Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

May 19

“Etnisite Harmanı” İddiaları ve Kimlik

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

 

Yıllardır milliyet, milli kimlik ve etnisite farklarını hala öğrenemedik. Bunları hep birbirine karıştırıyoruz. Milli kimlikle etnik ve mahalli sıfatları rakip gibi görüyoruz. Türkiye’de Türk Milleti dışında farklı milletlerin bulunduğunu ileri sürenlerimiz de var. Bunların millet kavramını da bilmedikleri veya maksatlı oldukları anlaşılmaktadır.

Bir gazetemizde Arslan Tekin Beyin yazısını okuyunca doğrusu bu anlaşılmayan konuyu tekrar düşündüm. Arslan Bey bu yazısında MHP’nin etnisite harmanı olduğunu ifade ediyor ve o kesimin içinden geldiğini belirtiyor. Aslında kendisinin zaman zaman çok faydalı aydınlatıcı yazılarını da okuyoruz.

Günümüzde MHP’nin veya başka bir siyasi partinin farklı etnisitelerden meydana gelen bir harman olduğunu iddia edebilmek doğru bir yaklaşım değildir. Harman olmak belirsizleşmektir. Bütün partilerde de etnisiteleri farklı ama milliyetleri ve milli kimlikleri bir olan insanlarımız bulunabilir. Ancak, bugün farklı etnisitelerden insanların arayışına neden çıkılma ihtiyacının duyulduğu anlaşılmış değildir. Bildiğim kadarıyla MHP’de de bulunanların hemen hemen çok büyük çoğunluğu milli kimlik ile etnik sıfatlarını birbirine rakip görmezler. Bunlarla kavgalı değillerdir. Şerefle ve haklı bir gururla sahip çıktıkları milli kimliklerini reddedip mahallî-etnik sıfatlarına sığınan insanları bu partide bulmak çok zordur. Yerli ve millî olmayan kuruluşlarımızda etnik taassuba ve etnik yobazlığa hoşgörüyle bakanlar çıkabilir. Bir ara bir iktidar milletvekili partileri sayesinde Türk olmadıklarını öğrendiklerini söylemişti. Şimdi de bu zat HDP genel başkanının salıverilmesini ve Cumhurbaşkanı adayı olarak serbestçe propaganda yapmasını savunmaktadır.

Bize düşen görev zaten karıştırılmış olan kafaları daha fazla karıştırmamaktır. Ülkemizin önüne serilen etnik tuzağa tuğla ve harç taşımamaktır. Zaten bazı siyasetçiler bilgisizce beyanları ile kafaları oldukça karıştırmışlardır. Etnik ve ırkçı bölücülere alan açmışlardır. Parça ile bütün kavgasını körüklemişlerdir. Hatta zaman zaman milli kimliksizliği de savunanlar görülmüştür. İçinde Türk’ün bulunmadığı Türk Kimliği isimli kitap yazan Bozkurt Güvenç sorunları çözebilmek için insan kimliğini tavsiye etmiştir.

Bu yanlış yorum ve sözde bilgiççe değerlendirmelerden topluma hitap eden köşe yazarları uzak durmalıdırlar. Yanlışlara ortak olmamalıdırlar. Mümkün olduğu kadar sahamızla ilgili faydalı ve güzel yazılarımızı sürdürelim. Aksi takdirde, bu tip yanlışlar yaparak ülke için tehlikeli, insanları birbirine yabancılaştırıcı ve birbirinden uzaklaştırıcı tehlikeli bir zorlamanın aracı olabiliriz. Türk ve Türk kimliğini milli kimlikten mahalli ve etnik bir sıfata indirmek; Türk Milleti gerçeğini ve bütünü reddetmek, ülkeye karşı uygulanan terörün aslıdır. Milli kimliğimiz olan Türk kimliği etnik bir sıfat da değildir. Hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz. Türklerin etnik grup hatta etnik azınlık olduğu Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya veya Kosova gibi ülkelerde yaşamıyoruz.

Milliyetçiler ve ülkücüler Türk Milleti’ne yüksek mensubiyet duygusu hisseden ve Türk kültürünü yaşayan, yaşamaya çalışan idealist insanlardır. Türk milliyetçiliği, Türk Milleti, milli kimlik, milli ve dini bütün mukaddesler uğruna her türlü fedakârlıktan kaçınmazlar. Kendini bu fikir çizgisinde gören bir kimse, mensup olduğu milleti ve milli kimliği dışlayarak mahalli ve etnik alana sığınma ve topluma kapanma ihtiyacı duymaz. O bakımdan, şu veya bu siyasi partiyi etnisite harmanı olarak yorumlama, toplumu hakim kültürsüz ve milli kimliksiz bir mozaik gibi görmek, milli kimliği gözardı etmek son derece yanlış ve peşin hükümlü bir değerlendirmedir. Ancak maalesef bizler kafa karışıklıklarının ve dayatmaların çok kolay dolduruşa gelmekteyiz.

Yukarıda belirttiğimiz yanlışlar o kadar çok ki, hangisini ele alalım; bilemiyorum. Her gün zevkle izlediğimiz ve önemli hizmetler yerine getiren bir sabah programımız var: Çalar Saat. Fox Tv’de yayınlanan bu programda da maalesef ara ara bu gibi yanlışlara ve çelişkilere şahit olmaktayız. Geçenlerde Çanakkale Zaferi dolayısıyla Çanakkale Türküsü’nün 6 ayrı mahalli dilde ekrana getirildiğine şahit olduk. Buna neden ihtiyaç duyulduğunu anlamakta çok zorlandık. Türkiye üniter yapılı milli bir devlettir. Aslında Türkçeye gereken saygı ve ilgiyi yeterince gösteremiyoruz. Bazılarımız Türkçe-İngilizce karışımı kelimeler üretebilmektedir. Bazı mahalli dillerden rahatsız olamayız; ama bunları Türkçeye rakip konumuna sokmak neden? Etnikçi yaklaşımlardan ve etnik taassuba teslim olmaktan uzak durmalıyız. Bu eseri yaptıran bir semt belediyemiz olabilir. Ancak bu eserle Türkiye’de milli birlik ve bütünlüğe katkı mı yapılabilir; yoksa bir yabancılaştırma süreci içinde farklılıklar yaratarak onları farklılıkçı bir anlayışla teşvik etmek mi olabilir? İnsanlarımızı birbirimizden uzaklaştırmamalıyız ve soğutmamalıyız. Hepimiz birlikte Türk Milleti isek; etnik mülahazalarla bütünü gözardı edici ayrılıkçılığa yeşil ışık yakmamalıyız. Aksi bir durumda bölücülüğe ve ayırımcılığa karşı çıkmış olamayız.

Seçilecek Cumhurbaşkanı yardımcılarının kimlerden olmasını tayin etmeye kalkarken bunların Kürt, Alevi, Saadet Partili olmasını ileri süren işgüzarlar var. Utanmasalar bir de Ermeni arayışına çıkacaklar. Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı sıfatını taşımak yeterlidir.

Ayrıca Sayın Muharrem İnce vatandaşları “barıştırmaktan”, büyümeden ve adil paylaşmadan bahsetmektedir. Son ikisini anladık ama bu Türkü ve Kürdü barıştırmayı anlayamadık. İnsanlarımız arasında bir kavga yok ki onlar barışsın. Alman Başbakanı Merkel de aynı şeyden bahsetmiştir. Ancak Merkel bir yabancıdır. Eğer halkımız arasında bir kavga olsaydı terör örgütünün “halk savaşı” talebi karşılık bulurdu. Güneydoğu’da sokak aralarına yerleştirilen bombalar, patlayıcılar işe yaramamıştır. Siyasetçi önce toplumu tanımalıdır. Terör örgütü ve HDP bütünüyle Kürtleri temsil etmiyor.

İşi abartan ve anlaşılmaz bazı değerlendirmelere de rastlıyoruz. Nitekim, aynı köşe yazarımız gazetesindeki bir makalesinde Rumlar ve Ermenilerle normalleşme isteğinden bahsetmektedir. Yazara göre, Araplar ve Kürtlerle hemen kaynaştık ve bütünleştik. “Aynı kültür içinde erimeyi bırakın hemen hepimizin kanında az veya çok bu iki unsuru buluruz.” Bizzat yazarın böyle bir kan tahlili yaptırdığına hiç ihtimal vermeyiz. Böyle bir laboratuvarın varlığını da bilmiyoruz.

Yaşadığımız Ortadoğu’daki etnik çatıştırma ve egemen olma gerçeği hepimizi dikkatli davranmaya sevk etmelidir. Yeni açılım ve çözüm süreçlerinin gündeme getirilmeye çalışıldığı bir ortamda farklı davranamayız.

 

Haz 24

İlke, Ülkü ve Ülkemiz

Fahri YAĞLI ( 1 )

Demokrasinin olduğu gibi Ülkemizin merkezini teşkil eden husus milletin kendisidir. Millet toplumsal bir organizasyon durMilletin itici gücü toplumsal bütünleşme ile gerçekleşir, geleceğe birlikte yön verme ülküsü etrafında bütünleşir

Cumhuriyeti kuran Atatürk, Milletin özgül değerini Milli Kültür oluşturur demiştir. Milli Kültür milleti ayakta tutan temel dinamiktir. Ülkü ise kitleleri harekete geçirip biz şuuru çerçevesinde; kişiden şahsiyet, şahsiyetlerden topluluk, topluluklardan toplum, toplumdan ise milleti meydana getiren ana unsurdur.

Hâkimiyet gücünü kendi “cevherinde” bulan toplumsal dinamik milli devleti ortaya çıkarır. Milli devletin yaşam felsefesi ve gelişmesi Milli Kültür ve Ülkümüzle bakidir.

Türk Milliyetçiliği kaynaklı Ülkümüz Türkiye’nin eğilmez başıdır, Türklüğün kesilmez nefesidir. Milletin huzuru ve umudu, Devletin güç, güvenlik, geleceğin mimarı, geçmişin muhafızı, bugünün göreni ve güçlü reflekse sahip olan gücüdür.

Modern ve müreffeh bir ülke içini ülkümüz bir, ülkümüz ve vizyonumuz büyük olmalıdır.Türk Milliyetçilerinin  Ülküsünde, modern müreffeh bir ülke oluşturmayı başarmaktan başka seçeneği yoktur..

Milletimizin yüksek feraseti ve sağduyusu sayesinde Türk ve Türkiye hasımları geri adım atmak zorunda kalacaklardır. Türk milliyetçilerinin olduğu yerde milletimiz endişe duymasın, baskın olan kodları devlet ve milleti buluşturacaktır.

 

Türk milletinin düşmanları daima Türk Milliyetçilerinde düşmanı olmuştur. Kim, milli birliğimize, milli varlığımıza hasımsa elbette ki önce Türkleri ve ülkücüleri hedef alacaktır. Zaman Türk milletçilerinin, zemin Türkiye’nindir, sıra Milliyetçi Ülkücü Hareketi’ndir.

 

Türk milletçilerinin  olarak hizmetse edeceğiz, hakikatse söyleyeceğiz, İlke ve Ülkümüz birdir ,millet için dava ve demokrasi için, Kızılelma ülkümüzdür. Türk-İslam Ülküsü ebediyete kadar yaşayacak fikir ve inancımızdır.

 

Türk Milliyetçileri ne yaptığını, neye sahip olduğunu, nereye varmak istediğini iyi bilir ve bu davada  yüreklice mücadele eder.

 

Türk milliyetçiliği şanlı bir kurtuluş mücadelesi verip Cumhuriyet kuran ideolojinin adıdır. Türk milletinin birliği ve dirliği, Türk Devleti’nin bağımsız üniter yapısının devamlılığı ilkemizdir.Türk milliyetçileri, devletimizin hali hazırda hangi gerilim ve kaos ortamına sürüklenmek istendiğinin, gelecek açısından ne büyük bir tehlike ve tehdit içerdiğinin bilincindedir. Bunun için de “önce ülkem” demiştir

Tarihten bugüne Türklüğün var oluş iradesine katkı sunmuş her kişi, kurum, devlet, hadise Milliyetçi Ülkücü Hareketin genetik kodlarına işlenmiştir. Bu ülkede herkes milliyetçiliğini MHP´nin konumuna ve konum alış biçimine göre ölçüp biçmek durumundadır.

İlkelerimiz Milletseverlik fikriyle donanmış ve Ülkücü Hareket´in rehberliğinde ortaya çıkan bu seferberlik hali kişisel çıkarların ve parti menfaatlerinin çok ötesinde bir anlam dünyasına sahiptir. Mesele bu seferberlik haline rehber olan Ülkücü Hareket mensuplarının bu anlam dünyasını kavrayabilme ve buna göre hareket edebilme meselesidir

Türk Milliyetçileri olarak Ülkümüz, Ülkemiz ve milletimiz için paylaştığımız her düşünce, öngördüğümüz bütün tespitler, dile getirdiğimiz ısrarlı uyarılar geçmişten bugüne kazandığımız tecrübenin sonucudur. Bu sebeple Biz Kapilizme, faşizme, kominizme ve İslamın siyasete alet edilmesine hep karşı durduk, bundan sonrada karşı duracağız..

İlke olarak İslam’a inancımızda ne vahabilik, ne selefilik nede ılımlıcılık olmuştur. Bu ve benzeri akımlar Devlet ve millete daima zarar vermiştir. Bizde olsa olsa Maturidi İtikadi ve Hoca Ahmet Yesevi sevgisi olmuştur. Yaşasın Anadolu/Türk Müslümanlığı

Millî kod, millî kültür korunmadığı müddetçe yenileşme söz konusu olamaz. Milli kültür kök değerlerimizi koruyarak, modern bilimin ışığında modernleşmeye ve her alanda gelişmeye Türk Milliyeti hazırdır.

Türk Milleti “Tanrı Dağları’nın “Gözyaşlarını görmeye değil,  gülen yüzüne hasrettir..

Milliyetçi Hareket Türkiye’nin eğilmez başıdır. Ülkücü Hareket Türklüğün kesilmez nefesidir.

 

( 1 ) Araştırmacı Yazar, Öğretim Görevlisi

Haz 26

Milli Değerlerin Yaşatılması…

Edip TEKKOL

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri sonuçlandı.  Sayın Recep Tayyip Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Böylece Parlamenter Sistem sonuçlandı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildi. Bu yeni sistem döneminde, milli değerlerimizin yaşatılması için, AKP’nin 16 yıllık iktidarı döneminde gerçekleştirilemeyen aşağıdaki isteklerin gerçekleştirilmesini bekliyoruz.

1.Isparta’da Süleyman Demirel, Zonguldak’ta Bülent Ecevit, Konya’da Necmettin Erbakan, Kayseri’de Abdullah Gül, Rize’de Recep Tayyip Erdoğan, Malatya’da Turgut Özal, Erzincan’da Binali Yıldırım adıyla kurulan Devlet Üniversiteleri gibi Kayseri’de veya Ankara’da kurulmuş veya kurulacak olan bir Üniversiteye Alparslan Türkeş Üniversitesi isminin verilmesi;

(MHP’nin 2012 yılında Kayseri Erciyes Üniversitesi’ne Alparslan Türkeş isminin verilmesi yönündeki önergesi AKP’liler tarafından reddedilmişti. Yine, İYİ Parti’nin Mayıs-2018’de, yeni kurulmakta olan 20 Üniversiteden Kayseri Üniversitesine “Kayseri Alpaslan Türkeş Üniversitesi”, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesine de Sivas Muhsin Yazıcıoğlu Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” isminin verilmesi yönündeki önergeleri  kabul edilmedi).

2.Şırnak’ta Kürtçü siyasetçi Şerafettin Elçi Havaalanına karşılık, Bingöl Havaalanı’na Hikmet Tekin Havaalanı, Eskişehir Havaalanı’na Gün Sazak Havaalanı isimlerinin verilmesi;

3.Devletin yaptırdığı İstanbul-Başakşehir’deki stadyuma Fatih Terim, Trabzon’daki stadyuma Şenol Güneş isimlerinin verildiği gibi Sivas’taki stadyuma da Muhsin Yazıcıoğlu’nun isminin verilmesi;

4.Tunceli’de Dersim isyanının elebaşı Seyyit Rıza’nın heykelinin dikilmesine karşılık, Van’da veya Ağrı’da Seyyit Ahmet Arvasi’nin heykelinin dikilmesi;

5.İstanbul Ataşehir’deki Deniz Gezmiş Parkına karşılık, Osmaniye’de Ruhi Kılıçkıran, Bursa’da Yusuf İmamoğlu, Tokat’ta Ertuğrul Dursun Önkuzu, İstanbul’da Süleyman Özmen, Ankara’da Ercüment Yahnici adlarına Parklar ve Gençlik Merkezlerinin açılması;

6.Yine İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, Trabzon’da Prof. Osman Turan Enstitüsü, Kırşehir’de Prof. Erol Güngör Enstitüsü, Aydın’da Prof. Mehmet Eröz Enstitüsü, Kahramanmaraş’ta Prof. Necmettin Hacıeminoğlu Enstitüsü, Isparta’da Turan Yazgan Enstitüsü adlarıyla bilimsel merkezlerin kurulması;

7.İstanbul’da Hüseyin Nihal Atsız Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Merkezi, Ankara’da Raif Karadağ Stratejik Araştırmalar Merkezi, Gaziantep’te Dündar Taşer Siyasal ve Sosyal Etüdler Merkezi, Rize’de Galip Erdem Kültür Merkezi’nin açılması;

8.Bunların ve bunlar gibi kıymetli şahsiyetlerin ve de bütün Şehitlerimizin isimlerinin, 15 Temmuz Şehitleri gibi Türkiye’nin dört bir yanında caddelere, bulvarlara, meydanlara, köprülere, parklara verilmesi; çözüm Sürecinde, HDP’nin arzusu doğrultusunda Mem-u Zin’in yazarı Ahmed-i Hani’nin isminin Doğuda ve Güneydoğuda birçok Devlet okullarına verilmesine karşılık, yukarıda ismi geçen ve geçmeyen mümtaz şahsiyetlerin isimlerinin de kültür ve eğitim kurumlarına verilmesi;

            Türk Milliyetçileri olarak en büyük arzumuzdur. Bu konuda AKP, MHP ve İYİ Parti milletvekillerim girişim ve desteklerini bekliyoruz.

Tem 13

Seçimler Sonrası Önümüzdeki Görev

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

            24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimlerini geride bıraktık. Seçimlerle ilgili çok şey söylenebilir ve yazılabilir. Bir iki makaleye sığmayacak çapta gelişmelerle karşı karşıya kaldık. Bu seçimler daha önce yapılanlardan çok farklıdır. Türkiye yüz yılı aşkın süredir sürdürdüğü demokratik parlamenter sistem yerine başkanlık sistemini çağrıştıran bir modele geçmektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adını taşıyan bu sistemde başkana aşırı yetkiler tanınmaktadır. Başbakanlık kalkmaktadır. Politika oluşturacak olan kurul ve ofislerdir. Bunlar bakanlıkların yerini alacaktır. Ortada bir hükümet olmadığı için kabinenin varlığı ve yokluğu tartışılamaz. Bakanlar başkan tarafından ve genelde TBMM dışından tayin edilecektir. Bütçe başkan tarafından yapılacaktır. TBMM’de gensoru verilemeyecek, yasa teklifleri tartışılamayacaktır. Osmanlı’nın meşrutiyet döneminde bile padişahın sahip olmadığı kanun yapma yetkisi yeni sistemde Cumhurbaşkanına yani başkana geçmektedir. Yürütme ve yasama önemli ölçüde başkana geçmektedir. Yargının da partili ve tarafsız olamayacak başkana karşı ne ölçüde bağımsız ve tarafsız olabileceği çok tartışmalıdır.

Türkiye’de yapılan ve yapılmaktan da bıkılmayan bir metot yanlışı bulunmaktadır. Üstelik bu yanlış sürmektedir. Yasa ve anayasa değişikliklerinde biz hep eskiyi atıp dünyayı ve ülkeyi yeniden keşfeder gibi yeninin peşine düşeriz. Bir heyecanlı arayış sürer. Oysa; yasa, anayasa ve sistemin işlerliğini ve bütünü tamamlayan parçaların fonksiyonelliğini engelleyen hususları tespit ederek onları düzeltmek yerine; genelde silbaştancılığa yöneliriz. Böylece zaman ve kaynak israfına sebep oluruz. Siyasi ve iktisadi istikrarı daha da bozarız. Taşları yerli yerine oturtamayız. Hele bir yasa çıksın değiştirme gerekirse ilerde yaparız tekerlemesini sürdürürüz. Oysa, yasa ve anayasalar sürekli üstünde oynanacak ve değiştirilecek belgeler değildir. Sürekli değiştirmeyle uğraştırmak bir kısır döngü şeklinde bize çok şey kaybettirir. Üretici ve yapıcı olmayı engeller. Çatışmacı ve kutuplaştırmacı bir anlayış yerleşebilir.

24 Haziran seçimlerini hala tartışmak, onu bunu suçlamak ve ihtilafları daha da artırmak yerine; iç sahada top oynamayı bırakarak yeni sistem içinde devlet bürokrasisinde en yetkili makamca da belirtildiği gibi, ehliyet ve liyakatin esas alınacağı ifade edildiğine göre, kısır ve ufku dar, duygusal yaklaşımları terketmek durumundayız. Yapılacak iş; ehliyetli ve liyakatlı kadroları ülke yararına tespit ederek onlardan istifade edilecek ortamı yaratmaktır. Bunun yerine, birbirimize çok kolay düşman olma sosyal hastalığını artık bırakmalıyız.

Bir dostumuzun söylediği şu cümle bazılarına ışık tutabilir: “… Biz TBMM’de artık 92 milletvekiliyle temsil ediliyoruz”. Bir gerçek var ki; TBMM’de fikirlerimizi paylaşan sayı bunun çok üstündedir. Özellikle küresel rüzgarların etkisiz hale geldiği, milli devletleri küresel sistemin kölesi yapıcı küreselleştirme, uysallaştırma, dondurma, milli çıkarları koruyamaz hale getirme, tâbi kılma çabalarının kan kaybettiği bir dönemden geçiyoruz. Milliyetçilik artık bağımsızlık, hükümranlık ve milletleri geleceğe taşımanın garantisidir. Milliyetçiliğin ekonomiden sanata kadar yükselen bir değer olduğu günümüzde, milliyetçiyim diyenlerin kısır tartışmalara ve yeni kan davalarına çeşitli taassup örneklerine ihtiyaçları yoktur. Tersine; akılcı ve duygusallığı aşan sosyal mühendislik işlerine ihtiyaç vardır. Türkiye önce Türkiye diyen milliyetçilerden bunu bekliyor.

Haz 19

Aydınlar Ocağının Bayramlaşmasına İlgi Büyüktü

 

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nin Ramazan Bayramı bayramlaşması 17 Haziran 2018 Pazar günü (Bayramın üçüncü günü) Topkapı    Mahallesindeki Kültür Park’taki  Zinnet Restaurant’ta yapıldı. Bayramlaşmaya üyelerimizin ilgisi büyüktü. Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Mustafa E. Erkal bayramlaşmada yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

“Mübarek bir Ramazan ayını daha idrak edip Ramazan Bayramı’na kavuştuk.  Bayramlar insanların ruhlarının yıkandığı, susuzluklarının giderildiği pınarlardır. Bu müstesna günler, eş , dost ve akrabadan kaçış fırsatı değil, insanlara yaklaşıldığı, sevinç ve üzüntülerin paylaşıldığı gün ve fırsatlardır. Bu fırsatları iyi değerlendirebilmemiz, inandığımız ve düşündüğümüz gibi yaşamamıza bağlıdır. Şu halde ; bayramı bayram olarak kutlayıp değerlendirmek herşeyden evvel bizlerin görevidir”.

 

Bayramlaşmada söz alan üyeler bayramla ilgili duygularını ifade ettiler ve Türkiye’nin güncel meseleleri üzerindeki görüşlerini açıkladılar.

 

Topkapı Maltepe Mahallesindeki Kültür Parkı’ndaki  Zinnet Restaurant’ta yapıldı.

Haz 10

Kime Yaklaşıyoruz? Kimden Uzaklaşıyoruz?

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

Bu soruların cevabı kolay… İçimizi rahatlatan, bizi hoş tutan, yatıştıran, yanında rahat ettiğimiz insanlara yaklaşırız. Çünkü onlar bizde hoşlandığımız duyguları uyandırıyor.
Çabuk parlayan, huysuz ve düşmanca davranan kişilerden de uzak dururuz. Çünkü onlar bizde rahatsızlık veren duyguları uyandırıyor. Onları hiç davet etmeyiz veya çok az davet ederiz, onlardan kaçınırız. Her ne sebeple olursa olsun bizde huzur ve sevinç gibi duygularını yaşatan kişileri ise çok ağırlamak isteriz. Onlara değer verip saygı gösterir, her türlü ihtiyaçlarını yerine getirip rahat etmelerini sağlamaya çalışırız.

Kim uyandırırsa uyandırsın, duygulardan birinin sık sık hükmetmesi veya ağır basmasının sebebi şimdiki an değildir. Bu sebeple eğer biri bizi üzüyorsa, o anda karşımızdaki insanın bize takındığı tavrın ötesine bakmamız gerekir.
Bir duyguyu çok hissetmemizin sebebi geçmişin yeniden canlanmasıdır. Küçük bir olay geçmişten gelen izi uyandırır ve kumandayı ele geçirir. Duygular yerini iyice sağlamlaştırmış, bilinç altına yerleşmiş ve dışarı çıkmaya hazır halde beklerler. Kim tetiklerse dışarı çıkarlar.
Hangi duyguyu uyandırırsa uyandırsın, insanlara kızmamalıyız. Çünkü yoğun, dolu dolu bir hayat yaşamamız için bütün duyguları tatmamız gerekir. Tabii onlara kapılmamak şartıyla…
Bütün duyguların bir gün yararlı olabileceklerini unutmayalım. Bir matem durumunda üzüntü, saldırı durumunda öfke, yangın durumunda korku hissetmek çok sağlıklı bir durumdur.
Bu duyguları hissetmezsek başımıza geleceği bir düşünün!
Gün boyunca içinizden geçen duyguları yazın. Eğer sadece iki duygu yaşamışsanız, bu durum iyi değildir. Bir durum bir elektrik düğmesine benzer. Eğer on tane deklanşör (düğme) varsa, bu bir arabadır. Eğer yüzlerce duygu varsa, bu bir insandır (Raqin, s. 50).
Çok duygu hissetmek, algıları genişletmektir. Hayat düşündüğümüzden daha zengindir. Sıkıntılar yoğunlaşmak yerine, ormanlık yollarda gezinelim, ağaçları fark edelim, küçük hayvanlara dikkatimizi verelim, ağaçların renklerini ve kokusunu içimize çekelim….Duygu zenginliğinin keyfini çıkaralım….
Sıkıntı yaşatanların karşısında hemen pes etmeyelim! Hemen mağlubiyeti kabul etmeyelim, başkasının üstünlüğüne boyun eğmeyelim! Sıkıntıların, dertlerin bir sebebi vardır
“Sıkıntılar misafirdir, gelir ve gider… Önemli olan gönderenin hatırına misafire sabretmektir…” diyor Hz. Mevlana.
Elbette başımıza gelen üzücü durumların bir hikmeti, bir mesajı vardır. O mesajı alalım…

Kaynak: Bernard Raquin, Duyguların Seçimi, çev. Anuşka Şahiner, İstanbul, 2011.

May 19

Aydınlar Ocağı’nın Geleneksel Mevlidi

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nin vefat eden üyelerimizin ruhuna ithafen okuttuğu geleneksel mevlid, 02 Haziran 2018 Cumartesi günü öğle namazını müteakip Fatih’teki DÜLGERZÂDE CAMİSİ’nde (Fatih, Macarkardeşler Caddesi Nu.37) okunacaktır.

 

Aydınlar Ocağı’nın vefat eden değerli üyeleri;

“Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU, Ekrem Hakkı AYVERDİ, Ord. Prof. Dr. Ziyaettin Fahri FINDIKOĞLU, Nihat Sami BANARLI, Av. Said BİLGİÇ, Fethi  GEMUHLUOĞLU, Prof. Dr. Ayhan SONGAR, Prof. Dr. Muharrem ERGİN, Ahmet KABAKLI, Prof. Dr. Muharrem MİRABOĞLU, Nahit Rıfkı DİNÇER, Prof. Dr. Faruk Kadri TİMURTAŞ, İsmail Hakkı UĞUR, Prof. Dr. Tahsin BANGUOĞLU, Fevzi SEVGİLİ, Prof. Dr. Nuri KARAHÖYÜKLÜ, Av. Enver YAKUBOĞLU, Prof. Dr. Mehmet KAPLAN, Prof. Dr. Erol GÜNGÖR, Prof. Dr. Mehmet ERÖZ, Prof. Dr. Recep DOKSAT, Kerim ODER, K. Armağan TEKİN, Erdoğan Ferit KOYAŞ, Dr. Özcan BOLCAN, Eymen TOPBAŞ, Hakkı Cengiz ALPAY, Özcan TUNA, Doç. Dr. Nâmık AYVALIOĞLU, Selâhattin SAVCI, Prof. Dr. Hakkı Dursun YILDIZ, Seyfettin MANİSALIGİL, İsmail Hakkı YILANLIOĞLU, Turhan ÜÇOK, Dr. Güngör SAVAŞ, Nevzat SİLAHŞÖR, Hulûsi ÇETİNOĞLU, Ahmet İMAN, Refik ÖZDEK, E. General Sami KARAMISIR, Av. Tarlan SAMANCI, İsa Yusuf ALPTEKİN, Prof. Dr. Tevfik ERTÜZÜN, Av.  Müstecip ÜLKÜSAL, Muzaffer ERİŞ, Prof. Dr. Ekrem Kadri UNAT, Prof. Dr. Faruk SÜMER, Prof. Dr. Necmettin HACIEMİNOĞLU, Dr. Cavit AYDIN, M. Sıraç DEDE, Prof. Dr. İsmet MİROĞLU, Nurettin ERGÜCÜ, Dr. Mustafa AKIN, Prof. Dr. Fahrettin TOSUN, Av. Oğuz ÖZBEK, Feyzullah DEĞERLİ, Av. Yusuf TÜREL, Mehmet UZUN, Prof. Dr. Süleyman KARATAŞ, Av. Nuri EROĞAN, İsmail Hakkı ŞENGÜLER, Alâaddin ERTÜZÜN, Sabahaddin TOPBAŞ, Dr. Mehmet HALAÇOĞLU, Doç. Dr. M.Cahit ATASOY, Gültekin SAMANCI, Yard. Doç. Dr. Cevdet DADAŞ, Dr. Necmettin İŞLİ, A. Atilla SALİHOĞULLARI, Kemal PERK, Prof. Dr. Haşmet BAŞAR, Bayram CAMCI, Prof. Dr. Mustafa KÖSEOĞLU, Mehmet GÜLER, Av. Kâmil ÖZTÜRK, Prof. Dr. Amiran Kurtkan BİLGİSEVEN, Hayati GÜLER, Servet  MAHİROĞULLARI, Emrehan KÜEY, Ömer HACIAHMETOĞLU, Dr. Reyhan SONGAR, İlhan ARAS, İsmail KANYILMAZ, Ali Öner BİLİCİ, İsmet KARAOĞLU, Prof. Dr. Sabahattin ZAİM, Prof. Dr. Ali İhsan GENCER, Hulûsi ALTINYURT, Yard. Doç. Dr. Dilâver CEBECİ, Necati Asım USLU, Prof. Dr. Asaf ATASEVEN, Prof. Dr. Ömer KASIMOĞLU, Kemal ÇAPRAZ, Doç. Dr. M. Süreyya ŞAHİN, M. Sami ERDEM, Mustafa ŞEN, Dursun KESKİNKILIÇ, Ergun GÖZE, Hasan Tahsin UĞUR, Abdülkadir YAŞAR, Prof. Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN, Doç. Dr. Hüseyin KALKAN,  Refet KÖRÜKLÜ , Av. Abdullah Mazhar BAYTAZ, Celalettin KARAATLI, Müslüm FİNCAN , Sabri ÜLKER, Altan DELİORMAN, Prof. Dr. Turan YAZGAN, Prof. Dr. Oktay ASLANAPA , Mustafa ÖNCEL  Av. Celâl ÖZDEMİR, Sami YAVRUCUK, M. Kemal CABİOĞLU, Durali AYAROĞLU, M. Zeki KARAHAN, M. Turgut ÖZTAŞKIN, Necati ÜSTÜNDAĞ, Hakkı TURCAN, Prof. Dr. Fevzi SAMUK, Prof. Dr. Nevzat YALÇINTAŞ ,Prof. Dr. Ali Osman ÖZCAN , Altemur KILIÇ, Prof. Dr. Mehmet Rahmi BİLGE, Prof. Dr. Süleyman YALÇIN, Erk YURTSEVER, Nihat GÜRER, Prof. Dr. Nihat KEKLİK , Sinan YILDIZ, Prof. Dr. Nejat DİYARBEKİRLİ, Mehmet ATEŞOĞLU, Prof. Dr. Cevat BABUNA , O. Faruk BAŞOĞLU, Necati Nazım BOZKURT ve Em. Gnl. Mehdi SUNGUR”

 

Bütün üyelerimizin mevlide katılmasını  önemle rica ederiz.

 

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Aydınlar Ocağı Genel Başkanı

Haz 12

Bayramlaşma ve Bayram Sohbetine Davet

Aydınlar Ocağı Genel Başkanı  Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL, bütün Aydınlar Ocakları mensuplarının Ramazan Bayramı’nı kutlarken onları 17 Haziran 2018 Pazar (Bayramın üçüncü günü) Saat 14.00’te BAYRAMLAŞMA VE BAYRAM SOHBETİ”ne davet etti.

Sayın Erkal’ın bayram mesajı ve daveti şöyle:

 

“Mübarek bir Ramazan ayını daha idrak edip Ramazan Bayramı’na kavuşmak üzereyiz. Bayramlar insanların ruhlarının yıkandığı, susuzluklarının giderildiği pınarlardır. Bu müstesna günler, eş , dost ve akrabadan kaçış fırsatı değil, insanlara yaklaşıldığı, sevinç ve üzüntülerin paylaşıldığı gün ve fırsatlardır. Bu fırsatları iyi değerlendirebilmemiz, inandığımız ve düşündüğümüz gibi yaşamamıza bağlıdır. Şu halde ; bayramı bayram olarak kutlayıp değerlendirmek herşeyden evvel bizlerin görevidir.

Bu anlayış içinde Ocağımız “BAYRAMLAŞMA VE BAYRAM SOHBETİ” tertiplemiş bulunmaktadır. Bayramlaşma ve bayram sohbetine üyelerimizi ve yakınlarını, gönüllü kültür kuruluşlarının temsilcilerini, iş adamlarımızı, basınımızın değerli mensuplarını ve vatandaşlarımızı bekler, bu vesileyle  Ramazan Bayramınızı tebrik eder, en kalbi selâm ve saygılarımızı sunarız”.

 

Tarih:  17 Haziran 2018 Pazar (Bayramın üçüncü günü)

Saat  :  14.00

Yer   :  Maltepe Mah. Kültür Parkı, Osmanlı Evleri Nu. 6,  Zinnet Restaurant, İBB             Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü Bahçesi,  Topkapı, Fatih-İSTANBUL                   Tel:  0212  5671077

Haz 10

Ermenistan’ın Yeni Başbakanı Paşinyan Ne Yapmak İstiyor? Ermenistanda ABD ve Soros Dönemi mi?

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK*

8 Mayıs 2018 günü Ermeni Parlamentosu’nda son seçimler sırasında yaşanan karmaşa ve protestolar  ile büyük bir hızla iktidar değişikliği gerçekleşti. Olaylara Rusya ve komşu ülkeler sadece seyirci kaldılar.

Paşinyan’ın Soros’çu ve Amerikancı Takımı 

Seçimlerden bir ay sonra netleşmeye başlayan tabloda yeni başbakan Nikol Paşınyan’ın ABD eksenli, Soros yanlı bir strateji oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Bu durum çok açık olarak gelişmiş ve durumdan Rusya rahatsız olmuştur.

Örneğin, Güvenlik Konseyi Başkanı Armen Grigoryan zamanında Soros Vakfı’nın finanse ettiği Transparency International örgütünde koordinatör görevi yapmıştır. Eğitim ve Bilim Bakanı Araik Arutunyan önceleri Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Transparency International teşkilatlarında görev yapmıştır.

Ermenistan’ın Devlet Kontrolünden sorumlu Bakanlığına getirilen David Sanasaryan, batı yanlısı Rusya karşıtı olup, ülkedeki Rus askeri üssünün çıkarılması yönünde çalışmalar yapmaktadır.

Savunma Bakanlığı gibi stratejik bir kurumun başına getirilen David Tonoyan ise 1990’lı yılların sonundan Ermenistan’ın NATO’daki temsilcisidir. Rusya’nın Moskovskiy Komsomolets gazetesi haberine göre Tonoyan,  ABD’nin Askeri Ataşesi, Albay Erik Larsen tarafından desteklenmektedir.

Diasporadan sorumlu Bakan Yardımcısı görevine Paris’te doğmuş, ABD’de eğitim almış Babken Ter-Grigoryan atandı. O, Ermenistan’da Soros Vakfı’nın program koordinatörü olmuş ve yukarıda bahsi geçen Transparency International’da çalışmıştır. Ter-Grigoryan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e hakaretleri ile tanımaktadır.

Bu değişim ve politika, Ermenistan’ın Rusya ekseninden ABD ve Batı eksenine kaydığını  göstermektedir. Bu durum Rusya’nın aleyhinedir. Her zaman olduğu gibi Türkiye’nin de karşısına yeni düzende yeni oyunlarla çıkılacağı malumdur.

 

Batı Yanlısı Ermeni Hükümeti ve Türkiye

Paşinyan, Başbakan olarak göreve başladıktan sonra Türkiye ile ilişkilerini ön koşulsuz sürdüreceğini, Türkiye tarafından Dağlık Karabağ sorununun koşul olarak gündeme getirilmemesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Sözde soykırımla ilgili olarak da önceki hükümetlerden farklı düşünmediğini ve sözde soykırımın uluslararası toplum tarafından tanınması için çalışacaklarını belirtmiştir. Yani politikalarında önemli bir değişiklik olmayacaktır. Kamplarında PKK’yı eğitip üstümüze salacaklar, Ağrı dağını resmi belgelerine işleyecekler ve çocuklarını Türk düşmanı olarak yetiştirecekler. Ermenistan’ın ilk Başbakanı Kaçaznuninin 1923 Bükreş büyük kongresinde “Türklere karşı suçluyuz, tüm kabahat bizim, denizden denize Büyük Ermenistan hayallerine kapıldık, kimse başka suçlu aramasın” demesine rağmen ve 23 nisan 2014 tarihinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taziye mesajı yayınlamasının Ermenistan’da ve Dünyada kalıcı bir etkisi olmamıştır. Ermenistan, batılıların hoşuna gittiği şekilde yalanlarını sürdürmektedir. Halbuki Ermenistan’ın geleceği ne Rusya, ne de Amerika’dadır. Geleceği, ekonomisi, kalkınma ve refahı Türkiye ve Azerbaycan’la birlikteliğindedir. Bugün Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışan Ermeni hanımların Ermenistan ekonomisine büyük katkıları vardır.

Rusyalı analitik uzman Vladimir Jarihin yaptığı yorumda, gelecekte Türkiye ve Ermenistan’ın ilişkilerinin daha da bozulabileceğine işaret etmiştir.

Türkiye, NATO üyesi ve ABD ile stratejik ortak olsa da, son yıllarda yaşanan  15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’ye karşı ABD tarafından desteklenen farklı terör grupları, Ermeni yanlısı davranışlar,  Irak ve Suriye’deki tutum ve davranışları  ABD’nin stratejik ortağına karşı açtığı gizli cephelerdir. Türkiye bu cepheleri ve Rojova  oyunlarını, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi askeri operasyonlarla kısmen  ortadan kaldırmayı başarmıştır.

Bu güne kadar Türkiye’ye karşı toprak, tazminat ve sözde soykırım iddialarından vaz geçmeyen Ermenistan’ın, ABD yanlı ve Soros destekli siyaseti Paşinyan’a hiçbir şey kazandırmaz. Kazançlı çıkacak olan Soros’un da hizmet ettiği Amerika olacaktır.

ABD, Büyük Ortadoğu veya Büyük Amerikan Projesi (BOP), ile besbelli ki, 2009 da olduğu gibi bugün de Ermenistan üzerinden Karadeniz ve Hazar havzasına hatta Orta Asya’ya duyduğu heyecanı yaşama arzusundadır.

2009 yılında, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye arasında başlayan işbirliği ve petro-gaz yollarının bir kısmına bir protokolle ABD, Rusya, Fransa,  Avusturya  tarafından yamanmaya çalışılan Ermenistan, Karabağ konusunda samimi davranmaması nedeni ile protokol değerini kaybetmiş, bugün de kendileri tarafından tamamen iptal edilmiştir. Batı bu gün de Rusya’yı dışlayarak, Ermenistan’la yeni oyunlar peşindedir. Yakın bir gelecekte Ermenistan’a AB veya NATO üyeliği tekliflerinin yapılacağını da görür gibiyim.

ABD’nin bu bölgeye atacağı adım, Arap Baharından daha tehlikeli olacaktır. Bölgenin petrol ve gazına uzanabilmek için her yolu denemektedir. Bu ana amaçla Paşinyan iş başına getirilmiş ve kullanılmaktadır.

Son yıllarda Türkiye ile her alanda işbirliğini geliştiren ve bu güne kadar Türkiye’ye karşı Ermenistan sınırını bekleyen Rusya, bundan böyle Karabağ üzerindeki yetkisini ve ağırlığını bölgenin gerçek sahibi Azerbaycan yönünde kullanmak zorundadır. Yoksa kaybeden Rusya olacaktır. Bunu Rus yetkililer iyi analiz etmek zorundadır.

  • Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı

May 19

19 Mayıs 1919, Kurtuluş’un ve Cumhuriyet’in İlk Adımı

Dr. Sakin ÖNER

Şanlı Türk tarihi sayısız zaferle doludur. 19 Mayıs 1919’un ise tarihimizde özel bir yeri ve önemi vardır. Bu tarih, Türk milletinin  önce Milli Mücadele’yi kazanarak Kurtuluş’a, sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ve  daha sonra da devrimlere uzanan zaferler ve başarılarla dolu uzun, meşakkatli ve kutlu yolun başlangıcı, ilk adımıdır.

Milli Mücadele’nin, Atatürk tarafından dile getirilen hikâyesinin ilk cümlesi, “1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” ile başlar. Diğer bir deyişle, 19 Mayıs 1919, Milli Mücadele’nin fiilen başladığı tarihtir. Aslında Kurtuluş’un ilk kıvılcımı, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferinin kazanılmasıyla çakılmıştır. Çünkü bu zafer, I. ve II. Balkan Savaşlarında, Trablusgarp Harbinde ve I. Dünya Savaşında ard arda mağlubiyetler yaşayan Türk milletinin, onurunun yeniden ayağa kalkmasını sağlamıştır. Bu zafer, Türk milletini içinde bulunduğu zilletten aydınlığa çıkarıp parlak bir geleceğe taşıyacak lideriyle, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’le buluşmasını sağlamıştır.

 Mustafa Kemal, l9 Mayıs l919’da Samsun’a çıkıp Milli Mücadele bayrağını açıp özgürlük ateşini yakmasaydı, milletçe tarih sahnesinden silinecek, egemenlik ve bağımsızlığımızı kaybedecektik.  Her türlü olumsuzluğa rağmen yüksek bir vatan sevgisi ile çıktığımız yolda, bir taraftan düşmanla savaşırken, bir taraftan da 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak Cumhuriyet’e giden yolda önemli bir adım daha attık. Böylece hem mevcut tek kişi yönetimine, egemenliğin millete geçeceğinin mesajlarını verdik, hem de Milli Mücadele’nin arkasında millet iradesinin olduğunu bütün dünyaya gösterdik. Lozan Barış Antlaşması ile milli varlığımızı ve milli vatanımızı bütün dünyaya kabul ettirdik.

l9 Mayıs l919’da başlattığımız Milli Kurtuluş Hareketi’ni  29 Ekim l923’te Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarak taçlandırdık. Ardından toplum hayatımızın her alanında gerçekleştirilen ve birbirini tamamlayan devrimlerle, modern dünyanın saygın bir üyesi haline geldik.

Tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs 1919’u, başlattığı bu süreci göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. Bu tarihleri, sadece tarihi bir olayın yaşandığı gün olarak görür, onun milletimizin tarihinde ifade ettiği anlam ve önemi kavrayamazsak, sadece heyecanını duymadığımız sıradan bir bayram günü olarak kutlarız. Halbuki, milli bayramlar, milletin bireylerini ortak noktalarda buluşturan, kaderde ve kıvançta bir olduğumuzun bilincini kazandıran, vatan-millet-bayrak gibi kutsal değerlerimize bağlılığımızı pekiştiren anlardır.

Milli kahramanlarımızı da sadece sevmek bir anlam ifade etmez. Onların hangi şartlarda hangi kahramanlıkları yaptıklarını bilmek, düşünce ve eylemlerinin anlamlarını kavramak, bunları yaşatmak ve geliştirmek gerekir. Sadece rozet takarak, bayramlarda anıtlara, büstlere çelenk koyarak, İstiklal Marşı’nı okuyup, şiirler söyleyip, nutuklar atarak, “Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiyiz” diye övünerek bayramların önemini ortaya koyamayız, heyecanını yaşayamayız.

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy diyor ki:

SAHİPSİZ OLAN MEMLEKETİN BATMASI HAKTIR
SEN SAHİP OLURSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR

Şairin dediği gibi, sahip olmadığın, koruyamadığın, terkettiğin her şeyi, her değeri kaybetmeye mahkumsun. Bu, bugün milli bayramlarındır, yarın milli egemenliğin, bağımsızlığın, özgürlüğün, birliğin, bütünlüğün, kısacası vatanın, devletin, milli hayatın, dilin, dinin, kültürün olabilir. Bunun için  bugünden milli bayramlarımıza, milli kahramanlarımıza ve tarihimizin her dönemine sahip çıkmamız gerekir.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını bu duygu ve düşüncelerle kutluyorum.  

 

 

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar