Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

May 15

ABD ve İsrail’i Şiddetle Kınıyoruz

ABD Başkanı Donald Trump, dünyanın karşı çıkmasına rağmen ABD’nin İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararını inatla uygulamaya koymuştur. Bu durumu protesto eden Filistinlilere İsrail askerinin ateş açması sonucu Gazze’de 55 kişi hayatını kaybetmiş, 2 bine yakın kişi de yaralanmıştır. Bu ortamı oluşturan ABD’yi ve bu kadar Filistinliyi şehit eden ve yaralayan İsrail’i şiddetle kınıyoruz.

Doğu Kudüs’ü bağımsız Filistin devletinin başkenti olarak kabul ediyoruz. Filistin davasını kendi davamız olarak görüyoruz ve Filistinli kardeşlerimizle dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz. Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ 

 

May 19

Beyninizin Efendisi Olun!

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

 

Beyninizi kontrol edebilirsiniz. Siz onu kontrol etmezseniz, o sizi kontrol eder ve kendi programına göre istemediğimiz deneyimler yaşatabilir.
Zihnimiz evrensel yasalara karşı çıkabilecek güçtedir. O geçmişe ve geleceğe gidebilir. Ama zaman ve olaylar geriye ve ileriye gidemez.
Bizi mutlu veya mutsuz eden neye yoğunlaştığımız ve neyi hatırladığıızdır. Çünkü neye karar vermişsek beynimiz ora ulaşabileceğimiz şeyleri bulur.Mutlu olmaya karar vermişsek beynimiz mutlu olacak şeyleri arar ve bulur.
Beynimizi kararlarıımz doğrultusunda çalıştırmak elimizdedir. Onu arzu ettiğimiz şekilde yönetebilmek için, yanlış giden şeyleri küçük, kasvetli ve önemsiz bir hayal haline dönüştürmemiz gerekir. İstediğimiz şeyleri ise büyük, parlak, pariltılı renkli, neşeli, yumuşak, sıcak, eğitici olarak hatırlamalıyız.
Kötü deneyimlerimizi duyulamayacak bir sesle, küçük, bulanık ve durağan, çerçeveli olarak hayal etmeliyiz.
Yani bize yararlı olacak nesnelerin sesini yükseltmeli, yararlı olmayacakların sesini kısmalıyız.
Pek çok insan işinde % 99 oarnında başarılı olduğu halde, yanlış giden % 1’ i gözlerinde büyütür, parlaklaştırır, yakınlaştırır, parıltılı hale getirir. Başarılı giden % 99’ u ise önemsiz bir hayal haline dönüştürür. İşte onları mutsuz edenbu yaklaşım, bu düşünce tarzıdır.
Çöküntü yaşanan kişiler de, kendilerini mutlu hisseden insanlar kadar olumlu deneyime sahip olmuşlardır. ama onlar mutlu anlarını parlak, büyük renkli bir şekilde hayallerinde canlandırmayı becerememişlerdir. Bu insanlar mutlu anlarındaki deneyimleri kendilerinden uzaklaştırır, sorunlarını ve mutsuzluklarını yaklaştırırlar.
Beynimize istediğimiz hayali yerleştirebiliriz.
Beynimizin nasıl çalıştığını anlamada ustalaşırsak kendi kendimizin danışmanı olabiliriz. O zaman istediğimiz duyguları ve düşünceleri yaşayabiliriz. Kısaca duygularımızı değiştirme yeteneğini kazanmış oluruz.
O zaman mutlu ve neşeli deneyimlerimizi hatırlayabiliriz. Örneğin onları hatırlatan şarkıları dinleyerek o deneyimleri tekrar yaşayabiliriz. Yapılacak iş o şarkıları hatırlatacak düğmeye basmaktır.
Zihnimizde beynimizi özel bir şekilde cevap vermeye tetikleyecek belirli anahtarlar vardır. Meselabir görüntü bize derin hatıralara götürebilir.
Neye karar vermişsek beynimiz o kararıımız doğrultusunda programını yapır. Mesela mutlu olmaya karar vermişsek beynimiz mutlu olacak şeyleri arar ve bulur. Dünyayı o kararlarımız ve beklentilerimiz penceresinden görür.
Her seçeneğin kötü tarafına yoğunlaştığımızda beynimiz mutsuz kimyasal hormonlar salgılar. Bu süreç bizi giderek daha fazla mutsuzluğa sürükler.
Bu sebeplerle kendi mutsuzluğumuz için başkalarını suçlamak yerine beynimizin efendisi olmak ve beynimizi akıllıca kullanmak zorundayız.
Unutmamalıyı: Beynimiz her zaman bizi neyin mutlu ettiğini arar. Başkalarının mutluluğu için kendimizi mutsuz etmemize gerek yoktur. Beynimiz başkalarının mutluluğu için değil, ken mutluluğumuz için çalışır. Onun programı böyledir.
Bununla birlikte kendimizin mutluluğunun başkalarına da faydası olur. Mutluluk bulaşıcıdır. Bizim mutluluğumuz başkalarının ayna nöronlarını harekete geçirerek onların mutluluğunu da ateşler.

 

 

May 17

Chatham House yeni Sykes-Picot haritaları mı çiziyor?

Ahmet TAKAN

Onca seçim telaşının arasında sırf Kraliçe’nin hatırı kırılmasın (!) diye İngiltere’ye gidildi. Abdullah Gül beyler içinden epey kahretmiştir herhalde!.. Vefasızlık konusunda kitap yazmaya başlar mı bilemem ama kendisine bir zamanlar çok yakın duran, ödüller veren Chatham House‘a da epey içerlemiştir. Gazze’de Müslüman kanı içilirken, İsrail’in kurulmasına öncülük eden, Sykes-Picot haritalarını çizen, Sevr’i yapan Chatham House’da R. Erdoğan epeyce uzun bir konuşma yaptı. Baktım AKP cenahına, bir zamanlar oraya gidip de misafir edilenlere en ağır hakaretleri yağdıranlardan ses seda yok!.. Seçim ateşi bacalarını sardığı için yine “reisin bir bildiği vardır” moduna girmiş olmalılar!..

R. Erdoğan’ın İngiltere ziyareti ile ilgili Ankara kulislerinde akçeli işler de dahil olmak üzere çok şey konuşuluyor. Yok, o kadar da değildir artık!.. Erdoğan, bu kadar harala gürele arasından sıyrılıp, sakin geçen o 3 gün içinde Londra’da kurmaylarıyla, “şöyle rahat kafayla milletvekili listelerini” düzenleyelim demiş olamaz mı?..

Erdoğan’ın, Londra’da Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta, “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çoğunluğunu kaybetmesi olasılığı”na ilişkin “A, B, C planlarımız var. Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” demesi de ayrıca dikkatimi çekti.

Erdoğan, 24 Haziran’daki seçimde, kendisinin cumhurbaşkanlığını kazandığı, ancak parlamentoda ‘karışık bir tablo’nun ortaya çıkması durumunda ne yapacağıyla ilgili bir soruya şu cevabı vermiş:

“Bizde bir laf vardır: ‘Dereyi görmeden paçalar sıvanmaz’ diye. Biz de dereyi görmeden paçaları sıvamıyoruz. Önce seçim sonuçlarını bir görelim. Sizin dediğiniz anlamdaki bir neticeye göre hazırlıklarımız şüphesiz olacaktır. A, B, C planlarımız var. İnanıyoruz ki arzu ettiğimiz plan ortaya çıkacaktır. Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz. 7 Haziran’da sistemin önünü açtım.”

Doğru!.. O zamanlar gizli uzlaşma ile hareket ettiği Doktor Devlet Bahçeli ile Ahmet Davutoğlu’na hükümet kurdurmamışlardı. 1 Kasım seçiminin sonuçları da ortada!.. 24 Haziran’da AKP’nin Parlamentoda çoğunluğunu kaybedebileceği görüldüğünden siyasi kulislerde senaryolar birbirini kovalıyor. En çok konuşulanı da, “Erdoğan Cumhurbaşkanlığını kazanır Parlamentoda çoğunluğu kaybederse 3 ay içinde tekrar seçime gider.” 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ilk kaleme aldığım yazıda ve katıldığım TV programlarında Erdoğan’ın seçime gideceğini iddia eden ve haklı çıkan bir gazeteci olarak bu sefer işin öyle olacağını sanmıyorum. Erdoğan, eğer Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanır Parlamentoda çoğunluğu kaybederse bu sefer farklı bir organizasyona gider. Bu yüzden, CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’ne milletvekili aday listelerini -YSK’ya teslim edecekleri son ana kadar- çok ince eleyip sık dokumalarını tekrar tekrar gözden geçirmelerini öneririm!..

Tower Bridge (Kule Köprüsü)

Öncesinden, Türk kamuoyuna cilalanmaya başlanan R. Erdoğan’ın İngiltere gezisinin stratejik perde arkasına ilişkin ne düşündüğünü 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Cahit Armağan Dilek’e sordum. Dilek’e göre İngiltere köprü görevi görüyor. Dilek şöyle anlattı;

“Biz, ABD ile simgeleşen sorunlar nedeniyle iş yapamıyoruz, karşılıklı oturup konuşamıyoruz. El altından iş pişirecekler ama karşılıklı oturup konuşamıyorlar. Bence, İngiltere arabulucu. İngiltere üzerinden ABD ile iş yapıyorlar. Bu sadece İngiltere işi değil. İşin öbür tarafında ABD de var. Yani, Amerika bize empoze etmek istediği şeyleri İngiltere üzerinden yapıyor. Biz de İngiltere üzerinden karşılık veriyoruz. Bunun içinde Kıbrıs var, Suriye içinde onların oluşturmaya çalıştığı yapı var. Onların kabullenilmesine yönelik Amerika’nın telkinleri var. İngiltere de bu pazarlığı yürütüyor. Ondan sonra bu meşhur çözüm süreci var. 25 Haziran’da Suriye’de bambaşka bir resim göreceğiz. Hükümet de bu resme ses çıkarmıyor şu anda. İşte, Arap gücü gelecek, belki NATO’nun istikrar gücü gelecek. ABD planı kabullenilecek. Buna ses çıkarılmıyor. Bunun karşılığında seçimi kazanılmaya yönelik artık bunun peşinden para mı gelir, siyasi destek mi gelirin pazarlığı yapılıyor diye düşünüyorum.

Hatırlar mısınız? 1974 Barış Harekatı öncesinde 15 Temmuz’da Kıbrıs’ta darbe olunca bizimkiler garantör olarak İngiltere’ye gittiler. Ecevit’in hatıralarında var orada söylüyor; ‘İkide bir İngiliz heyeti dışarı çıkıp geliyordu’ diyor. ‘Ne olduğunu anlayamamıştık. Sonra öğrendik ki dışarı çıkıp Amerikalılarla konuşuyorlarmış’ diyor.

ABD’nin Türkiye ilişkilerini İngiltere’ye havale ettiğini düşünüyorum.”

Merak ettiğim bir konu daha var;

Acaba, Londra’da Kerkük masaya yatırıldı mı?..

Kaynak Yeniçağ: Chatham House yeni Sykes-Picot haritaları mı çiziyor?.. – Ahmet TAKAN

May 19

19 Mayıs’ın 95. Yılı Kutlu Olsun

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da kurtuluştan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna uzanan zorlu yolun ilk adımını attı. Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük iradesi  19 Mayıs 1919’da Samsun’da ortaya kondu. Orduları dağıtılan, silahları ellerinden alınan ve vatanı işgal edilen Türk milletinin ruhunda kurtuluş meşalesi, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da  Atatürk’ün önderliğinde tutuşturuldu.

Milli Mücadele’nin ilk adımının atıldığı bu kutlu günün 99. yıldönümünde 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınızı kutluyoruz. Bu yurdu düşman işgalinden kurtarıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bizlere emanet eden Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

 

 

Nis 16

Dış Güçlerin Ekonomik Oyunu İmiş…

Av. Ruhittin SÖNMEZ

Ekonomide sıkıntılar bir türlü örtülemiyor.

İstatistik hesap yöntemlerini değiştirip, bir yere kadar rakamlarla oynayabilirsiniz. Ama döviz kurlarının anormal artışı, iki günde bir benzin ve mazota gelen yüklü zamlar birer şamar gibi vatandaşın suratına çarpınca gerçeği örtemezsiniz.

Tarım ve sanayi ürünlerinde sattığınız ile aldığınız arasında verdiğiniz açık büyüyorsa.. Borçlar ve faizlerini ödemek daha da güç hale gelmişse.. İşsizlik azaltılamamışsa..İşlenmeyen tarım arazileri artıyorsa.. Köyden kente göç durdurulamıyorsa..

Yandaş medyanın propagandası acı gerçeği örtmeye yetmez olur.

Bakın, “Türkiye’nin büyüme rekoru kırdığı” bir sırada millet size inanmıyor.

  • 23 firmaya 135 milyar liralık teşvik paketiaçıklıyorsunuz, bir hafif esinti bile yaratmıyor.
  • Küçük esnaf ve Kobiler kan ağlıyor.
  • Ülkemizin en büyük üç holdingiödeme güçlüğüne düştüğünü açıklayarak borçlarının yapılandırmasını istedi.

Türk Telekom, Ülker ve Doğuş Holding’in ülkemizdeki kredi borçları toplamı 18 milyar dolara yakın. Bu rakam, Türkiye’nin 7 milyar dolar civarında olan cari açığının 2,5 katı kadar.

  • Parası olan herkes TL yerine döviz hesabında kalıyor.

Hani bir ara dolar bozdurma kampanyası yapıyordunuz.

Ak Parti yöneticileri ve yakınları bile bu kampanyaya destek vermemişti.

Ama yandaş TV’ler haberlerde “100 dolar bozduranı bedava tıraş eden” berberlerimizi gösteriyordu.

Şimdi size inanıp döviz bozduranlara bir daha böyle bir teklif yapmaya cesaretiniz var mı?

***

Ekonominin bu durumunda elinizde tek çare kalmıştı: “Bütün bu olanlar dış güçlerin oyunu” demek.

İşte Reis ilk sinyali verdi: “Bizi döviz kuru üzerinden terbiye edemezler” dedi.

Yandaşlar devam etti: “Küresel güçler Türkiye’yi çökertmek için petrol fiyatlarını yükselttiler. Yılmayacağız, direneceğiz, bu oyunu bozacağız.”

2003 yılından bu yana AKP hükümetleri bu dış güçlerden 650 milyar dolar borç aldı.

Borç para vererek Türkiye’yi kalkındırırken pek sevdiğiniz bu dış güçler acaba niye şimdi ülkemizi çökertmek istiyor?

Toplam dış borcumuz 440 milyar dolara dayandı. (GSYH’nın yüzde 51,9’u kadar.) 2018’de ödemek zorunda olduğumuz dış borç ödemelerinin toplamı 103 milyar dolar.

Bu borçları ödeyebilmek için aynı dış güçlerden yine borç almak zorundayız.

Eğer bu dış güçlerin niyeti bizi bitirmekse fazla bir şey yapmalarına lüzum yok. İhtiyacımız olan borç parayı bize vermemeleri yeter.

 

May 21

Kurtuluşun Asalet Bayrağı…

A.Kemal GÜL

19 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulması için 99 yıl önce atılan ilk adımdır. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayram’ınızı kutlarım Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile tüm şehitlerimizin ruhları şad son durakları cennetler olsun.

19 Mayıs 1919, Türk milletinin, millî önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde önce Milli Mücadele’yi kazanarak Kurtuluş’a, sonra Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarak bağımsızlığa ve daha sonra da toplumun her alanında yapılan devrimlerle çağdaş hayata uzanan zaferler ve başarılarla dolu uzun, meşakkatli ve kutlu yolun başlangıcı ve ilk adımı olan bugünün derin mana ve önemini kavramak her Türk gencinin hafızasına nakşedilmelidir.

*** 

“1919 yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyleydi’’diyecekti Çanakkale Kahramanı Gazi M.Kemal Atatürk:

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, 1. Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zayıf düşürülmüş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın devam ettiği uzun yıllar sonunda millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve ülkeyi 1. Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek ülkeden kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahideddin soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruma altına alabilecek herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…”

***

Ali Fuat Cebesoy, “Millî Mücadele Hatıraları”nda, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmadan çok önce “Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır” kararına vardığını yazıyordu.

 

Umuda giden cesaret yolu…

Meşakkatli ve de cesaret taşlarıyla döşenmiş; eski bir vapurun ise hırçın dalgaları aşarak ilerlediği o yol, yıllardır Yunan hayranı sahte tarihçilerle karşı devrimci bağnazların saldırısı altında inliyor…

Oysa Birinci Dünya Savaşı’nın geride sefalet, açlık ve yoksulluk bıraktığı bir dönemde, süpürge tohumundan yapılmış ekmek yiyerek ayakta kalan bir kuşak da, cesaret ve güç vermişti 19 Mayıs’a giden yola…

Hem de 11 milyonluk ülkede, neredeyse 3 milyon insanın can verdiği savaşların ardından açılmıştı o “umut” yolu…

Ve de ezici çoğunluğu köylerde yaşayan, cehalet-yoksulluk çıkmazındaki Osmanlı toplumu, “kurtuluş”a giden meşalenin yakıldığı süreçte tamamen bozgun ve tahribat altındaydı…

Yaşamın tüm çağdaş olanaklarından yoksun, nüfusun ancak yüzde 9’unun okuma yazma bildiği bir coğrafyada, savaş yorgunu bir insan topluluğu tüm umutlarını yitirmiş ve çaresiz halde bekliyordu…

Yani Atatürk‘ün elindeki meşalenin tüm Anadolu’yu aydınlatmaya çalıştığı o karanlık dönem tıpkı, “Dolaştım mülk-ü İslami, bütün viraneler gördüm” mısralarında anlatıldığı gibiydi!..

Çünkü itilaf güçleri 13 Kasım 1918’de İstanbul’a girdiğinde, Fransız, İtalyan ve İngiliz askerlerine direnecek ne bir ordu vardı, ne de dirayetli bir devlet yönetimi.

***

Aydınlanma’nın sönmeyen feneri…

19 Mayıs tarihinin günümüze ulaşan sosyal ve siyasal sonuçları, cumhuriyetle ezeli düşmanlığı olan karşı devrimci güruh ile iş birlikçilerinin suratına inen bir şamar gibidir aslında!.. Hem de izleri 100 yıldır çıkmayan, sarsıcı ve çok düşündürücü bir şamar…

Liboşundan gericisine, iş birlikçisinden satılmışına kadar, 19 Mayıs’ı “yaşandığı koşul”ları göz önünde bulundurmadan analiz etmeye kalkışanlar nasıl 100 yıldır kronik bir hastalıktan muzdarip şekilde çırpınıyorlarsa, yarınlarda da elbette çırpınmaya devam edecekler…

İşte bu yüzden ulusal bayramlar ne kadar engellenmeye çalışılırsa çalışılsın, illa ki “19 Mayıs” ruhu hep yaşatılmalı, hep hissedilmeli ve gelecek kuşaklara da her zaman anlatabilecek bir siyasal iktidar yaratılabilmelidir…

19 Mayıs zaferi, hem de 100. yılında; liderine, kadrolarına ve Millî Mücadele şehitlerine şan olacak biçimde, üstelik de tarihte görülmemiş etkinliklerle kutlanmalı ki, “Kurtuluş”un asalet bayrağı daha da şanlı ve coşkulu biçimde dalgalanabilsin…

Evet; “Aydınlanma”nın vapuru 100 yıl sonra batırılacak mı, yoksa karanlığı yırta yırta, yol gösteren feneriyle ebediyete kadar ilerleyecek mi?.. Karar hepimizin!.

***  .

Ey o Türk Gençleri!

Atatürk, “Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek” görevi yüklemişti ya size;

Tam o görevi yerine getirmeniz gereken zamanda, görevi yerine getirmeniz gereken yerdesiniz!

İktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler; gözünüzün içine baka baka Cumhuriyet değerleri çiğnenebilir, devletin kurucu ideolojisi ayaklar altına alınabilir, vatan toprağı teröriste terk edilebilir…

Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler; kendilerini kurtarabilmek uğruna başka herkesi ateşe atabilirler, iftirayla yakabilirler, yargısız infaz edebilirler

Ve siz tam da orada, daha önce bütün “bu ahval ve şerait içinde dahi Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak” üzere yola çıkanların olduğu yerdesiniz bugün;

Unutmayın! Saltanattan cumhuriyete, gericilikten aydınlanmaya, müritten bireye ulaşan çok kapsamlı, çok anlamlı ve çok etkili değişim- dönüşüm- gelişim süreci neredeyse yüz yıldır bağnazların taarruzu altında…

Ve de o süreç, hastalıklı kafalar tarafından ısrarla ve düşmanca göz ardı edilmek isteniyor ‘’gaflet, dalalet ve hatta ihanet’’ yaklaşımından…

Mutlak otoriter rejime ‘’kul’’ olmaktan ‘’Özgür Birey’’ hakkını elde etmenin Laik Cumhuriyetin kurulmasıyla elde edildiğini, Laik Cumhuriyetin Yasama-Yürütme ve Yargı bağımsızlığı temelinde hukukun üstünlüğüne dayanan Demokratik parlamenter sistemde olduğu bilinciyle… Görev omuzlarınızdadır…

May 05

Türk Milliyetçilerinin İlk Şahlanışı 3 Mayıs 1944 Olayları

Dr. Sakin ÖNER

Tarih, insanlık âleminin yaşadıklarının bir özetidir. Bu yüzden, tarihi olayları yaşadığımız günün değil, yaşandığı günün koşulları içinde değerlendirmek gerekir.

Özellikle Cumhuriyetten sonraki tarihimizde, yaşanılan dönemin Türk ve dünya siyasetindeki gelişmelerine göre, bazen solcular ve komünistler, bazen milliyetçiler, bazen İslamcılar, bazen azınlıklar, darbe dönemlerinde de siyasetçiler çok ciddi sıkıntılar çekmişler, mağduriyetler yaşamışlardır. Yeni kuşakların bunları, ön yargılarla değil, bu gerçekler ışığında değerlendirmeleri gerekir. İşte 3 Mayıs 1944 tarihinde ve onu takip eden günlerde milliyetçilerin yaşadıkları haksızlıklar ve zulümler, İkinci Dünya Savaşı sonunda Komünist Rusya lehine değişen şartların bir sonucudur.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMEL DÜŞÜNCESİ, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

29 Ekim 1923’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, üniter yapıda bir milli devletti.  Bu devlet, “Türk milliyetçiliği ve çağdaşlaşma ülküsü” üzerine kurulmuştu. Atatürk, vatanseverlik ve hürriyet fikrini Namık Kemal’den, Türkçülük fikrini Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi Türkçü düşünürlerden, medeniyetçilik konusunda da, Tevfik Fikret’ten etkilenmişti.

Atatürk ölümüne  kadar geçen on beş yılda, millî devletin kurulması, Türk kimliğinin inşası, Türk dilinin yabancı etkilerden arındırılması, Türk tarihinin köklerinin ortaya çıkarılması için önemli adımlar attı.  Türk insanının yüzyıllarca ihmal edilen eğitimine büyük önem vererek cehalete savaş açtı. Harf, hukuk, kıyafet ve sosyal hayatın çeşitli alanlarında devrimler yaptı.  Kadınların toplumsal ve siyasal hayata katılımının önünü açtı. Dinin anlaşılması için Kur’an’ın  Türkçeye tercüme ve tefsir edilmesini, vaaz ve hutbelerin Türkçe olmasını sağladı.  Ekonominin Türkleşmesine, millî sermayenin oluşmasına önem verdi. Yerli ve milli sanayinin kurulmasına ve gelişmesine gayret etti. Uzun süren savaşlardan çıkan Türk toplumunu, bu düzenlemeler sonucunda dünyada saygın bir konuma taşıdı.

Atatürk’ün vefat ettiği 10 Kasım 1938 tarihinde, dünyanın siyasi şartları oldukça karmaşıktı. Almanya’da Hitler’in Cermen ırkının üstünlüğünü esas alan Nasyonal Sosyalist(Nazi) rejimi, İtalya’da Mussolini’nin Faşist rejimi iktidara gelmişti.  Almanya, Avrupa’da büyük bir imparatorluk kurmayı amaçlıyordu.   Rusya ise, Türkiye’den Boğazlarda egemen olma, Kars ve Ardahan’ı topraklarına katma gibi isteklerde bulunmaya başladı.

İNÖNÜ HÜKÜMETİ ÖNCE MİLLİYETÇİ GÖRÜNDÜ

İşte dünya siyasetindeki bu karmaşık ortamda II. Dünya Savaşı başladı. Bu savaş, dünya milletlerinin çoğunun yer aldığı, 40 milyonun üzerinde insanın hayatını kaybettiği, Yahudi Soykırımı gibi kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği kanlı bir savaştır. Savaşa, dönemin büyük güçleri olan Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği, ABD ve Fransa “Müttefik Devletler”; Almanya, İtalya ve Japonya “Mihver Devletler” olarak katıldılar.

  1. Dünya Savaşı, Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla başladı. İngiltere ve Fransa hemen Almanya’ya savaş ilan ettiler. Almanya kısa sürede Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda, Lüksemburg’u ve ardından Paris’e girerek Kuzey Fransa’yı ve bütün Atlas Okyanusu kıyılarını, Yugoslavya, Arnavutluk ve Yunanistan’ı işgal etti. Alman orduları, 1941 sonunda Türkiye sınırlarına dayandı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Türk hükümeti, uzun yıllar savaşmış ve henüz kendini toparlayamamış Türkiye’yi savaşa sokmamak için büyük gayret gösterirken, savaşın gelişmesine göre iç politikada zikzaklar çizdi.

Avrupa’nın büyük bir bölümünü işgal eden Almanya’nın hoşuna gitme düşüncesiyle  dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu 5 Ağustos 1942 tarihinde Meclis kürsüsünden yaptığı kabine programını sunuş konuşmasında; “Biz Türk”üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.” dedi. Bu konuşmanın yapılmasının bir nedeni de, Türkiye’yi sürekli tehdit eden Sovyet Rusya’ya karşı Almanların desteğini sağlamaktı.

  1. Dünya Savaşı öncesi ve ilk yıllarında Türkiye’de aydınlar arasında iki akımın büyük taraftar bulduğunu görüyoruz. Bunlardan biri, sol-komünist akım, diğeri de Türkçü-milliyetçi akımdı. Atatürk’ten sonra özellikle resmi kültür, sanat ve eğitim kurumlarına sızmayı başaran sol-komünist düşüncenin temsilcilerinin faaliyetleri, Türkçü-milliyetçi camiayı çok rahatsız ediyordu. Bu kesim komünizmi, millet-din-devlet için tehlikeli buluyordu. 1938’de Atatürk’ün ölümünden sonra kendilerinin hamisiz ve sahipsiz kaldığı duygusuna kapılan Türkçü-milliyetçi camia, yeni yönetime muhalifti. Bunlar büyük tarihçi Hüseyin Nihal ATSIZ’ın öncülüğünde çalışmalarını sürdürüyorlardı. Düşüncelerini (Bozkurt, Kopuz, Çınaraltı, Orhun) gibi dergilerde dile getiriyorlardı.

RUSYA GÜÇLENİNCE RÜZGÂR SOLA DÖNDÜ

  1. Dünya Savaşının kaderi, Almanya’nın 1941 Haziran’ında Rusya’ya saldırması ve ABD’nin Aralık 1941’de İngiltere, Fransa ve Rusya’nın yanında savaşa girmesiyle değişti. 1943 yılı ortalarında Rusya, Almanları geri püskürttü ve savaşta dengeler değişti. Savaştaki bu değişim, Türkiye’de de sol-komünist akımın güçlenmesine ve faaliyetlerini arttırmasına sebep oldu. Mevcut hükümet de, Rusya ile ilişkileri geliştirmek ve onların toprak taleplerini durdurmak için bu faaliyetleri destekledi.

Bu gelişmeler üzerine  Atsız, çıkarmakta olduğu Orhun dergisinin 15. ve 16. sayılarında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben “Türkçü Başvekil” diyerek iki “Açık Mektup”  yayımladı. Bu mektupların ikincisinde Atsız, özellikle Millî Eğitim alanındaki komünist faaliyetlerini ve faillerini ele alıyor, onları sırasıyla tanıtıyor, o faaliyetleri destekleyen zamanın Maarif Vekilini istifaya dâvet ediyor ve bunlara “dur” denilmesini istiyordu. Atsız bir yazısında da, “komünist ve vatan haini” olarak suçladığı ve kısa zamanda yükseltildiğini iddia ettiği Devlet Konservatuarı öğretmeni Sabahattin Ali’nin komünist faaliyetlerinden söz ediyordu. Atsız’ın bu açık mektupları ve Sabahattin Ali ile ilgili yazısı milliyetçi camiada coşku ile karşılandı.

 

 

“ATSIZ – SABAHATTİN ALİ DAVASI”

Sabahattin Ali, kendisi hakkındaki yazısından dolayı  Atsız hakkında hakaret davası açtı. Bu yüzden bu davanın adı, tarihe “Atsız-Sabahattin Ali Davası” adıyla geçti.  Davanın ilk duruşması 26 Nisan 1944 Çarşamba günü, saat 10.00’da başladı. Fakat katılanların yoğunluğundan mahkeme heyeti salon penceresinden girdi,  Sabahattin Ali de, aşırı taşkınlıktan dolayı o   pencereden çıktı.  İlk iddia ve savunmaların sunulmasından sonra yargıç Saffet Unan, “hakarete dair kelimeler,  ‘vatan haini’ kelimelerinden ibaret olduğuna göre vatan haini olduğunun ispat edilmesini isteyip istemediği sualinin” davacıya sorulmasına karar vererek duruşmayı 3 Mayıs 1944 tarihine erteledi.

3 Mayıs 1944 Çarşamba günü Ankara’nın milliyetçi gençliği ve büyük halk kitlesi, komünizm aleyhtarı büyük gösteriler yaptı. Bu ikinci duruşmada Atsız’ın avukatlarının, “soruşturmanın genişletilmesi” isteği reddedildi ve savcının son iddianamesini sunmasından sonra, duruşma 9 Mayıs 1944 tarihine bırakıldı.

9 Mayıs 1944 Pazartesi günü yapılan son duruşmada, avukatlarının savunmalarını okumalarından sonra, Atsız savunmasını yaptı ve “Başvekile yazdığım açık mektupta rejimi komünistleştirmek istediği için  Sabahattin Ali hakkında vatan haini sıfatını kullandım” dedi. Mahkeme “Mücerret olarak söylenen “vatan haini” tabirini “ hakaret” saymadı, “sövme” olarak kabul etti ve ona göre ceza verdi; o cezada indirim yaptı ve erteledi.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü  19 Mayıs 1944 Nutku’nda  milliyetçiler hakkında şunları söyledi: “Turancılar, Türk milletini bütün komşuları ile onarılmaz bir surette derhal düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, Türk milletinin mukadderatını teslim etmemek için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar genç çocukları ve saf vatandaşları aldatan fikirlerini millet karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır ve daha çok aldanacaklardır”.

MİLLİYETÇİ AVI VE TABUTLUKLAR

Bu konuşmadan sonra hükümet  bütün yurtta milliyetçilere karşı bir cadı avı başlattı. Başta Atsız olmak üzere  onunla dostluğu olan, mektuplaşan, dergisine yazı yazan ve 3 Mayıs 1944 Milliyetçilik Olayı’na katılan milliyetçi aydınlar toplanarak aylar boyunca en ağır zulümlere tabi tutuldular.  “Tabutluklar”a, işkence odalarına, zindanlara atıldılar. “Tabutluk” denilen işkence hücreleri, o dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Sirkeci’deki ünlü Sansaryan Han‘daydı.

Tutuklanan milliyetçilerin günlerce işkence gördüğü “Tabutluk” denilen hücreler, yarım metrekarelik bir yerdi. Yani 40 santim genişliğinde, 50 santim uzunluğunda, 2,5 metre yüksekliğinde beton duvar içerisine açılmış oyuklardı. İçine sokulan insan kapı kapandığında yere çömelemez. Bu oyuklara sokulanlar bellerinden ve kollarından demir prangalarla duvara bağlanıyordu. Ayrıca oyuğun tepesinde üç adet beş yüzer mumluk ampul bulunuyordu. Tabutluklara konulanlar burada iki üç gün aç ve susuz bırakılıyor, hatta doğal ihtiyaçlarını gidermesine bile izin verilmiyordu..

Tabutluktaki milliyetçi aydınlar 7 Eylül 1944 günü yargılanmaya başlandı. “Irkçılık-Turancılık Davası” adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlandı ve Atsız  6,5 yıl hapse mahkûm oldu. Atsız, bu kararı temyiz etti ve Askerî Yargıtay, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi kararı esastan bozdu. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edildi.

 

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN ŞEREF LİSTESİ

Bu davada Nihal Atsız’ın dışında şu Türkçüler yargılandı:

Zeki Velidi TOGAN, Hasan Ferit CANSEVER, Hüseyin Namık ORKUN, Dr. Fethi TEVETOĞLU, Necdet SANCAR, Alparslan TÜRKEŞ, Reha Oğuz TÜRKKAN, Orhan Şaik GÖKYAY, Heybetullah İDİL, İsmet Rasim TÜMTÜRK, Cihat Savaş FER, Muzaffer ERİŞ, Zeki SOFUOĞLU, Hikmet TANYU, Said BİLGİÇ, Cemal Oğuz ÖCAL, Cebbar ŞENEL, Hamza Sadi ÖZBEK, Nurullah BARIMAN, Fehiman ALTAN, Fazıl HİSARCIKLI, Saim BAYRAK, Yusuf KADIGİL.

Üç yıl süren duruşmalar sonucunda “Turancılık ve Irkçılık” suçlamasıyla karşı karşıya kalan tüm ‘Türkçüler’ beraat ettiler. Beraat kararının gerekçesinde Turancılığın suç olmadığı belirtildi ve 3 Mayıs 1944 olayları hakkında; “Bu nümayiş (3 Mayıs 1944) milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir” denildi.

TÜRKÇÜLER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

 

Nis 12

Bir 10 Nisan’da Kaymakam Kemal Beyi Andık…

Özcan PEHLİVANOĞLU

Bugün 10 Nisan, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in Ermenilerin ısrarı, İngiliz ve Fransızların isteği ile Kürt Mustafa Paşa Divanının kararıyla yerli işbirlikçiler eliyle şehit edilişinin yıldönümü…

 

Biz de her yıl olduğu gibi yine dostlarla buluşarak Kemal Bey’i ve tüm şehitlerimizi unutmadığımızı vurgulamak için Kemal Bey’in kabrinde buluştuk… Hem de İyi Partiyi Kadıköy İlçe başkanımız Alper kardeşim başta olmak üzere birçok İyi Partili ile temsil ettik…

 

Kaymakam Kemal Bey, TBMM’nin yasa ile ilan ettiği ve olayın ibretlik olduğu bir “Milli Şehit” hadisesidir. Mutlaka Kemal Bey’in başına gelenleri teferruatı ile bilmeli ve öğrenmelisiniz.

Aynı hadise aradan 90 küsur sene geçtikten sonra Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davaları ile Türk Ordusunun komutanlarının başına gelmiştir.

Yani bugünü anlamak istiyorsak Kaymakam Kemal Bey’in, Mutasarrıf Nusret Bey’in ve Vali Mehmet Reşit Bey’in başına gelenleri ve kimler tarafından hangi muameleye tabi tutulduklarını bilmeliyiz…palavradan Osmanlıcılık yapmakla olmuyor bu işler!

Bu vesile ile Kaymakam Kemal Bey’i ve onun şahsında tüm şehitlerimizi ve ahirete intikal etmiş gazilerimizi rahmetle anarken, yaşayanlara sağlıklı uzun ömürler dilerim…

Unutmayın “Fertler olur millet yaşar” sözü bize bir öğle vakti Beyazıt Meydanı’nda yağlı urgan boynunda iken Kaymakam Kemal Bey’in vasiyetidir…

 

Ruhları şad olsun…

May 06

Derin ve Anlamlı Sohbet İhtiyacı

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

 

Çevrenizdeki insanlardan sık sık duyarız: “İnsanlar beni dinlemiyor”, “Ailem beni dinlemiyor, o yüzden de anlamıyor”, “Öğretmenlerin beni dinlemiyorlar. Bu yüzden ne hissettiğimi bilmiyorlar”…
Mevlana’ nın 740 yıl önce yazdığı Mesnevi “dinle” ile başlar.
Sohbet, insana bir şeyler verebilen, bazı şeyleri alıp götüren; konuşmadır. Hasbihâl etmektir. Sohbet ancak dinlemeyle olur. Sohbet, muhabbettir, sevgidir, dostça konuşmadır. Sohbette, sorulu-cevaplı cümlelere yer verilir.
Sohbetin dinlenebilmesi ise ancak az konuşmakla mümkündür. Dinlersek öğreniriz, öğrenirsek anlarız.
İyi bir dinleyici olduğumuzda, insanlara kendileri hakkında konuşma cesareti veririz. Dinlediğimiz insanların kendilerini önemli hissetmelerini sağlarız.
İnsanlar anlatmaya meyillidir, dinlemeye değil. Oysa öğrenmek, anlamak ve empati kurmak için dinlememiz gerekir.
İyi bir dinleyen kişi, karşı tarafta ”anlaşıldım” duygusunu oluşturur. Anlaşılmak, kişinin hayatındaki en temel ihtiyaçlardan birisidir.
Yapılan araştırmalar, kendilerini en mutlu hisseden kişilerin, mutsuz hissedenlere oranla hayatlarında % 25 daha az yalnız kalmış olduklarını gösteriyor. Aynı araştırmalar mutluların, başkalarıyla % 70 oranında daha fazla sohbet etiklerine işaret ediyor.
Bu sohbetler de anlamlı, derin ve verimlidir. Mutlu insanlar, mutsuzların üçte biri kadar içi boş konuşmalar yapmışlardır ( Metin Hara, İyiliğin Bilim Hali, s. 38).
İyi bir ruh halinde olduğumuz zaman karşımızdakine inanmak isteriz. Kötü bir ruh halinde olduğumuz zaman da ise karşımızdakinin sözlerinde doğru olandan daha çok yanlış olanları duyarız. Ayrıca üzgün ruh halinde olduğumuz zaman hep olumsuz hatıralar aklımıza gelir.
Acaba kötü ruh halinde olduğumuz için mi başkalarının hep kusurlarına yoğunlaşıyoruz. Bu yüzden mi derin ve verimli sohbetler yapamıyoruz? Derin sohbet yapamadığımız için mi çoğu zaman kendimizi değersiz hissediyoruz?

“Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekeline alırlar” der David J. SCHWADTZ .

Nis 04

Hafızamdaki ve Ülkümdeki Alpaslan Türkeş

Prof. Dr. Mehmet Metin KARAÖRS

 

Benim kuşağım, Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü kuşağı, yani 1944’de Türkçülük-Turancılık’ın suç olmadığının Türk adaletince karar verildiği yıllarda doğanlar, bugün  doğumunun 100. yılında yeniden anmakta olduğumuz Alparslan Türkeş’i çok iyi tanır. Bu kuşağın bir bölümü, 1968 yılında üniversitelerinin son sınıfında veya mezun olmak üzere olduğu yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden anarşinin ve komünizmin içine sürükleyen olayların geliştiği sırada aramakta olduğu karizmatik lideri Alparslan Türkeş olarak görmüş ve sonradan Türk kamuoyunun Türkün Son Başbuğu diye isimlendirdiği bu liderin etrafında toplanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü üzerine Atatürk tarafından atılan temellerine sahip çıkmış ve bugün de sahip çıkmaya devam etmektedir. 1968 kuşağı diye ülkemizde adlandırılan nesil, sosyalist, solcu ve komünist grup ve ülkücü-milliyetçi (Türkçü) grup olarak iki cephe halindedir.

Türkün Son Başbuğu’nu 27 Mayıs 1960 ihtilali sabahı radyodan ihtilal beyannamesini okurken sesinden tanımıştım. 1959-1960 ders yılı başında girdiğim Kuleli Askeri Lisesinde 1. sınıf öğrencisiyken gececi misafir olarak kaldığım, daha sonra Emekli İnkılap Subayı (Eminsu) yapılmış Ulaştırma Yarbay Mehmet Meriç’in (Halamın beyi) evinde idim. Bu emredici, tok sesli kurmay albayın sonraki yıllarda 27 Mayıs 1960 Milli Birlik Komitesi’nin en güçlü üyelerinden olduğunu, bu ihtilale Atatürk’ün ölümünden sonra raydan çıkmış Türklük ülkülerini gerçekleştirmek için katıldığını, ihtilalle kapatılan siyasi partilerin yerine yenileri kurulmadan idareyi bırakmamak gerektiğini, Okyanus ötesinin 27 Mayıs ihtilali için “bizim çocuklar başardı” diye verdikleri hükmün İhtilali yapan Milli Birlik Komitesi’ndeki 14’lerin tasfiyesi ile (14’lerin lideri Türkeş idi) geçerli olduğunu daha sonraki zamanlarda öğrendim. Bu tok sesli Kurmay Albayın içinde bulunduğu 27 Mayıs Milli Birlik Komitesinin icraatlarını takip ederek Kuleli Askeri Lisesinden mezun olup Ankara Kara Harp Okuluna gönderildim. Bu arada Milli Birlik Komitesinden 14 subayın tasfiye edilerek yurt dışına gönderildiklerini, liderleri Türkeş’in Hindistan’ın Bombay şehrindeki Türk Büyükelçiliğinde görevlendirildiğini, oradan Menderes, Polatkan ve  Zorlu’nun idam edilmemesi, bu idamların yurdumuzda devamlı kanayan yaralar açacağını ve o sırada ülkemizin durumunu anlatan mektuplar yazdığını öğrendim. Bu arada kendisini ve geçmişini merak ettiğim Türkeş’le ilgili yazılar okumaya başladım. Bu yazılar beni 1944 Milliyetçilik-Turancılık Davası diye adlandırılan davanın safhalarını incelemeye yöneltti.

22 Şubat 1962’de Talat Aydemir’in 1. kalkışmasını Kuleli Askeri Lisesi son sınıf öğrencisi iken öğrendikten sonra, 21 Mayıs 1963’de 2. defa gerçekleştirilen Talat Aydemir Kalkışmasını Ankara Kara Harp Okulunda 1. sınıf öğrencisi olarak yaşayıp mahkemeye verilip beraat edip okul disiplin kurulu kararıyla okuldan çıkarılıp İstanbul Üniversitesi Edb. Fak. TDEB.’ne girdim. Bu iki kalkışmanın Türk milletinin hayrına olmayacağını iyi bilen Türkeş davranışı ve takındığı tavır ile bu hareketleri tasvip etmediğini açıkça belli etti. Türklük Bilgisinin öğretildiği Türkoloji Bölümünü seçmeme 1944 Milliyetçilik-Turancılık Davasının safahatını öğrenmeye başlamam ile 27 Mayıs ihtilalinin kuvvetli kurmay albayı Türkeş’i tanımaya başlamam sebep oldu diyebilirim. Nihal Atsız, Alpaslan Türkeş ve başta Muharrem Ergin Necmettin Hacıeminoğlu olmak üzere hocalarım artık rehberimizdi.

Hindistan’dan emekli bir subay olarak yurda dönmüş olan Alpaslan Türkeş CKMP üyesi olarak siyasete girmişti ve İstanbul Beyazıt meydanındaki Marmara lokalindeki ve başka mekanlarda toplantılarının devamlı takipçisi oldum. (1966-1968)

Artık yeni bir nesil yetişiyordu, yetiştiriliyordu. Bu nesil kendisine ülkücü gençlik diyor, Türklük ve Türkçülüğü öğrenip savunuyor, Atatürk’ün Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü temelleri üzerine kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkıyor, sol ideoloji ve komünizmle savaşıyor bu mücadelede yüzlerce şehit veriyordu. Ülkü-Bir (Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenleri Derneği) Ülkü_Han (Ülkücü Hanımlar Derneği), Ülkü-San (Ülkücü Sanayiciler Derneği) gibi onlarca dernek kuruluyor, 1968 kuşağının bu cephedeki gençleri bu teşkilatlarda seve seve çalışıyorlardı.

Son Başbuğumla ilk karşılıklı sohbetim 1971 yılında Burdur Lisesinde Edebiyat Öğretmeni olduğumda Burdur’da oldu. “Metin, burada Ülkü-Bir’i kur” dedi ve o zamanki Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’nın karşısında ülkücü öğretmenlerin Burdur Şubesini 1972’de ben açtım. 1971 Burdur depreminden sonra Burdur’a Burdur Valisi olarak atanan Eski Emniyet Genel Müdürü Ömer Naci BOZKURT, Burdur’da depremin yaralarını sararken, şimdiki vilayet konağının önünde bulunan Ötüken Parkı’nı benimle ve Ülkü-Bir’li öğretmenlerle fikir işbirliğinde bulunarak yaptırdı.

1973-1976 yıllarında bulunduğum Aydın Cumhuriyet Kız Lisesi Müdürlüğünden Ülkücü öğretmen yetiştirmek için kendi isteğimle ve Ülkücü ağabeyim rahmetli Öğretmen Okulları Genel Müdürü Ayvaz Gökdemir’in onayıyla Ortaklar Öğretmen Okuluna müdür olarak atandım. Gökdemir’in “sen müdürsün, niye kız lisesi müdürlüğünü bırakıp birçok problemi bulunan Ortaklar Öğretmen Okulu Müdürlüğünü istiyorsun?” sorusuna cevabımın “ülkücü öğretmen yetiştirmek için” şeklinde olması hep Son Başbuğumdan aldığım fikir ve heyecanın bir tezahürüydü. Nitekim atandıktan 11 ay sonra Ortaklar Öğretmen Okulu Müdürlüğünden zamanın Germencik Kaymakamı Şükrü Er’in isteği ve Aydın Valisi Zekai Gümüşdiş’in “aşırı milliyetçi” ithamı ile alınıp Bursa Eğitim Enstitüsüne atandım.

Bursa’da eşim, Ülkücü Hanımlar Derneğini, ben Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Derneğini kurduk. Ülkemizin 12 Eylül 1980 darbesine uğramaması için gerekli mücadeleyi verdik. Ama darbe oldu. 12 Eylül 1980 darbesi aslında ülkücüleri hedef alan bir darbe olarak tarihte yerini aldı ama “Son Bağbuğumuzun  yetiştirdiği kadrolar Türkiye ve Türk Dünyasının birlik ve beraberliğinden vaz geçmediler.

12 Eylül 1980 darbesi aslında Okyanus ötesinden kurgulanmış bir darbe idi ve esas amacı ülkücü-milliyetçi kadroya yönelmişti. Türkeş bu darbeden ülkücü-milliyetçi kadroyu korumak için sürgün edildiği Uzunada da gerekli tavrı almıştı. Ben de devletimizin idaresi kahraman ordumuza geçti düşüncesi ile bulunduğum Bursa Eğitim Enstitüsünde doktora çalışmasına başlayarak 1985 yılında bitirip Kayseri Erciyes Üniversitesine Yrd. Doç olarak atanmıştım.

Bağbuğ Türkeş’in en büyük eserlerinden biri Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk ve İşbirliği Kurultaylarını toplamak olmuştur. 1992 yılında dağılan Sovyetler Birliğinden sonra kendileriyle o zamana kadar yeterli derecede ilgilenmediğimiz Türkiye dışındaki Türkler, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte 7 bağımsız Türk Cumhuriyetini meydana getirince dünyadaki Türkler arasında “Ortak Türk Alfabesi” oluşturma çabaları ortaya çıkmış ve ilk olarak Kırımda 1992 yılında Kırım’ın büyük lideri Abdülcemil Kırımoğlu’nun başkanlığında benim de katıldığım “Ortak Türk Alfabesi” toplantısı yapılmış, arkasından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in himayelerinde Alparslan Türkeş’in gözetimi ve düzeni ile 20-24 Mart 1993 tarihinde Antalya’da “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultaylarının birincisi yapılmıştır. Her iki yılda bir tekrarlanan bu kurultaylar Türkeş’in ölümünden sonra siyasi iradeler bu kurultaylara yeterli ilgi ve istekle bakmadıkları için son yıllarda “Türk Dili Konuşan Ülkeler Kurultayı” haline dönüşmüştür.

Kayseri’de Erciyes Dağı Tekir Yaylası’nda Başbuğ Türkeş’in sağlığında her yıl toplanan “Zafer Kurultayları” Türkeş’in ölümünden sonra devam edememiştir.

1992-1994 yıllarında çatısı altında “Kazak Türklerine Türkiye Türkçesi Öğretme Kursları Koordinatörü” ve “Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı” olarak çalıştığım Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Türk Kazak Üniversitesi; daha sonra Kırgızistan Manas Üniversitesi, Türkmenistan Mahdum Kulı Üniversitesi ve diğer Türk Cumhuriyetleri ve Türk Topluluklarında açılan üniversite ve yüksek okullar, Atatürk’ten sonra Başbuğ Türkeş’in Türk Kültür Birliği ve devamında Türk Ülküsü Turan’a giden yolun kilometre taşlarıdır. 1992-1994 yıllarında çalıştığım Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden sonra Türkiye’ye gelip baypas ameliyatı olmam sebebiyle doktorlar izin vermediği için Son Başbuğumun vefatında cenaze törenine katılamamı hayatımın en büyük talihsizliklerinden biri saymaktayım.

Atatürk, Ziya Gökalp, Nihal Atsız ve Türkeş, Kırım Lideri Cemiloğlu, Azerbaycan’ın büyük evladı Elçibey ve Kıbrıs Türkünün Büyük Mücahidi Rauf Denktaş ve tarihteki bütün Türkçüler benim neslime o kadar çok tesir etmişti ki bir Türk ülkesinde görev yapmadan duramaz hale gelmiştik. Öğrenciliğimde “Kıbrıs Bizim canımız feda olsun kanımız”  gibi söylemlerle bağrımıza bastığımız KKTC’de 2002-2004 yıllarında görev yapmak soyu Kıbrıs’la ilgili olan Türkeş’e de hizmet etme şeklinde göründüğü  için orada da çalıştım

Atatürk’ün ölümünden sonra Türkçülüğün siyasi gelişmesi önce büyük Türkçü Turancı Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş işbirliğinde oldu. Daha sonra partinin Bozkurt olan amblemi Adana Kongresinde bugünkü amblem olan üç hilale döndürüldü. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtları Dirilişi romanlarının yazarı Nihal Atsız’dan sonra “Kanımız aksa da zafer İslamın, Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanız” şeklindeki sloganlar ağır basmaya başlamıştır.

Türkiye’de siyasi İslamiyet, Arap anlayışı (Eşari anlayışı) ve İmam Maturudi, İmam Ebu Hanife, Hoca Ahmet Yesevi ile Yunus Emre’nin temsil ettiği Türk islamiyeti diyebileceğimiz iki cepheli anlayışla temsil edilmeye başlandı. Son Başbuğ Türkeş, “Türk Müslümanlığı. taraftarı idi.  Türkeş ayrıca “Ilımlı İslam ve Dinler Arası Diyalog” akımlarına karşı olan bir devlet adamı idi.

Türkeş, liderlikte bir Bilge Kağan, kahramanlıkta bir Kültigin, devlet adamlığında bir Tonyukuk idi. Atalarının sütlerinin temizliği damarlarındaki kanlarından ona intikal etmişti. Türk milletinin çıkarları söz konusu olduğunda gerekirse herkese, cumhurbaşkanına kadar doğru fikri öneren ve bu fikrin sonuna kadar arkasında duran bilge bir liderdi.

Alparslan Türkeş siyasi hayatı, düşünce ve davranışları bakımından 2. Göktürk Devleti’nin ünlü veziri, aygucısı, ata-babası Bilge Tonyukuk’a benzemektedir. Türkeş de Tonyukuk gibi “Türk milletinin çıkarları söz konusu olduğunda Cumhurbaşkanına ve devlet idarecilerine rağmen doğru fikir ve düşünceyi ortaya koyup sonuna kadar mücadele eden (Türkiye mozaiktir diyenlere karşı ne mozağiyi lan..diye haykırması slogan haline geldi) bir kişiliğe sahipti Türkeş, tıpkı Tonyukuk gibi Türk milletinin karakterini olaylar karşısında tavır ve davranışlarını çok iyi bildiği gibi, tarihi ve şimdiki iç ve dış düşmanlarını çok iyi tanımıştı. Türkün, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin gerçekleşmesi ile mutlu olacağına inanmıştı.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            Tonyukuk’un isminin başındaki “bilge” sıfatı gibi Türkeş’e de ülkücü-Türkçü kamuoyu tarafından “Son Başbuğ” diye isim verilerek Türk milletinin ölmezleri arasında yerini aldı.

Türk Milleti Atatürk’ün ölümünden sonra milli davalarını, ülkülerini sahiplenmekte belki daha da gecikecekti. Türkeş elinde kitap olan okuyan, yazan ve düşünen eğitimli ülkücü gençlerin yetişmesi için mücadele etti.

Türkeş, Atatürk’ten sonra beni, yani Türkü öğreten aydınların, Oğuz Kağan’ın “Kök Tengrige men ötedim” (Gök Tanrıya ben borcumu ödedim) dediği gibi milletine karşı hizmet etme borcunu ödeyen aydınların yetişmesinin destekleyicisi,  koruyucusu idi.

Türkeş, Türk milletinin beka (var olma), milli eğitim, iktisadi kalkınma ve aklın ve ilmin hakimiyeti olarak özetlediğimiz milli meseleleri üzerinde görüş ve tespitleriyle bir fikir ve aksiyon adamı olarak hafızalarda yer aldı.

Türkeş, Atatürk’ten sonra bütün dünyada milliyetçiliğin-Türkçülüğün ne derecede önemli olduğunun farkına vararak Türk dünyasının elleri ve gözleri bağlı olarak kalmasını hazmedemeyen, Atatürk’ün Türk Birliğine inanıyorum. Ben görmesem bile onun hayaliyle yaşıyorum. dediği gibi bir ülkü adamı idi.

Türkeş, zaman oldu tek başına kaldı, zaman oldu tabutluklara sokuldu, zaman oldu ihanete uğradı, zaman oldu kara eylül işkenceleri gördü, Ama asla yılmadı, Yılmak yoktu onun kitabında, Çünkü o bir  Türk, bir bozkurt, bir ülkücü, bir başbuğ idi.

Türkeş, “Dava adamı olmak için önce adam olmak lazım. Dava öğretilebilir ama adamlık öğretilemez.”  Başı bir ülkücünün çekmediği hiç bir olaya katılmayın. Kendinizi, küçük görmeyiniz, Sizler büyük kuvvetsiniz, vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktedir, Davamızın geleceği birliktedir,  Ülkücüler, insanlık alemi içinde ne uşak olmayı ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır. diyen adam gibi adamdır.

Türkiye’de Atatürk’ün ölümünden sonra sarsılan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini yeniden rayına oturtmak daha da gecikecekti. Yanı başında bulunan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve kurucusu merhum Prof. Dr. Turan Yazgan ve benzeri aydınların yetişmesi daha da gecikecekti.

Başbuğum, Rahat uyu! Allah rahmet eylesin. Yetiştirdiğin ülkücü, milliyetçi kadrolar nerede, hangi zeminde olurlarsa olsunlar Türk ülküsünü senin doğumunun 100 yılında da yaşatmaya devam ediyorlar ve ebediyete kadar devam ettirecekler.

Not : Bu yazı Doğumunun 100. Yılında ALPARSLAN TÜRKEŞ’E ARMAĞAN isimli  kitapta yayınlanmıştır. (Ankara, 2018, Berikan yayınevi, s. 137-145

Eski yazılar «

» Yeni yazılar