Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

May 19

19 Mayıs’ın 95. Yılı Kutlu Olsun

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da kurtuluştan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna uzanan zorlu yolun ilk adımını attı. Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük iradesi  19 Mayıs 1919’da Samsun’da ortaya kondu. Orduları dağıtılan, silahları ellerinden alınan ve vatanı işgal edilen Türk milletinin ruhunda kurtuluş meşalesi, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da  Atatürk’ün önderliğinde tutuşturuldu.

Milli Mücadele’nin ilk adımının atıldığı bu kutlu günün 99. yıldönümünde 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınızı kutluyoruz. Bu yurdu düşman işgalinden kurtarıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bizlere emanet eden Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

 

 

Nis 16

Dış Güçlerin Ekonomik Oyunu İmiş…

Av. Ruhittin SÖNMEZ

Ekonomide sıkıntılar bir türlü örtülemiyor.

İstatistik hesap yöntemlerini değiştirip, bir yere kadar rakamlarla oynayabilirsiniz. Ama döviz kurlarının anormal artışı, iki günde bir benzin ve mazota gelen yüklü zamlar birer şamar gibi vatandaşın suratına çarpınca gerçeği örtemezsiniz.

Tarım ve sanayi ürünlerinde sattığınız ile aldığınız arasında verdiğiniz açık büyüyorsa.. Borçlar ve faizlerini ödemek daha da güç hale gelmişse.. İşsizlik azaltılamamışsa..İşlenmeyen tarım arazileri artıyorsa.. Köyden kente göç durdurulamıyorsa..

Yandaş medyanın propagandası acı gerçeği örtmeye yetmez olur.

Bakın, “Türkiye’nin büyüme rekoru kırdığı” bir sırada millet size inanmıyor.

  • 23 firmaya 135 milyar liralık teşvik paketiaçıklıyorsunuz, bir hafif esinti bile yaratmıyor.
  • Küçük esnaf ve Kobiler kan ağlıyor.
  • Ülkemizin en büyük üç holdingiödeme güçlüğüne düştüğünü açıklayarak borçlarının yapılandırmasını istedi.

Türk Telekom, Ülker ve Doğuş Holding’in ülkemizdeki kredi borçları toplamı 18 milyar dolara yakın. Bu rakam, Türkiye’nin 7 milyar dolar civarında olan cari açığının 2,5 katı kadar.

  • Parası olan herkes TL yerine döviz hesabında kalıyor.

Hani bir ara dolar bozdurma kampanyası yapıyordunuz.

Ak Parti yöneticileri ve yakınları bile bu kampanyaya destek vermemişti.

Ama yandaş TV’ler haberlerde “100 dolar bozduranı bedava tıraş eden” berberlerimizi gösteriyordu.

Şimdi size inanıp döviz bozduranlara bir daha böyle bir teklif yapmaya cesaretiniz var mı?

***

Ekonominin bu durumunda elinizde tek çare kalmıştı: “Bütün bu olanlar dış güçlerin oyunu” demek.

İşte Reis ilk sinyali verdi: “Bizi döviz kuru üzerinden terbiye edemezler” dedi.

Yandaşlar devam etti: “Küresel güçler Türkiye’yi çökertmek için petrol fiyatlarını yükselttiler. Yılmayacağız, direneceğiz, bu oyunu bozacağız.”

2003 yılından bu yana AKP hükümetleri bu dış güçlerden 650 milyar dolar borç aldı.

Borç para vererek Türkiye’yi kalkındırırken pek sevdiğiniz bu dış güçler acaba niye şimdi ülkemizi çökertmek istiyor?

Toplam dış borcumuz 440 milyar dolara dayandı. (GSYH’nın yüzde 51,9’u kadar.) 2018’de ödemek zorunda olduğumuz dış borç ödemelerinin toplamı 103 milyar dolar.

Bu borçları ödeyebilmek için aynı dış güçlerden yine borç almak zorundayız.

Eğer bu dış güçlerin niyeti bizi bitirmekse fazla bir şey yapmalarına lüzum yok. İhtiyacımız olan borç parayı bize vermemeleri yeter.

 

May 21

Kurtuluşun Asalet Bayrağı…

A.Kemal GÜL

19 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulması için 99 yıl önce atılan ilk adımdır. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayram’ınızı kutlarım Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitlerimizin ruhları şad son durakları cennetler olsun.

19 Mayıs 1919, Türk milletinin, millî önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde önce Milli Mücadele’yi kazanarak Kurtuluş’a, sonra Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarak bağımsızlığa ve daha sonra da toplumun her alanında yapılan devrimlerle çağdaş hayata uzanan zaferler ve başarılarla dolu uzun, meşakkatli ve kutlu yolun başlangıcı ve ilk adımı olan bugünün derin mana ve önemini kavramak her Türk gencinin hafızasına nakşedilmelidir.

*** 

“1919 yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyleydi’’diyecekti Çanakkale Kahramanı Gazi M.Kemal Atatürk:

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, 1. Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zayıf düşürülmüş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın devam ettiği uzun yıllar sonunda millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve ülkeyi 1. Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek ülkeden kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahideddin soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruma altına alabilecek herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…”

***

Ali Fuat Cebesoy, “Millî Mücadele Hatıraları”nda, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmadan çok önce “Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır” kararına vardığını yazıyordu.

 

Umuda giden cesaret yolu…

Meşakkatli ve de cesaret taşlarıyla döşenmiş; eski bir vapurun ise hırçın dalgaları aşarak ilerlediği o yol, yıllardır Yunan hayranı sahte tarihçilerle karşı devrimci bağnazların saldırısı altında inliyor…

Oysa Birinci Dünya Savaşı’nın geride sefalet, açlık ve yoksulluk bıraktığı bir dönemde, süpürge tohumundan yapılmış ekmek yiyerek ayakta kalan bir kuşak da, cesaret ve güç vermişti 19 Mayıs’a giden yola…

Hem de 11 milyonluk ülkede, neredeyse 3 milyon insanın can verdiği savaşların ardından açılmıştı o “umut” yolu…

Ve de ezici çoğunluğu köylerde yaşayan, cehalet-yoksulluk çıkmazındaki Osmanlı toplumu, “kurtuluş”a giden meşalenin yakıldığı süreçte tamamen bozgun ve tahribat altındaydı…

Yaşamın tüm çağdaş olanaklarından yoksun, nüfusun ancak yüzde 9’unun okuma yazma bildiği bir coğrafyada, savaş yorgunu bir insan topluluğu tüm umutlarını yitirmiş ve çaresiz halde bekliyordu…

Yani Atatürk‘ün elindeki meşalenin tüm Anadolu’yu aydınlatmaya çalıştığı o karanlık dönem tıpkı, “Dolaştım mülk-ü İslami, bütün viraneler gördüm” mısralarında anlatıldığı gibiydi!..

Çünkü itilaf güçleri 13 Kasım 1918’de İstanbul’a girdiğinde, Fransız, İtalyan ve İngiliz askerlerine direnecek ne bir ordu vardı, ne de dirayetli bir devlet yönetimi.

***

Aydınlanma’nın sönmeyen feneri…

19 Mayıs tarihinin günümüze ulaşan sosyal ve siyasal sonuçları, cumhuriyetle ezeli düşmanlığı olan karşı devrimci güruh ile iş birlikçilerinin suratına inen bir şamar gibidir aslında!.. Hem de izleri 100 yıldır çıkmayan, sarsıcı ve çok düşündürücü bir şamar…

Liboşundan gericisine, iş birlikçisinden satılmışına kadar, 19 Mayıs’ı “yaşandığı koşul”ları göz önünde bulundurmadan analiz etmeye kalkışanlar nasıl 100 yıldır kronik bir hastalıktan muzdarip şekilde çırpınıyorlarsa, yarınlarda da elbette çırpınmaya devam edecekler…

İşte bu yüzden ulusal bayramlar ne kadar engellenmeye çalışılırsa çalışılsın, illa ki “19 Mayıs” ruhu hep yaşatılmalı, hep hissedilmeli ve gelecek kuşaklara da her zaman anlatabilecek bir siyasal iktidar yaratılabilmelidir…

19 Mayıs zaferi, hem de 100. yılında; liderine, kadrolarına ve Millî Mücadele şehitlerine şan olacak biçimde, üstelik de tarihte görülmemiş etkinliklerle kutlanmalı ki, “Kurtuluş”un asalet bayrağı daha da şanlı ve coşkulu biçimde dalgalanabilsin…

Evet; “Aydınlanma”nın vapuru 100 yıl sonra batırılacak mı, yoksa karanlığı yırta yırta, yol gösteren feneriyle ebediyete kadar ilerleyecek mi?.. Karar hepimizin!.

***  .

Ey o Türk Gençleri!

Atatürk, “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek” görevi yüklemişti ya size;

Tam o görevi yerine getirmeniz gereken zamanda, görevi yerine getirmeniz gereken yerdesiniz!

İktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler; gözünüzün içine baka baka Cumhuriyet değerleri çiğnenebilir, devletin kurucu ideolojisi ayaklar altına alınabilir, vatan toprağı teröriste terk edilebilir…

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler; kendilerini kurtarabilmek uğruna başka herkesi ateşe atabilirler, iftirayla yakabilirler, yargısız infaz edebilirler

Ve siz tam da orada, daha önce bütün “bu ahval ve şerait içinde dahi Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak” üzere yola çıkanların olduğu yerdesiniz bugün;

Unutmayın! Saltanattan cumhuriyete, gericilikten aydınlanmaya, müritten bireye ulaşan çok kapsamlı, çok anlamlı ve çok etkili değişim- dönüşüm- gelişim süreci neredeyse yüz yıldır bağnazların taarruzu altında…

Ve de o süreç, hastalıklı kafalar tarafından ısrarla ve düşmanca göz ardı edilmek isteniyor ‘’gaflet, dalalet ve hatta ihanet’’ yaklaşımından…

Mutlak otoriter rejime ‘’kul’’ olmaktan ‘’Özgür Birey’’ hakkını elde etmenin Laik Cumhuriyetin kurulmasıyla elde edildiğini, Laik Cumhuriyetin Yasama-Yürütme ve Yargı bağımsızlığı temelinde hukukun üstünlüğüne dayanan Demokratik parlamenter sistemde olduğu bilinciyle… Görev omuzlarınızdadır…

May 05

Türk Milliyetçilerinin İlk Şahlanışı 3 Mayıs 1944 Olayları

Dr. Sakin ÖNER

Tarih, insanlık âleminin yaşadıklarının bir özetidir. Bu yüzden, tarihi olayları yaşadığımız günün değil, yaşandığı günün koşulları içinde değerlendirmek gerekir.

Özellikle Cumhuriyetten sonraki tarihimizde, yaşanılan dönemin Türk ve dünya siyasetindeki gelişmelerine göre, bazen solcular ve komünistler, bazen milliyetçiler, bazen İslamcılar, bazen azınlıklar, darbe dönemlerinde de siyasetçiler çok ciddi sıkıntılar çekmişler, mağduriyetler yaşamışlardır. Yeni kuşakların bunları, ön yargılarla değil, bu gerçekler ışığında değerlendirmeleri gerekir. İşte 3 Mayıs 1944 tarihinde ve onu takip eden günlerde milliyetçilerin yaşadıkları haksızlıklar ve zulümler, İkinci Dünya Savaşı sonunda Komünist Rusya lehine değişen şartların bir sonucudur.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMEL DÜŞÜNCESİ, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

29 Ekim 1923’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, üniter yapıda bir milli devletti.  Bu devlet, “Türk milliyetçiliği ve çağdaşlaşma ülküsü” üzerine kurulmuştu. Atatürk, vatanseverlik ve hürriyet fikrini Namık Kemal’den, Türkçülük fikrini Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi Türkçü düşünürlerden, medeniyetçilik konusunda da, Tevfik Fikret’ten etkilenmişti.

Atatürk ölümüne  kadar geçen on beş yılda, millî devletin kurulması, Türk kimliğinin inşası, Türk dilinin yabancı etkilerden arındırılması, Türk tarihinin köklerinin ortaya çıkarılması için önemli adımlar attı.  Türk insanının yüzyıllarca ihmal edilen eğitimine büyük önem vererek cehalete savaş açtı. Harf, hukuk, kıyafet ve sosyal hayatın çeşitli alanlarında devrimler yaptı.  Kadınların toplumsal ve siyasal hayata katılımının önünü açtı. Dinin anlaşılması için Kur’an’ın  Türkçeye tercüme ve tefsir edilmesini, vaaz ve hutbelerin Türkçe olmasını sağladı.  Ekonominin Türkleşmesine, millî sermayenin oluşmasına önem verdi. Yerli ve milli sanayinin kurulmasına ve gelişmesine gayret etti. Uzun süren savaşlardan çıkan Türk toplumunu, bu düzenlemeler sonucunda dünyada saygın bir konuma taşıdı.

Atatürk’ün vefat ettiği 10 Kasım 1938 tarihinde, dünyanın siyasi şartları oldukça karmaşıktı. Almanya’da Hitler’in Cermen ırkının üstünlüğünü esas alan Nasyonal Sosyalist(Nazi) rejimi, İtalya’da Mussolini’nin Faşist rejimi iktidara gelmişti.  Almanya, Avrupa’da büyük bir imparatorluk kurmayı amaçlıyordu.   Rusya ise, Türkiye’den Boğazlarda egemen olma, Kars ve Ardahan’ı topraklarına katma gibi isteklerde bulunmaya başladı.

İNÖNÜ HÜKÜMETİ ÖNCE MİLLİYETÇİ GÖRÜNDÜ

İşte dünya siyasetindeki bu karmaşık ortamda II. Dünya Savaşı başladı. Bu savaş, dünya milletlerinin çoğunun yer aldığı, 40 milyonun üzerinde insanın hayatını kaybettiği, Yahudi Soykırımı gibi kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği kanlı bir savaştır. Savaşa, dönemin büyük güçleri olan Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği, ABD ve Fransa “Müttefik Devletler”; Almanya, İtalya ve Japonya “Mihver Devletler” olarak katıldılar.

  1. Dünya Savaşı, Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla başladı. İngiltere ve Fransa hemen Almanya’ya savaş ilan ettiler. Almanya kısa sürede Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda, Lüksemburg’u ve ardından Paris’e girerek Kuzey Fransa’yı ve bütün Atlas Okyanusu kıyılarını, Yugoslavya, Arnavutluk ve Yunanistan’ı işgal etti. Alman orduları, 1941 sonunda Türkiye sınırlarına dayandı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Türk hükümeti, uzun yıllar savaşmış ve henüz kendini toparlayamamış Türkiye’yi savaşa sokmamak için büyük gayret gösterirken, savaşın gelişmesine göre iç politikada zikzaklar çizdi.

Avrupa’nın büyük bir bölümünü işgal eden Almanya’nın hoşuna gitme düşüncesiyle  dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu 5 Ağustos 1942 tarihinde Meclis kürsüsünden yaptığı kabine programını sunuş konuşmasında; “Biz Türk”üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.” dedi. Bu konuşmanın yapılmasının bir nedeni de, Türkiye’yi sürekli tehdit eden Sovyet Rusya’ya karşı Almanların desteğini sağlamaktı.

  1. Dünya Savaşı öncesi ve ilk yıllarında Türkiye’de aydınlar arasında iki akımın büyük taraftar bulduğunu görüyoruz. Bunlardan biri, sol-komünist akım, diğeri de Türkçü-milliyetçi akımdı. Atatürk’ten sonra özellikle resmi kültür, sanat ve eğitim kurumlarına sızmayı başaran sol-komünist düşüncenin temsilcilerinin faaliyetleri, Türkçü-milliyetçi camiayı çok rahatsız ediyordu. Bu kesim komünizmi, millet-din-devlet için tehlikeli buluyordu. 1938’de Atatürk’ün ölümünden sonra kendilerinin hamisiz ve sahipsiz kaldığı duygusuna kapılan Türkçü-milliyetçi camia, yeni yönetime muhalifti. Bunlar büyük tarihçi Hüseyin Nihal ATSIZ’ın öncülüğünde çalışmalarını sürdürüyorlardı. Düşüncelerini (Bozkurt, Kopuz, Çınaraltı, Orhun) gibi dergilerde dile getiriyorlardı.

RUSYA GÜÇLENİNCE RÜZGÂR SOLA DÖNDÜ

  1. Dünya Savaşının kaderi, Almanya’nın 1941 Haziran’ında Rusya’ya saldırması ve ABD’nin Aralık 1941’de İngiltere, Fransa ve Rusya’nın yanında savaşa girmesiyle değişti. 1943 yılı ortalarında Rusya, Almanları geri püskürttü ve savaşta dengeler değişti. Savaştaki bu değişim, Türkiye’de de sol-komünist akımın güçlenmesine ve faaliyetlerini arttırmasına sebep oldu. Mevcut hükümet de, Rusya ile ilişkileri geliştirmek ve onların toprak taleplerini durdurmak için bu faaliyetleri destekledi.

Bu gelişmeler üzerine  Atsız, çıkarmakta olduğu Orhun dergisinin 15. ve 16. sayılarında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben “Türkçü Başvekil” diyerek iki “Açık Mektup”  yayımladı. Bu mektupların ikincisinde Atsız, özellikle Millî Eğitim alanındaki komünist faaliyetlerini ve faillerini ele alıyor, onları sırasıyla tanıtıyor, o faaliyetleri destekleyen zamanın Maarif Vekilini istifaya dâvet ediyor ve bunlara “dur” denilmesini istiyordu. Atsız bir yazısında da, “komünist ve vatan haini” olarak suçladığı ve kısa zamanda yükseltildiğini iddia ettiği Devlet Konservatuarı öğretmeni Sabahattin Ali’nin komünist faaliyetlerinden söz ediyordu. Atsız’ın bu açık mektupları ve Sabahattin Ali ile ilgili yazısı milliyetçi camiada coşku ile karşılandı.

 

 

“ATSIZ – SABAHATTİN ALİ DAVASI”

Sabahattin Ali, kendisi hakkındaki yazısından dolayı  Atsız hakkında hakaret davası açtı. Bu yüzden bu davanın adı, tarihe “Atsız-Sabahattin Ali Davası” adıyla geçti.  Davanın ilk duruşması 26 Nisan 1944 Çarşamba günü, saat 10.00’da başladı. Fakat katılanların yoğunluğundan mahkeme heyeti salon penceresinden girdi,  Sabahattin Ali de, aşırı taşkınlıktan dolayı o   pencereden çıktı.  İlk iddia ve savunmaların sunulmasından sonra yargıç Saffet Unan, “hakarete dair kelimeler,  ‘vatan haini’ kelimelerinden ibaret olduğuna göre vatan haini olduğunun ispat edilmesini isteyip istemediği sualinin” davacıya sorulmasına karar vererek duruşmayı 3 Mayıs 1944 tarihine erteledi.

3 Mayıs 1944 Çarşamba günü Ankara’nın milliyetçi gençliği ve büyük halk kitlesi, komünizm aleyhtarı büyük gösteriler yaptı. Bu ikinci duruşmada Atsız’ın avukatlarının, “soruşturmanın genişletilmesi” isteği reddedildi ve savcının son iddianamesini sunmasından sonra, duruşma 9 Mayıs 1944 tarihine bırakıldı.

9 Mayıs 1944 Pazartesi günü yapılan son duruşmada, avukatlarının savunmalarını okumalarından sonra, Atsız savunmasını yaptı ve “Başvekile yazdığım açık mektupta rejimi komünistleştirmek istediği için  Sabahattin Ali hakkında vatan haini sıfatını kullandım” dedi. Mahkeme “Mücerret olarak söylenen “vatan haini” tabirini “ hakaret” saymadı, “sövme” olarak kabul etti ve ona göre ceza verdi; o cezada indirim yaptı ve erteledi.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü  19 Mayıs 1944 Nutku’nda  milliyetçiler hakkında şunları söyledi: “Turancılar, Türk milletini bütün komşuları ile onarılmaz bir surette derhal düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, Türk milletinin mukadderatını teslim etmemek için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar genç çocukları ve saf vatandaşları aldatan fikirlerini millet karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır ve daha çok aldanacaklardır”.

MİLLİYETÇİ AVI VE TABUTLUKLAR

Bu konuşmadan sonra hükümet  bütün yurtta milliyetçilere karşı bir cadı avı başlattı. Başta Atsız olmak üzere  onunla dostluğu olan, mektuplaşan, dergisine yazı yazan ve 3 Mayıs 1944 Milliyetçilik Olayı’na katılan milliyetçi aydınlar toplanarak aylar boyunca en ağır zulümlere tabi tutuldular.  “Tabutluklar”a, işkence odalarına, zindanlara atıldılar. “Tabutluk” denilen işkence hücreleri, o dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Sirkeci’deki ünlü Sansaryan Han‘daydı.

Tutuklanan milliyetçilerin günlerce işkence gördüğü “Tabutluk” denilen hücreler, yarım metrekarelik bir yerdi. Yani 40 santim genişliğinde, 50 santim uzunluğunda, 2,5 metre yüksekliğinde beton duvar içerisine açılmış oyuklardı. İçine sokulan insan kapı kapandığında yere çömelemez. Bu oyuklara sokulanlar bellerinden ve kollarından demir prangalarla duvara bağlanıyordu. Ayrıca oyuğun tepesinde üç adet beş yüzer mumluk ampul bulunuyordu. Tabutluklara konulanlar burada iki üç gün aç ve susuz bırakılıyor, hatta doğal ihtiyaçlarını gidermesine bile izin verilmiyordu..

Tabutluktaki milliyetçi aydınlar 7 Eylül 1944 günü yargılanmaya başlandı. “Irkçılık-Turancılık Davası” adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlandı ve Atsız  6,5 yıl hapse mahkûm oldu. Atsız, bu kararı temyiz etti ve Askerî Yargıtay, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi kararı esastan bozdu. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edildi.

 

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN ŞEREF LİSTESİ

Bu davada Nihal Atsız’ın dışında şu Türkçüler yargılandı:

Zeki Velidi TOGAN, Hasan Ferit CANSEVER, Hüseyin Namık ORKUN, Dr. Fethi TEVETOĞLU, Necdet SANCAR, Alparslan TÜRKEŞ, Reha Oğuz TÜRKKAN, Orhan Şaik GÖKYAY, Heybetullah İDİL, İsmet Rasim TÜMTÜRK, Cihat Savaş FER, Muzaffer ERİŞ, Zeki SOFUOĞLU, Hikmet TANYU, Said BİLGİÇ, Cemal Oğuz ÖCAL, Cebbar ŞENEL, Hamza Sadi ÖZBEK, Nurullah BARIMAN, Fehiman ALTAN, Fazıl HİSARCIKLI, Saim BAYRAK, Yusuf KADIGİL.

Üç yıl süren duruşmalar sonucunda “Turancılık ve Irkçılık” suçlamasıyla karşı karşıya kalan tüm ‘Türkçüler’ beraat ettiler. Beraat kararının gerekçesinde Turancılığın suç olmadığı belirtildi ve 3 Mayıs 1944 olayları hakkında; “Bu nümayiş (3 Mayıs 1944) milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir” denildi.

TÜRKÇÜLER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

 

Nis 12

Bir 10 Nisan’da Kaymakam Kemal Beyi Andık…

Özcan PEHLİVANOĞLU

Bugün 10 Nisan, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Ermenilerin ısrarı, İngiliz ve Fransızların isteği ile Kürt Mustafa Paşa Divanının kararıyla yerli işbirlikçiler eliyle şehit edilişinin yıldönümü…

 

Biz de her yıl olduğu gibi yine dostlarla buluşarak Kemal Bey’i ve tüm şehitlerimizi unutmadığımızı vurgulamak için Kemal Bey’in kabrinde buluştuk… Hem de İyi Partiyi Kadıköy İlçe başkanımız Alper kardeşim başta olmak üzere birçok İyi Partili ile temsil ettik…

 

Kaymakam Kemal Bey, TBMM’nin yasa ile ilan ettiği ve olayın ibretlik olduğu bir “Milli Şehit” hadisesidir. Mutlaka Kemal Bey’in başına gelenleri teferruatı ile bilmeli ve öğrenmelisiniz.

Aynı hadise aradan 90 küsur sene geçtikten sonra Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davaları ile Türk Ordusunun komutanlarının başına gelmiştir.

Yani bugünü anlamak istiyorsak Kaymakam Kemal Bey’in, Mutasarrıf Nusret Bey’in ve Vali Mehmet Reşit Bey’in başına gelenleri ve kimler tarafından hangi muameleye tabi tutulduklarını bilmeliyiz…palavradan Osmanlıcılık yapmakla olmuyor bu işler!

Bu vesile ile Kaymakam Kemal Bey’i ve onun şahsında tüm şehitlerimizi ve ahirete intikal etmiş gazilerimizi rahmetle anarken, yaşayanlara sağlıklı uzun ömürler dilerim…

Unutmayın “Fertler olur millet yaşar” sözü bize bir öğle vakti Beyazıt Meydanı’nda yağlı urgan boynunda iken Kaymakam Kemal Bey’in vasiyetidir…

 

Ruhları şad olsun…

May 06

Derin ve Anlamlı Sohbet İhtiyacı

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

 

Çevrenizdeki insanlardan sık sık duyarız: “İnsanlar beni dinlemiyor”, “Ailem beni dinlemiyor, o yüzden de anlamıyor”, “Öğretmenlerin beni dinlemiyorlar. Bu yüzden ne hissettiğimi bilmiyorlar”…
Mevlana’ nın 740 yıl önce yazdığı Mesnevi “dinle” ile başlar.
Sohbet, insana bir şeyler verebilen, bazı şeyleri alıp götüren; konuşmadır. Hasbihâl etmektir. Sohbet ancak dinlemeyle olur. Sohbet, muhabbettir, sevgidir, dostça konuşmadır. Sohbette, sorulu-cevaplı cümlelere yer verilir.
Sohbetin dinlenebilmesi ise ancak az konuşmakla mümkündür. Dinlersek öğreniriz, öğrenirsek anlarız.
İyi bir dinleyici olduğumuzda, insanlara kendileri hakkında konuşma cesareti veririz. Dinlediğimiz insanların kendilerini önemli hissetmelerini sağlarız.
İnsanlar anlatmaya meyillidir, dinlemeye değil. Oysa öğrenmek, anlamak ve empati kurmak için dinlememiz gerekir.
İyi bir dinleyen kişi, karşı tarafta ”anlaşıldım” duygusunu oluşturur. Anlaşılmak, kişinin hayatındaki en temel ihtiyaçlardan birisidir.
Yapılan araştırmalar, kendilerini en mutlu hisseden kişilerin, mutsuz hissedenlere oranla hayatlarında % 25 daha az yalnız kalmış olduklarını gösteriyor. Aynı araştırmalar mutluların, başkalarıyla % 70 oranında daha fazla sohbet etiklerine işaret ediyor.
Bu sohbetler de anlamlı, derin ve verimlidir. Mutlu insanlar, mutsuzların üçte biri kadar içi boş konuşmalar yapmışlardır ( Metin Hara, İyiliğin Bilim Hali, s. 38).
İyi bir ruh halinde olduğumuz zaman karşımızdakine inanmak isteriz. Kötü bir ruh halinde olduğumuz zaman da ise karşımızdakinin sözlerinde doğru olandan daha çok yanlış olanları duyarız. Ayrıca üzgün ruh halinde olduğumuz zaman hep olumsuz hatıralar aklımıza gelir.
Acaba kötü ruh halinde olduğumuz için mi başkalarının hep kusurlarına yoğunlaşıyoruz. Bu yüzden mi derin ve verimli sohbetler yapamıyoruz? Derin sohbet yapamadığımız için mi çoğu zaman kendimizi değersiz hissediyoruz?

“Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekeline alırlar” der David J. SCHWADTZ .

Nis 04

Hafızamdaki ve Ülkümdeki Alpaslan Türkeş

Prof. Dr. Mehmet Metin KARAÖRS

 

Benim kuşağım, Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü kuşağı, yani 1944’de Türkçülük-Turancılık’ın suç olmadığının Türk adaletince karar verildiği yıllarda doğanlar, bugün  doğumunun 100. yılında yeniden anmakta olduğumuz Alparslan Türkeş’i çok iyi tanır. Bu kuşağın bir bölümü, 1968 yılında üniversitelerinin son sınıfında veya mezun olmak üzere olduğu yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden anarşinin ve komünizmin içine sürükleyen olayların geliştiği sırada aramakta olduğu karizmatik lideri Alparslan Türkeş olarak görmüş ve sonradan Türk kamuoyunun Türkün Son Başbuğu diye isimlendirdiği bu liderin etrafında toplanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü üzerine Atatürk tarafından atılan temellerine sahip çıkmış ve bugün de sahip çıkmaya devam etmektedir. 1968 kuşağı diye ülkemizde adlandırılan nesil, sosyalist, solcu ve komünist grup ve ülkücü-milliyetçi (Türkçü) grup olarak iki cephe halindedir.

Türkün Son Başbuğu’nu 27 Mayıs 1960 ihtilali sabahı radyodan ihtilal beyannamesini okurken sesinden tanımıştım. 1959-1960 ders yılı başında girdiğim Kuleli Askeri Lisesinde 1. sınıf öğrencisiyken gececi misafir olarak kaldığım, daha sonra Emekli İnkılap Subayı (Eminsu) yapılmış Ulaştırma Yarbay Mehmet Meriç’in (Halamın beyi) evinde idim. Bu emredici, tok sesli kurmay albayın sonraki yıllarda 27 Mayıs 1960 Milli Birlik Komitesi’nin en güçlü üyelerinden olduğunu, bu ihtilale Atatürk’ün ölümünden sonra raydan çıkmış Türklük ülkülerini gerçekleştirmek için katıldığını, ihtilalle kapatılan siyasi partilerin yerine yenileri kurulmadan idareyi bırakmamak gerektiğini, Okyanus ötesinin 27 Mayıs ihtilali için “bizim çocuklar başardı” diye verdikleri hükmün İhtilali yapan Milli Birlik Komitesi’ndeki 14’lerin tasfiyesi ile (14’lerin lideri Türkeş idi) geçerli olduğunu daha sonraki zamanlarda öğrendim. Bu tok sesli Kurmay Albayın içinde bulunduğu 27 Mayıs Milli Birlik Komitesinin icraatlarını takip ederek Kuleli Askeri Lisesinden mezun olup Ankara Kara Harp Okuluna gönderildim. Bu arada Milli Birlik Komitesinden 14 subayın tasfiye edilerek yurt dışına gönderildiklerini, liderleri Türkeş’in Hindistan’ın Bombay şehrindeki Türk Büyükelçiliğinde görevlendirildiğini, oradan Menderes, Polatkan ve  Zorlu’nun idam edilmemesi, bu idamların yurdumuzda devamlı kanayan yaralar açacağını ve o sırada ülkemizin durumunu anlatan mektuplar yazdığını öğrendim. Bu arada kendisini ve geçmişini merak ettiğim Türkeş’le ilgili yazılar okumaya başladım. Bu yazılar beni 1944 Milliyetçilik-Turancılık Davası diye adlandırılan davanın safhalarını incelemeye yöneltti.

22 Şubat 1962’de Talat Aydemir’in 1. kalkışmasını Kuleli Askeri Lisesi son sınıf öğrencisi iken öğrendikten sonra, 21 Mayıs 1963’de 2. defa gerçekleştirilen Talat Aydemir Kalkışmasını Ankara Kara Harp Okulunda 1. sınıf öğrencisi olarak yaşayıp mahkemeye verilip beraat edip okul disiplin kurulu kararıyla okuldan çıkarılıp İstanbul Üniversitesi Edb. Fak. TDEB.’ne girdim. Bu iki kalkışmanın Türk milletinin hayrına olmayacağını iyi bilen Türkeş davranışı ve takındığı tavır ile bu hareketleri tasvip etmediğini açıkça belli etti. Türklük Bilgisinin öğretildiği Türkoloji Bölümünü seçmeme 1944 Milliyetçilik-Turancılık Davasının safahatını öğrenmeye başlamam ile 27 Mayıs ihtilalinin kuvvetli kurmay albayı Türkeş’i tanımaya başlamam sebep oldu diyebilirim. Nihal Atsız, Alpaslan Türkeş ve başta Muharrem Ergin Necmettin Hacıeminoğlu olmak üzere hocalarım artık rehberimizdi.

Hindistan’dan emekli bir subay olarak yurda dönmüş olan Alpaslan Türkeş CKMP üyesi olarak siyasete girmişti ve İstanbul Beyazıt meydanındaki Marmara lokalindeki ve başka mekanlarda toplantılarının devamlı takipçisi oldum. (1966-1968)

Artık yeni bir nesil yetişiyordu, yetiştiriliyordu. Bu nesil kendisine ülkücü gençlik diyor, Türklük ve Türkçülüğü öğrenip savunuyor, Atatürk’ün Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü temelleri üzerine kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkıyor, sol ideoloji ve komünizmle savaşıyor bu mücadelede yüzlerce şehit veriyordu. Ülkü-Bir (Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenleri Derneği) Ülkü_Han (Ülkücü Hanımlar Derneği), Ülkü-San (Ülkücü Sanayiciler Derneği) gibi onlarca dernek kuruluyor, 1968 kuşağının bu cephedeki gençleri bu teşkilatlarda seve seve çalışıyorlardı.

Son Başbuğumla ilk karşılıklı sohbetim 1971 yılında Burdur Lisesinde Edebiyat Öğretmeni olduğumda Burdur’da oldu. “Metin, burada Ülkü-Bir’i kur” dedi ve o zamanki Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’nın karşısında ülkücü öğretmenlerin Burdur Şubesini 1972’de ben açtım. 1971 Burdur depreminden sonra Burdur’a Burdur Valisi olarak atanan Eski Emniyet Genel Müdürü Ömer Naci BOZKURT, Burdur’da depremin yaralarını sararken, şimdiki vilayet konağının önünde bulunan Ötüken Parkı’nı benimle ve Ülkü-Bir’li öğretmenlerle fikir işbirliğinde bulunarak yaptırdı.

1973-1976 yıllarında bulunduğum Aydın Cumhuriyet Kız Lisesi Müdürlüğünden Ülkücü öğretmen yetiştirmek için kendi isteğimle ve Ülkücü ağabeyim rahmetli Öğretmen Okulları Genel Müdürü Ayvaz Gökdemir’in onayıyla Ortaklar Öğretmen Okuluna müdür olarak atandım. Gökdemir’in “sen müdürsün, niye kız lisesi müdürlüğünü bırakıp birçok problemi bulunan Ortaklar Öğretmen Okulu Müdürlüğünü istiyorsun?” sorusuna cevabımın “ülkücü öğretmen yetiştirmek için” şeklinde olması hep Son Başbuğumdan aldığım fikir ve heyecanın bir tezahürüydü. Nitekim atandıktan 11 ay sonra Ortaklar Öğretmen Okulu Müdürlüğünden zamanın Germencik Kaymakamı Şükrü Er’in isteği ve Aydın Valisi Zekai Gümüşdiş’in “aşırı milliyetçi” ithamı ile alınıp Bursa Eğitim Enstitüsüne atandım.

Bursa’da eşim, Ülkücü Hanımlar Derneğini, ben Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Derneğini kurduk. Ülkemizin 12 Eylül 1980 darbesine uğramaması için gerekli mücadeleyi verdik. Ama darbe oldu. 12 Eylül 1980 darbesi aslında ülkücüleri hedef alan bir darbe olarak tarihte yerini aldı ama “Son Bağbuğumuzun  yetiştirdiği kadrolar Türkiye ve Türk Dünyasının birlik ve beraberliğinden vaz geçmediler.

12 Eylül 1980 darbesi aslında Okyanus ötesinden kurgulanmış bir darbe idi ve esas amacı ülkücü-milliyetçi kadroya yönelmişti. Türkeş bu darbeden ülkücü-milliyetçi kadroyu korumak için sürgün edildiği Uzunada da gerekli tavrı almıştı. Ben de devletimizin idaresi kahraman ordumuza geçti düşüncesi ile bulunduğum Bursa Eğitim Enstitüsünde doktora çalışmasına başlayarak 1985 yılında bitirip Kayseri Erciyes Üniversitesine Yrd. Doç olarak atanmıştım.

Bağbuğ Türkeş’in en büyük eserlerinden biri Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk ve İşbirliği Kurultaylarını toplamak olmuştur. 1992 yılında dağılan Sovyetler Birliğinden sonra kendileriyle o zamana kadar yeterli derecede ilgilenmediğimiz Türkiye dışındaki Türkler, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte 7 bağımsız Türk Cumhuriyetini meydana getirince dünyadaki Türkler arasında “Ortak Türk Alfabesi” oluşturma çabaları ortaya çıkmış ve ilk olarak Kırımda 1992 yılında Kırım’ın büyük lideri Abdülcemil Kırımoğlu’nun başkanlığında benim de katıldığım “Ortak Türk Alfabesi” toplantısı yapılmış, arkasından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in himayelerinde Alparslan Türkeş’in gözetimi ve düzeni ile 20-24 Mart 1993 tarihinde Antalya’da “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultaylarının birincisi yapılmıştır. Her iki yılda bir tekrarlanan bu kurultaylar Türkeş’in ölümünden sonra siyasi iradeler bu kurultaylara yeterli ilgi ve istekle bakmadıkları için son yıllarda “Türk Dili Konuşan Ülkeler Kurultayı” haline dönüşmüştür.

Kayseri’de Erciyes Dağı Tekir Yaylası’nda Başbuğ Türkeş’in sağlığında her yıl toplanan “Zafer Kurultayları” Türkeş’in ölümünden sonra devam edememiştir.

1992-1994 yıllarında çatısı altında “Kazak Türklerine Türkiye Türkçesi Öğretme Kursları Koordinatörü” ve “Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı” olarak çalıştığım Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Türk Kazak Üniversitesi; daha sonra Kırgızistan Manas Üniversitesi, Türkmenistan Mahdum Kulı Üniversitesi ve diğer Türk Cumhuriyetleri ve Türk Topluluklarında açılan üniversite ve yüksek okullar, Atatürk’ten sonra Başbuğ Türkeş’in Türk Kültür Birliği ve devamında Türk Ülküsü Turan’a giden yolun kilometre taşlarıdır. 1992-1994 yıllarında çalıştığım Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden sonra Türkiye’ye gelip baypas ameliyatı olmam sebebiyle doktorlar izin vermediği için Son Başbuğumun vefatında cenaze törenine katılamamı hayatımın en büyük talihsizliklerinden biri saymaktayım.

Atatürk, Ziya Gökalp, Nihal Atsız ve Türkeş, Kırım Lideri Cemiloğlu, Azerbaycan’ın büyük evladı Elçibey ve Kıbrıs Türkünün Büyük Mücahidi Rauf Denktaş ve tarihteki bütün Türkçüler benim neslime o kadar çok tesir etmişti ki bir Türk ülkesinde görev yapmadan duramaz hale gelmiştik. Öğrenciliğimde “Kıbrıs Bizim canımız feda olsun kanımız”  gibi söylemlerle bağrımıza bastığımız KKTC’de 2002-2004 yıllarında görev yapmak soyu Kıbrıs’la ilgili olan Türkeş’e de hizmet etme şeklinde göründüğü  için orada da çalıştım

Atatürk’ün ölümünden sonra Türkçülüğün siyasi gelişmesi önce büyük Türkçü Turancı Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş işbirliğinde oldu. Daha sonra partinin Bozkurt olan amblemi Adana Kongresinde bugünkü amblem olan üç hilale döndürüldü. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtları Dirilişi romanlarının yazarı Nihal Atsız’dan sonra “Kanımız aksa da zafer İslamın, Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanız” şeklindeki sloganlar ağır basmaya başlamıştır.

Türkiye’de siyasi İslamiyet, Arap anlayışı (Eşari anlayışı) ve İmam Maturudi, İmam Ebu Hanife, Hoca Ahmet Yesevi ile Yunus Emre’nin temsil ettiği Türk islamiyeti diyebileceğimiz iki cepheli anlayışla temsil edilmeye başlandı. Son Başbuğ Türkeş, “Türk Müslümanlığı. taraftarı idi.  Türkeş ayrıca “Ilımlı İslam ve Dinler Arası Diyalog” akımlarına karşı olan bir devlet adamı idi.

Türkeş, liderlikte bir Bilge Kağan, kahramanlıkta bir Kültigin, devlet adamlığında bir Tonyukuk idi. Atalarının sütlerinin temizliği damarlarındaki kanlarından ona intikal etmişti. Türk milletinin çıkarları söz konusu olduğunda gerekirse herkese, cumhurbaşkanına kadar doğru fikri öneren ve bu fikrin sonuna kadar arkasında duran bilge bir liderdi.

Alparslan Türkeş siyasi hayatı, düşünce ve davranışları bakımından 2. Göktürk Devleti’nin ünlü veziri, aygucısı, ata-babası Bilge Tonyukuk’a benzemektedir. Türkeş de Tonyukuk gibi “Türk milletinin çıkarları söz konusu olduğunda Cumhurbaşkanına ve devlet idarecilerine rağmen doğru fikir ve düşünceyi ortaya koyup sonuna kadar mücadele eden (Türkiye mozaiktir diyenlere karşı ne mozağiyi lan..diye haykırması slogan haline geldi) bir kişiliğe sahipti Türkeş, tıpkı Tonyukuk gibi Türk milletinin karakterini olaylar karşısında tavır ve davranışlarını çok iyi bildiği gibi, tarihi ve şimdiki iç ve dış düşmanlarını çok iyi tanımıştı. Türkün, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin gerçekleşmesi ile mutlu olacağına inanmıştı.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            Tonyukuk’un isminin başındaki “bilge” sıfatı gibi Türkeş’e de ülkücü-Türkçü kamuoyu tarafından “Son Başbuğ” diye isim verilerek Türk milletinin ölmezleri arasında yerini aldı.

Türk Milleti Atatürk’ün ölümünden sonra milli davalarını, ülkülerini sahiplenmekte belki daha da gecikecekti. Türkeş elinde kitap olan okuyan, yazan ve düşünen eğitimli ülkücü gençlerin yetişmesi için mücadele etti.

Türkeş, Atatürk’ten sonra beni, yani Türkü öğreten aydınların, Oğuz Kağan’ın “Kök Tengrige men ötedim” (Gök Tanrıya ben borcumu ödedim) dediği gibi milletine karşı hizmet etme borcunu ödeyen aydınların yetişmesinin destekleyicisi,  koruyucusu idi.

Türkeş, Türk milletinin beka (var olma), milli eğitim, iktisadi kalkınma ve aklın ve ilmin hakimiyeti olarak özetlediğimiz milli meseleleri üzerinde görüş ve tespitleriyle bir fikir ve aksiyon adamı olarak hafızalarda yer aldı.

Türkeş, Atatürk’ten sonra bütün dünyada milliyetçiliğin-Türkçülüğün ne derecede önemli olduğunun farkına vararak Türk dünyasının elleri ve gözleri bağlı olarak kalmasını hazmedemeyen, Atatürk’ün Türk Birliğine inanıyorum. Ben görmesem bile onun hayaliyle yaşıyorum. dediği gibi bir ülkü adamı idi.

Türkeş, zaman oldu tek başına kaldı, zaman oldu tabutluklara sokuldu, zaman oldu ihanete uğradı, zaman oldu kara eylül işkenceleri gördü, Ama asla yılmadı, Yılmak yoktu onun kitabında, Çünkü o bir  Türk, bir bozkurt, bir ülkücü, bir başbuğ idi.

Türkeş, “Dava adamı olmak için önce adam olmak lazım. Dava öğretilebilir ama adamlık öğretilemez.”  Başı bir ülkücünün çekmediği hiç bir olaya katılmayın. Kendinizi, küçük görmeyiniz, Sizler büyük kuvvetsiniz, vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktedir, Davamızın geleceği birliktedir,  Ülkücüler, insanlık alemi içinde ne uşak olmayı ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır. diyen adam gibi adamdır.

Türkiye’de Atatürk’ün ölümünden sonra sarsılan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini yeniden rayına oturtmak daha da gecikecekti. Yanı başında bulunan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve kurucusu merhum Prof. Dr. Turan Yazgan ve benzeri aydınların yetişmesi daha da gecikecekti.

Başbuğum, Rahat uyu! Allah rahmet eylesin. Yetiştirdiğin ülkücü, milliyetçi kadrolar nerede, hangi zeminde olurlarsa olsunlar Türk ülküsünü senin doğumunun 100 yılında da yaşatmaya devam ediyorlar ve ebediyete kadar devam ettirecekler.

Not : Bu yazı Doğumunun 100. Yılında ALPARSLAN TÜRKEŞ’E ARMAĞAN isimli  kitapta yayınlanmıştır. (Ankara, 2018, Berikan yayınevi, s. 137-145

Nis 03

Mutluluk Kararı

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

Birçok insan, mutluluğun kişinin ancak iyi şeylerle karşılaşması sonucunda elde edilecek bir duygu olduğuna inanıyor. Bu kişiler mutluluğun insanın kontrolünde olmadığını düşünüyor. Onlara göre kişi başına gelecekleri kontrol edemeyeceği için mutluluk için genel geçer kurallar da olamaz.

 

Günümüzde artık mutluluğun çalışılarak elde edilecek bir duygu olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Hayatta mutluluk gibi, değerli olan her şey çalışılarak elde edilir. Aristoteles ”Mutluluk, bir eylemin sonucudur” diye sesleniyor. Ona göre, mutluluk tesadüflerin veya Allah’ın bir hediyesi değildir, aksine imkânlarını en uygun şekilde değerlendirenlere bahşedilir.”

Antik çağın filozoflaırna göre, mutluluğun genel geçer kuralları olmalıdır. Çünkü insanlar birbirine benzer. Bu kurallar izlenerek mutlu olunabilir. Çevremize veya ruh halimize teslim olmadan mutlu olma sürecine girebiliriz.

Mutluluğa ulaşmak için öncelikle bireylerin ve toplumun bir mutluluk kültürü oluşturması gerekir. Bilgeler 2000 yıl önce, mutluluğu artırmanın mümkün olduğunu ileri sürmüşlerdi.

Bugün artık nöro bilimlerin ışığı altında mutluluğun öğrenilebileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Her şeyden önce mutluluk ahlaki bir yükümlülüktür. Sadece kişisel sebeplerle değil toplumsal sebeplerle de ciddiye alınmalıdır. Öncelikle yakın çevremizdekiler için olmak üzere hayatımıza giren her kişi için mutlu olmak zorundayız.

Gerçek başarıya ancak mutluluk için çalışarak, çaba göstererek ulaşabiliriz. Üstün zekalı veya dahi olmamız bize mutluluğun kapısını açmayabilir. Dahiler pek mutlu insanlar da değildir. Çünkü pek çoğu zekalarını mutluluk için kullanmamaktadırlar. İnsanlar mutlu olacak kadar zeki ve yeteneklidirler. Ancak akıllarını ve zekalarını kendilerini mutlu edecek bilince ulaşmak için kullanıp kullanmadıkları mutluluk oranlarını belirler.

Mutluluk için öncelikle mutlu olmaya kesin karar vermemiz gerekir. Daha sonra mutluluk sürecine girebiliriz. Bu mutluluk kararı çok önemlidir, çünkü ancak bu karardan sonra genel geçer mutluluk kurallarını izleyerek yolculuğumuza devam edebiliriz.

Mutlu olmaya karar verdiğimiz zaman beynimiz mutlu olacak şeyleri bulur. Bize doğru yolu gösterir. Biz fark etmesek bile beyin devrelerimiz kararımız doğrultusunda çalışmaya başlar.

Örneğin mutluluk kararımız doğrultusunda beynimiz, mutluluk hormonlarını harekete geçirir. Serotonin, endorfin, dopamin, oksitosin gibi mutluluk kimyasalları, beynimiz hayatta kalmamıza ve mutlu olmamıza yarayan bir şey gördüğü zaman salgılanır. Bir müddet sonra salgılanma durur. Sonra iyi bir şey yolumuza çıktığı zaman yeniden salgılanmak üzere beklerler.

Mutluluk hissi bu dört beyin kimyasalından gelir. Mutluluğa karar veren kişi bu beyin kimyasallarını yönetmesini çok iyi bilir. Bu hormonların hayatlarındaki yerinin farkındadırlar. Bu hormonları isteyen herkes doğal yöntemlerle salgılatabilir. Ayrıca yine isteyen herkes stres hormonu kortizolün salgısını azaltabilir.

Mutluluk için yapılacak en önemli iş, beynin nasıl çalıştığını öğrenmektir. Beynimizi anlayarak ve onu iyi yöneterek mutluluğa ulaşabiliriz.

Beynimiz, bizim kendi iyiliğimize odaklanır. Bizi neyin mutlu ettiğini arar. Yapacağımız iş iyinin ne olduğunu ve bizi neyin mutlu ettiğini beynimize öğretmektir. Başka bir deyişle beynimize yardımcı olmaktır.

Mutluluk kararınız hayırlı olsun.

 

Nis 24

Pareto’nun Tilkileri ve Aslanları

Dr. Hasan GÜNAYDIN

 

Vilfredo Pareto (1848 – 1923) denge üzerine inşaa ettiği ekonomi ve sosyoloji çalışmalarıyla önemli bir bilim insanı olarak kabul görmektedir. Meritrokrasi savunucularından olan Pareto tarihin bir “Seçkinler Mezarlığı” olduğunu söylemektedir. Bu konudaki görüşleri “Seçkinler Kuramı (Seçkinlerin Dolaşımı Teorisi)” olarak bilinmektedir.

Pareto’ya göre; değişim süreklidir ve sistemin içsel dinamik süreçleriyle bu içsel süreçleri tetikleyen dışsal şoklar değişimin önemli etkenleridir. “Ekonomik Çıkarlar” ve “Siyasal Güç” arasındaki ilişkilere dikkat çeken Pareto bazı tespitlerde bulunmaktadır:

1) Siyasal ve ekonomik seçkinler homojenleşme eğilimi sergilerler. Başka bir anlatımla; kendileri gibi olanları aralarına alır, olmayanları dışlarlar.
2) “Siyasal Seçkinler” sahip oldukları mevkii ve güç sayesinde seçkin olmayan sınıflardan seçkinlere servet aktararak zenginliklerini arttırırlar. Yani siyasal konum ve iktidar onlar için bir zenginleşme vesilesidir.
3) Toplum içerisinde “Güçlü Ekonomik Lobiler” bulunmaktadır. Bu lobiler siyasal seçkinlerle işbirliği içerisindedir ya da onlar üzerinde baskı kurarak kendileri lehine müdahalede bulunmalarını sağlamaktadır. Böylece Siyasal Seçkinler bu lobilerin ekonomik menfaatleri yönünde kararlar almaktadır.
4) Ekonomik ve siyasal seçkinler daima ittifak halinde kalmaya özen gösterirler. Bu ittifak sayesinde sistemlerini devam ettirirler. Sürekli iktidarda kalabilmek için yeni stratejiler üretirler ve fakir kitlelere bazı imkanlar sunarlar. Bu şekilde davranarak iktidarlarını meşrulaştırmaya çalışırlar.
5) Konumlarını sürdürebilmek için kuvvet kullanırlar, keyfi atamalar yaparlar ve propaganda güçleriyle etkili olmaya gayret sarf ederler.
6) Ancak Homojen Seçkinlerin yönettiği ülkede ekonomik ve siyasi canlılık bozulur, ülke zayıflamaya başlar ve muhaliflerin iktidarı ele geçirmesi kolaylaşır.
7) Giderek zayıflayan seçkinler, seçkin olmayan kitleleri kontrol altında tutamadıklarında radikal değişime götüren süreçleri başlatırlar.
8) Sömürücü faaliyetler seçkin olmayan kitleleri yabancılaştırır ve seçkinlere karşı direnç üretir. Bu direnç seçkinlerin güç kullanarak bastıramayacakları kadar şiddetli olursa “Seçkinlerin Değişimi” gerçekleşir; yani bir seçkin tipi gider, yerine diğer bir seçkin tipi gelir.
9) Siyasal, ideolojik ve ekonomik alanlarda “Döngüler” gerçekleşmektedir. Bu döngüler birbirlerine eşlik eder yani karşılık gelir. İdeolojik alanda muhafazakarlık dönemi yaşanıyorsa ekonomi daralmaktadır. Fakat Liberalizmin hakim olduğu dönemlerde ekonomik gelişme ve refah artışı görülmektedir.
10) “Seçkinlerin Dolaşımı”, döngülere bağlı olarak, ideolojik ve ekonomik koşullarla pozitif korelasyon içerisinde gerçekleşir.

Pareto’nun diğer tespitlerine göre;

1) Seçkinler iki gruba ayrılırlar: “Aslanlar ve Tilkiler”. Aslanlar güçlü iradeye sahip, güç kullanmaktan çekinmeyen, açık sözlü ve geleneklerine bağlı muhafazakar elitlerdir. Bunlara “Rantiyeler” de diyebiliriz. Uzun vadeli yatırımları tercih ederler, üretim ve hizmet sektöründe faaliyet gösterirler. Muhafazakar dönemlerde ekonominin hakimiyeti bunların elindedir. Tilkiler ise, tam anlamıyla hilekar, açıkgöz, fırsatçı ve spekülasyondan beslenen kişilerdir. Cesaretli davranıp risk alırlar, kısa vadeli kazançlarla ilgilenir, aldatma, yanlış bilgilendirme ve gizli pazarlıklarla kısa yoldan zengin olurlar. Bu “Spekülatörler” liberal dönemleri çok severler.
2) Ekonomik ve ideolojik değişimlerin ve döngülerin yaşanması bu iki farklı seçkin grubunun etkinliğini değiştirir. Muhafazakar dönemlerde etkin olan rantiyelerin yerini liberal dönemlerde spekülatörler alır ve bu döngü böylece sürüp gider.

Oysa ekonomilerde ideal olan, kararların –çıkar grupları değil- toplum lehine alınmasıdır. Kısacası TOPLUMUN GÖRÜNMEZ ELİ (Toplumsal Ruh, Toplumsal Bilinç ve kararlılığı) tilkilerin ve aslanların kuyruklarını sıkı sıkıya bağlamalıdır. Bunların kuyruklarını bağlayamayan toplumlar zahmet çekmeye ve ezilmeye mahkumdur.

 

 

 

Nis 03

Yaşamımızdaki Günah Keçilerimiz

Ali Kemal GÜL

İlk ve Orta çağ dünyasında çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçişin sancıları, zorlukları yüz yıllar almıştır. İnsanlar buna ”günahlardan arınma seremonisi” derlerdi. Günahlardan arınmak isteyen insanlar, bunları notlar ve muskalar halinde yazarak keçilerin boynuna asar ve bunları çöle, ölümlerine yollarlardı ve günahlardan arındıklarını düşünürlerdi. Bazılarımız bunu garip hatta korkunç bulabilir ancak etrafınıza şöyle bir bakın. Sabah, yağmur yağdığı için sırılsıklam olan ve bunun için yağmuru suçlayan adamla, keçiyi günahlarından arınmak için çöle yollayan adam arasında işin temeline indiğimizde fark nedir? Her ikisi de kendi hataları için somut bir varlığı, günah gibi soyut varlığa dönüştürmemişler midir?

Konuya giriş yapmadan önce bir konuda hemfikir olmamız gerekiyor: Beynin ve mantığın kandırılması çok kolay iki olguda olduğu gibi… “Zihin, tutkuları konusunda kendisini kandırır. İnançlarına ters olsa bile, hayali ve gerçekdışı nesneler yaratmayı, yaslanacağı bir şeyleri olmamasına tercih eder.” demiş Montaigne. İnsanlar başlarına gelen talihsizliklere daima bir sebep bulur çünkü suçu kendisinde bulmaktan daima korkar. Korkar çünkü eğer suç kendisindeyse, bunun altında daima bir yükü ve sorumluluğu olacaktır. İşte o yüke biz “suçluluk duygusu” diyoruz ve bunu ortadan kaldırmak için de beyin kendini korumaya programlanmıştır. Gerçekleri bir sis perdesi gibi örter ve bize bizim olan “günah keçilerimizi” verir. Peki ya yağmurdan sırılsıklam olan adam suçlamak amacıyla yağmur yerine duyguları olan daha somut bir varlığı seçseydi?

Tarihin başlangıcından beri, insanoğlunun iliklerine kadar işlemiş olan yegâne duygulardan biri” bencilik’’ duygusudur. İnsan, kendini zor durumlardan kurtarmak için arkasına bile bakmaz. Onlar tıpkı Zümrüdü-Anka kuşları gibi, günahlarını başkalarına yükledikçe, soğuyan olayların küllerinden tekrar yeni hayatlara uyanacaklarına inanan “vurdumduymazlardan ” oluşan toplumun en geniş kesimidir. Bu grup, amacı kendi sorumluluklarından kaçmak ve hayal dünyasında yaşamak isteyen her yaştan insanlarla dolup taşmaktadır. Ancak arkalarında bıraktıkları insanlara ne olduklarını bir kere bile düşündüler mi acaba? O zavallı insanlarla birlikte çöken bir adalet ve güç dengesi… Bu konuda çok beğendiğim bir Rus atasözünü sizlerle paylaşmak isterim: ” Yalancılık, bozuk para gibidir. Uzun süre geçindirmez.” Hâlbuki insanlar arkalarına bakıp bir kerecik de olsa sorumluluklarını ve günahlarını üstlerine almayı deneseler her şey çok daha farklı olur, vicdanen ve ruhen hiçbir yükümlülükleri kalmazdı. Ancak o zaman insanoğlunun işi çok kolay olurdu, değil mi?

Kabul etmek gerekir ki, insanoğlunun işi hiçbir zaman kolay olmadı ve olmaya da niyeti yok gibi duruyor. Ancak bu kadar büyük bir karmaşanın içinde bile bir ayaküstünde kırk yalan söyleyip, nasıl bu kadar bahane üretebiliyoruz en basitinden üretilen beyaz yalanların ve bahanelerin bile bu kadar nankör olduğu bir dünyada? Burada sizlere bunların zararlarından bahsedip öğüt vermeyeceğim ancak en basit yapamadığımız işlere bahane üretirken ne kadar saçma ve gereksiz bahanelerin üretildiğini fark etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bir kerecik bile olsa artık “günah keçilerini” bir kenara bırakıp bazı şeylerle yüzleşmemiz gerekiyor.

Zamanın birinde,  çok ama çok zengin bir adam yaşarmış. Yaşadığı ağır bir hastalık sonucunda doktoru ona işlenmiş ve tuzlu olan etleri kesin bir dilde yasaklamış.  Doktor gittikten sonra ise etrafına bağırıp çağırmaya başlayan adam hırsını alamayınca suçlayacak bir şeyler aramaya başlamış ve sonunda da bulmuş. Pastırma… Pastırmaya bağırdıkça sinirinin, stresinin ve hırsının azaldığını fark eden adam bağırmaya devam etmiş. Ta ki hırsı geçinceye ve kendini daha iyi hissedinceye kadar… . Bizde de bu işler böyle yürümüyor mu zaten. En basitinden iş hayatı mesela. Güçlü olanın zayıf olanı ezdiği o hayat. Eğer birisi büyük bir hata yaparsa şayet, işte o zaman olan alttakine olur çünkü kendisine asla açıklama fırsatı verilmemiştir… Bunun tek nedeni beynimizdeki “savaş ya da kaç ” metodudur. Bu sadece bu örnekle de geçerli değildir “Savaş ya da kaç metodu” aslına temeline indiğimiz zaman bize “Günah Keçileri”nin sebebini verir. Bunun sebebi ise beynin iki farklı yönde çalışıyor olmasından kaynaklanır. İlk bölüm hata oranlarını ve zararlarımızı tespit ederken ikinci bölüm ise bu konuda atacağımız adımları belirler. Tahmin edebileceğimiz gibi de beynimiz “kaç ” komutunu seçerken bir kez daha “günah keçileri” bizimledir ve bizden yanadır…

Bütün suçu da insana yıkmamak gerekir ancak. Bazen bazı durumlar, bazı gereklilikler getirir ve biz de bunlardan kaçmak isteriz. Bazı hayati durumlar ve aciliyetler… Kimin doğru kimin yanlış davrandığını karar vermeden önce de insan doğru ve yanlışı tanımlamalıdır öncelikle. Kiminin işine yarayan bir şey başkasının felaketi; birinin felaketi ise başka birinin faydasına dokunabilmektedir şu garip dünyada. Bütün bunları anladıktan sonra ise dönüp şöyle de bir kendine bakınmalıdır. İçindeki doğrunun ve yalanın asıl gerçekliğine… Ancak o zamandan sonra insan birini, içinde bulunduğu durumdan sebep bahane üretmiş birini, suçlayabilir.

Eğer bu söylediklerimi toparlamak istersek, insanoğlu geçmişten günümüze kadar sayısız gelenekle birlikte günahlarından arınmak ve bunlara gerekli gerekçeler bulmak istemiştir. Ve işte o zaman bize “günah keçilerimiz” yani her sıkıntıda yardımımıza koşan tatlı küçük bahaneler gelmiştir.  Aslında kullanılmasında kimi zaman pek bir sıkıntı görülmeyen bu küçük yardımcılar, aşırıya kaçıldığı zaman işleri çığırından çıkarabilmekte ve hatta insanlarda güven problemi denilen şeyi ortaya çıkarabilmektedir ve daha da kötüsü bunun duyguları olan biz insanlara da dönüştürülebilmesidir. Kimi zaman zararsız bir yağmura, kimi zaman da pastırmaya örneklerde de görüldüğü üzere soyut olan düşüncelerimiz ve hatta öfkemiz çevrilmiş ve bunun sonucunda da artık bahanelerimiz gözle görülebilir bir hale gelmiştir. Ancak aslında insanın ihtiyacı olan şey bunlar değildir. İnsanın asıl ihtiyacı olan şey sorumluluk duygusu ve biraz da vicdandan oluşan o asil duygudur işte. Eğer bir işte herhangi bir sorumluluğun yoksa sen neden o işe atılıp aradan çekilesin ki? İnsani duygular çok karışık ve her ne kadar da yüzbinlerce yıl geçmiş olsa bile hala çok yabanidir. O içimizdeki bir işte sıkışınca kaçma durumu maalesef hala bulunmaktadır ve bu gidişle bitmeyecek gibi görünmektedir. Ancak biz insanların yapabileceği tek bir şey var: Sorumluluk almak… İnsanın sorumluluğu kadar değer aldığı şu koca dünyada, bazen işler içinden çıkamayacak hale gelse bile mutlaka her kilitli kapının bir anahtarı vardır. Size tavsiyem bu kilitli kapıdan kaçamamanızdır. Çünkü eğer o kapı bir kez elinizden yitip giderse bunun bir daha geri dönüşü olmaz.  Sözlerimi Paulo Coelho’nun bahaneler ile ilgili söylediği çok kıymetli bir sözle bitirmek istiyorum; “İnsanlar fırsatların gelmesini bekler, fırsatlar da insanların… Fırsatlar bekler, insanlar bekler; Kazanan hep mazeret olur…”

***

 

Özel bir Lisenin birinci sınıfında öğrenimini sürdüren torunum Buse GÜL’ün ödev olarak kendisine verilen yukarıdaki konuyu analitik bir düşünceyle işlemesi, olması gereken doğru davranışlar üzerinde bilinçle vurgu yapması, bir eğitimci olarak benden tam not aldı.

Çok daha önemli olan başka bir şey: Bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyetini kurarak Türk gençliğine emanet eden Gazi Paşamızın vasiyeti bu analitik düşünce sistemini önceleyen aydın beyinlere haiz yavrularımızın omuzlarında ebediyete kadar yaşayacaktır.

Yeter ki Gazi Paşamızı ayrıntılarıyla tanıtalım ve bu aydınlık yüzlü çocuklarımıza sorumlu bir veli olarak yardımcı olalım!

 

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar