x

GEÇMİŞ OLSUN

Konya Aydınlar Ocağı Başkanımız Sayın Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜÇLÜ (Tel: 0505 211 6941) kalp ameliyatı geçirmiştir.

Değerli başkanımıza geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Ara 20

Bir de Biz Konuşalım

Halil ALTIPARMAK

14 Aralık’ta Gülen Cemaati mensuplarına ait basın organlarının başındakiler, bir kısım polisler ve 4 yıl önce yayınlanması sona eren Stv’deki Tek Türkiye dizisinin yayımcıları gözaltına alındı.

Bu elbette önemli bir konudur.

Tarafsız (!) TRT1’de edenbulur sloganı ile de karşılanan bu olay hakkında birçok kafadan farklı sesler çıkıyor.

Her şeyden önce, farklı seslerin temelinde daha önce yaşananlar olduğu açık.

Yoksa, meselelerin hukuka göre çözümlenmesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin herkese uygulanması ve eşit uygulanması düşüncesi etrafında birleşmek gerektiğini kimsenin reddetmemesi gerektir.

Yani, asıl olan, hukuk ve hukukun adil, doğru ve eşit uygulanmasıdır.

Peki!

Öyle mi?

AS-LA…

Asker tutuklamalarının başladığı günden beri, hukuksuzluk, adaletsizlik, haksızlık, itibarsızlaştırma olağanüstü boyutlarda yaşanmakta ve hatta bu uygulamalar nedeni ile birçok can kaybı da vermiş bulunmaktayız.

Askeri, yani Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırma ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğini zaafa uğratma işinin gerçekleşmesi işinde kimlerin nasıl rol aldığını hepimiz biliyoruz.

ETÖ(Ergenekon Terör Örgütü) kısaltmasıyla her gün gazete ve televizyonlarında aşağılayıcı yayınları kimlerin yaptığını çok iyi biliyoruz.

Artık, üzüntüden ve kızgınlıktan televizyon seyredemez ve gazete okuyamaz hallere düştüğümüzü hiç unutamıyoruz.

Bu konuda, kendi adıma, mahalli gazete ve televizyonlarda, verdiğim konferanslarda nasıl mücadele ettiğimi de biliyorum ve unutmuyorum.

Bu mücadeleyi verenlerin, bugün ne kadar haklı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tamam da…

Bugün ne diyorsun diye bana sorduğunuzu duyuyorum.

Her şeyden önce, devletin gücü olmadan birilerinin güç kullanmasını mantıklı, tutarlı ve doğru bulmuyorum.

Ergenekon vs. işkencelerinde sorumluluk tek bir noktaya aittir.

Devletin gücünü resmen kullanan kimse esas sorumlu odur.

O zaman da, böyle idi, bugün de böyle.

Hele hele, devletin gücünü geri planda, gizli bir şekilde değil de, açık açık ben bu işkencelerde savcıyım diyerek kim kullanıyorsa, sorumlu her şeyden önce odur.

Cemaat, paralel, birilerin polisi, birilerin yargıcı falan, filan hepsi palavra, hepsi göz boyama, hepsi tezgâh.

Ülkenin bir kısmında paralel devlet kurulmuş, terör örgütü paralel yapı oluşturmuş, sen bunlarla pazarlık yapacaksın, öte yandan 12 yıldır omuz omuza olduğun yapıları paralellikle suçlayıp beni kandırmaya çalışacaksın, öyle mi?

Cemaatin, özellikle, Dinlerarası Diyalog anlayışının yanlışlığı, tehlikesi ve bu düşüncenin kaynağı ile ilgili verdiğimiz mücadele ayrı, ama, yaşananların sorumlusunu doğru koymak ayrı bir konudur.

Evet, paralel düşünen, böyle yapmak isteyen, böyle girişimlerde bulunanlar vardır, var ve olacaktır.

Kaldı ki, biz, paralel dediklerinle fikir mücadelesi yaparken, sen methiyeler dizip gel diye yalvarıyordun.

Peki, böyle düşünen ve davrananlara sen her türlü imkânı verirsen, ne isterlerse evet dersen, yapılanların sorumlusu kim olur?

Aldatılmak, kandırılmak yutturmacası 17-25 Aralık Büyük Yolsuzluk, Hırsızlık, Rüşvet pisliği ortaya dökülünce mi fark edildi?

Senin, kandırılmış, aldatılmış olmanın sorumlusu sade bir Türk Vatandaşı olarak benim meselem mi?

Seni, gerek içeride, gerek dışarıda bugüne kadar başka kimler kandırıyor?

Şu anda bile kimler kandırmaya devam ediyor?

Bundan sonra da kimler kandıracak?

Bundan sonra da kandırılacaksan, biz sürekli elimiz kalbimizde sizleri kimin kandırdığını mı takip edeceğiz?

Şimdi gelelim konunun diğer yönüne…

Daha önce yapılanları unutalım mı?

Hayır!

Ama, ben kendi kendime soruyorum;

  • 17-25 Aralık Büyük Yolsuzluk, Hırsızlık, Rüşvet pisliğini ortaya döken ve dünyanın önüne koyan kim?
  • Bu pisliğin unutulmaması için 17 Aralık 2013’ten beri olağanüstü gayret eden kim?
  • Ben tek olsam, bu pisliği ortaya çıkarabilir miydim?
  • Diyelim ortaya çıkardım, hangi gazeteler, hangi televizyonlar ve hangi taraftarlarla bu pisliği unutturmamayı sağlayabilirdim?

Sadece bu kadar basit soruları sorduğumda bile kendime verdiğim cevap, bugün nerede durmam gerektiğini bana gösteriyor.

Akıl ve mantık süzgecinin, olağanüstü dönemlerde sağlıklı düşünebilmek ve doğru analizler yapıp, doğru sonuçlara varmak için temel olması gerektiğini iyi biliyorum.

Yoksa, Muzaffer TEKİN gibi kahramanların yakın tanışı olma şerefine erişmiş bir kişi olarak dünün yanlışlarını görmeyelim demiyorum, diyemem.

Bir konu daha var;

Ergenekon vs. konularını değerlendirirken, sağ-sol gibi geri kalmış kavramlarla değerlendirmek, son derece sığ, ilerici olduğunu zannederek gericilik yapma, gereksiz şartlanmışlık içeren değerlendirmelerdir.

O davalarda fiilen çile çekenleri, böyle modası geçmiş sağ-sol kavramları içerisinde düşünmek en çok o insanlara zarar vermek demektir.

O davalar, Millî hassasiyeti yüksek insanlara, Millî Mücadele’yi rehber edinmiş olanlara, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ilke ve felsefesini temel almış olanlara emperyalizmin iç ve dış güçlerle gözdağı vermek istediği davalardır.

Kaldı ki, henüz her şey bitmiş değildir. Dava sonuçlandırılmamakta ve tehdit, şantaj unsuru olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Ancak, bu davalarda adı geçen bir takım siviller var ki, onlar bu davaların içerisine bilerek ve ustaca serpiştirilmişlerdir. Yoksa, o kişilerin millî ve manevî değerlerimizle hiçbir ilgileri yoktur.

Sorumlu ve suçlu, her şeyden önce, zalim, bencil, hukuksuz, pisliğe bulaşmış, sürekli başkalarını suçlayan, tezgâhçı olandır. Bu evrensel ilkedir.

Her şeyden önce ve her zaman bu ilkeye göre düşünmeli ve hareket etmeliyiz.

Ümit ederim ki, bugün mağdur olanlar da yaşananlardan ders almış olurlar, ümit ederim ki, pisliğe karşı, bencilliğe karşı, hukuksuzluğa karşı herkes, ortak hareket etmek gerektiğini bundan sonra çok iyi anlar.

Bataklıkta yaşamak sağlıklı düşünmeyi kaybetmemiş kimsenin arzusu olamaz.

Hukuksuz yaşamak, aklını kaybetmemiş, pisliğin ve dolayısıyla telaşın batağına saplanmış kişiler dışında kimsenin arzusu olamaz.

(*) Adana Aydınlar Ocağı Eski Başkanı, Gazeteci-Yazar

Ara 17

Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz?

Halil ALTIPARMAK

Bakın, evirip, çevirmeye hiç gerek yok.

Ülkemizde kavga, tamamen Türk düşmanlığı üzerine ku-rul-muş-tur.

Bu kavga, yeni başlamış bir kavga da değil.

Bu kavga, asırlara giden bir kavgadır.

Özellikle, 150-200 yıldan beri zirveye çıkmış, iç ve dış güçler tam Türk’ü bitirdik dedikleri anda, Millî Mücadele’nin başarılması ile yenilgiye uğramış olanların Türk’le kavgalarıdır.

Millî Mücadele’nin başarılması ile birlikte, yeni rejimi kuran irade, devleti Türk Milleti üzerine inşa etmeye başlamıştır. Hem de millî ve manevî değerlerini koruyarak bunu yapmak gayretine düşmüştür.

Ama, manevî değerlerin de düşünülmesi, içerideki ve dışarıdaki Türk düşmanlarına yetmemiştir.

Çünkü, mesele, manevî değerler meselesi değildir. Tamamen Türk düşmanlığıdır.

Türk düşmanlığı o kadar açık ki, sürekli ve gözümüzün içine baka baka yapılmaktadır.

Lozan Antlaşması, sadece Gayrımüslimleri azınlık saydığı halde, yani Müslümanları devletin asli unsuru saydığı halde, sanki tam tersi imiş gibi 90 yıldan beri kara propaganda yapılmaktadır.

Neden?

Dış güçler ve yerli işbirlikçileri, Türk Milleti üzerine bir rejim kurulmasını hazmedememektedirler.

Hele, 1990 yılından itibaren, ortaya koskoca bir Türk dünyasının çıkması, Türkiye ve Anadolu Türklüğü üzerine oynanan oyunların daha da artması, hızlanması ve saldırının çok daha şiddetlenmesini getirmiştir.

Kaçak saraya ilk defa Papa’nın gelişini, Rum Patrikhanesi ile görüşmesini ve 1700 yıldan beri ilk defa ve de İSTANBUL’da kiliselerin birleştirme gayretlerini tesadüf mü sanıyorsunuz?

Din adına hareket ettiğini söyleyenlerle, Kürtçü olduğunu iddia edenlerin al gülüm ver gülüm yapmalarını tesadüf mü sanıyorsunuz?

Dünyaya ayar vermeye kalkanların, bir avuç teröriste teslim olmasını tesadüf mü sanıyorsunuz?

İnançsız teröristlerin ve siyasî uzantılarının sanki bütün Müslüman kardeşlerimizin temsilcisi imiş gibi muhatap alınmalarını tesadüf mü sanıyorsunuz?

Herkese, her şeye laf yetiştirenlerin, koskoca Türkiye’de kimlik kontrolü yapan ve paralel devlet oluşturan 3-5 teröriste sessiz kalmasını tesadüf mü sanıyorsunuz?

Bir tarafta koskoca Rusya ile pazarlık yapıyor görünürken, bir tarafta dünün onbaşısı Barzani’ye teslim olmayı tesadüf mü sanıyorsunuz?

Yeni-Osmanlıcılık nedir zannediyorsunuz?

Emperyalist güçlerin Büyük Ortadoğu Projesi’nin, iç politikada insanımızı kandırmak üzere değiştirilmiş adı değil midir?

Şimdi bir de, Osmanlıca çıkartılmasını tesadüf mü sanıyorsunuz?

Ben, 3 tane Eski Alfabe ile yazılmış Osmanlı Türkçesi kitabını çevirmiş ve bu kitapları yayınlanmış bir kişiyim. Ayrıca, şimdi de, Tarih Bölümünde okuyor ve Osmanlıca Dersleri alıyorum. Osmanlı Türkçesi’nin ne ve nasıl olduğunu bilirim.

Osmanlıca(!) derdine düşenler, Osmanlıca’yı biliyorlar mı, acaba?

Öyleyse, mesele nedir?

Baştan beri söylüyorum, Millî devletle kavga ediliyor.

Benim ecdadımı bana övmeye çalışma anlayışı ne kadar sakat, aldatıcı, sahte bir anlayış değil mi?

Uyan, Türk Milleti!

Yarın çok geç olabilir!

( * )  Adana Aydınlar Ocağı Eski Başkanı, Gazeteci-Yazar

Haz 12

Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri

Yazarımız, Prof Dr. İbrahim Öztek Meme Kanserini Anlattı

07 Haziran 2012, 21:40 Giresun Havadis

Yazarımız, Bilim Adamı Prof Dr. İbrahim Öztek, Prof Dr.Mustafa Yaylacı Kadınların Korkulu Rüyası Meme Kanserini Anlattı:

MEME KANSERİ, SEBEPLERİ, KORUNMA YOLLARI VE TEDAVİSİ

Üsküdar Milli Eğitim İlçe Müdürlüğünce 6 Haziran Çarşamba günü Üsküdar Halk Eğitim Merkezinde  düzenlenen “Meme Kanseri” konulu açık oturumda tanınmış bilim adamlarımızdan Patoloji Uzmanı Prof.Dr. İbrahim ÖZTEK ve Onkoloji Uzmanı Prof.Dr. Mustafa YAYLACI, son derece önemli bilgiler verdiler. Son aylarda, birçok sivil toplum örgütü konferansları ve dernek toplantılarında bayanlarımızı meme kanserinin oluşumu, sebepleri, kanserden korunma ve kanserli hastaların tedavileri konusunda aydınlatan Prof.Dr. İbrahim ÖZTEK ve Prof.Dr. Mustafa YAYLACI  bugün de son bilimsel gelişmeler ışığı altında bu önemli konuyu sade bir dille Üsküdar’lı bayanlarımızla paylaştılar.

Konunun önemli kısımlarını vurgulayan bilim adamlarımız, daha çok soru cevap şeklinde sürdürdükleri toplantıda öncelikle kanserden korkulmamasını, fakat belirli zaman dilimleri içinde hanımların, gösterdikleri usullerle kendilerini muayene etmelerini, doktor tarafından muayene edilmelerini ve ultrason veya mamografi tetkikleri ile kontrollerini sürdürmelerini belirttiler.

Günümüzde Erkeklerde en çok görülen kanserin akciğer kanseri olmasına karşın, kadınlarımızda ise meme kanseri olduğunu, kadınların % 7’ sinin meme kanseri ile karşı karşıya olduklarını, literatürde en çok 45-55 yaşlarında rastlanırken, Türk hanımlarında en çok 61-70 yaş grubunda   rastlandığını ifade ettiler.

Hiç evlenmemişlerde, doğurmamışlarda ve emzirmemişlerde meme kanserinin daha çok görüldüğünü, aile hikayesi, uzun süre östrojen kullanımı ve iyonize radyasyonun etkisi ile doğum kontrol haplarının meme kanseri oluşumundaki önemini vurguladılar.

Meme kanseri belirtileri şu şekilde sıralandı;

Memede ele gelen kitle, Ağrı, Meme başında akıntı, Memenin dik ve yukarıda görünmesi, Meme üzerindeki deride şişme, Portakal kabuğu görünümü, Meme başında çekilme, Komşu lenf bezelerinde büyüme..

Meme kanserinden korunma konusunda ise;

Genetik etkenler (değiştirilemez), Fiziksel-kimyasal etkenler (değiştirilebilinir), düzenli aile hayatı yaşamak, sağlık hizmeti alınan yerlerin güvenirliğine dikkat etmek, aşı yaptırmak, sarılık aşısı, rahim ağzı kanseri aşısı, sağlıklı besinler tüketmek, sigara ve alkol kullanmamak, ultraviole ışınlarından sakınmak, işyerlerinde iş güvenliğine uymak, spor yapmak gibi konular anlatıldı.

İzleyenler arasında bulunan meme kanserli hastalar, yaptıkları konuşmalar ile diğerleri için cesaret kaynağı oldular ve kanserden korkmak yerine geç kalmaktan korkma konusunda izleyenleri uyardılar.

Toplantı, Üsküdar Milli Eğitim Müdür  ve müdür muavini İlyas TEKİN ile Hasan Basri YAZICI’nın bilim adamlarımıza teşekkür belgesi ve armağan takdimleriyle tamamlandı.

Haber Derleme:Selami Çelebi

 

May 09

Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel

Haber Tarihi: 30 Nisan 2012 Pazartesi Saat 13:53
İhlas Haber Ajansı  [3579339]

Ordu Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği tarafından “Meme Kanseri, Korunma Yolları, Erken Teşhis ve Tedavi” konulu son derece önemli ve anlamlı bir açık oturum organize edilmiştir. 

Ordu Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği tarafından “Meme Kanseri, Korunma Yolları, Erken Teşhis ve Tedavi” konulu son derece önemli ve anlamlı bir açık oturum organize edilmiştir. Oturum başkanlığını Türkiye’nin kanser alanında en önemli isimlerinden olan Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı  Emekli Tabip Albay Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK’ in yaptığı açık oturumda yine ülkemizin değerli onkologlarından ve A. Aydınlar ocağı üyeleri Prof. Dr. Mustafa YAYLACI, bir diğer önemli isim plastik cerrahi uzmanı Hüseyin UYGUN ve asistanı Evrim AKBOĞA görev almışlardır.

Açık oturumda  Prof.Dr. İbrahim Öztek, kadınlarda son yıllarda artış gözlenen meme kanseri hakkında detaylı genel  bilgi verdi. Öztek, kansere yakalanmamak için başta beslenme olmak üzere dertten ve gamdan uzak durulması gerektiğini ifade etti. Aslında kanserden değil geç kalmaktan  korkulması gerektiğinin  altını çizen Öztek, “Günümüzde tıp çok ilerledi. Erken teşhis yöntemleri gelişti. Teşhis ile birlikte tedavide de son derece önemli aşamalar kaydedildi. Bu hastalık henüz küçük çaplarda iken erken yakalandığında, erken teşhis  konulduğunda tedavisinde de kesin sonuçlar alınmaktadır. Geç kalınmış olgularda ise göğüsün koltukaltı bezeleri ile birlikte alınması gerekecektir. Onun için kanserden değil, geç kalmaktan korkulmalı. Sizler biz hekimlerin bacımız, kızımız, ablamız veya  anamızsınız. Sağlıkla  ilgili olarak hekimden utanılmaz. Göğsünüzde en ufak bir şişlik hissettiğinizde hemen en yakın doktora başvurun” dedi.

Op.Dr. Hüseyin Uygun ise yaptığı konuşmada işin cerrahi yönü hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler verdi. Slaytlı gösteriler eşliğinde yaptığı konuşmasında erken teşhisin hem hasta hem de hekimin  işlerini kolaylaştırdığını belirterek, “Her kadın kendi kendini ayda bir, banyodan sonra ayna karşısında kontrol etmelidir. Bu kontrol önce gözle olur. Acaba göze çarpan bir değişiklik, simetrik düzensizlik, çekilmeler  veya çukurlaşmalar varmıdır, Sonra  hanımlar kendilerini kontrol elleri ile kontrol etmelidirler. Ele gelen bir şişlik, sertlik    eline gelecek bir şişkinlik  veya bir başka değişiklik bu hastalığın belirtileridir. Fakat her şişlik veya ur da kötü huylu değildir. Sizler  bu gibi durumlarda hiç vakit kaybetmeden derhal bir cerrah veya onkoloğa gitmelisiniz” diye konuştu.

Prof.Dr.Mustafa Yaylacı da, kanser haslığının  korunma yolları ve tedavi yöntemleri hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Günümüzde tıbbın çok ilerlediğini vurgulayan Yaylacı,  hastalığın aşamasına göre hareket ettiklerini ifade etti.  “Bu hastalığa yakalanan hastalarımızı ilk etapta ameliyat etmeyi düşünmüyoruz. Önce  kemoterapi, immünoterapi, hormon tedavisi veya bir  başka cerrahi dışı  yöntemlerle tedavi etmenin yollarını arıyoruz. Ancak bunlardan bir netice alamazsak bu kez  mecburen cerrahi yöntemleri  uyguluyoruz. Cerrahi uygulamalar sonrası da estetiğe verilen önemle, olabilecek şekil bozuklukları da değişik yöntemlerle düzeltiliyor. Hastalarımızın bu hastalığa yakalanmamaları  için  bol bol meyve ve sebze tüketmelerini, genetiği ile oynanmış her türlü meyve ve sebzelerden uzak durmalarını ve bol spor yapmalarını öneriyoruz” . diye konuştu.

Oturumun  soru ve cevap bölümü de son derece yararlı geçti. Yaklaşık 150 kadar her yaştan bayan katılımcının soruları tek tek cevaplandırıldı.   Prof.Dr.İbrahim Öztek, kendisinin de Mesudiye’li olduğunu belirterek, “Hemşerilerimle bir arada bulunmaktan dolayı çok mutluyum. Sizlere bundan sonra da her konuda yardımcı olmaya hazırım. Yeterki beni çağırın. Benim birlikte bu oturumda görev alan, davetimize icap eden çok değerli Mustafa hocama ve  Hüseyin hocama da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum ” dedi.

Dernek başkanı Yücel İNAN’da teşekkürleri ile birlikte panelistlere birer şilt takdim etti.  – İstanbul- İHA

» Yeni yazılar