Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Divan Toplantıları — 1 yorum
  2. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  3. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum
  4. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  5. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Eki 06

Ekonomik Kozmik Odamız Açılıyor mu?

 Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

 

Denetim yetkisi verdiğimiz ABD şirketi MC Kinsey IMF taşeronluğu ile bilinmektedir. Bu kuruluş küresel soygun sisteminin akıl hocasıdır. ABD’deki enerji skandalı ENRON yolsuzluklarına karıştığı, hileli iflası yönettiği ileri sürülmektedir. İlgi çekici olan bu şirket genelde iflasları yönetmektedir. Böyle bir yabancı şirkete denetim yetkisinin verilmesi anlaşılır gibi değildir. Efendim, icra gücü yok; fikir alacağız ve biz karar vereceğiz lafları çocuk kandırmadır. Ülkeyi yönetirken Mc Kinsey’in verdiği raporların dışına çıkabilecek misiniz? Eğer çıkabilecekseniz Türkiye’de bu şirketin işi nedir? Bu şirkete izin vermek ABD ile ilişkileri normalleştirme aracı mıdır? ABD’li rahibin serbest bırakılması bunu takip mi edecektir. Kamu denetimi yok mu sayılmaktadır?

Milli ve yerli kalacaksak eylemimiz ile sözümüz aynı olmalıdır. Dünkü yanlışları tekrar etmeyelim. Dün de IMF müfettişi Kemal Derviş’i bakan yaptık. Buna itiraz eden de olmadı. Daha sonra bu zat muhalif sözde sol partiye alındı. Sürekli yanılıyoruz ve aldatılıyoruz. Sayıştayın kaldırılan denetim yetkileri geri verilmeli, hatta genişletilmelidir. Hukuk devletinden taviz verilemez. Kemer sıkma ve tasarrufları arttırmak için denetime MİT’in yurt içi ve yurt dışı operasyonları da girecek midir? Milli Savunma Sanayi’ndeki başarılı üretimler terk edilip yeni tavizler karşılığı ithalat mı öne çıkacaktır? ABD ve küresel çete adına denetim yapacak ve para kazanacak bu şirket Türkiye Varlık Fonu’na dahil şirketlerimizin özellikleştirilmesindeki rolü ne olacaktır? Bu şirket ekonomik kaynakları küresel sermayeye transfer edecek ve finansal güçlerle ülke siyasetine yön verecektir. Böylece Türklerin elindeki birçok sanayi kuruluşu yabancıların eline geçecektir.

Düşündüğümüz gibi yaşayıp ilkeli olalım. Yaşadığımız gibi düşünürsek çok şey kaybeder, tanınmaz hale geliriz. Milliyetçiyiz demekle milliyetçi olunmuyor; sadece milliyetçiliğe özeniliyor. Milliyetçilik lafın ve hamasetin ötesinde ilkeli davranmaktır ve şuurlu eylem yapabilmektir. Bu son olay dahil; ne basit bir muhalif tavır takınmaya, ne de yapay, samimi olmayan ve özentiden ileri gitmeyen milliyetçi bir görünüme ihtiyaç vardır.

Bu yanlış yol, sağ eğilimli olmakla milliyetçi olmanın somut bir farkını da ortaya koymaktadır. Her sağ eğilimliği milliyetçi zannetmek yanlışı bizi yıllardır uğraştırmaktadır.

 

 

Eyl 18

“Okula Niçin Geliyorsunuz?”

Cafer GENÇ

OKULLAR AÇILIRKEN ÖĞRENCİLERİMİZE SAMİMİ SESLENİŞ
Sevgili öğrenciler…
17 Eylül günü itibariyle okullar açıldı. 180 günlük eğitim-öğretim maratonunuz başlamış oldu.
Sevinçli ve heyecanlı olduğunuzu biliyorum. Özlediğiniz arkadaşlarınıza, öğretmenlerinize, okulunuza kavuştunuz.
En anlamlı paylaşımlarınızı, en güzel anılarınızı okulda ve bu süreçte yaşayacaksınız.
Toplu yaşanılan yerlerde kurallara uyma zorunluluğu vardır. Eğitim kurumlarında da kurallara uymayı öğreneceksiniz. Eğitim ve öğretim sürecinizle hayata ve bir meslek sahibi olmaya hazırlanmış olacaksınız.
Öncelikle, “okula niçin geldiğinizi” bilmelisiniz. Yaptığınız işi (öğrenciliği) sevmelisiniz, okula severek, isteyerek gelmelisiniz.
Yaklaşık 30 yılı müdürlük olmak üzere 40 yıllık tecrübeli bir eğitimci, yönetici olarak meslek hayatımda çok önemli gördüğüm konuları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Biliyorum, “yine mi nasihat?” diyeceksiniz ama eğitimciler, öğretmenler olarak bizler, sizlere iyiyi, güzeli öğretmenin, doğruyu söylemenin görevimiz ve sorumluluğumuz olduğunu bilmenizi isterim.
Akıl ve bilgi ile para kazanılan bir mesleğin mensubu olan eğitimciler boş konuşmazlar!
İtalyan eğitimci, yazar Edmando, “Çocuk Kalbi” adlı eserinde, okuldan ayrılacak olan oğluna, “… Hatta okulda almış olduğun cezalardan bile fayda gördün, o binayı sakın unutma yavrum!” diyor.
Gerçekten de öyledir. Cezalar, eğitim adına yaptığınız yanlışları göstermektedir.
Ödüllendirme ile teşvik etmenin, ceza ile de caydırıcılığın önemini vurgulamış olayım. Rekabetin, tertip ve düzenin, kurallara uymanın, disipline etmenin eğitimde önemli bir yeri ve anlamı vardır.
Sizler, her gün okula gelip giden, öğrenme zorunluluğu ile çok ağır yükü omuzlayan, bilinmesi gereken bilgileri unutmadan taşıma mecburiyetinde olan emek işçilersiniz.
Söylenenleri önemserseniz, öğrenmeye istekli olursanız ve kurallara uyarsanız işinizi iyi yapmış ve yükünüzü hafifletmiş olursunuz.
Bayrak törenine mutlaka katılmalısınız. İstiklal Marşı’mızı gururla söylemelisiniz. Yazılış amacına saygınızı, minnet duygularınızı ifade ederek milli ruhu yaşamalısınız.
Okula zamanında gelmelisiniz, geç kalmamalısınız ve devamsızlık yapmamalısınız.
Sosyal faaliyetler çok önemlidir. Kişiliğinizin oluşması, davranışlarınızın olgunlaşması, yeteneklerinizin ortaya çıkması gibi pek çok faydasının olduğunu bilmelisiniz.
Meslek seçimi evlilik gibidir. Bir ömür boyu birlikte olacağınızı düşünerek istediğiniz, seveceğiniz, mutlu ve başarılı olacağınız mesleği seçmelisiniz.
İlgi alanınızı, bilgi seviyenizi, yeteneğinizi bilmelisiniz ve tercihlerinizi bu yönde yapmalısınız.
Yazılı sınavlarda “kopya çekmek” öğrenciliğin fıtratında vardır derler ama çok yanlış bir anlayıştır. Çünkü, emek ve bilgi gasbı ile hak etmediğiniz bir şeyi elde etmek isterken başkalarının hakkını da yemiş olmaktasınız.
Sınavlar ve notlar, öğrendiklerinizin ölçülmesidir, kendinizi değerlendirmenizdir. Bildikleriniz ve eksikleriniz konusunda kendinizi sınamanız anlamına gelmektedir.
Kaliteli eğitim almanın ve başarılı olmanın, öncelikle sizin elinizde olduğunu bilmelisiniz. İdealist düşünceler içerisinde olan ideal öğrenci olmalısınız.
Kendinizle, çevrenizle barışık olmalısınız. Agresif davranışlar içerisinde olmamalısınız.
Öğretmenlerinize, arkadaşlarınıza saygıyı ve sevgiyi ihmal etmemelisiniz.
Rekabet; başarı ve kalite için yarışmaktır. Eksikleriniz konusunda önce kendinizle, daha iyi olmak için de arkadaşlarınızla rekabet içerisinde olmalısınız.
Disiplin konusu, öğrenciler arasında yanlış anlaşılmaktadır. Cezalandırmak anlamında düşünülmemesi gerekir. Tertipli, düzenli olmaktır, kurallara uymak demektir. Eğitimde yeri olmayan olumsuz davranışların, olumlu hale dönüşmesi anlamına gelmektedir.
Otokontrol ile başta kendinize, ailenize, öğretmenlerinize, arkadaşlarınıza, okula ve araçlara zarar verilmemesini kavramanız gerekmektedir.
Otorite sağlamak farklı şekillerde olabilir. Korkulana değil, ilgi ve sevgi gösteren öğretmene saygı duymanızdan hareketle, hiçbir öğretmenin sizin için “kötü” olanı istemeyeceğini bilmenizi isterim.
Okul kıyafeti konusu da önemli ve gereklidir. Ayniyetlik, ayrıcalık, sahiplenme ve sorumluluk duygusu verir. Hayatınızı düzene koymanızı, kurallara uymanızı sağlar ve bunları alışkanlık haline getirmenize vesile olur. Aykırı, farklı ve keyfi kıyafet için, “Aman ne olacak” demeyin. Mayo ile sahilde, plajda gezmek normaldir. Böyle bir kıyafetle caddede gezemezsiniz, AVM’lere gidemezsiniz, bilmem anlatabildim mi?
Çağımızın gereği olarak teknolojinin imkânlarından faydalanmanız gerektiğini anlarım ancak teknolojinin, ders esnasında, oyun amacıyla kullanılmasının da doğru olmadığını söylemek isterim. Parmaklarınızı telefonun tuşlarından kurtarıp kitap sayfalarını çevirmek için de kullanmalısınız.
Sayılamayacak kadar çok faydası olan kitap okumayı sevmelisiniz ve okumayı, araştırmayı alışkanlık haline getirmelisiniz.
Derslerinize planlı çalışmalısınız. Şöyle ki; 1) Ders, sınıfta öğrenilir. Dikkatli dinlemelisiniz ve notlar almalısınız. Anlamadıklarınızı mutlaka sorup öğrenmelisiniz. 2) Akşam eve gidip dinlendikten sonra, “Bugün neler öğrendim” diye kendinizi yoklamalısınız ve öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmelisiniz. 3) Yarınki derslerinize ön hazırlık yapmalısınız, ödevleriniz için araştırma yapıp kaynaklardan faydalanmalısınız.
Zamanın kıymetini bilmelisiniz, boşa harcamamalısınız. İleride “keşke”li pişmanlıkları yaşamamalısınız. Hayatı (eğitimi) önemseyin ve ciddiye alın ki, ileride üzülmemiş olun.
Yaşayışınızı, zamanınızı planlamalısınız. Eğlenmeye, dinlenmeye de zaman ayırmalısınız.
Okul dışında arkadaş seçiminde dikkatli olmalısınız. Sizlere zarar verecek kötü alışkanlıklardan uzak durmalısınız.
Olumsuz bir durumu gizlemeden annenizi, babanızı, öğretmenlerinizi bilgilendirmelisiniz. Sorunları ve sıkıntıları mutlaka paylaşmalısınız.
Bütün bunların, sizlerin geleceği için çok önemli ve gerekli birer eğitim unsurları olduğunu, okulların açıldığı İLK GÜN söylüyorum, sakın unutmayın. Hayatı (eğitimi) önemseyin ve ciddiye alın.
SÖZÜN ÖZÜ: Yaptıklarınız yaşayışınıza yansıyacaktır. Gönlünüzün istediği güzellikleri yaşamanız için, okula niçin geldiğinizi bilmelisiniz ve “benim için eğitim” demelisiniz. Başarının bedelini bir dönem ödemeyenlerin, başarısızlığın bedelini bir ömür boyu ödeyeceklerini unutmamalısınız. Büyük insanların idealleri vardır, sıradan insanlar küçük hesapların peşinde koşarlar…

Ağu 02

Kıbrıs Türktür, Türk Kalacaktır

 

Türkiye ve Dünya meselelerini Türk milliyetçiliği düşüncesi ile değerlendiren Aydınlar Ocakları olarak, Kıbrıs’ın fethinin 447’nci, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının oluşturulmasının 42’nci, Türk Mukavemet Teşkilatının kuruluşunun 60’ıncı yıldönümleri ile KKTC’nin 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı’nı  birlikte kutlamanın coşkusunu yaşıyor ve en samimi dileklerimizle kutluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti, Kıbrıs’taki soydaşlarımızın varlığını ve haklarını sonuna kadar koruyacaktır.  Bu vesile ile Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa, Kıbrıs mücadelesinin liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş olmak üzere tüm Kıbrıs şehit ve gazilerini rahmet ve şükranla anıyoruz.

 

 KIBRIS TÜRKTÜR, TÜRK KALACAKTIR.

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi

 

Eyl 13

Fuat Uğur’a Açık Mektup: “Andımız”ın Irkçılıkla İlgisi Yoktur

Dr. Sakin ÖNER

         Sayın Uğur, Türkiye gazetesinin 8 Eylül 2018 tarihli nüshasındaki yazınızda Sözcü gazetesinin üç gün önce Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a yaptığı “Açılım yüzünden kaldırılan Andımız yeniden okunsun” çağrısına tepkinizi içeren yazınızı ibretle okudum.

“Andımız”dan “İlköğretim okullarındaki tüm öğrencilere papağan gibi ezberlettirilen bir metin” olarak bahsetmişsiniz. Sayın Uğur, “Andımız” papağana ezberletilen bir tekerleme değil,  çocuklarımıza milli kimliklerini kazanmaları, insani ve ahlaki değerleri içselleştirerek benliklerini geliştirmeleri amacıyla okutulan bir metindi. Milli birlik ve beraberliğimize önemli katkı sağlayan “Andımız”, aynı zamanda çocuklarımızın iyi, vicdanlı ve saygılı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak amacıyla okutuluyordu.

Türkiye Cumhuriyeti, dağılmış bir toplumu toparlama, millî devlet kurma hareketidir. Bu ant, bu hedefe dönük olarak, bu ülkede yaşayanların çocukluktan itibaren, “dağılmayı, bölünmeyi, yok olmayı, emperyalist güçlerin ülkeyi parçalamasını” önleyecek şuura sahip olmalarını sağlamak için yazılmış ve okullarımızda okutulmuştur.

Bu tip “Ant”lar, başta ABD ve Japonya olmak üzere birçok ülkenin eğitim sisteminde de vardır. Mesela; Christopher Columbus’un ABD kıyılarına çıkışının 400’üncü yılında yazılan Amerikan Bağlılık Ahidi (Yemini), 1892 yılından bu yana ABD’de okullarda her sabah öğrenciler tarafından okunuyor. Bu “Ant”ta; “Herkes için özgürlük, adalet ve tek bir millet olmayı sağlayan cumhuriyeti temsil eden ABD bayrağına, sadakat ile bağlı kalacağıma tanrının huzurunda yemin ederim” deniyor. Kamu toplantıları ile özel toplantıların çoğu bu yemin ile başlıyor. Bayrak töreni yapılırken bu yemin okunuyor. Ayağa kalkılıyor ve “Ant” metni hep bir ağızdan seslendiriliyor. Bu “Ant”ın amacı, Amerika’da yaşayan 72 milletten insanı, tek bir millet olarak bir araya getirmektir. Amerikalılar diyorlar ki, “Bayrak sevgisi, milli birlik duygusu, özgürlük ve adalet gibi kavramların önemi, çocukluk çağlarında öğretilirse, insanlar bu değerlere sahip çıkar.”

Sayın Uğur, iktidara muhalif olan Sözcü gazetesinin Bakan Ziya Selçuk’a destek vermesinden de bayağı rahatsız olmuş bir haliniz var. “Andımız”ın tekrar okullarda okunmasını da, bu desteğin bir diyeti olarak görüyorsunuz. Bu metni, “baştan aşağı ırkçılık kokan çürümüş bir metin” olarak niteliyorsunuz. “Öğrenci Andı”nın Hitler Almanyası ve faşist İtalya döneminden esinlenilerek okullarda okutulmaya başlandığını söylüyorsunuz.

Sayın Uğur, her şeyden önce ırkçılıkla milliyetçiliği birbirine karıştırıyorsunuz. Irkçılık biyolojik bir kavramdır ve kan bağını ifade eder. Milliyetçilik ise sosyolojik bir kavramdır ve millet dediğimiz, aralarında kültür birliği olan insan topluluğunu ifade eder. Kültür ise; dil, din, hukuk, örf ve âdetleri kapsar.

Dinimiz bile kavmiyetçiliği kınarken, kavmini sevmenin kınanamayacağını söyler. Bu “Ant”ın, Hitler Almanyası ve faşist İtalya ile kesinlikle ilişkisi yoktur. Cumhuriyet’in 10.  Yılında, 23 Nisan 1933 Çocuk Bayramı’nda zamanın Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip tarafından yazıldı. Ant, genel kabul görünce, bu tarihten bu yana 80 yılı aşkın bir süredir, ilkokullarımızda çocuklarımızda millî kimliği geliştirmek ve millî  şuuru güçlendirmek amacıyla okutulmaktadır.

Sayın Uğur, yine yazınızda diyorsunuz ki;  “Yıllarca Türkler dışındaki diğer etnik kesimlerden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının varlığını Türk varlığına armağan ettik…. Hatta saf Türk soyundan gelmeden mutlu olunamayacağını çığırdık… Sözcü gazetesini motive eden FETÖ zihniyetinin de faşist ve ırkçı olduğunu biliyoruz. Ama bu gazetenin yazarlarıyla okuyucularının kumaşında Kemalist-ulusalcı kimlikten gelen etkiyle Türk ırkının diğer ırklara göre üstünlüğünü şevkle savunan bir damar bulunduğunu da yıllar itibarıyla hep birlikte idrak ettik….. Şimdi “Suriyeliler defolsun” hashtag’iyle tüm bu kesimi tavlayıp koyun gibi peşinden sürükleyen FETÖ’cüler de Andımız’ın geri gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlar”.

Bu yazdıklarınızın Türkiye’nin gerçekleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu asılsız iddialarınıza en güzel cevabı, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Atatürk değişik zamanlarda yaptığı şu konuşmalarda  vermiştir:

  • Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir. (1930)
  • Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlâtları ve hep aynı cevherin damarlarıdır. (1932)
  • Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)

Andımız”dan kimi içinde “Türküm” kelimesi, kimi de ”Ey büyük Atatürk!” hitabı var diye rahatsız oluyor, Oradaki Türklüğe takılanlar Ant’ın bütününü ve ortaya çıkışın altında yatan sosyolojik nedenleri düşünseler, belki biraz daha mantıklı fikir yürütebilirler. Bugün Andımız’dan rahatsız olanlar, yarın İstiklâl Marşı’ndan da, içinde ”kahraman ırkıma bir gül” sözü geçiyor diye, oradaki “ırk”tan da rahatsız olup, kaldırılmasını gündeme getirebilirler.

Andımız Ne mutlu Türküm diyene!” diye sona erer. Bu sözde geçen “Türklük” bir ırka mensubiyeti değil, kendini Türk milletinden hissetmeyi ifade eder.

Kendini Türk vatandaşı hisseden hiçbir bir kimsenin “Andımız”ın okunmasından asla rahatsız olmaması gerekir.

 

Ağu 31

Dünya’daki Değişmeyi Kavrayabilmek…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Ağustos ayı Türk tarihinin zaferler ayıdır. Ancak 10 Ağustos 1920’de de Sevr Antlaşması imzalanmıştır. Malazgirt zaferi Anadolu’da Türk’ün egemenliğini sağlamasının anahtarı olmuştur. 1071’de Malazgirt Zaferiyle Türklerin Anadolu’ya ayak bastığını ileri sürmek yanlıştır ve en azından eksik bir değerlendirmedir. Anadolu’da 1071 öncesinde de Türk boyları yaşamaktaydı.

Eğer Malazgirt zaferi olmasaydı tarihi süreç içinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları gerçekleşebilir miydi sorusu akla gelebilir. Milletler için tarih süreklidir ve bir bütün teşkil eder. Eski Türk Tarihi, Selçuklu ve Cumhuriyet Türkiyesi Türk’ün inişli çıkışlı tarihinin temel safhalarıdır. Bunlar bir bütündür. Her dönem yaşadığı tarih kesiti içinde ele alınıp değerlendirilebilir. Cumhuriyetçi ve Osmanlıcı ayırımına gidilerek kamplaştırıcı ve çatıştırıcı tahrikler ve ekilen nifak tohumları aslında Türk tarihinin bütününe saldırıdır. Dün Osmanlı’yı tarih sahnesinden silmeye uğraşanlar, 1923 sonrası Cumhuriyeti güçlendirip yücelttiler mi? Dün gerçekleştirilen yıkıcı ve çökertici süreç bugün de değişik şekillerde ve vasıtalarla sürdürülmektedir.

Aydınlar Ocağı toplantılarında ve şura bildirilerinde devamlı vurguladığımız bir gerçek vardır: Sözde dost ve düşmanlarımız tarafından önümüze konan tuzaklar, en son 15 Temmuz 2016 darbe ve işgal teşebbüsü de aslında 1453, 1071 ve 1923’ün intikamını almaya dönüktür. Biz bunları söylerken dudak bükenler, bizi fanatik, aşırı ve komplocu görenler bugün ifadelerimizi kullanmaktadırlar.

Günlük ve sadece belirli bir dönem açısından tarihi olayları ele alamayız. Bu eksik bir yaklaşım olur. Tespitte yanlış yaparsak; uygulayacağımız politikalarda ve alacağımız tedbirlerde de yanlışlar yaparız. Bir dönem bölücü terör olaylarına bakışta ve Suriye’deki gelişmelerde olduğu gibi… Batı’nın ve Rusların dün Kürt ve Ermenileri Osmanlıya karşı nasıl ve niçin kışkırttıklarını bilmezsek; ütopik barışçı, açılımcı ve sözde çözümcü kesiliveririz. Bugün süper bir güç olan ve Dünyada da tek patron olmaya direnen ABD’nin Türkiye’ye karşı PKK ve yandaş terör örgütlerini neden desteklediğini de anlayamayız. ABD ile stratejik ortak değil; tersine stratejik düşman olduğumuzu da geç fark ettik. Düşmanları güldürmeyelim.

ABD’nin küstahça ve NATO üyesi olarak Türkiye’ye yaptığı çirkin muamele hangi ABD sorusunun cevabını doğru vermeyi gerektirmektedir. Stratejik düşmanın adı Trump yönetimidir. ABD ve Türkiye’nin bütün olup bitenlere rağmen, birbirine ihtiyacı sıfırlanmış değildir. Rusya ve Çin’le olan ilişkilerimizin geliştirilmesi ihtiyacı, ABD ile ilişkilerimizde pazarlık gücümüzü artırabilir. Aynı durum Rusya, Çin ve İran’la ilişkilerimiz açısından da düşünülebilir. Değişen dünya şartları ABD’yi yeni dengelere zorlamaktadır. Dünün soğuk harp şartları değişmiştir. Adeta dünyanın çivisi çıkmıştır. Dostluklar ve müttefiklik tartışılır hale gelmiş, milli menfaatler ön plana çıkmıştır. Ciddi devletler daha iyi ufalanarak daha çok bütünleşebilecekleri hayallerinden uzaklaşmışlar, merkezi ve üniter yapılarını güçlendirmeye çalışmaktadırlar. Çok kültürlülük uyutmaları ve özerklik bağışları geride kalmıştır. Türkiye’de bazıları değişimi anlamasa da… ABD tehditlerle, doğrudan veya dolaylı müdahalelerle, eşitlikçi ilişkileri reddederek artık sonuç alamayacaktır. Siyasi eksen de Batı’dan Doğu’ya kaymaktadır. ABD’yi ve Trump yönetimini hiddetlendiren, alışılmadık dış politika çirkinliklerini, şantajları sergilemesinin sebeplerinden birisi budur. ABD Başkanlarından Carter’in güvenlik danışmanı Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” isimli eseri bugüne ışık tutmakta, Avrasya ve Doğu eksenindeki gelişmeye işaret etmektedir.

Türkiye zor bir dönemden geçmektedir. Yönetenlerimiz düşmanı birleştirici beyanlardan kaçınmak durumundadırlar. Yanlış beyanlarla ülkemizde hukuk devletinin bulunmadığı izlenimi verilmemelidir. Hilal-Haç kutuplaşması tahrik edilmemelidir.

Eyl 20

Kerbela Katliamı!

A.Kemal GÜL

Kerbela Olayı ya da Kerbela Katliamı olarak bilinen olay, 680 tarihinde (Hicri 61, 10 Muharrem) Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin ve Emevi Devleti halifesi Yezidi’n ordularının çarpışmasıdır. Bu savaşta Hz. Hüseyin şehit edilmiştir.

Taraflarca mutabakata varıldığı halde Muaviye’nin ölümüyle yerine Hz. Hüseyin’in geçmesi gerekirken Muviye’nin oğlu Yezit’in kendini Halife ilan etmesi İslam Devleti Emevi’yle dikta döneminin de başlangıcı oldu.

Dikta dönemini tanımayan Küfe halkının davetiyle, yanına ailesini de alarak Küfe’ye giden Hz. Hüseyin’in ordusu ile Yezidi’n ordusu Kerbela’da karşılaştı. Hz. Hüseyin’in ordusunda bulunan 70 adama karşılık, Yezidi’n ordusunda 4500 kişi olduğundan bu mücadele, Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin ölümüyle sonuçlandı. Hz. Hüseyin’in ailesi esir alındı ve kanlı bir şekilde biten bu olay, tarihe Kerbela Olayı (Katliamı) olarak geçti.

Sevgili Peygamberimizin torunu ve Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın gözünün nuru olan Hz. Hüseyin, yanında bulunan yetmişten fazla Müslüman ile birlikte Kerbelâ’da şehit edilmiş olması İslam adına rezalettir. Bu rezil vaka, Allah ve Resulüne iman edip, Ehl-i Beyt sevgisini gönüllerine nakşedenlerin ortak acısı, yürek sancısıdır. Bu menfur hadiseyi gerçekleştirenler, mezhep ve meşrep farkı gözetmeksizin, istisnasız bütün Müslümanların vicdanlarında mahkûm olmuşlardır.

Bu vahim olay sonucu Sünni- Şii ayrışımının da zirve noktası olmuş oldu.

Bugün dahi izleri süren Sünni-Şii taraflarının birleştiği ortak noktalarından biri ise, Kerbela Olayı’nı hüzünle hatırlamak olmuştur. Günümüzde Hz. Hüseyin’in şehit edildiği tarih, Muharrem ayının 10. günü (Aşure Günü)’dür. Bu tarih, Sünni Müslümanlar tarafından sessiz bir şekilde anılırken, Şii ve Alevîler tarafından törenlerle anılmaktadır.

Bugün de nice İslam beldesi benzeri acı ve gözyaşıyla yoğrularak adeta birer Kerbelâ’ya dönmüştür. Bugün aynı coğrafyada, masum kadın ve çocuklar hayattan koparılırken bizlere düşen, devlet yöneticilerine düşen, Kerbelâ’yı doğru anlamak ve haksızlıklar karşısında Hz. Hüseyin misali bir duruş sergilemektir.  Hz. Hüseyin, Kur’an-ı Kerim’i ve Rahmet Peygamberinin şerefli sünnetini kendine rehber edinmiştir. Zulme rıza göstermemiş, adaletsizliğe seyirci kalmamıştır. Kendisine yapılan telkinlere itibar etmeyerek hakkın, hakikatin, huzur ve barışın yeryüzüne hâkim olması için yola çıkmıştır. Böylelikle kıyamete kadar bütün insanlığa onurlu bir mücadelenin eşsiz örneğini sunmuştur.

*

Asrı sadet olarak nitelenen dört Halife dönemine bakınız. Hz. Ebubekir hariç diğer Halifeler de hançerlenerek öldürülmüştür. Hz. Ebubekir’in de zehirlendiğinden bahsedilir. Bazı akademisyenler ne yazık ki Hz. Peygamber’inde zehirlenerek öldürüldüğünden bahsederler.

*

Bu beddualı coğrafyada Irk, dil, mezhep ve meşrep farklılıklarının arkasına sığınarak aynı dine mensubiyetimizi hedef alanlara, coğrafyamızda yeni Kerbelâ’lar yaşanmasını arzulayanlara karşı İman yüreklerinin toplu vurması gerekmez mi?

*

Hz. Hüseyin Efendimiz gibi iyilerin ve iyiliklerin yanında, kötülerin ve kötülüklerin karşısında yönetici konumunda olan liderlerin ortak tavır almaları gerekmez mi?  Hakkı ve hakikati adına ortak eyleme geçmeleri gerekmez mi?

*

Gerekir de,  Emperyal devletlerin himayesinde ayakta durmaya çalışan dikta rejimlerle yönetilen devletlerin işi değil.

Yer altı/ yer üstü kaynaklarıyla zengin Orta Doğu Coğrafyasında konumlanmış diktatörlükle yönetilen, halkı bedevi kültürüyle beslenmiş bu devletler Emperyal / güçlü ülkelerin şamar oğlanı olamaya mahkûmdurlar.

*

Bu konuyu işlemedeki asıl amaç, hepimizin bildiği çok zor badirelerden geçerek bedevi kültürünün sarmaladığı Osmanlı’nın küllerinden bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin kıymetini kavramak içindir.

Başta Başbuğ Mustafa Kemal olmak üzere kurucu iradenin yönlerini muasır medeniyetlere çevirmeleri yaşanan acı tecrübelerin sonucudur.

Laik sisteme ve hukukun üstünlüğüne dayanan Demokratik Parlamenter sistemi esas alan Devletimiz Türkiye Cumhuriyetini sarmalamaya yönelik bedevi kültüründen silkinmemiz, milli hasletlerimizi esas alan eğitim sistemimizi yeniden yapılandırmamız zorunluluğu olmazsa olmazımızdır.

Türk dünyasıyla kültürel ve ekonomik bağlarımızı güçlendirmemiz olmazsa olmazımız olmalıdır. Devletlerarası ilişkilerimizde karşılıklı çıkarlar öncelik almalıdır.

Beka sorunuyla karşılaşmamız için, vatanımız olan bu zor coğrafyada kaynaklarımızı harekete geçirecek üreten güçlü bir ekonomik reforma ihtiyacımız vardır.

‘’Ne Mutlu Türküm Diyene’’ kavramına ihtiyacımız vardır.

*

Başta Hz. Hüseyin ve Kerbelâ’da şehit olan Ehl-i Beyt olmak üzere, mukaddesatımız uğruna can veren bütün şehitlerimize selam olsun. Makamları âlî, mekânları cennet olsun.

 

Eki 06

Romanya’da Kurultay ve Uluslararası Aba Güreşleri

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK

28 Eylül-1 Ekim 2018 günleri Romanya’nın Köstence kentinde 2. Kurultay ve Uluslararası Aba Güreşleri ile diğer geleneksel sitildeki güreş oyunları yapıldı. Kurultaya Türkiye Prof. Dr. İbrahim Öztek başkanlığında, idareci Mesut Yılmaz,  hakemler: Aydın Öztek-Hikmet Sabuncu

Sporcular ise: 70 Kg. Cuma Akkuş, 80 Kg. Oğuz Doğruer, 90 Kg. Şahin Türşak ve Ağırda Mahmut Çayırcı’dan oluşan ekiple katıldı.

Kurultay ve yarışmalarda Romanya ve Türkiye’nin yanı sıra Gagauzya/Moldova, Bulgaristan, İtalya, Kırım/Ukrayna, Tataristan ve Malta yer aldı.

Etkinlikler kapsamında; Uluslararası Aba Güreşi, Kuraş, Kırım Kuşak Güreşi, Kazan Tatar Güreşi, Atlı gösteriler, Okçuluk, Halk oyunları, Türk-Tatar Milli yemekleri ikramı, Müze, camiler ve turustik-tarihi yerleri ziyaret yer aldı.

29 Eylül günü tüm ekiplerin katıldığı Uluslararası Aba Güreşi Hakem semineri yapıldı. Seminer Aydın Öztek, Hikmet Sabuncu ve Romen hakem Florin Nestor tarafından verildi.

Sporcularımız Uluslararası Aba Güreşi ve Kazan Tatar güreşi dallarında yarıştılar.

Kurultayın açış töreninde bir konuşma yapan Başkan Prof. Dr. İbrahim Öztek, konuşmasının sonunda Romanya Uluslararası Aba Güreşi Federasyon Başkanı Naim Belgin ile Kırım Federasyon Başkanı Seydamet Yagyayev’i çalışmalarından dolayı kutlayarak, Kendilerini Dünya Uluslararası Aba Güreşi Federasyonu Teknik ve Uluslararası İlişkiler Kurul üyeliğine getirmiştir.

Tem 31

Gelişmişlik ve Ahlak

Dr. Hasan GÜNAYDIN

 

Kant’a göre insan, eylemlerini kişisel çıkarı için veya merhamet gibi hisleri nedeniyle değil GÖREV ANLAYIŞI ile yerine getirmelidir. Yani, merhamet hisleriyle bağış yapmak veya toplumsal baskı sonucu yardımda bulunmak ya da saygınlık kazanmak amacıyla ahlaklı davranışlar sergilemek gerçek ahlaki eylem değildir. Eylemlerin sebebi sonuçlarından çok daha fazla önemlidir.

 

Genellikle eğitim ve gelişmişlik arasında önemli bir bağ olduğu savunulur. Doğal olarak, bu görüşü kabul etmemek mümkün değildir.

 

Max Weber ise yaptığı çalışmalarında ahlak ve kapitalist gelişim arasındaki ilişkileri incelemiştir. Aslında toplumsal yaşam, gelişmişlik ve ahlak arasında sanıldığından çok daha fazla, çok daha etkin bir ilişki bulunmaktadır. Kanaatimce ahlak şu etkilere sahiptir:

 

  • AHLAK EĞİTİM TALEBİ DOĞURUR. Örneğin; ahlaklı bir insan yaptığı işi en iyi şekilde yapmak, aldığı ücreti hak etmek ister. Aldığı ücreti hak etmesi ise işini en iyi, en bilgili şekilde yapmasını gerektirir. Bu nedenle ahlaklı bir insan iyiye doğru gelişmek, bunun için okumak ve eğitim almak ihtiyacı duyar. O, diğer pek çok birey gibi çalışmadan ya da hak etmeden kazanmak istemez. Az çalışmak veya bilgisiz, yetersiz ve verimsiz olmak onu rahatsız eder.

 

  • AHLAK ADALET TALEBİ DOĞURUR. Mesela; dürüst ve ahlaklı bir insan yapılan haksızlıkları gördüğünde devletin ya da adalet kurumlarının adaleti tesis etmesini ve daha adil olmasını ister; hatta gerekirse bunu dile getirir ve mücadele eder. Kendisi de görev yaptığı yerlerde adil olmaya, adaletle yönetmeye çalışır. Yöneticilerinin adaletli olmalarını bekler.

 

  • AHLAK DÜZEN VE ÖRGÜTLENME TALEBİ DOĞURUR. Bulunduğu ortamda adaletsizliğin, başıbozukluğun ve karmaşanın kol gezdiğini gören kişi bu kuralsızlıktan şikayetçi olur. Dile getirse de getirmese de, kurallara uyulmasını, düzenli bir ortamın oluşturulmasını talep eder.

 

  • AHLAK DİĞER İNSANLARIN DA AHLAKLI OLMASI TALEBİNİ DOĞURUR. Ahlaklı insan gayrı ahlaki davranışlarda bulunanlarla beraber olmaktan hoşlanmaz. Onlarla arkadaşlık etmekten ya da birlikte faaliyette bulunmaktan kaçınır. Çevresindekilerin de kendisi gibi dürüst olmasını ister. Bunun için, gördüğü kötülükleri eleştirmeye başlar, hatta düzeltmeye çalışır. Toplumda ahlaklı insanların çoğalması bir nevi denetim mekanizması kurar. Zira kötü davranışlar eleştirilir ve engellenmeye çalışılır. Oysa ahlaki değerlerin önemsenmediği toplumlarda, ya yolsuzluklara iştirak ya da onları desteklemek söz konusudur. Toplum bu tür davranışları önemsememekte/umursamamakta ve engellemek için çaba sarf etmemektedir; bazen daha da ileri giderek destekleyip savunmaktadır.

 

  • AHLAK AÇIKLIK/ŞEFFAFLIK TALEBİ DOĞURUR. Ahlaklı insan kapalı kapılar arkasında yapılan usulsüz işleri tasvip etmez. Böyle davranan yöneticileri desteklemez. Tam tersine bu gibi yolsuzlukları açığa çıkaran medya kuruluşlarına destek olur, onları hararetle savunur. Böylece ahlak şeffaf yönetimin oluşmasını sağlar. Ahlaksızlığın yaygın olduğu toplumlarda ne kadar kural konulursa konulsun yapılanların önüne geçmek çok zordur. Zira kuralları takan ve onlara uymak için gayret sarf edenlerin sayısı azdır. Çoğunluk ahlaksız davranışlara iştirak edenlerin ya da bananecilerin elindedir.

 

Sonuç olarak; toplumda ahlaklı insanların artması, hem eğitim seviyesinin yükselmesini, hem daha etkin bir adalet mekanizmasının kurulmasını, hem de daha şeffaf ve düzenli bir yönetimin oluşmasını sağlar. Geri kalmış ülkelere baktığımızda siyasi ve ticari ahlakın gelişmiş ülkelere nazaran daha az yaygın ve etkin olduğunu görürüz. Aslında geri kalmışlığın belki de en önemli sebebi, eğitimsizlik değil ahlak düşüklüğüdür.

Eyl 13

Farkındalık Çok İyi Bir İlaçtır

Dr. Öğretim Üyesi Zülfikar ÖZKAN

 

İnsanlar, kendilerinin ve başkalarının davranışlarının altında yatan sebebi görebilseler, pek çok sorun kendiliğinden çözüme ulaşır. Gerçekten farkındalık çok iyi bir ilaçtır.
Pek çok hasta, hastalığı hakkında bilgi edinerek hastalık sürecini durdurabilmektedir.
Eğer birini ilaçlarla tedavi ediyorsanız, gerçek sebep yerine belirtileri tedavi ediyorsunuz demektir. Böyle bir tıp anlayışı yetersiz kalmaktadır. Gerçek tedavi, hastalık hakkında farkındalık oluşturmakla gelir. Yatırşırıcı ilaçlar yetersizdir.
Depresyon ve kaygı gibi rahatsızlıklar beyin kimyasındaki ayar yanlışları mıdır? Yani beynin organik yapısıyla ilgili rahatsızlık mı? Yoksa beynin sağlığa ve mutluluğa ayarlanmamış olması mıdır?
Neden başımıza gelen kötü olayları düşünüp durmak, iyi hissettiğimiz hatıraların tadını çıkarmaktan daha kolay geliyor? Çünkü beynimiz, iyilere kıyasla kötü tecrübelerden çok daha çabuk öğrenmeye programlanmıştır. Stresliyken kötü haberlere duyarlı oluruz. Bunu bildiğimizde beynimize doğru ayar verebiliriz.
Zihnimizi meşgul ettiğimiz şeyler, beynimize birinci derecede şekil verir. Beyin kendi şeklini zihnin üzerinde durduğu şeyden alır. Zihnimizi sürekli olarak endişe, şikayet, incinme ve stres üzerinde tutarsak, beynimiz öfke, üzüntü ve suçluluk gibi duygulara göre şekillenir.
Bu durumdu beynimize yanlış ayar vermiş oluruz. Yapılacak iş beynimizi sağlığa ve mutluluga göre ayarlamaktır.
Başarısızlığının sebebini bilen öğrenci, başarıya kolay ulaşır.
Hastalığının sebebini bilen hasta, çabuk iyileşir.
Ekonomisinin çıkmazı girdiğinin sebebini farkeden kişi, çıkmazdan çabuk kurtulur.
Beyninin çalışma prensiplerini bilen kişi, daha kaliteli, daha sağlıklı, daha başarılı ve daha mutlu bir hayat sürer.
Francis Bacon ‘un “Bilgi güçtür” sözünü hepimiz biliriz. Ancak bunu tam olarak içselleştirdiğimizi söyleyemeyiz.

Eyl 02

Biz İçeriden Siz Dışarıdan

Ruhittin SÖNMEZ

“Cumhuriyet tarihimizin en ağır ekonomik krizi” olması muhtemel bir ekonomik türbülans içine girdik. Bu ağır krizin oluşmasında elbette dış tesirler de var ama asıl olan içeride bizim yaptıklarımız.

Borç aldığımız elâlemin parasını har vurup harman savurmak, üretim yerine tüketim harcamalarına yönelmek, hukuk devleti olmaktan uzaklaşmak ve vatandaşlarımız arasında ayrışma ve kutuplaştırma yaratmak. Bunlar bizim içeride yaptıklarımız.

***

Abdülaziz zamanında iki kere sadrazamlık, 10 yıl kadar da dışişleri bakanlığı yapan Keçecizade Fuad Paşa hazırcevaplığıyla meşhurdur.

Kendisine, Sultan Abdülaziz’in 1867’deki Avrupa seyahati esnasında soruyorlar “en güçlü devlet hangisidir?” diye.

Fuad Paşa, “şüphesiz ki Devlet-i Aliye-i Osmaniye’dir. Çünkü yıllardır siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz ama bir türlü yıkılmıyor” şeklinde cevap verir.

***

Sonunda Osmanlı Devletini yıkmayı başardık(!).

Dilerim Türkiye Cumhuriyeti için aynı şey olmasın. Ekonomik kriz konusundaki kötümser tahminler tutmasın. Olabilecek en az zararla bu badireyi atlatalım.

Bunun için yaptığımız hatalardan ders çıkarmak, “aynı gemide olduğumuzu” sadece kriz dönemlerinde külfet yüklerken değil, her zaman (nimet dağıtırken de) hatırlamak gerekir.

Ayrıca elimizdeki imkân ve kabiliyetleri verimli bir şekilde kullanmamız gerekiyor.

Yeter ki ortak aklı işletebilecek bir toplumsal mutabakatı sağlayabilelim. Lüzumsuz iç çekişmelerle enerjimizi boşa harcamayıp, iktidarı ve muhalefeti ile birlikte bu belayı atlatmak için gerekli tedbirleri alacak basireti gösterebilelim.

**************************************

GEÇMİŞ VE MEVCUT KUDRETİMİZİ BİLMEK

Fransız imparatoru III. Napolyon, bir gün opera salonuna girerken, Osmanlı sefiri (elçisi) Keçecizâde Fuad Paşa’nın ayağa kalkmadığını görür.

Bunun üzerine protokol nâzırı olan memura der ki: “Gidip sorun bakalım. Yoksa kendisini Kanunî’nin elçisi mi zannediyor?”

Bu suale Keçecizâde’nin cevabı şu şekilde olur:

“Hâşâ!.. Eğer ben Kanunî’nin sefiri olsa idim, sizin kralınız, benim olduğum yere, benden izin almadan girebilir miydi?

Hem geçmişteki kudretimizin farkında olan ve hem de mevcut gücümüzü bilerek (komplekse kapılmadan ama gücümüzü abartmadan), bu gücü azami ölçüde değerlendirebilen devlet adamlarına ihtiyaç duyuyoruz.

*************************************

HEM CAHİL HEM MÜSLÜMAN

Fuad Paşa’nın babası Keçecizade İzzet Molla’nın dili oğlundan da sivriymiş…

Rumlardan Hançerli Bey, Hıristiyan olduğu halde Osmanlıcayı iyi bilir, özellikle hadisler hakkında derin bilgisi varmış.

Bir gün cahil bir Müslüman, İzzet Molla’ya Hançerli Bey için şöyle demiş:
“Madem İslamiyet’i bu kadar biliyor, niye Müslüman olmuyor?”

İzzet Molla adama şöyle bir bakmış:

“Sen bu kadar cehaletinle niye Hıristiyan olmuyorsun?”

***

Bugün cehaletinin ve cahil cesaretlerinin büyüklüğüne şaştığımız Müslümanların sayısı ve cüretleri o kadar çok ki..

Bunlara hak ettikleri cevapları verebilecek Keçecizade İzzet Molla gibi aydın devlet adamlarını adeta mumla arıyoruz.

Sözde “kanaat önderi” olan cahil din adamlarına karşı devletimizin mevcut yöneticilerinin tavırları çok farklı. Haddini bildirmek bir yana, bu tür adamları saraylarda ağırlıyor veya ayağına kadar gidip karşılarında diz çöküyorlar.

***********************************

EKONOMİK KRİZ DÖNEMİ İÇİN TAVSİYELER

Vatandaş olarak bizlerin gidişatı değiştirme imkânımız yok. O halde, bari “gelen afetten en az zararla nasıl çıkarız?” hesabını yapalım.

İlhan Kesici’nin önceki krizlerden birinde yaptığı tavsiyesi şimdi daha da geçerli: “Çare ayağını yorganına göre değil, yorganının yarısına göre uzatmakta.”

Aşağıda uzmanlardan edindiğim bilgileri paylaşıyorum. Böylece okuyucularıma belki biraz faydam olur.

Borçlanmadan kaçının. Kredi kartı borçlanmalarınızı azaltın, var olan borçları kapatmaya çalışın.

Döviz geliri olmayanlar, kesinlikle dövizle borçlanmayın. Ticari işlemlerinizi TL ile yapın.

Konut fiyatlarının daha da düşmesi bekleniyor. Konut alımı için daha uygun şartların oluşmasını bekleyin.

Mümkünse nakitte kalın. Döviz ve faiz kazandıracak görünüyor. Tüketici özellikle nakit parası ile çok cazip fiyatlarla mal alma imkânına kavuşacak. Fiyatların aşırı düşmesini engelleyecek tek faktör döviz fiyatlarındaki artış olacak.

Devletin fiyatlarını belirlediği ve genel ve yerel bütçelerin en önemli gelirlerini oluşturan (ÖTV, KDV, ÖİV gibi gelir kaynakları olan) elektrik, doğalgaz, telefon (iletişim) ve su fiyatlarında artışlar devam edecek. Sigara ve içkiye zamlar yapılacak. Devletin dolaylı vergiye ihtiyacı artacağı için vergide adaletsizlik artacak.

Enflasyonda bir artış olması beklenmekte. Maaşlardaki artışlar kesinlikte enflasyonun altında kalacak.

Tasarrufları olan vatandaşlarımızın risk ve kâr dengesini optimize edebilmek için tasarruflarını bölerek farklı yatırım araçlarına yatırması uygun olur. Borsa sade vatandaş için oldukça risklidir. Profesyonel yardım almaları gerekir.

İşverenlerin işçi çıkarmayı en son düşünmesi gerekir. Bir işletmenin en önemli sermayesi onun entelektüel birikimidir (yetişmiş insan gücüdür). Kriz ne kadar derin ve ne kadar şiddetli olursa olsun, belli süre sonra yeni dengeler oluşacaktır. Kriz sürecinde ve kriz sonrasında mevcut entelektüel sermayenizi koruyamazsanız yeni dengeler oluşurken zayıf bir bünyeniz olacaktır. İllaki bazı çalışanların çıkarılması gerekiyorsa, ilerde ikame edilecek personelin, yerini kısa zamanda doldurabileceği, en vasıfsız çalışanlardan başlamak uygun olacaktır.

İşsizliğin genel olarak artacağı ve birçok kişi için maaşların reel olarak düşeceği tahmin ediliyor.

Döviz bazlı kira sözleşmeleri TL’ye döndürülmeli. Kiralardaki artışın enflasyonun gerisinde kalacağı hatta birçok konut ve işyeri için kira artışının gerçekleşmediği bir dönem olacağı beklenmekte.

Durum iç açıcı değil, ancak karamsarlığa kapılıp kriz sonrasında hazırlanmamak birçok fırsatın kaçmasına yol açabilir. Özellikle bir işyeri olanlar ve tasarrufu bulunanların bu dönemi kriz sonrası için ciddi bir fırsata dönüştürmesi mümkün olabilir.

Eski yazılar «

» Yeni yazılar