Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Divan Toplantıları — 1 yorum
  2. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  3. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum
  4. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  5. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Kas 05

Amerika’nın İran Ambargosu Türke ve Tüm Dünyayadır

​Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK

 

İran bahane, ambargo Türkiye’ye ve Türk milletinedir. Daha sonra Amerika’nın etki alanım dediği, Çin sınırlarına kadar Türk yurtlarıdır.

BOP ile bölgeye çöreklenen Amerika, Orta Doğunun petro-gazını ele geçirmek için Arap Baharı projesi ile Kuzey Afrika ve Irak petrollerini ele geçirdikten sonra sıra şimdi Suriye’dedir. Bundan sonra ise gözü; İran, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan petro-gazı yani Hazar havzasıdır.

Bugün İran’ın nüfusu 80 milyon kadar olup, bunun öyle veya böyle yarısı Türk’tür. Bu durumda İran aynı zamanda bir Türk ülkesidir. Zira burada yaşayan Türk’ler, Türkiye ile sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik iş birliği içindedirler. Turistik alanda da en çok ziyaret ettikleri ülke Türkiye’dir. İran şahının devrilmesinden sonra da Türkiye’ye gelen İranlı nüfus en az bir buçuk iki milyon kadardır.

Irak’ta Kerkük, Musul, Telafer, Tuzhurmatu gibi şehirler ile Suriye’nin  kuzeyi de Türklerin ülkesidir. Bunlar Amerika eli ile yok edilmiştir. Genişletilmiş Büyük Ortadoğu coğrafyası ise tamamen Türk coğrafyasıdır.

Türkiye, petrol ihtiyacının en az yüzde otuzunu İran’dan karşılamaktadır. İran, aynı zamanda bizim doğalgaz kaynağımızdır. İran’a altın, çelik profil, lif levha ve otomotiv yan sanayi ürünleri ağırlıklı olmak üzere her alanda ihracat ve sınır ticareti gerçekleştirilmektedir. Orta Asya yolumuz İran’dan geçmektedir. İran’ın Çin ve Hindistan’ın ardından Güney Kore ile birlikte en çok ticaret yaptığı ülkelerden biri Türkiye’dir. İran petro-gazının da büyük bir kısmı Hindistan ve Çin’e gitmektedir. Hatta Çin, Rusya ve İran işbirliği içinde Hazar Denizi ile Basra Körfezini birleştirecekleri kanal ile Hazar petrolünü kısa ve emniyetli yollardan Çine taşımayı planlamaktadırlar. Yine Trans Hazar ve Nabuk projeleri ile Avrupa’ya uzanacak petro-gaz arterleri de bu ve benzeri ambargolarla engellenmiş veya  engellenecektir.

Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok AB ülkesi de İran’la önemli ticari ilişkiler içindedir. Bu ticari ilişkili ülkeleri çoğaltmak mümkündür.

İran’a yapılacak ambargo önce Türkiye’yi sonra İran’la ticaret yapan Avrupa ülkelerini, Rusya’yı, Orta Doğu ülkelerini, Asya Türk ülkeleri, Hindistan, Çin, Güney Kore gibi pek çok ülkeyi etkileyecektir.

Amerika Türkiye’ye, İran’dan petrol alma, ihtiyacını ben karşılayacağım diyor mu? Böyle bir şey mümkün değil. O zaman Amerika, Türkiye’yi doğrudan, diğer ülkeleri ise dolaylı olarak ekonomik çıkmaza sürüklemeyi hedeflemektedir. Geçtiğimiz temmuz ayında Cumhurbaşkanı ve Dışişleri bakanımız konuya yönelik itirazlarını dile getirmişlerdir. Bir Rahip Brunson olayı ile Türk ekonomisine kasteden Amerika, bu kasıtlı hareketlerini her fırsatta deneyecektir.

Türkiye’nin sözde dostu ve stratejik ortağı olan Amerika, bölgemizde Türkiye ile dost ülke bırakmamıştır. Bugün Türkiye’nin Kardeş Azerbaycan yanı sıra ikinci dostu İran’dır. İran ile Suriye’de de aynı cephedeyiz. Suriye’de Amerika ile ise örtülü bir savaş içindeyiz. Amerika’nın en büyük korkusu ise; Türkiye’nin İran ve Rusya ile oluşturacağı ekonomik ve askeri birlikteliktir. Bu birliktelik sahipsiz Orta Doğuda bundan böyle Türkiye ve bölge için de giderek önem kazanmaktadır.

Amerika’nın oluşturduğu Rojova hattı, ilk planda Irak, Mısır, İsrail, Suriye, ve Kıbrıs Rum bölge petro-gazını dünyaya pazarlayacağı yeni projesidir. Gelecekte ise bu hattı Hazar petro-gazı için kullanmayı planlamaktadır. Bu nedenle yüz yıl daha petrolün bedeli kanla ödenecek ve bu kanı Amerika içecektir.

İran’a ambargo, birinci planda Türk ekonomisine önemli ölçüde darbe indirecektir. İran Türk’leri ile ve dolayısı ile Türkistan Türk’leri ile aramızı iyice açacak, Türk birliğine gidecek yolu da engelleyecektir. Bu ambargo ile Çine ve Hinde giden İran petro-gazını engelleyerek, kısa bir zaman içinde ekonomisini bir numara yapma gayretindeki Çin’i de frenleyecektir. Avrupa’ya taşınacak petro-gaz arterlerini engelleyerek, Avrupa’nın enerji ihtiyacını da kısıtlayacaktır. İran’a uygulanacak Amerikan ambargosu, Tüm Dünyaya ambargodur.

 

Tem 19

Bosna İntibaları

F.Gürbüz YILMAZ

Bosna ve Aliya İzzetbegoviç.

 

Bosna’nın kalbinde yatan Aliya İzzetbegoviç ve Aliya İzzetbegoviç’in kucağında yatan  Bosna Şehitleri…

 

İster Saraybosna diyelim, ister Bosna Hersek, İster Sarayova, istersek de Boşnakca Sarayevo diyelim; burası Saraybosna’dır. Ecdadın büyük yatırımlar yaparak Avrupa’nın göbeğine oturttuğu

bir kültür  merkezi, bir kültür şehri Bosna… Osmanlı’dan devraldığı mirası ellerinden geldiğince bozmadan, zedelemeden, satmadan var güçleriyle koruyan Bosnalıları yürekten kutluyorum. Ve özellikle Aydınlar Ocağı ekibiyle bizleri Cumhuriyetimizin 85’inci yıldönümü kutlamaları çerçevesinde dört günlüğüne Bosna’ya taşıyan, Aydınlar Ocağı Genel  Başkanı sayın Prof. Dr. Mustafa Erkal Hoca’ya teşekkür ediyorum. Ecdat yadigarı bölgelerin hiç değilse önemli bir bölümünü tanımamıza vesile oldu.

 

Sanayisi olmadığı için havası, suyu da tertemiz.ırmaklarından akan suyu ister bardağa koy, istersen eğil avuçlarınla iç, doyamazsın içmeye. Evlerde, otellerde musluktan akan suyu kana kana içersin. Sokaklardaki bütün çeşmeler akarçeşme içme suyu. Tıpkı Anadolu’da olduğu gibi.

 

Rüyalar kadar güzel olan bu şehirden ayrılırken arkamızda bıraktığımız tercümanımız Fahreta (ben ona, Fahriye diyorum) ve babası Rıdvan Bey, sıcak ilgileriyle ailemden biriymiş gibi geldi bana. Öylesine sıcak ve öylesine candan. Ve arkada bıraktığımız Toroslar kadar eski, Toroslar kadar güzel Dinaridi Dağları. Dağların arasında vadiyi  bölen Dinaridi Nehri… Nehrin bir yanında uzayıp giden tren yolu, diğer yanında karayolu…

 

Gazi Hüsrev Bey Külliyesi, Bosna Hersek’teki Osmanlı eserleri arasında çok önemli bir yer tutar. Külliyenin ,Saraybosna Sancak Beyi, Gazi Hüsrev Bey tarafından 1530-1543 yıllarında yaptırılmış olduğu biliniyor. Bir cami, bir medrese, bir  hankâh, han, kütüphane ve  bezistandan ibaret olan bu külliye, günümüze kadar önemini koruyarak gelebilmiş; Hasar görmüş  olsa da yaşayan en güzel örnektir. Hem Osmanlı’nın, hem de  Gazi Hüsrev Bey’in medeniyete  ve sosyal  gelişime verdiği önemin ölçüsünü göstermektedir. Gazi Hüsrev Bey Camii’ne, Bey Camii de denir. Başkent Saraybosna’da Başçarçı civarında bulunmaktadır. Külliyenin hamam  binası, Belediye  Başkanlık binası olarak kullanılmakta. Osmanlı döneminden kalma, antika eserler de orijinalliği bozulmadan korunmuş, aksesuar olarak başkanlık odasını süslemekte.

 

Gazi Hüsrev Bey’in babası  Ferhat Bey Bosnalı, annesi Üsküdarlı ve Sultan  Bayezit II’nin kızıdır. Eşi Bosnalı. Çocuğu olmamış, Bosnalılar, ona yeniden evlenip çocuk sahibi olması için adeta baskı yapmışlar fakat Hüsrev Bey kabul etmemiş ve “Çocuk için evlenmem. Bosna’da doğan bütün çocuklar benim çocuklarım sayılır” cevabını vermiştir. Bu sebeple de Bosnalılar onu çok severler. Her bayram adına bir kurban kesildiğini, çocuklara yemek  dağıtıldığını ve kendi adına yaptırdığı, Gazi

Hüsrev Bey Camii’inde her gün bir hatim indirildiğini öğreniyoruz. Her gün 30 imam gelir, her biri birer cüz okuyarak hatmi tamamlarlar. Bu  durum savaş sırasında dahi ara verilmeden devam etmiş. Öyle ki, savaşta ancak 13 imam bulunur,  gelir, bombalar altında okumaya devam ederler. Dışarıya çıktıklarında üzerlerine bomba yağdırılmasına rağmen imamlardan ölen yaralanan  olmaz.  Buna karşılık yerde 13 ölü güvercin bulurlar… Bu çok önemli  ve düşündürürcü  bir hadisedir…

 

Bosnalılar dinlerine bağlı, samimi müslümanlar. Erkekler, camilere giderler ibadet için. Camiye gidenlerin ekserisinin gençler olduğunu öğreniyoruz. Ve camiler Osmanlı döneminden kalma. Yeni cami yok. Bir tek yeni cami var, onu da Suudiler, savaş sonrası yaptırmışlar. Sosyalist rejim döneminde, erkeklerin ibadet etmelerinin yasak olduğunu oğreniyoruz. Lakin kadınlar  camilerde ibadetlerini sürdürüyorlar o dönemde..

 

Mostar’ın, Osmanlının Avrupa’daki en önemli şehirlerinden biri olduğu bilinir. Mostar  Ovası ve Mostar Çayı, bizi Mostar Köprüsüne götürdü. Ayrıca Mostar Köprüsü, Osmanlı’nın Avrupa’da vücuda getirdiği en önemli sanat eserlerinden biri. Şehri iki yakaya ayıran Mostar Çayı üzerine oturtulmuş bu nadide eser, son savaşta toz-duman olmuş. (Restore edilen bu nadide eser, elbette eskisi gibi değil. Bunu eski fotoğraflardan anlıyoruz.) İki başında camisi ve çarşısı ile bir abide görünümünde… Mostar Ovası. ..Ovayı bölen karayolu, sağlı-sollu yerleşim merkezleri, üzüm bağları ve meyve bahçeleri ile bezeli… Yolun bir tarafında Müslümanlar, diğer tarafında Hırvatlar ve Sırplar yaşıyor. Cami gördüğünüz yerde Müslümanlar, görmediğiniz yerde Müslüman olamayanlar yaşıyordur.  Hırvatlar ve

Sırplar…

 

Bosna-Hersek’te Müslüman olmak zor, İstanbul’da Türkiye’de Müslüman olmak çok kolay, ama Bosna’da zor, diyor Rıdvan Haliloviç Bey. Sonra ilave ediyor: “Müslümanları diğerlerinden ayıran üç önemliunsur var. Birincisi: Müslümanlar dürüsttürler. İkincisi: Müslümanlar  yalan söylemezler. Üçüncüsü: Müslümanlar emanete ihanet etmezler.” Bir bomba yağmuruna tutulmuş tarihi eserlere ve yerle bir edilen Boşnak mahallelerine bakıyoruz, bir de  bu eserlerle birlikte ailelerini yurtlarını, yuvalarını korumak uğruna  şehit düşmüş, şehitlikte yatan binlerce Bosnalıya bakıyoruz. Gerçekten Bosna’da Müslüman olmak çok zor.

 

“Neden Bosna” diye düşündüm hep. Evet. Neden Bosna. Bunca  insanın, bunca tarihi eserin katledilmesi neden? Çünkü burası Osmanlının  büyük yatırımlar yaptığı, Avrupa’nın Kudüs’ü sayılan,

üç semavi dini bir arada barındıran kanton… Bosna-Hersek kantonu…

 

Savaşın yakıp yıktığı Bosna’yı yeniden ayağa kaldırmak için kadın-erkek elele, omuz omuza yürekleri ile çalışıyorlar. Erkekler devlet sektöründe, kadınlar ise her yerde. Dükkan açmış, Boşnak böreği yapan- satan kadınlar, büfelerde garsonluk yapanlar. Otel-motel ve pansiyonlarda çalışan kadınlar . Hepsi bakımlı, hepsi düzgün giyimli… Tesettürlü  olanları  da, modern giyinenleri de şık ve bakımlı…

 

Travnik, çok özel bir yer.Burası, sular ve minareler şehri olmalı. Her yanda topraktan fışkıran su sesleri bestekarı bilinmeyen namelerle doluyor kulaklarımıza… Şehri baştan başa gezemedik ama, minare sayısı hayli fazla idi.  Travnik’te ilk tanıştığım, şehrin girişindeki Elçi İbrahim Paşa Medresesi oldu. 1706 tarihli bu medrese, bugün İmam-Hatip Lisesi görevini yapıyor. Bosna’da halen medreseler faaliyette ve o yüzden olsa gerek İslamiyet ve Osmanlı kültürü değişime uğramamış…Medreseye girdiğim zaman dikkatimi çeken şey, Fatih Sultan Mehmet Han’ın Bosnalı Hıristiyanlar için verdiği koruyucu nitelikteki ferman oldu. Medreseden çıkınca karşı tepedeki  Osmanlı Türk  Kalesi bütün ihtişamı ile karşımdaydı. Şehri bu kaleden koruduk, diyor tercümanımız Fahreta. Kaleye çıkma şansım olmadı…

 

Bir başka önemli eser de, Alaca Camisi idi. Balkanlarda dış cephelerinde  ahşap süslemeler olan camilere Alaca Camisi denildiğini biliyoruz. Bu caminin diğer adı da Süleyman Paşa Camisi’dir. 1757 yılında Bosna Veziri Sopasalan Kamil Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.  Travnik şehrine Osmanlı – Türk mührünü vuran üç büyük eserden biri olduğu bilinir. Ayrıca Travnik için “dualı şehir, düşmeyen tek şehir“ deniliyor. Son savaşta daha doğrusu katliamda Bosnalılar şehri kaleden koruduklarını söylüyorlar.

 

Buraları Anadolu’nun herhangi bir şehri ile ne kadar da benzeşiyor. Yollar, göz alabildiğince yeşilliklerle dolu. Karadeniz’de geziyormuşuz hissini uyandırıyor insanda.

 

Blagay denilen yerde, Bujina Nehri’nin kaynağının hemen yanında kurulmuş Alperenler Tekkesi. Muhteşem bir kayanın üzerinde  yükselen dağın  altından çıkan suyun kenarında kurulmuş olan bu tekkeyi, Türklerin en büyük, en önemli tarikat önderi, Yesevi Tarikatının kurucusu, Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencisi Sarı Saltuk kurmuştur. Bu tekke sayesinde İslamiyetin Avrupa’ya Omanlı’dan önce gittiği bilinir.  Tekkeler ortamı hazırlamış ve Türkler Balkanları kolaylıkla almışlardır. Tekke’nin çok güzel bir mimarisi var. Tipik Safranbulu evlerine benzeyen sade bir konak. Konağın alt ve üst katında çok büyük olmayan iki balkon var. Alt kattaki balkondan merdivenle ırmağa iniliyor. Balkonun parmaklığına asılı duran bakır tası suya daldırıp, doldurduğumuz buz gibi sudan kana kana içtik.

 

Tekkenin tam karşısındaki lokantada taze balık yemenin zevki bir başka idi. Lokantalarda ya

et yersiniz, ya balık. Bir de hamur işleri. Öyle yeşil sebze, kıvırcık, marul filan aramayın, bizim karışık mevsim salatası da uğramaz sofralara. Savaştan çıkan bir millet… Muhtaç olduğu çok şey var ama onlar öncelikle bir alışveriş merkezi istiyorlar. Bir iki bölgede var, ama onlar dost  bilmedikleri bir ülkenin  açtığı müesseseden alış veriş  yapmak istemiyorlar. Blagay’daki Sarı Saltuk, Yesevi Hazretlerinin yüz bine yakın öğrencisinden biridir ve İslam dinini tebliğ için buralarda bulunmaktadır.

 

Buraya kadar, Bosna’da görüp hissettiklerimden bir bölümü paylaşmak istedim. Tamamını yazmaya kalksam ciltlere sığmaz. Burada gerçekleştirilen toplantılar, sempozyumlar, sunulan tebliğler ve törenler erbabınca anlatılacaktır. O sebeple ben bu kadarla yetineceğim.

07.Kasım.2008

 

 

 

Formun Üstü

 

Eki 03

Cumhuriyet

,

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK

Bugün Türkiye, yarıya yakını gençlerden oluşmuş 80 milyonu aşan nüfusu, gelişmekte olan ekonomisi, siyasi yapısı, güçlü ordusu, 10 000 yıla varan köklü tarihi, kültürü ve Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının merkezi konumundaki coğrafi ve jeostratejik yapısı itibarı ile önemli bir ülkedir. Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar gibi üç kritik bölgenin ortasındadır. Eskinin ipek yolu, bugünün ise enerji yolu üzerinde bulunmakla önemi bir kat daha artmıştır. Tarih boyunca ve bugün hep hareketli bir çevre etkisinde kalmış, bölgede çıkarları olan güçlerin tehdidini daima hissetmiştir. Bu zor coğrafyada bugün Türkiye; Avrupa Konseyine, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (geçici üye), Kuzey Atlantik Paktına (NATO), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütüne (OECD), Karadeniz Ekonomik İşbirliğine (BSEC), Karadeniz Donanma İşbirliğine,  İslam Konferansı Örgütüne, Ekonomik İşbirliği Örgütüne (Orta Asya), D-8 VE G-20 Ülkeleri Birliğine üyedir. Avrupa Birliği üyeliği için ise halen adaydır.

Son iki yüz yılda batının ekonomik, teknolojik ve siyasi yükselişine ayrıca silah gücüne karşın, kötü idarecilerin yönetiminde gerileyen Osmanlı İmparatorluğu bir anda büyük felaketlerin eşiğine getirilmiştir. Aynı zamanda Balkan’lardan Kafkas’lara ve Yemen’e kadar 15 cephede birden, 1.dünya savaşını yaşamış ve maalesef  bu savaştan yenik çıkmıştır (Mondros antlaşması 30 Ekim 1918). Balkan’larda, Çanakkale’de, Kafkas’larda ve Arap çöllerinde milyonlarca askerimiz ve insanımız telef olmuştur. Emperyalist güçler başta petrol olmak üzere Osmanlının topraklarındaki zenginlikleri pay etmişlerdir (Sevr, 10 Ağ. 1920). Ülkemiz parçalanmış, yok edilme durumuna getirilmiştir.

Bu çaresiz durumda Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 19 Mayıs 1919 da Anadolu’ya geçerek, Osmanlı İmparatorluğundan ayrı olarak, Türk milletinin milli mücadelesini başlatmıştır. O’nun cumhuriyet ve demokrasi aşkı, daha kurtuluş savaşına başlamadan, 23 Nisan 1920 de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) kurulmasını sağlamış ve Kurtuluş savaşını bu meclis yürütmüştür. Başta, batı Anadolu’yu işgale kalkışan Yunan orduları (10 Ocak 1921 de Bursa Eskişehir yolunda, 10 Temmuz 1921 de Sakarya’da, 26-30 Ağustos 1922 de Dumlupınar’da meydan savaşları vererek), tamamen yok edilmiş, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Ruslar da işgal bölgelerinden kovulmuştur. Türk’ün büyük iradesi karşısında yenik düşen emperyal güçler, 24  Temmuz 1923 Lozan andlaşması ile kendi yenilgilerini, bizim de galibiyetimizi ve bağımsızlığımızı kabul etmişlerdir. Böylece küllenen bir imparatorluğun külleri üzerinde alev alev genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur.    29 Ekim 1923 de ATATÜRK’ün kurduğu cumhuriyet, dünyanın en güçlü devletlerine karşı verilen bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleşmiştir. Bu, ATATÜRK’le birlikte binlerce şehit ve gazinin eseridir. Bugün cumhuriyetimizin 95. yılını kutluyoruz. Kutlu olsun.

Cumhuriyet; milletin kurduğu, milletin kendi kendini yönettiği, egemenlik kaynağının millete ait olduğu, hükümet ve devlet başkanının, kamu tüzel kişiliğini temsil eden bir heyet tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği bir yönetim biçimidir. Diğer bir anlamda, devletin temel  organlarının seçimle  iş başına geldiği  bir yönetimdir. Bu yönetimde demokrasi, en iyi şekilde uygulanır.

Bunu ATATÜRK şöyle vurgulamıştır. “Bu yönetimde hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir”. Cumhuriyetteki birinci hedef demokrasidir. Yine ATATÜRK, “cumhuriyeti kurduk. Şimdi sıra demokrasidedir” derken, çok partili bir sisteme de işaret etmiştir. Bu rejim, demokrasi kavramını geliştirmek ve yerleştirmek zorundadır. Cumhuriyet özgürlüktür, bağımsızlıktır. Her alanda ilerlemenin yolu ve insanca yaşamaktır. Yine buradaki özgürlük, başkalarının hakkına tecavüz eden sınırsız bir özgürlük değildir. Demokrasi bu sınırların ölçüsünü koymuştur. Başkasının hak ve hukukuna mutlak riayet ve adalete saygı esastır.

Cumhuriyette;

  1. seçim
  2. kamu yararına hizmet, millete hizmet
  3. yasalar karşısında eşitlik
  4. devlet yönetimine eşit katılım
  5. temel hak ve özgürlüklerin devlet teminatında olması
  6. çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın hedeflenmesi (uygar toplum olma), esastır.

Siyasi yetkinin halk oyuna dayandığı demokrasiler, bazen karşımıza İngiltere, Hollanda, İspanya, Norveç ve Japonya gibi monarşik bir yapı ile, bazen de diktatörlükle yönetilen Çin (halk cumhuriyeti) ve İran (İslam cumhuriyeti) gibi ülkelerin de, cumhuriyet adı altında karşımıza  çıktıkları görülmektedir.

ATATÜRK, batılıların tabiri ile yüzyıllarda bir yetişen dahi bir asker olmakla beraber, çağa damgasını vurmuş bir siyaset ve devlet adamı ve de filozof denilebilecek yapıda bir düşünürdü. O, halkın iradesinin yüceliğini kavramış, ezilmiş milletlerin acılarını ruhunda duymuş ve batılı emperyalistlerin sömürü  sistemini çok iyi bir analizle, hem batıya hem doğuya, yani hem ezenlere, hem ezilenlere çağa ve geleceğe uygun mesajlar vermiştir. Bugünkü küresel yapıyı tarif etmiş, zulüm gören milletlere de bağımsızlıklarında, kurtuluşlarında bayrak olmuştur.

ATATÜRK kurduğu cumhuriyette, günümüz koşullarına uyan  demokrasi, laiklik, sosyal devlet, hukukun üstünlüğü, adaletin yüceliği gibi kavramları da yerleştirdi. Sonra onu, müspet ilim sahibi, hürriyet aşığı, eğitimli, kültürlü, geleceğe güvenle bakan, fikri hür vicdanı hür irfanı hür aydın bir gençliğe; “Ey Türk gençliği, birinci vazifen Türk istiklalini ve Türk  cumhuriyetini ilelebet (sonsuza dek) korumaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyerek,  emanet etti. ATATÜRK, bunun için şöyle diyor: “zira, hürriyet ve istiklalimizin kıymetini; çağdaş eğitimli, yüksek ruh yapısına sahip, fedakar gençler, bu uğurda ölen askerlerden çok daha iyi bilebilirler. Cumhuriyeti kurmak için çok kan döktük. Gerekirse korumak için de aynı şeyi yaparız. Fakat  istiklal, hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil, bunların değerleri bilinerek korunmalıdır. Cumhuriyet fazilettir, Cumhuriyet en gelişmiş ve en ileri, çağdaş devlet ve hükümet şeklidir. Onun için kılıçla elde edilen zaferler; siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıdır”.

ATATÜRK’e göre cumhuriyet, Türk milletinin tabiat ve yapısına en uygun idare şeklidir. Cumhuriyet, milli egemenlik idealini, milletin irade ve egemenliğini, vatandaşın devlete, devletin vatandaşa karşı hak ve görevlerini en iyi düzenleyen yönetim şeklidir. Milli egemenliği ise; ATATÜRK, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek vurgulamıştır.

Cumhuriyetin 10. yıl nutkunda ATATÜRK, “az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan cumhuriyettir, Cumhuriyetin temeli, büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlatlarından oluşan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve bilincinde kurulmuştur. İlkeleri de milletin ruhundan doğmuştur.  Cumhuriyet, Türkiye’nin en büyük devrimidir. Cumhuriyetin, milletin kalbinde kök saldığını görmek en büyük emelimdir. Bu rejimle millet ve memleket, dünya üzerinde en üstün yere gelecektir. Türkiye Cumhuriyeti her anlamı ile, büyük Türk milletinin öz ve aziz malıdır. Değerli evlatlarının elinde daima yükselecek, sonsuza dek yaşayacaktır. Benim naçiz vücudum elbet birgün toprak olacaktır. Lakin Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Bu kadar matemler ve felaketler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki, vatanı yeniden yapmak, orada mutlu ve özgürce yaşayabilmek için kesinlikle egemenliğine sahip çıkmak ve cumhuriyet bayrağı altında tüm evlatlarını topluca ve dikkatlice muhafaza etmek zorundadır”. “Benim en büyük eserim cumhuriyettir”.

Türklerin verdiği istiklal savaşı ve kurduğu cumhuriyet, tüm mazlum milletlerin hürriyet ve istiklal aşkını da dile getirmiş, onlara örnek olmuş ve bundan sonra da onlara bayrak olacaktır.

 

 

 

 

 

Eki 25

Anadolu Aydınlar Ocağı Çekmeköy’de “Büyük Orta Doğu Projesini Konuştu”

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof.Dr.Tb.Albay İbrahim Öztek ve yönetim kurulunun katıldığı aylık değerlendirme toplantısı Erdem Medya yönetim kurulu başkanı Sedat Erdem’in ev sahipliğinde Çekmeköy Anadolu Birleştirici İş Dünyası derneğinde gerçekleşti. Genel başkan Pof. Dr. İbrahim Öztek’in sunumunu yaptığı “Büyük Orta Doğu Projesi” konulu panel katılımcılar tarafından tam not aldı.

Bölgemize gelip yerleşen ABD, Büyük Orta Doğu Projesi adı altında, kendi kıtasından on bin kilometre uzakta dünyanın en büyük imparatorluğunu kurdu. Bu proje aslında Büyük Amerikan Projesiydi diyen Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı İbrahim Öztek ” Bu proje Türk ve İslam ülkelerinin tüm varlıklarına el  koymak projesi” olduğunu bilmemiz gerekiyordu.

Çekmeköy’de aylık değerlendirme toplantısında katılımcılara hitaben konuşma yapan Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı İbrahim Öztek konuşmasına şöyle devam etti ; Neydi bu Büyük Ortadoğu Projesi ? Ekonomik işbirliği mi,  Kültürel işbirliği mi, Bilimsel işbirliği mi, Siyasi işbirliği mi, Askeri işbirliği mi,   hayır! Hiçbirisi değil. Bu proje; Fas’tan Pakistan’a uzanan, hatta Çin sınırlarına kadar sosyal, kültürel ve mental gelişimini tamamlayamamış Türk ve İslam ülkelerinin tüm varlıklarına el  koymak ve sömürmektir. Ayrıca, günümüz kritik enerji maddesi olan petro-gazdan Çin, Japonya ve Avrupa’yı uzak tutmak ve İsrail’in emniyetini sağlamaktır .

Bu Plan, Büyük Ortadoğuyu İstila Planıdır

  1. Dünya savaşının nedeni de, hakim güçlerin Osmanlı topraklarındaki petrolü ele geçirmek için değilmiydi.  Bugün oyunun ikinci perdesi oynanmaktadır. Bugünün Ortadoğusu yüz sene öncesinin Osmanlı Türk toprağı idi. Emperyal güçler kana doymamıştır. Ayrıca Türkiye, Dünyanın en büyük uranyum, toryum ve bor yataklarına sahiptir. Karadeniz hidrojen sülfür deposudur. Dicle ve Fırat’ın suları onlardan da kıymetlidir. Bu nedenle BOP’nin hedefindeki en önemli ülke Türkiye’dir.

Bugün “Ortadoğuya hakim olan, stratejik olarak bütün Dünyaya hakim olabilir”.

Bölgenin güçlü ülkesi Türkiye ve kardeş Azerbaycan zengin enerji depoları ve enerji yolları nedeni ile ayrıca projenin hedefindedir. Üçüncü perde İran’ın nükleerini bahane ederek, önce Avrupa’ya giden petrolünü engellemek, daha sonra Hind’e ve Çin’e giden enerji yollarını kesmektir. Dördüncü perde Orta Asya zenginlikleridir. Beşirci perde Çin’i kıtasına hapsetmektir. Bunun için Büyük Amerikan Projesi,  Büyük Amerikan imparatorluğuna dönüşmektedir.

Kore savaşından bu yana Türkiye’yi daima aldatmış

Dünya petrol  ve gazının % 70’ i Ortadoğuda ve Hazar havzasındadır. Yüz yıl daha bölge, dünyanın petro-gaz ihtiyacına cevap verecektir. Dünün ipek yolu, bugün enerji yolu haline gelmiştir. Bu yolun önemli bir kısmı Rus petro-gazı, BTC, BTE, TANAP, NABUK, Trans Hazar gaz boru hattı olarak Türkiye ve Azerbaycan’ı ilgilendirmektedir. Bunlar Türkiyenin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğu gibi Avrupa için de önemlidir. ABD’nin bu masum enerji yollarına  yönelik hain planları bulunmaktadır. Bu hain plan, gizliden gizliye  Irak ve Suriye yaptırımları ile NATO’nun da desteğini görmektedir. Amerika, Kore savaşından bu yana Türkiye’yi daima aldatmış, bugün de sahte iltifatlarla Türkiye’nin gözünü boyayarak, Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de resmen silahlı güçleri ile şantaj ve tehdit oluşturmaktadır.

S400 ve Boing uçakları Rusya ile ABD’yi engellememize yetmemektedir

Amerikan-PKK-PYD-İŞİD oyunu ile Rojova adı altında Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan ve ABD’nin gelecekte petrol-gaz sevkiyatı için hazırladığı koridorda, Kobani ile başlayan aldatmacanın ayrı bir sonucudur.Rusya’dan alınacak S400 füzeleri ile Amerika’dan alınacak Boing uçakları, Rusya ve ABD’yi engellememize yetmemektedir.

Çin de artık bu ekonomiyi oluşturmak için petrol-gaz bağımlısı haline gelmiştir

2020 yılında, yani iki yıl sonra dünyanın en büyük ekonomik gücü olma yolundaki Çin de artık bu ekonomiyi oluşturmak için petrol-gaz bağımlısı haline gelmiştir. Orta Doğu ve Hazar enerji yollarını kendisine çevirme gayreti içindedir. Bunun için Tel Aviv’den Kızıl Denize, Hazar denizinden de Basra körfezine kanallar açarak, daha kısa ve daha emniyetli yollardan bu enerji maddelerine kavuşma çalışmalarını sürdürmektedir. Bunun yanı sıra Türkmenistan, Kazakistan ve Rusya’dan ülkesine değişik yollarla petrol-gaz sevkiyatına başlamıştır. 8000 kilometreye varan boru hatları bitmek üzeredir.

  1. milyon insan hayatını kayıp etti. Petrolün bedeli 100 yıl daha kanla ödenecek 

Şanghay İş Birliği Örgütü; ekonomik, siyasi ve askeri işbirliği kapsamında ABD’ye karşı kurulmuştur. ABD, 22 adet uçak gemisi, Şanghay Birliğinin hemen hemen iki mislinden fazlasına sahip olduğu  16.000 kadar savaş uçağı ve diğer kuvvetleri ile halen dünyadaki en büyük güçtür. Küresel sermayaye hükmedenler, bu sermaye ile ülke yönetimlerinde pembe veya yeşil devrimlerle yeni ortaklar veya işbirlikçiler edinmektedirler. Buna terör örgütleri de dahildir. Bu sermayenin en büyük ortağı ABD, BOP kapsamında sözde etkinlik alanına giren Irak ve Suriye’nin petrol-gazına sahip olma  amacı ile  yaptığı eylemler sonucu bölgede iki milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş,  yedi sekiz milyon insan da yerinden yurdundan edilmiştir.

Bir damla petrol, bir damla kandan kıymetlidir

Winston Churchill’in, “bir damla petrol, bir damla kandan kıymetlidir” sözünün boş olmadığı ortadadır.  Churchill, bu ifadesi ile bölge insanına da kıymet biçmiş olmaktadır. Bölgemizde daha 100 yıl petrolün bedelinin kanla ödeneceği açıktır. Orta doğu sahipsizdir. Bölgede Şanghay işbirliğine benzer bir kuruluş, bölge çıkarları açısından gereklidir. Bugün için son derece kıymetli olan bu stratejik maddenin büyük bir kısmı halen Türk topraklarından elde edilmektedir. Ya Türk Birliği için ne zaman harekete geçilecek diyerek konuştu.

Sedat Erdem’e teşekkür plaketi takdim edildi

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı İbrahim Öztek tarafından ev sahipliğinden ve aynı zamanda Anadolu Aydınlar Ocağı yeni üyesi olan Sedat Erdem’e plaket takdim edildi. Teşekkür konuşmaları ve karşılıklı soru ve cavapların verildiği programlar çekilen hatıra fotoğrafları ile ilerleyen saatlere kadar devam etti.

 

Eki 30

Cumhuriyet’i Sonsuza Kadar Yaşatmak Asli Görevimizdir

Dr. Sakin ÖNER

                Bugün Türkiye Cumhuriyetinin  kuruluşunun,  95. Yıldönümünü idrak etmiş bulunuyoruz. Cumhuriyet, her şeyini kaybetmiş olan bir milletin ulusal bağımsızlığını kazanabilmek için giriştiği milli mücadelenin sonucunda elde ettiği büyük bir zaferin sonucudur. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan bu zafer,  tüm zorluk ve sıkıntılara karşın inanç ve kararlılığının bir zaferidir.

Biz Cumhuriyet sayesinde, üniter  yapıda millî,  laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurlu bir yurttaşı olduk, millet olma bilincine ulaştık. Biz Cumhuriyet sayesinde,  uygar dünyanın özgürce düşünebilen ve eşit hakları olan onurlu bireyleri olma imkanını kazandık.  Biz Cumhuriyet sayesinde,  çağdaş uygarlık hedefi yolundaki atılımlar sonucunda uygarlığın nimetleri ile tanıştık.  Biz Cumhuriyet sayesinde, şanlı tarihimizin ve kültürümüzün zenginliklerini, Türk insanının ufuk genişliğini ve dinamik yapısını keşfettik.  Biz Cumhuriyet sayesinde,   eğitim, kültür, sosyal ve ekonomik  alanda çağlar üzerinden atlattık. Biz Cumhuriyet sayesinde,   hiç değer verilmeyen Türk kadınına, başta seçme ve seçilme hakkı olmak üzere kadın haklarını çağdaş dünyanın birçok ülkesinden önce hayata geçirdik,  kadınların eğitimine büyük önem verdik.

Bunun için Cumhuriyet’i  bilmek yetmez , öğretmek; anlamak yetmez , anlatmak; sevmek yetmez , sevdirmek; övünmek yetmez, savunmak ve  yaşamak yetmez , yaşatmak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti o zaman ilelebet payidar olacaktır. Milletimiz Cumhuriyet rejimi ile kazandığı değerleri, toplum hayatının vazgeçilmez unsuru olarak benimsemiştir. Cumhuriyet; dili, bayrağı, marşı ve başkenti, temel nitelikleri ile ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ifade eder.  Aziz Atatürk! Kurduğun ve bize emanet ettiğin  çağdaş, demokratik ve laik Cumhuriyetimizi sonsuza kadar yaşatmak asli görevimizdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, yokluklar içinde yapılan bir mücadele sonucunda, hasta ve tükenmiş  bir imparatorluğun küllerinden kısa sürede genç ve zinde bir Cumhuriyet kurmayı başaran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk   ve silah arkadaşlarını, canından aziz bildiği vatanı için kanlarını bu toprağa dökmüş  aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet,  minnet ve şükranla anıyoruz.

Cumhuriyet Bayramınızı en ulvi duygularımızla kutluyor ve saygılar sunuyoruz.

 

Eki 25

Türk Vatandaşı Olmak

Ali Kemal GÜL

Çocuklarımızın “Andımız“ı “mahkeme kararıyla” okuyacak olmasından, “Andımız“ı okumak için böyle bir mahkeme kararına muhtaç olmamızdan dolayı bir Türk milliyetçisi olarak, Atatürk’ün öngördüğü ilke ve inkılâplarına bağlı bir Türk Vatandaşı olarak hicap duymaktayız. Açıklayayım:

***

“Türk’üm, doğruyum, çalışkanım…”

Ve Türkiye Cumhuriyeti’nde, bunu haykırabilmek için “mahkeme Kararı”na ihtiyaç duyuyoruz!

***

“İlkem: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,

Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.”

Fakat bunu ancak yüksek mahkeme izin verirse ilan edebiliriz!

***

“Ülküm: Yükselmek, ileri gitmektir.”

Lakin alçalmak ve geriye gitmekle meşhur bir kafa bunu yasaklamaya cüret edebilir!

***

“Ey Büyük Atatürk!

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. “

Ama gönlümüzden!

***

Ve

“Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

***

Milli Eğitim Sistemimizde çocuklarımızın gelişmekte olan kültür genlerini milli hassasiyetlerimizle besleme amaçlı okutulan ‘’Andımızın’’ yazarı, Reşit Galip gibi özgür ruhlu, öz güvenli, mücadeleci, toplumcu, sorumluluk duygusuna sahip, ilerici, insan odaklı evlatlar yetiştirmeyi amaçlar.

***

“Türkiye’yi kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli, Atatürk‘ün bu tanımıdır. Atatürk, devleti bu tanım üzerinde kurmasaydı, başarılı olamazdı. Zira ulus devletler çağı çoktan başlamıştı ve Türkiye’nin başka çıkış yolu yoktu.

***

Kısacası, mensubiyet şuuruyla bu ülkenin vatandaşı olan herkes Türk’tür. Bu noktada ırkçılık, etnik asabiyet yoktur. Türk milleti kavramı binlerce yılda oluşturulan soylu bir ortak kültürün adıdır. Bir etnisitenin, asabiyet oluşturan bir kavmin adı hiç değildir. Gönül dilimiz engin tarihimizin oluşturduğu ortak kültür dilidir. Türkçe resmi dilimizdir.

***

Bilindiği gibi, anayasa, kanunlar, cumhurbaşkanlığı, hükümet, meclis, yargı, ordu, polis, eğitim kurumları, kısacası devlet kimin içindir? Türkiye için “Müslüman vatanı” diyenleriniz var ama İslam dini millî değil, evrenseldir. Bir vatanın sahibi ise bir millet olmak zorundadır!

Atatürk‘ün sözlerini biliyorsunuz: “Şüphe yok ki, arkadaşlar, millet, birçok fedakârlık, birçok kan pahasına, en nihayet elde ettiği hayat dayanağına kimseyi tecavüz ettirmeyecektir. Bugünkü hükümetin, Meclis’in, kanunların, Anayasa’nın mahiyeti ve hikmeti hep bundan ibarettir!”

***

O halde, her ülkenin eğitim kurumları o ülkeye ait vatandaş yetiştirmekle mükelleftir. Örneğin İngiltere’de İngiliz Vatandaşı Almanya’da alman Vatandaşı Amerika’da Amerikan Vatandaşı yetiştirir eğitim kurumları, dünya Vatandaşı yetiştiriyorum iddiası ihanettir. Milli güvenlik meselesidir.

Devlet vakıf ve özel kuruluşlara ait tüm eğitim kurumları Türk devletinin ve Türk milletinin ihtiyaçlarına ve değerlerine göre eğitim yapmak zorundadır, bunu denetlemek ve yönlendirmek devletin hakkı, görevi ve mesuliyetidir.

Türk milletinin çocuklarına Türk devletinin para ve imkânları kullanılarak dünya vatandaşlığı elbisesi giydirmek kimsenin hakkı ve haddi olmamalıdır Türk coğrafyasında Türk Vatandaşı yetiştirilmelidir bunun aksi davranışlar önlenmeli Türk değerlerine dayalı eğitim esas olmalıdır.

Eğitim politikalarının teşekkülü sürecinde Devletimizin ve Milletimizin imkânları dâhilinde ihtiyaçlarının karşılanması esas alınarak çerçeveler belirlenmelidir. Türkiye’de çalışma imkânı olmayan alanlarda eğitim planlamak beyinlere yönelik cinayettir, ABD ye beyin devşirmektir.

Her ne sebeple olursa olsun milli hassasiyetlerimizi dışlayarak beynelmilelciliğe uyumlu ve bütünleşmiş eğitim yapmak, buna göz yummak, teşvik etmek çok ciddi milli güvenlik meselesi olarak kabul edilmeli ve karşı tedbirler güvenlik ekseninde üretilmelidir.

Türk eğitim kurumları kendi ihtiyaçlarımıza göre, milletiyle gurur duyan, adanmışlık lezzetine ulaşmış, değerlerimize saygılı, dünyayı izleyen anlayan, üretken, sevmeyi ve paylaşmayı idrak etmiş insanlar yetiştirmeyi şiar edinmelidir.

***

Ne dersiniz?

Andımızı yasaklarken, andımızda zikredilen ‘’varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ kavramını yasaklarken;  vatanı için, milleti için canını veren Çanakkale şehitleri hata mı yaptı? Sakarya savaşında şehit olanlar hata mı yaptı? Dumlupınar şehitleri hata mı yaptı ya da Büyük Taarruzda millet olarak binlerce şehit verdik; hata mı yaptık?

ABD Başkanını dinlemedik Kıbrıs’a çıkartma yaptık; hata mı yaptık?

Kuvay-ı Milliye’yi çok iyi bilenler, Kara Fatmaları, Şerife Bacıları, Nene Hatunları, Sütçü İmamları, Şahin Beyleri çok iyi bilenler… Kağnılarımızın gıcırtıları hâlâ kulaklarında dünyanın, Çanakkale’de ölüme koşan liselilerimiz gözlerinin önünde hâlâ bütün dünyanın… Çocuklarımıza ‘’andımızı’’okutmakla, çocuklarımızın genlerini bu milli bilinçle beslememiz mahkeme kararıyla olmuşsa, bu içler acısı duruma sebep olanlar hakkında söyleyecek bir söz bulamıyorum, sadece hicap duyuyorum.

Türklük şuurundan yoksun, bu ülkenin sunduğu imkânlarla belli mevkilere gelmiş nankörlere hatırlatalım:

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, ne kadar güçlü olursanız olun, hangi sıfatları alırsanız alın, Türklük bu ülkenin hamurudur, silemeyeceksiniz.

Türklük bir tan yeridir, gün doğumudur, aydınlıktır. Binlerce yıllık bir yaşamın özetidir. Emperyalist maşalarla, iş birlikçilerle, hamasetlerle değişmez, değiştirilemez.

 

 

 

Eki 03

Ortadoğu Karmaşası Ve Mültecilere Vatandaşlık Verilmesi

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Ortadoğu kazanı başta Rusya ve ABD tarafından öyle kaynatılmış ki, ne altındaki ateş kolay sönebilir; ne de kazandaki su soğutulabilir.

Türkiye’nin Ortadoğu ve Suriye politikasındaki yanlışları tamir etmeye çalışıyoruz. Ancak öyle yanlış adımlar atılmış, ABD’den fazla Esad düşmanlığı yapılmış ki işin içinden çıkmak zor. Oysa Suriye’nin çıkarlarıyla Türkiye’nin çıkarları örtüşüyor. İki ülke de toprak bütünlüklerini koruma ihtiyacı duyuyor. Türkiye’nin Afrin ve Fırat Kalkanı gibi başarılı harekatlarında birlikte olduğu rejim karşıtı gurup dolayısıyla Şam ve Ankara haliyle yakınlaşamıyor.

Amerika’nın Ortadoğu politikası karıştır, çatıştır ve oyala üzerine kuruludur. Ortadoğu’da her ülke kendi milli menfaatlerini korumak ile meşguldür. Aslında sadece ABD’nin değil; birçok ülkenin kendilerine göre büyük Ortadoğu projeleri vardır.

ABD daha önce Irak’ın, günümüzde de Suriye’nin kuzeyini birleştirerek bir gecekondu devletçik kurma peşindedir. Bizim için İblid kadar, hatta daha da fazla Fırat’ın doğusu önem taşımaktadır. Burada sözde dost ve müttefikimiz Kürtlere ordu kuruyor. ABD Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde oynadığı oyunla Türkiye’ye ve İran’a gözdağı vermektedir. ABD Patriot sistemini bize vermeyerek  muhtemel hava saldırılarına karşı Türkiye’yi savunmasız bırakmıştır. Türkiye’nin Rusya’dan S-400’leri alması kadar normal birşey olamaz. ABD, PYD-PKK güçlerini Türk savaş uçaklarından korumak için sınıra elektronik radar sistemi yerleştiriyor. F-35 uçaklarına ambargo koyuyor. Rahip Brunson’u bir koz olarak kullanıyor.

ABD ile Rusya arasında bazı konularda ittifak vardır. Her ne kadar Rusya Dışişleri Bakanı Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelen ana tehdidin Fırat’ın doğusundan ve bağımsız özerk yapılardan geldiğini söylemekte ise de; ABD’nin müttefiki olan PYD temsilciliğini Moskova’da açmıştır.

ABD Türkiye ilişkilerinde ülkemiz Rusya ile ilişkileri geliştirmek durumundadır. Aynı şekilde Rusya-Türkiye ilişkilerini geliştirebilmek için ABD ile ilişkileri normalleştirmek ve Rusya’ya karşı koz olarak kullanmak durumundayız. Fanatik ve ütopik ABD veya Rusya düşmanlığı Ortadoğu gerçekleriyle çelişir ve menfaatimize değildir.

Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD-PKK ikilisi tarafından etnik temizlik yapılmakta ve bölge boşaltılmaya çalışılmakta, masum insanlar öldürülmekte, köyler yerle bir edilmektedir. Mültecileri ilerde Türkiye’ye karşı kullanacak olan süper güçler, Türkiye’ye göç dalgasının sürmesinden yanadır. Böylece Türkiye’nin nüfus yapısı değiştirilecek, mültecilerin bir kısmı PKK benzeri bir örgütlenme ile bize karşı savaştırılacaktır. Suriye mültecilerinin 3.5 milyon hatta daha fazla olduğu bilgileri vardır. Ülkemizde her 20 kişiden biri şu anda Suriyelidir. 2040 yılında her 13 kişiden biri Suriye Arab’ı olacaktır. Milli devlet anlayışı yıpratılacak, kurucu Türk unsuru zayıflatılarak milli kimlik tahribata uğratılacaktır. Bunlara bir de vatandaşlık vererek coğrafyamıza dinamit döşenmekte, beka sorunu yaratılmaktadır. 35 milyar dolarlık bir maliyetten bahsedilmektedir. Ancak bu rakam devamlı artmaktadır. Sorun Suriyeli düşmanlığı veya dostluğu değildir. Türkiye’nin Türk vatanı olarak kalıp kalmamasıdır. Milli devlet yerine, federal bir yapı düşünenler, Türklüğü etnik çağrışım yapıyor şeklinde görenler için bu olumsuz değişme rahatsız edici olmayabilir. Bazı sağ eğilimliler bunu “Müslüman kardeşliği” ile kamufle edebilirler. Bunlar aslında sağ eğilimli olup milliyetçi olamayanlardır. Aynı dine mensubiyet Suriyeli Araplarla Türkiye Türkünün kaynaşmasını, bütünleşmesini sağlamaktan uzaktır. Türkiye sosyal bütünleşme alanında da üstü örtülü mayınlı bir araziye dönüşmektedir. Kendisine yabancı kültür adacıkları doğacaktır. İstanbul başta bazı şehirlerimizde Suriyeli mafya doğmuştur. Uyuşturucu ve fuhuş dahil hayatta kalabilmek için her türlü pis işlere karışmaktadırlar. Sigortasız çalıştırılmakta ve işsizliği artırmaktadırlar. Türkiye’de yeni bir Selefi-Cihatcı terör dalgası doğabilecektir. Hanefi-Maturidi egemen anlayışının yerine, Selefilik öne çıkacaktır. Bugün ülkemizin karşılaştığı ekonomik krizi tetikleyen harcamaları ülkemiz mülteciler için yapmıştır. Türkiye’de artık ortadan kalkmış bazı hastalıklar nüksetmektedir.

Küresel rüzgarlardan medet uman bazı sağcı ve solcuları ve bilhassa romantik solu yükselen milliyetçilik uyandırmalıdır. Küreselleşme çağında milliyetçilik artık geride kaldı demiş olan bazı bakanlar, bakıp da gerçekleri görmeyenler uyanmalı mültecilere siyasi amaçlarla vatandaşlık vermenin ve vatandaşlığı açık artırmaya çıkarmanın yapılabilecek en büyük gaflet ve yanlış olduğunu anlaşılmalıdır. Kaldı ki Bilgi Üniversitesi tarafından yapılan “Kutuplaşan Türkiye” adlı araştırmada “mülteciler dönsünler” diyenlerin oranı %85 çıkmaktadır.

Tem 13

Batılıların gözleri önünde gerçekleşen Srebrenitsa katliamını unutmadık

Büyük bir insanlık trajedisi olan ve Batılıların gözleri önünde, sırf Müslüman oldukları için, 8 bin 372 Boşnak sivilin Sırp askerlerce hunharca katledildiği Srebrenitsa katliamı, üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen, Boşnak halkı ve İslam dünyası için kanayan bir yara olarak kalmaya devam ediyor.

Avrupa’nın ortasında ve Birleşmiş Milletlerce güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’da 400 silahlı Hollanda Barış Gücü askerinin gözleri önünde gerçekleştirilen ve 11 Temmuz 1995’te başlayan  bu katliamda, birçok kadın ve küçük yaşta çocuk da öldürülmüştür. Bu soykırım, sadece Bosna Hersek’te değil, tüm dünyada acının ve adalet arayışının sembolü haline gelmiştir.

Srebrenitsa katliamı. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

Aydınlar Ocakları olarak, bin yıldır Müslümanlara karşı sürdürülen haçlı zihniyetinin 20. Yüzyıldaki bir örneği olarak gördüğümüz Srebrenitsa katliamını gerçekleştirenleri şiddetle kınıyoruz. Bu katliamda ve Bosna’daki iç savaşta Sırp ordusunca şehit edilen Boşnak kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz. Boşnak kardeşlerimize sırf Müslüman oldukları için uygulanan bu soykırımı ve benzerlerini asla unutmayacağız ve unutturmayacağız.

 

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

 

Eki 18

Türkiye Kamu Sen Başkanlığında Türk Dünyasının Sorunları İle Ülke Sorunları Masaya Yatırıldı.

Türkiye Kamusen İstanbul İl başkanlığı, Anadolu Aydınlar Ocağı ve Hoca Ahmet Yesevi Vakfı başta olmak üzere birçok sivil toplum örgüt başkanlarının 13 Ekim 2018 günü İstanbul Koşuyolu Öğretmen evinde gerçekleştirdiği toplantıda önemli sorunlar dile getirildi ve çareler konusunda tartışmalar yapıldı.

Kamusen İstanbul İl Başkanı Remzi Özmen’in açış ve programa yönelik konuşması ardından Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Başkanı Erdoğan Aslıyüce, Dünya Türkleri ve Akraba Toplulukları Hizmet Derneği Başkanı Metin Özkan, Türk Ocağı Beykoz Şube Başkanı Mehmet Arslan ve birçok konuşmacı söz alarak aşağıdaki konuların kamu oyuna duyurulması ve ülke yöneticilerimizin gerekli çözümleri sağlamaları yönünde dilek ve temennide bulundular.

 

TÜRK DÜNYASI SORUNLARI:

  1. Başta Doğu Türkistan, Kırım-Suriye-Irak gibi bölgelerde yaşayan Türklerin can ve mal güvenliği tehlikededir. Erivan, Karabağ, Bulgaristan ve Yunanistan’da yok edilen veya yok edilmeye çalışılan soydaşlarımızın hakları korunmalı, kollanmalı yaşam hakları konusunda teminat istenmelidir.
  2. Bu ülkelerden yurdumuza gelen kardeşlerimizin devlet hizmeti almalarının önündeki engeller bir an önce kaldırılmalıdır. Eşdeğer eğitimleri konusunda denklikleri yapılmalıdır.
  3. Ülkemize eğitim amaçlı gelen Türk kökenli çocuklar art niyetli gurupların eline bırakılmamalı, merdiven altı eğitimlerin mutlaka önüne geçilmelidir.
  4. Doktora yapan öğrencilerden talep edilen kefaletin bulması oldukça zordur. Bu konuda gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır.
  5. Türk Dünyası ve Ata yurdumuzla kültürel bağların kuvvetlendirilmesi için Belediyelerce Balkanlara yapılan sosyo-kültürel gezi ve ziyaretler bu ülkelere de yapılmalıdır.
  6. Okullarımızda Türk çocuklarına Türk dünyası tanıtılmalıdır.

9-Türk Dünyası Bakanlığı ve koordinasyon merkezleri giderek önem kazanmaktadır.

 

ÜLKE SORUNLARI:

  1. Her şeyden önce geçtiğimiz günlerde Batman-Gercüş’te Mehmetciğimize yapılan hain saldırıyı nefretle kınıyor, tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz.
    1. 24 haziran seçimlerinde yapılan vaatler doğrultusunda Kamu çalışanlarımızın özlük haklarının iyileştirilmesi.
    2. Kamuda işe alma ve terfilerin ÖSYM gibi güvenilir kuruluşlarca yapılması, dernek cemaat vakıf ve kişi kararlarına kesinlikle taviz verilmemesi.
    3. Anayasamızın 128. Maddesi gereğince devlet işlerinin, devlet memuru olmayanlara havale edilmemesi.
    4. Sözleşmeli personelin kadroluya dönüştürülmesi.
    5. Kamu çalışanları için kreş, öğle yemeği, dinlenme imkanı ve servis imkanlarının sağlanması.
    6. Üniversitelerimiz ve ilim yuvalarımızın liyakat ve adalet kavramı çerçevesinde Rektör ve yardımcılarının atanmasında özel davranışlardan kaçınılması.
    7. Üniversite branşlarının ülke ihtiyaçlarına göre planlanması ve yeni mezun olan öğrencilerin iş bulmada zorluk çekmemeleri.
    8. Andımızın okullarımızda yeniden okutulması konusunun ele alınması.
    9. Atatürk hava limanının yerini alacak olan yeni hava limanının adının Atatürk hava limanı olması.
    10. Memurumuzun enflasyona ezdirilmemesi için gerekli önlemlerin alınması. Mesai saatleri dışındaki çalışma saatlerinin iyileştirilmesi.
    11. Belediye çalışanlarının sosyal denge sözleşmelerinin standardizasyonunun sağlanması.

    Saygılarımızla Kamu oyuna duyurulur

     

    İMZALAR:

    Remzi ÖZMEN Türkiye Kamu Sen İstanbul İl Temsilcisi

    Erdoğan ASLI YÜCE Hoca Ahmet Yesevi Vakfı

    İbrahim ÖZTEK Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve Genel Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi

    Oktay ACAR Maturidi Yesevi Vakfı Başkanı

  2. Metin ÖZKAN Türk Dünyası Hizmet Vakfı Başkanı

    Bülent MAŞALI Türk Dünyası Siyasi Sorumlusu

    Serdar ŞAHİN Tek Bayrak Vakfı Başkanı

    Mehmet ASLAN Beykoz Türk Ocağı Başkanı

    Tarık Sülo CEVİZCİ Suriye Türkleri Eğitim ve Yardımlaşma Derneği

    Güngör YAVUZARSLAN Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslar Arası Gazeteciler Derneği

    Dr.Erdal KARATAŞ Bulgaristan Türkleri Stratejik Araştırma Derneği

    Murat ALTAN Kırım Türkleri Derneği

    Muhittin CANUYGUR Doğu Türkistan Gençleri Derneği Vakfı

    İhtiyar ABDAL Azerbaycan Eğitim ve Kültür Derneği

    Ağıl SAMETBEYLİ Azerbaycan Muhalefet Lideri

    Hicabi MERAL Aydınlar Ocağı Başkan Yardımcısı

    Erol GÜLER Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Kamu Sen İstanbul’a Bağlı Tüm Şubeler.

Eki 06

Ekonomik Kozmik Odamız Açılıyor mu?

 Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

 

Denetim yetkisi verdiğimiz ABD şirketi MC Kinsey IMF taşeronluğu ile bilinmektedir. Bu kuruluş küresel soygun sisteminin akıl hocasıdır. ABD’deki enerji skandalı ENRON yolsuzluklarına karıştığı, hileli iflası yönettiği ileri sürülmektedir. İlgi çekici olan bu şirket genelde iflasları yönetmektedir. Böyle bir yabancı şirkete denetim yetkisinin verilmesi anlaşılır gibi değildir. Efendim, icra gücü yok; fikir alacağız ve biz karar vereceğiz lafları çocuk kandırmadır. Ülkeyi yönetirken Mc Kinsey’in verdiği raporların dışına çıkabilecek misiniz? Eğer çıkabilecekseniz Türkiye’de bu şirketin işi nedir? Bu şirkete izin vermek ABD ile ilişkileri normalleştirme aracı mıdır? ABD’li rahibin serbest bırakılması bunu takip mi edecektir. Kamu denetimi yok mu sayılmaktadır?

Milli ve yerli kalacaksak eylemimiz ile sözümüz aynı olmalıdır. Dünkü yanlışları tekrar etmeyelim. Dün de IMF müfettişi Kemal Derviş’i bakan yaptık. Buna itiraz eden de olmadı. Daha sonra bu zat muhalif sözde sol partiye alındı. Sürekli yanılıyoruz ve aldatılıyoruz. Sayıştayın kaldırılan denetim yetkileri geri verilmeli, hatta genişletilmelidir. Hukuk devletinden taviz verilemez. Kemer sıkma ve tasarrufları arttırmak için denetime MİT’in yurt içi ve yurt dışı operasyonları da girecek midir? Milli Savunma Sanayi’ndeki başarılı üretimler terk edilip yeni tavizler karşılığı ithalat mı öne çıkacaktır? ABD ve küresel çete adına denetim yapacak ve para kazanacak bu şirket Türkiye Varlık Fonu’na dahil şirketlerimizin özellikleştirilmesindeki rolü ne olacaktır? Bu şirket ekonomik kaynakları küresel sermayeye transfer edecek ve finansal güçlerle ülke siyasetine yön verecektir. Böylece Türklerin elindeki birçok sanayi kuruluşu yabancıların eline geçecektir.

Düşündüğümüz gibi yaşayıp ilkeli olalım. Yaşadığımız gibi düşünürsek çok şey kaybeder, tanınmaz hale geliriz. Milliyetçiyiz demekle milliyetçi olunmuyor; sadece milliyetçiliğe özeniliyor. Milliyetçilik lafın ve hamasetin ötesinde ilkeli davranmaktır ve şuurlu eylem yapabilmektir. Bu son olay dahil; ne basit bir muhalif tavır takınmaya, ne de yapay, samimi olmayan ve özentiden ileri gitmeyen milliyetçi bir görünüme ihtiyaç vardır.

Bu yanlış yol, sağ eğilimli olmakla milliyetçi olmanın somut bir farkını da ortaya koymaktadır. Her sağ eğilimliği milliyetçi zannetmek yanlışı bizi yıllardır uğraştırmaktadır.

 

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar