. Sistem gereği Partili Cumhurbaşkanı seçilmesi gerekirken CHP’den Muharrem İnce ile HDP’den Selahattin Demirtaş parti başkanı olmadıkları halde, partilerince Cumhurbaşkanlığı için aday gösterildi.
  6. İlk defa partiler arasında ittifak kurmanın önü açıldı. AKP, MHP ve BBP arasında “Cumhur İttifakı”, CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti arasında “Millet İttifakı”
  7. İttifaka dahil olan partiler için yüzde 10 barajı kaldırıldı, İttifakın toplam oyunun yüzde 10’u geçmesi yeterli görüldü. Bu baraj sadece bağımsız seçime giren partiler için (HDP, Hüda Par, Vatan Partisi) söz konusu oldu.
  8. D’hont nispi temsil seçim sistemi uygulandı. Bu sayede İttifaka dahil partilerin milletvekili seçilmeye yeterli olmayan artık oyları birleştirilerek, bu partilerden en yüksek oyu alan partinin milletvekili çıkarması mümkün oldu.
  9. İlk defa OHAL ortamında bir seçim yapıldı.
  10. Devletin resmi televizyonu olan TRT bu seçimde adaylar ve partiler arasında zaman bakımından ilk defa eşit ve adil davranmamıştır.
  11. İlk defa seçim sonuçları sadece tek kanaldan, Anadolu Ajansı’ndan açıklandı ve takip edildi.

 

SEÇİMİN SONUÇLARI

 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin kesin olmayan sonuçları açıkladı.

 

  1. Cumhurbaşkanlığı Seçimi:

 

Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin yurt içi ve yurt dışı oylarını kapsayan kesin olmayan sonuçlara göre; 59 milyon 367 bin 469 seçmenin 51 milyon 197 bin 832’si oy kullandı. Oyların 50 milyon 68 bin 418’i geçerli sayıldı. 188 bin 8 sandığın yüzde yüzü açıldı. Buna göre, Recep Tayyip Erdoğan, 26 milyon 329 bin 920 oyla oyların yüzde 52.6’sını alarak Cumhurbaşkanı  seçildi.

 

Diğer Cumhurbaşkanı adaylarının aldıkları oylar ve oy oranları şöyle;   Muharrem İnce 14 milyon 951 bin 770 oyla yüzde 30.8, Meral Akşener   3 milyon 604 bin 260 oyla yüzde 7.4, Selahattin Demirtaş 4 milyon 39 bin 726 oyla yüzde 8.3, Temel Karamollaoğlu 434 bin 871 oyla yüzde 0.9, Doğu Perinçek 95 bin 924 oyla yüzde 0.2 oranında oy aldı.

 

  1. Milletvekilliği Seçimi İttifak ve Partilerin Oyları;

AKP ve MHP’nin kurduğu “Cumhur İttifakı”nın ortak oyu 455 bin 529, oranı yüzde 0,91 oldu. CHP, İYİ Parti, Demokrat Parti ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu “Millet İttifakı”nın ortak oyu 118 bin 954, oranı yüzde 0.24 olarak hesaplandı.

Milletvekili seçimleri sonuçlarına göre partilerin aldığı oylar şöyle:

AKP 20 milyon 980 bin 956 oy alarak yüzde 41.9’luk oy oranına ulaştı.

CHP toplam 11 milyon 271 bin 240 ile yüzde 22.5 oranında oy aldı. HDP 5 milyon 867 bin 564 oy alarak yüzde 11.7, MHP 5 milyon 466 bin 775 oy ile yüzde 10.9, İYİ Parti 4 milyon 955 bin 994 oy ile yüzde 9.9, Saadet Partisi 668 bin 744 oy ile yüzde 1.3, HÜDA PAR 157 bin 315 oyla yüzde 0.3, Vatan Partisi 117 bin 631 oyla yüzde 0.2’lik oy oranına ulaştı. Bağımsızlar ise 75 bin 634 oy alarak, tüm oylar içinde yüzde 0.15’lik paya sahip oldu.

 

SEÇİMİN KAZANANLARI VE KAYBEDENLERİ

 

24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin sonuçlarını, Cumhurbaşkanı adayları ve Partilere göre ayrı ayrı değerlendirelim ve seçimi kimin kazanıp kazanmadığını ortaya koyalım.

Önce Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını değerlendirelim:

  1. AKP adayı AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52.5 oranında oy alarak Cumhurbaşkanlığı seçiminin galibi olmuştur.
  2. CHP Adayı Muharrem İnce yüzde 30.8 oranında oy almıştır. CHP yüzde 22.5 oranında oy aldığına göre, Muharrem İnce partisinden yüzde 8.3 oranında fazla oy alarak başarılı olmuştur.
  3. İYİ Parti adayı İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener yüzde 7.4 oranında oy almıştır. İYİ Parti yüzde 9.9 oranında oy aldığına göre Meral Akşener, partisinin yüzde 2.5 oranında gerisinde kalmış ve başarılı olamamıştır.
  4. HDP adayı Selahattin Demirtaş yüzde 8.3 oranında oy almıştır. HDP yüzde 11.7 oranında oy aldığına göre, Selahattin Demirtaş partisinin yüzde 3.4 oranında gerisinde kalmış ve başarılı olamamıştır.
  5. Saadet Partisi adayı SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu yüzde 0.9 oranında oy almıştır. SP yüzde 1.3 oranında oy almış ve Temel Karamollaoğlu yüzde 0.4 oranında partisinin gerisinde kalarak başarılı olamamıştır.
  6. Vatan Partisi adayı Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yüzde 0.2 oranında oy almış ve başarılı olamamıştır.

 

Miletvekili seçim sonuçlarını Partiler bazında değerlendirelim.

 

  1. AKP: 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 49.5 oranında oy almıştır. 24 Haziran 2018 seçimlerinde ise yüzde 41.9 oranında oy alarak eski oyunun yüzde 7.6 oranında gerisine düştüğünden başarılı olamamıştır. 1 Kasım 2015 seçimlerinde 317 milletvekili kazanan AKP, 24 Haziran 2018 seçimlerinde 295 milletvekili çıkarmıştır.
  2. CHP: 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 25.3 oranında oy almıştır. 24 Haziran 2018 seçimlerinde ise yüzde 22.5 oranında oy alarak eski oyunun yüzde 2.8 oranında gerisine düştüğünden başarılı olamamıştır. 1 Kasım 2015 seçimlerinde 134 milletvekili kazanan CHP, 24 Haziran 2018 seçimlerinde 146 milletvekili çıkarmıştır. Bu milletvekillerinden  3’ü SP kontenjanından seçilmiştir.
  3. HDP: 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 10.8 oranında oy almıştır. 24 Haziran 2018 seçimlerinde ise yüzde 11.7 oranında oy alarak eski oyunun yüzde 0.9 oranında üzerine çıktığından başarılı olmuştur. 1 Kasım 2015 seçimlerinde 59 milletvekili kazanan HDP, 24 Haziran 2018 seçimlerinde 67 milletvekili çıkarmıştır.
  4. MHP: 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 11.9 oranında oy almıştır. 24 Haziran 2018 seçimlerinde ise yüzde 10.9 oranında oy alarak eski oyunun yüzde 1 oranında gerisine düşmüştür. Fakat bünyesinden yeni bir partinin kurulmasına rağmen bu oyu almasından dolayı başarılı sayılabilir. 1 Kasım 2015 seçimlerinde 40 milletvekili kazanan MHP, 24 Haziran 2018 seçimlerinde 49 milletvekili çıkarmıştır.
  5. İYİ PARTİ: Ekim 2017’de kurulan ve 24 Haziran 2018’te ilk defa seçime giren ve iktidar tarafından çeşitli engellemeler yapılmasına rağmen bu parti, yüzde 9.9 oranında oy alarak başarılı olmuştur. İYİ Parti bu seçimde 43 milletvekili çıkarmıştır.
  6. SP: 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 0.7 oranında oy almıştır. 24 Haziran 2018 seçimlerinde  yüzde oranında 1.3 oy alarak eski oyunun üzerine kısmen üzerine çıktığından başarılı olmuştur. SP, bu seçimlerde hiç milletvekili çıkaramamıştır. Fakat ittifak nedeniyle CHP listelerinden giren 3 SP’li milletvekili seçilmiştir.
  7. VP: 24 Haziran 2018 seçimlerinde yüzde 0.2 oranında oy alarak başarılı olamamış ve hiç milletvekili çıkaramamıştır.
  8. DP: 24 Haziran 2018 seçimlerine ittifak yaptığı İYİ Parti listesinden girmiş ve 1 milletvekilliği kazanmıştır.

 

SEÇİMLERİN GENEL DEĞERLENDİRİLMESİ

  1. Seçimlerin OHAL ortamında yapılması demokrasimiz açısından sakıncalı bulunmuştur. Özellikle bazı Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinde seçimlerin baskı ve tehditle sağlıksız yapıldığı iddiaları kamuoyunda sıkıntı yaratmıştır.
  2. Muhalefet partileri ve onların Cumhurbaşkanı adaylarına, özellikle devletin resmi televizyonu olan TRT’de iktidar partisi kadar veya hiç yer verilmemesi, seçimlerin eşit ve adil şartlarda yapılmadığı izlenimini uyandırmıştır.
  3. Bazı Cumhurbaşkanı adaylarının partilerinden fazla oy alması, o partilerin yönetimini sıkıntıya sokmuştur.
  4. AKP’nin Mecliste salt çoğunluk olan 301 milletvekilini çıkaramaması, yasa çıkarma çalışmalarında diğer partilerle uzlaşma veya koalisyon yapma zaruretini doğurmuştur.
  5. AKP’nin eski oyuna göre yüzde 7,5 oranında oy kaybetmesi ve MHP’nin bünyesinden yeni bir parti çıkmasına rağmen bir önceki seçimdeki oy oranını koruması anket firmalarını şaşırtmıştır.
  6. Selahattin Demirtaş ile bazı milletvekillerinin ve bazı il ve ilçe belediye başkanlarının tutuklu olmasına rağmen, bazı CHP’li seçmenlerin stratejik oylarıyla HDP’nin yüzde 10’luk seçim barajını aşarak 67 milletvekiliyle Mecliste 3. Parti olması düşündürücüdür.
  7. Bu seçimde partiler arasında kurulan ittifakların, 2019 yılı Mart ayında yapılacak Mahalli İdareler Seçiminde de devam edeceği sanılmaktadır.
  8. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 15 milletvekilini istifa ettirip İYİ Parti’nin grup kurmasını sağlayarak, YSK’nın bu partiyi seçime sokmama ihtimalini ortadan kaldırması, demokrasi tarihimize bir iftihar tablosu olarak geçmiştir.
  9. Farklı görüşlerde olan (CHP-İyi Parti-Saadet Partisi-Demokrat Parti) arasında “Millet İttifakı”nın kurulması, milli birlik beraberliğin güçlenmesine katkıda bulunacaktır.     
  10. İlk kez seçime katılan yedi aylık  İYİ Parti’nin yüzde 10 bandından siyasi hayatımıza dahil olması başarılı bir sonuçtur. Parti henüz örgütlenme, kadrolarını oluşturma çabası içindeyken, kurumsal olarak bir seçim tecrübesi yokken baskın bir erken seçime yakalandı. AKP, MHP, CHP ver HDP hazine yardımı alırken, bu yardımı almadan kendi yağıyla kavrularak seçime katıldı. Kamuoyuna mesajlarını ulaştırabilme imkanı tanınmadı, Yeniçağ gazetesi dışında da medya gücü yoktu. Bir çok yerde de siyasi faaliyetleri mülki amirlerce engellendi. İYİ Parti, hem AK Parti, hem MHP, hem de -daha az oranda olmakla beraber- CHP’den de oy almıştır. Sedat Ergin’in ifadesiyle “İYİ Parti,  bu yönüyle sağın bütün katmanlarından ve de soldan oy alabilen çoklu bir çekim merkezidir.”
  11. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, CHP’nin aslında sıcak baktığı “Çatı aday Abdullah Gül”seçeneğine kapıyı kapatarak, cumhurbaşkanlığı yarışının rekabet ortamında canlı ve heyecanlı bir şekilde sürmesini sağladı.
  12. Meclis’te iki milliyetçi partinin olması (MHP-İYİ Parti), milli meselelerde olumlu sonuçlar alınmasında etkili olabilir.

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin sonuçlarının demokrasimiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını dilerim.

 

 

 

Tem 13

Yine Fil Avcıları Kazandı

Ruhittin SÖNMEZ

 

Gazetede köşe yazısı yazmaya başlayalı 11,5 yıl olmuş. İlk yazılarımdan birinde “Fil Avcıları” başlığını kullanmış ve şu hikâyeyi anlatmıştım.

Fil avcılarının filleri avlama ve ehlileştirme hikâyesi şöyleymiş:

Filler çok geniş vadilerde yaşasalar bile her gün kullandıkları yoldan gidip gelirlermiş.

Fil avcıları da fillerin geçeceği yolu derince kazarlar üzerini ince bir tabakayla örterler ve en önde yürüyen filin o kazılan çukura düşmesini sağlarlarmış.

Fil avcıları siyah elbiseler içerisinde, yüzleri kapalı olarak gelir, çukurda çırpınan fili kırbaçla dövmeye başlarlarmış. Birkaç gün hiç yiyecek vermezlermiş.

Birkaç gün sonra aynı avcılar, beyaz elbiseler içinde filin sevdiği yiyeceklerle gelirler ve filin karnını doyururlar ve hortumunu, yüzünü gözünü okşarlarmış.

Avcılar, fili kendilerine alıştırdıktan sonra çukurun önünü kazarak fili oradan çıkarırlar ve filin hortumundan tutarak kendi fil damlarına götürürler ve ölünceye kadar fili işlerinde kullanırlarmış.

***

Günümüzde fil avcılığını bizim üzerimizde daha modern bir formatta uygulamaya devam edenler var. Fakat oyunun esasında bir değişiklik görülmüyor.

Önce sizi çukura düşürürler, bütün bunları bazı “kötü adamların” yaptığına inandırırlar. Sonra “iyi adamlarını” gönderirler ve sizi kurtarırlar. Böylece siz o kurtarıcılara karşı derin bir minnet ve vefa borcu içine düşersiniz. Zaman zaman hırpalansanız da, aşağılansanız da sizden beklenen tek bir şey var: Kurtarıcınıza kayıtsız şartsız sadakat ve canla başla çalışarak hizmet etmek.

“Filler başka insanlar başka” demeyin.

En azından bizim insanlarımız da filler gibi kendisine iyilik yaptığına inandıkları kişilere sadıktır.

Ayrıca defalarca tecrübe ile gördüğümüz gibi en az filler kadar saf insanlarız.

Bu yüzden fil avcılarının kazanmaya devam etmesine şaşmamak gerekiyor.

Konunun güncellenerek yorumlanmasını sizlere bırakıyorum.

Tem 24

Ah Şu Kötü Muamele Kurbanı Çocuklar!

Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar ÖZKAN

Genel olarak çocuklar başkalarının kendilerine davrandığı gibi davranırlar.
Eğer anne-babaları tarafından çok eleştirilmişlerse, tehdit edilmişlerse, sert cezalara uğramışlarsa gitgide ilgisizleşirler. Oyun arkadaşlarının canı yandığında ve ağladıklarında onlara ilgi göstermezler. Bu süreçte arkadaşları arasında tutunamazlar, depresyona yakın olurlar ve zihinsel olarak zorluk yaşarlar.
Kötü muamele gören bu çocuklar, yetişkin olduklarında başları yasalarla sık sık derde girebilir ve şiddete yönelebilirler. Çünkü empati yoksunu olma yolundadırlar.
Bu çocuklar çok erken yaşlarda anne- babalarını birer minyatür kopyası olmayı öğrenirler. Günde üç öğün yemek yer gibi, üç öğün dayak yiyen çocukların beyinlerinde bu travmalar kalıcı bir iz bırakır.
Keyfi terbiyeyle yetişen çocuklar, anne veya baba olduklarında kendi çocuklarına keyfi ve sert davranırlar.
Keyfi terbiye, anne- babanın ruh haline göre verilir. Bu anne-babalar kendilerini kötü hissettiklerinde çocuklarını şiddetli bir şekilde cezalandırırlar. İyi hissettiklerinde ise çocuklara hiç ceza vermezler Çocuklar evin altını üstüne getirse de ceza görmezler.
Başka bir ifadeyle, caza çocuğun ne yapmış olduğuyla değil, anne- babanın kendini nasıl hissettiğiyle ilgilidir. Bu ortamlarda çocuk kendini değersiz ve çaresiz hisseder.
Hayatın ilk üç- dört yılında temel nitelikteki dersler daha sonraki dönemlere oranla daha kolay öğrenilir. Özellikle duygusal dersler. Hayatın erken dönemlerinde edinilen duygusal derslerin etkisi bir ömür boyu devam eder.
Çocuk kötü muamele görmüşse, genel olarak dikkatini toplayamaz, insanlara güvenemez, iyimser olmak yerine öfkeli ve kaygılı olur.
Kötü muameleye ihmal de dâhildir. Hatta yapılan araştırmalara göre, basit ihmalcilik, açıkça kötü muameleden daha fazla zarar verebilir. En kaygılı, en dikkatsiz, en tepkisiz, en fazla içine kapanan ve en saldırgan çocuklar ihmal edilen çocuklar arasından çıkmaktadır.
Unutmayalım: Anne- babaları yetersiz, olgunlaşmamış, uyuşturucu bağımlısı, depresif, öfkeli ve amaçsız olan çocuklar büyük bir riskle karşı karşıyadır. Böyle kargaşa ortamlarında büyüyen çocuklar olumsuz özelliklerini nesilden nesile aktarırlar.
Bu sebeplerle evlilikler çok önemlidir. Evlenecek kişinin yeterli olgunluğa ve yüksek bilinç seviyesine ulaşması gerekir. Evliliğin gerektirdiği bilgi birikimine ve ahlaka sahip olmayan kişinim evlenmesine gerek yoktur.
Anne- babaların en büyük görevleri, çocuklarının kişisel bütünlüğe ve özü sözü bir olan kişilerle evlenmelerine yardımcı olmaktır. Sırf evlenmek için evlenilmez. Evlenecek kişi evliliğinin ve kuracağı ailenin amacının ve anlamının ne olduğunun bilincinde olmalıdır.
Bir aileyi idare etmek, bir devleti idare etmekten hiç de daha kolay değildir” der Michel de Montaigne.

Formun Üstü

 

Tem 24

Nasıl Bir Türk Gençliği Olmalı?

Dr. Şahin  CEYLANLI

Bu makalede, Türk Gençliğinin  bütün özelliklerinin  belirtilmesi  veya  ortaya  konması    kolay  bir durum  değildir. Bu  cümleden  hareketle; Türk gençliğinde olması gereken  bazı  önemli  özellikleri  ortaya  koymaya  çalışacağız.  Gençlik, milletimizin  en  dinamik  gücü  olduğundan, her zaman  ve  her yerde  milletin  ümidi  ve  geleceğinin  teminatı  olmalı  ve  olmaya  da  devam  etmelidir. Bu  önemli  vazifeyi  yerine  getirebilmesi  için  kendini  devamlı  yeni bilgilerle donatmalıdır.  Gençliğin  sosyalleştiği  ilk  yer  aile, daha sonra  okul, iş  hayatı  ve  son  olarak da  sosyal  çevredir. Gençliğin  yetişmesinde  okul  kadar  ailenin  de  büyük  rolü  var.  Aile, sosyal  bir  kurum  olduğundan, gencin  şekillenmesine  büyük  katkı  sağlamakta. Anne  ve  babanın  eğitim  durumu , mesleği, çalışma  ortamı, çevresi  v.b. özellikleri, genç  insanın  sosyal  hareketliliğini  etkiler  ve  ona  yön  verir. Daha sonra, okul  hayatı  başlar  ve  bu  eğitim  kurumlarında  da  birtakım  yeni  bilgiler  öğrenerek  daha  da  sosyalleşir. Okuldan  sonra  iş hayatına  atılan  gençler, iyice  tecrübe  kazanır  ve  yaşadığı  sosyal  çevre  içinde  sosyal statü sahibi  olur  ve  böylece  çevreye  ve  dünyaya  bakış  açısı  değişir.                                                         Konuya başka bir açıdan  bakacak  olursak; gençliğe  gereken  önemi  veren, 19  Mayıs  1919’u   Türk  Gençliğine  armağan  eden  Mustafa  Kemal’in, gençliğin  nasıl  yetiştirilmesi  hususundaki  görüşleri, dün olduğu  gibi  bugünde  ilgililere  ışık  tutmaktadır. Mustafa  Kemal’in  arzu ettiği  gençlik; çağdaş  demokrasiyi  içine  sindirebilen, birtakım sloganlarla  düşünmeyen, çağdaş  ilim, teknik  ve  fen  bilgilerine  hakim, vatanı  ve  milleti  için  canını  çekinmeden  verebilen, ülke  kalkınmasında  birtakım fedakarlıklar  yapabilen üstün yetenekli  gençliktir. Mustafa  Kemal’in  Türk  Gençliğine  Hitabeti’nde  belirttiği  gibi; gençliğin  birinci  vazifesi, Türk  bağımsızlığını,  Türk  Cumhuriyetini  sonsuza  kadar  korumak  ve  savunmak  olmalıdır. Bunları  yapabilmek  için  gençliğe  şöyle  sesleniyor: İhtiyaç   duyduğun  güç , damarlarındaki  asil  kanda   mevcuttur  diyerek, gençliğe  hem  yol  gösteriyor , hem  de  ona değer   verdiğini  ortaya  koyuyor.

21. Yüzyılın ilk çeyreğinde, Türk  Gençliğinde  olması  gereken  vasıf  veya  özelliklere  gelince; her şeyden  önce  milli, manevi, tarihi  ve  insani  vasıflar  çerçevesinde  birleşen  ve  Batı  Kültürü  ve  Medeniyeti  karşısında, kendi  kültür  ve  medeniyetine  sahip  çıkan, Türkiye  üzerinde  oynanan  oyunları  ve  tertiplenen  tezgah  ve  tuzakları  fark edebilen, ülkü  ve  ideallerini  hiç  unutmayan  ve  onları  devamlı  yaşatan, Türk  Tarihine  bir  bütün  olarak  bakan, sınıfçı  ve  bölücü  olmayan, emperyalizmin  her türlüsüne  karşı  çıkan, planlı  ve  programlı  çalışan, vatanına, devletine  ve  milletine  candan  bağlı  olan, ülke menfaatlerini  kendi  menfaatinden  üstün  gören, çelik  yürekli, demir  bilekli , üstün  yetenekleriyle  düşmana  korku  salan, mazluma  dost  olan, büyüğünü  sayan, küçüğünü  koruyan  ve  seven , inisiyatif  sahibi, korku  nedir  bilmeyen  v.b. vasıflara  sahip  bir  gençlik  olmalıdır. Bu durumdan, milletimiz büyük bir onur ve gurur duyar.

Konuya  başka  bir  cepheden  yaklaşacak  olursak;  yukarıda  belirtilen  vasıfların  korunması  için  sağlam  kafa  sağlam  vücutta  olur  düsturundan  hareketle; Türk  Gençliğini  zararlı  ve  bağımlılık  yapan  madde  ve  unsurlardan  mutlak  surette  korumalı  ve  gerekli  tedbirler  süratle  alınmalıdır.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Tem 19

Seçimler Sonrası Önümüzdeki Görev

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

            24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimlerini geride bıraktık. Seçimlerle ilgili çok şey söylenebilir ve yazılabilir. Bir iki makaleye sığmayacak çapta gelişmelerle karşı karşıya kaldık. Bu seçimler daha önce yapılanlardan çok farklıdır. Türkiye yüz yılı aşkın süredir sürdürdüğü demokratik parlamenter sistem yerine başkanlık sistemini çağrıştıran bir modele geçmektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adını taşıyan bu sistemde başkana aşırı yetkiler tanınmaktadır. Başbakanlık kalkmaktadır. Politika oluşturacak olan kurul ve ofislerdir. Bunlar bakanlıkların yerini alacaktır. Ortada bir hükümet olmadığı için kabinenin varlığı ve yokluğu tartışılamaz. Bakanlar başkan tarafından ve genelde TBMM dışından tayin edilecektir. Bütçe başkan tarafından yapılacaktır. TBMM’de gensoru verilemeyecek, yasa teklifleri tartışılamayacaktır. Osmanlı’nın meşrutiyet döneminde bile padişahın sahip olmadığı kanun yapma yetkisi yeni sistemde Cumhurbaşkanına yani başkana geçmektedir. Yürütme ve yasama önemli ölçüde başkana geçmektedir. Yargının da partili ve tarafsız olamayacak başkana karşı ne ölçüde bağımsız ve tarafsız olabileceği çok tartışmalıdır.

Türkiye’de yapılan ve yapılmaktan da bıkılmayan bir metot yanlışı bulunmaktadır. Üstelik bu yanlış sürmektedir. Yasa ve anayasa değişikliklerinde biz hep eskiyi atıp dünyayı ve ülkeyi yeniden keşfeder gibi yeninin peşine düşeriz. Bir heyecanlı arayış sürer. Oysa; yasa, anayasa ve sistemin işlerliğini ve bütünü tamamlayan parçaların fonksiyonelliğini engelleyen hususları tespit ederek onları düzeltmek yerine; genelde silbaştancılığa yöneliriz. Böylece zaman ve kaynak israfına sebep oluruz. Siyasi ve iktisadi istikrarı daha da bozarız. Taşları yerli yerine oturtamayız. Hele bir yasa çıksın değiştirme gerekirse ilerde yaparız tekerlemesini sürdürürüz. Oysa, yasa ve anayasalar sürekli üstünde oynanacak ve değiştirilecek belgeler değildir. Sürekli değiştirmeyle uğraştırmak bir kısır döngü şeklinde bize çok şey kaybettirir. Üretici ve yapıcı olmayı engeller. Çatışmacı ve kutuplaştırmacı bir anlayış yerleşebilir.

24 Haziran seçimlerini hala tartışmak, onu bunu suçlamak ve ihtilafları daha da artırmak yerine; iç sahada top oynamayı bırakarak yeni sistem içinde devlet bürokrasisinde en yetkili makamca da belirtildiği gibi, ehliyet ve liyakatin esas alınacağı ifade edildiğine göre, kısır ve ufku dar, duygusal yaklaşımları terketmek durumundayız. Yapılacak iş; ehliyetli ve liyakatlı kadroları ülke yararına tespit ederek onlardan istifade edilecek ortamı yaratmaktır. Bunun yerine, birbirimize çok kolay düşman olma sosyal hastalığını artık bırakmalıyız.

Bir dostumuzun söylediği şu cümle bazılarına ışık tutabilir: “… Biz TBMM’de artık 92 milletvekiliyle temsil ediliyoruz”. Bir gerçek var ki; TBMM’de fikirlerimizi paylaşan sayı bunun çok üstündedir. Özellikle küresel rüzgarların etkisiz hale geldiği, milli devletleri küresel sistemin kölesi yapıcı küreselleştirme, uysallaştırma, dondurma, milli çıkarları koruyamaz hale getirme, tâbi kılma çabalarının kan kaybettiği bir dönemden geçiyoruz. Milliyetçilik artık bağımsızlık, hükümranlık ve milletleri geleceğe taşımanın garantisidir. Milliyetçiliğin ekonomiden sanata kadar yükselen bir değer olduğu günümüzde, milliyetçiyim diyenlerin kısır tartışmalara ve yeni kan davalarına çeşitli taassup örneklerine ihtiyaçları yoktur. Tersine; akılcı ve duygusallığı aşan sosyal mühendislik işlerine ihtiyaç vardır. Türkiye önce Türkiye diyen milliyetçilerden bunu bekliyor.

 

 

May 06

Eğitime, Kıssadan Hisselerle Bir Şeyler Diyelim!

Cafer GENÇ

Eğitimin, içinde bulunduğu sorunları ve sıkıntıları hep dile getiriliyor da, ne hikmetse, bir türlü çözüm bulunamıyor. Başta eğitim sistemi ve uygulamaları olmak üzere, ilgi alanına göre yönlendirme ve yerleştirme, okul çeşitleri, sınıf geçme, fiziki yetersizlik, ikili öğretim…vs. gibi önemli meselelerimizi halletmediğimiz sürece eğitimde kaliteden ve başarıdan söz etmek abesle iştigal olur.
Eğitimci ve yönetici olarak yaklaşık 40 yıldır bu sorunlarımızın giderilmesi için mücadele ettim. Kurul ve komisyonlarda görevler aldım, bakanlığımıza raporlar hazırladım. Sonuç mu? Hep, “ben söyledim ben duydum, ben yazdım ben okudum” durumu ortaya çıktı.
Bu durumları, eğitim konusunda söz söyleme hakkına sahip olanlar dile getiriyor olsa bile, söylenenler sözde kalıyor. Bazı, “kıssadan hisselerin, eğitim olaylarının anekdotlarla anlatılması daha etkili olur” diyerek bugünkü yazımda eğitimi, birkaç anekdotla anlatmayı uygun gördüm.
Almanya’da bir lise müdürü, her yıl, eğitim öğretim yılının başında, öğretmenlerine şöyle bir mektup gönderiyormuş. “Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum.Sizlerden isteğim şudur. Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.” diyor.
Bu anlamlı sözlere, “devleti yıkmak için ürettiği dinamiti devletin temeline koyan bir Kimyager olmanın, böbrek nakli ticareti yapana doktor demenin bir anlamı ve amacı yoktur” diyerek destek vermiş olayım.
Bir meslek sahibi olmak elbette önemlidir ve gereklidir. Bu mesleği, ahlak ve vicdan anlayışıyla yerine getirmek, insanlara hizmet etme duygu ve düşüncesi içerisinde olmak her şeyden önemlidir. Bunun için, eğitimin bilgi öğretmekle birlikte öncelikle hayata hazırlama yönünün önde ve öncelikli olması gerekmektedir. Bu durumu, şu kısa hikaye çok güzel anlatmaktadır.
Okumuş, yüksek tahsil yapmış meslek sahibi olmuş birisi, (mesela doktor diyelim) elinde çantası ile sahile gelir. Küçük bir deniz motoru kiralar ve denizde yolculuk başlar. Doktor, teknede toplama, çarpma, çıkarma, metre, cetvel… vs görür. Motorcuya, matematikten anlayıp anlamadığını sorar. Cahil olduğunu söyleyen motorcu, anlamadığını söyler. Doktor da hayatının dörtte birinin gittiğini belirtir. Yolculuk devam eder. Doktor, teknede yapıştırıcı, boya, alçı… vs görür. “Kimyadan anlar mısın?” diye sorar. Motorcu, “anlamam” der. Hayatının dörtte ikisinin gittiğini söyler. Az sonra, teknede resim, heykel, saz… görür. Güzel sanatlardan anlayıp anlamadığını sorduğunda yine, cahil olduğunu, anlamadığını söyler. Doktor da hayatının dörtte üçünün gittiğini belirtir. Motorcunun, kalan dörtte birlik hayatı ile sohbet devam ederken müthiş bir fırtına çıkar, dalgalar coşar, tekne battı batacak duruma gelir. Bu telaş içerisinde motorcu, “Siz yüzme biliyor musunuz?” diye sorar. Her şeyi öğrenmiş ancak yüzmeyi öğrenememiş olan doktorun, “Hayır, bilmiyorum” demesi üzerine motorcu da,              Bir arkadaşım göndermişti. Güney Afrika’da bir üniversitenin girişinde şöyle bir yazı bulunuyormuş. “Bir ülkeyi yok etmek için atom bombasına veya uzun menzilli füzelere ihtiyaç yoktur. Bunun için eğitim seviyesini düşürmek ve kopya çekilmesine müsaade etmek yeterlidir. Bunun sonucunda;
*Hastalar,doktorlarınelinde can verir.
*Binalar, mühendislerin elinde çöker.
*Para, ekonomistlerin elinde kaybolur.
*İnsanlık, dinci akademisyenlerin elinde ölür.
*Adalet, hakimlerin elinde yok olur.
EĞİTİMİN ÇÖKMESİ, BİR MİLLETİN ÇÖKMESİDİR” diyormuş. Güzel bir eğitim mesajı…
Kopya çekmekten söz açılmışken şu anekdotu da paylaşmam gerektiğini düşündüm.
Bir profesör, öğrencilik yıllarına ait bir anısını anlatıyor:
“Paris’te üniversitede okuyordum. Sınav salonunda, sınav başladıktan bir müddet sonra öğrencilerin dışarı çıktıklarını ve üç beş dakika sonra tekrar geldiklerini gördüm. Sınav süresince, görevlilerden izin almadan girip çıkıyorlardı. Ben de merak edip dışarı çıktım. Dışarı çıkanlar kantinde çay içip sohbet ediyorlardı. Ben de katıldım. Bir ara, yapamadığım soruyu yanımdaki Fransız arkadaşıma sordum. Bana; “sınavda olduğumuzu unutma” dedi. Bizdeki sınavları düşünürken ilerlemiş ülkelerdeki bu eğitim sistemine ve anlayışına hayran kalmıştım” diyor. Biz de, “kopya çekmeyen öğrenci yoktur, öğrenciliğin fıtratında vardır” diyoruz.
SÖZÜN ÖZÜ: Ne yaptığınızı bilirseniz yürüdüğünüz yolda yorulmazsınız, yılmazsınız, yıkılmazsınız. Günü kurtarayım diye düşünürseniz dünü anlatamazsınız ve yarını açıklayamazsınız. En iyi değerlendirme yolu ahlak ve vicdandır.
 

 

Tem 15

Gençliğe Kurulan Uyuşturucu ve Bağımlılık Tuzağı

Dr. Şahin CEYLANLI

       Gençlik, zararlı ve bağımlılık yaratan madde ve araçların saldırısı altındadır. Müstehcen yayınların yanı sıra; sigara , alkol ve bunlara benzer maddelere bağımlılık artmakta ve bunlara başlama yaşı da oldukça düşmektedir. Eroin bağımlılığı ve arkasından uyku verici ve sakinleştirici ilaçlara düşkünlüğün geldiği görülmektedir. Bu ve buna benzer maddelerin gençlik kesiminde ve diğer kesimlerde kullanılmasını mazur görmemeliyiz. Bunları, yorgunluk giderici, gerginliği azaltıcı, arkadaşlık ve beraberlik işareti olarak görmek son derece yanlıştır. Çoğu kere bunlar kendini kabul ettirebilme aşamasında da kullanılmaktadır. Gençler  genellikle merak ettikleri için uyuşturucu kullanmaya başlamaktadırlar. Bu sebeple, uyuşturucuya karşı özendirici davranışlardan kaçınmak gerekmektedir. Ayrıca, arkadaş ve çevre baskısı ile de gençler uyuşturucu kullanımına yönelebilmekte ve yapılan telkin ve ısrarlara çoğunlukla arkadaş gurubu dışında kalabilirim korkusuyla uyulmaktadır.

Uyuşturucu madde kullanımının birey üzerinde yapmış olduğu tahribata bakacak olursak; gece uykusu bozuluyor, unutkanlıklar başlıyor, sinirlilik ve tahammülsüzlükler baş gösteriyor, gözlerde kızarıklıklar oluşuyor ve böylece uyuşturucu kullanımı yaşama kalitesini düşürerek onları adeta yaşayan bir ölü haline getiriyor.

Çocuklarına yeteri kadar zaman ayırıp gerekli ilgiyi, sevgiyi ve şefkati göstermeyen ana ve babalar  suçludur. Bu konuda aile içi eğitim ön plana çıkıyor. Anne ve babaların çoğu uyuşturucu maddeler hakkında bilgi sahibi bile değildir. Bu eksikliğin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.

Alınacak kanuni ve sosyal tedbirler ile bu tür maddelere ilgi azaltılabilir. Bunların başında gençliği spor yapmaya yönlendirmek gelmelidir. Muhtevasında uyuşturucu madde bulunan ilaçların insan bünyesine göre verilmek suretiyle bağımlılık azaltılabilir. Alkol ve uyuşturucu telkini yapan her türlü film, dizi ve reklamlar yasaklanmalı veya ihtisas sahibi kişilerce denetlenmelidir. Ayrıca ana ve babalar, çocukları ile kuvvetli sevgi bağı kurmaları, onlara doğru ve yanlışı öğretmeleri, çocuklarını dinleyerek onların sorunlarına yardımcı olmaları, onların uygun bir aile ortamında yetişmelerini sağlamaları gerekmektedir.  Ancak bu şekilde sağlıklı nesiller yetişririlebilir.

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar