Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Divan Toplantıları — 1 yorum
  2. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  3. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum
  4. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  5. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Ara 14

Stratejik Ortaklarımız Bizi Aldatıyor mu?

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK*

 

(2016 yılında basında yer alan bu konferans konusunu, ABD ve AB nin son günlerdeki Türk düşmanlığı nedeni ile yeniden yayınlama durumu hasıl olmuştur).

Geçmişten gelen bir AB ilişkisi, 1950 Kore savaşından günümüze artarak gelişen Birleşmiş Milletler (BM), Amerika Birleşik Devletleri (ABD), NATO ve Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde Türkiye’nin uğradığı maduriyetler, haksızlıklar veya ihanetler sıralanacak olursa, sürekli korkunç bir saldırı altında olduğumuz görülmektedir. Bu saldırıları kısaca gözden geçirecek olursak;

 

Kore: Kore savaşında Kunuri kuşatmasını önceden haber alan BM kuvvetleri ve ABD birlikleri bölgeden çekilmiş, kuşatmadan haberdar edilmeyen  Türk birlikleri o gün on bin kişilik Çin ordusuna karşı verdiği süngü savaşında 400 şehit vermiştir. Kore savaşı sırasında kaybettiğimiz 900 can ve 2000 gazimizin sebebi ABD komuta kademesinin tedbirsizliği ve bencilliğinden kaynaklanmıştır.

Kıbrıs: 1964 yılında Kıbrıs’ta Rum’lar, Türk’lere karşı bir soykırım girişiminde bulunmuşlardı. Bu katliamlara karşı yapılacak hareket, ABD başkanı Jonson tarafından başbakanımız İsmet İnönü’ye düşmanca yazılan ağır bir mektupla engellenmişti. Katliamların durmaması ve adanın Yunanistan’a bağlanma girişimlerine karşı 1974 yılında düzenlediğimiz barış harekatı sonrası soydaşlarımız soykırımdan kurtarılmış, fakat harekat sonrası, ABD, AB ve tüm batılılar Türkiye’ye ambargo uygulamıştır.

Saratoga: 1 Ekim 1992 günü Ege’de yapılan NATO tatbikatı sırasında ABD Saratoga uçak gemisinden peş peşe atılan 2 füze ile tatbikatta görevli Muavenet zırhlımız kaptan köşkünden vurulmuş, gemi komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör ile beş subay ve askerimiz şehit olmuş, 22 askerimiz de yaralanmıştır. Buna kaza demek mümkün değildir ve NATO içinde ihanete uğramıştık.

Birinci ve ikinci Körfez savaşları: ABD birlikleri tarafından Kerkük, Musul, Telafer, Tuzhurmatı gibi Türk yurtları da talan edilmiş, şehirler ceset tarlalarına dönüştürülmüş, camilerimiz çiğnenmiş ve kadınlarımızın ahlaksızca kötü muamelelere tabi tutulmuştur.

Çuval Olayı: Irak’ı işgal eden Amerikan birliklerinin 1993 yılında Süleymaniye’de görevli birliğimize baskın düzenlemiş, 11 askerimizin kafalarına çuval geçirmiş, kelepçelenerek Bağdat’a götürülmüş, bir hapishanede 60 saat sorgulanmışlardır.

Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis olayı : 17 Şubat 1993 günü Jandarma Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in Ankara’dan Diyarbakır’a gitmek için havalanan uçağı 5 dakika sonra düşmüştür. Orgeneral Bitlis ile beraberindeki 5 mürettebat şehit olmuştur. O gün olayın motorun buzlanmasına bağlı bir kaza oluğu bahane edildi. Eşref paşa birçok kez Güneydoğuda Amerikalıların PKK’ya verdiği destekleri açıklamıştı.

Aselsan olayı: Aselsan’da 2006-2007 yıllarında  F-16 uçakları ve Altay Tankı gibi kritik projeler üzerinde çalışan dört mühendisimiz intihar süsü verilerek ortadan kaldırılmıştır.

Güneş harekatı: Türk ordusunun, Kuzey Irak’ta yuvalanan PKK’lı teröristlere yönelik 21 Şubat 2008’de başlattığı, kışın çok ağır şartlar altında  sürdürülen  ve 10 gün süren dev operasyon, ABD tarafından durdurulmuştur.

Suriye savaşı: Bu savaş boyunca güney sınırlarımız, ABD desteğindeki Kürt’ler tarafından kuşatılmış, Rojova yapılanması ile Akdeniz’e açılan bir Kürt devleti ve yeni enerji arterleri oluşturulmuştur.

Açılım hareketi, Kobani desteği ve Türkiye’nin Güneydoğusunun  felakete sürüklenmesi tamamen ABD patentli BOP kapsamında gelişmiş ve  Türkiye dara düşürülmüştür.

Terör örgütleri: Bölgede İŞİD dahil tüm terör örgütleri ABD tarafından eğitilip, donatılmış ve kullanılmıştır.

NATO “NATO’nun yeni stratejik Kürt koridoru” diyerek Türkiye’nin güneydoğusunu haritalarında göstererek, damgasını vurmuş, Türkiye’yi parçalama yoluna girmiştir. ABD’nin “Büyük İsrail” oluşturma gayretleri, Malatya’da kurdukları “Kürecik Füze kalkanı”, Suriye/Cerablus ve Irak/Musul harekatları ndaki Türkiye’ye engelleri ABD’nin düşmanlığı değil de nedir?

Türkiye sınırları içinde ve dışında, Türk askeri teröristlere verilen ABD, NATO ve AB silahları ile vurulmaktadır.

Göçmenler: ABD ve AB aldatmacaları ile Türkiye’ye Suriye’den sokulan beş milyona yakın göçmen, doğrudan Türk ekonomisini çökertmeye yöneliktir.

AB yardımları: Göçmenlerin Türkiye’de bakılması karşılığı AB’nin verdiği yardım sözlerinin hiçbiri tutulmamıştır.

Milli çıkarlarımız: Uluslararası dostluklar doğrudan çıkar ilişkisidir. Bu tür ilişkiler bir denge çerçevesinde sürdürülmelidir.

Sonuç olarak; Sözde çok önemli stratejik ortaklarımız olan ülkelerle

ekonomik, siyasal, askeri ve stratejik işbirliği tek taraflı olup, ortaklarımızın çıkarlarına hizmet etmektedir. Bunlar eşit şartlara dönüştürülmelidir.

Dost gözüken bu ülkeler, Türkiye düşmanı terör örgütlerine açıkça verdikleri destekten vaz geçmelidirler.

Rusya ve İran ilişkileri yeniden ve köklü olarak gözden geçirilmelidir.

Suriye ve Irak’ta on milyona varan Türk nüfusun hakları ciddi gerekçeler gösterilerek korunmalı, Misaki Milli konusunda uluslararası anlaşmalar doğrultusunda haklarımız aranmalıdır.

Hatta Cerablus ve Bayır Bucak Türk kantonlarının kurulması için ciddi girişimlerde bulunulmalıdır.

Tüm yaşananları gözden geçirdiğimizde Amerika, NATO ve AB’nin bizi aldattığı gün gibi ortadadır. Aldatmayı bırakın, Türkiye’yi istila planları geliştirmektedirler. 30 yıldır Türkiye’yi, için için kemiren ve Türkiye’nin asker sivil tüm ana unsurlarını eline geçirmiş olan, artık vakti gelmiştir diyerek 15 temmuz 2016 günü kalkışma girişiminde bulunan bir tarikat liderinin CİA ajanı olduğu ve bu hareketin Türkiye’yi Amerikan mandası haline getirecek bir planının parçası olduğu unutulmamalıdır.

 

*Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı

Ara 14

Niye Yapıyorsunuz Kardeşim

Halil ALTIPARMAK

Şaşırıyorum.

Gerçekten şaşırıyorum.

Üzülüyorum.

Gerçekten çok üzülüyorum.

Niye yapıyorsunuz kardeşim? Niye? Niye? Niye?

İnanın, beni takip edenler biliyordur. Mümkün olduğu kadar günlük işlerden, özellikle, bir yerleri hedef gösterme işlerinden uzak durmaya gayret ederim. 27 seneden beri Köşe Yazarlığı yaparım, 20 sene Televizyon Programcılığı yaptım. Bu arada hemen söylemeliyim; bu işleri FAHRÎ olarak yaptım, yapıyorum. Hiçbir zaman günlük  işlerden, bir yerleri hedef alarak bahsetmedim.

Ama, bugün gelinen noktada, insan dayanamıyor.

Niye yapıyorsunuz kardeşim? Niye? Niye? Niye?

Bugün ülkenin geldiği noktada, kendisini bakan  diye niteleyen bir kişi, bir zat, ÜLKEDE YOKSULLUĞU YENDİK, REFAHI  PAYLAŞACAĞIZ diyebilir mi ya? Buna inanılabilir mi? Bu sözleri söylemek hayal edilebilir mi? Gerçekten anlamıyorum, niye yapıyorlar?

Aşı alımında dünyada 53. Ülke olmuşsun, yoksulluğu yendik diyorsun.

Asgari ücret açlık sınırının altında ve ülkede çalışan kesimin yaklaşık yüzde ellisi asgari ücretle çalışıyor, yoksulluğu yendik diyorsun.

On üç buçuk milyon emeklinin çok büyük bir kısmı Asgari Ücretin altında aylık alıyor, yoksulluğu yendik diyorsun.

Ülke, adeta, Osmanlı’nın 1881’de II. Abdülhamit döneminde Muharrem Kararnamesi ile Düyun-u Umumiyeye teslim olup Yarı Sömürge haline geldiği dönemki gibi bir Borç Batağına batmış, sen yoksulluğu yenmekten bahsediyorsun.

Neden yapıyorsun kardeşim? Neden? Neden? Neden?

Bugün ülkede, İşsizlik Oranı düştü, ama, aynı zamanda İstihdam da düştü diye ilân edilebilir mi kardeşim? Bu nasıl olabilir? Bunu ilân ederken, ar duygusu diye bir gerçeğin olduğunu nasıl unutabilirsiniz?

Ülke kırılıyor, sürekli çevremizden ölüm haberleri geliyor, toplum adeta bir depresyon geçiriyor, ülkeyi eve kapatmak şart iken, sıkıyı gevşetebiliriz diye nasıl söylenebiliyor, gerçekten bilmiyorum, anlamıyorum.

Enflasyon rakamlarının gerçek hayatta neler olduğunu herkes görürken, bunun çok altında rakamlar açıklamak ne için? Neye yarıyor? Neden yapıyorsunuz kardeşim? Neden? Neden? Neden?

Hele, şu corona virüs ile ilgili rakamlar, dünyada herhalde, muz cumhuriyetlerinde bile bu hale getirilmedi. Sürekli bir değişim, gizleme, açıklamama, ne ararsanız var. Bir de, doğruları söylemeye çalışanlara hakaret, ama, sonunda, o açıklayanları doğrulama. Neden yapıyorsunuz kardeşim? Neden? Neden? Neden?

Bakın, bu yapılan acayip işlere inanan olabilir. Hatta destekleyenler de olabilir. Ancak, toplumun çok büyük bir kısmı,artık, inanmıyor. Bu ne demektir biliyor musunuz?

TOPLUM, GÜVEN BUNALIMINA DÜŞMÜŞ DURUMDA demektir. Saydığım ve saymadığım her konu, toplumda güven bunalımı yaratmakta, ümitsizlik oluşturmaktadır.

Bu ülkenin insanı, DEVLET’in verdiği rakamlara güvenmeyecek, inanmayacak da neye inanacak, güvenecek? Devlet, topluma karşı sorumlu değil mi? Sorumlu olduğu toplumdan gerçekleri nasıl saklar, neden saklar? Bunun tek nedeni, koltukta kalmak olabilir mi? İnanan insan için yaşadığımız dünya geçici değil mi? Bu anlayışa ne oldu?

Bakın, inanmayan o kadar büyük bir kesim var ki demiştim, buna şimdi bir örnek vereyim: Uğur Işılak diye, Milletvekili yapılmış olan bir şarkıcı var. Maalesef, Dombıra gibi bir parçayı istismar etmiş bir kişidir kendisi. Ama, bu yıl başında piyasaya sürdüğü bir parçası var: Özeleştiri adında. Dinleyin bakalım sözlerini, ne kadar ağır, ne kadar önemli. Göreceksiniz, insanlar ne duruma gelmişler, geliyorlarmış, gelebiliyorlarmış.

Azerbaycan, Kıbrıs, Pkk konularında gördüklerimiz son derece olumlu diye değerlendirirken, yukarıda anlattıklarımdan dolayı, acaba başka birileri mi bu olumlu işleri yapıyor diye sorguluyorum, İSTER İSTEMEZ……

 

Ara 11

Kapitalizmin Nitelikli Oyunu

A.Kemal GÜL

Öncelikle Modern Toplum, sorgulayan, eleştirel düşünmeyi beceri haline getiren, öz saygı ve öz yeterliliklerini kazanmış bireyler yetştirmeyi amaçlayan, körü körüne itaat etmeyen, yanlışa doğru demeyen, adil, ahlaki seviyesi yüksek bireylerden oluşan toplumdur. Böyle bir toplum ve onun kültürünü benimsemiş insanlar ancak hukuk devleti kurabilir, kendilerini özgür kılabilir ve adil birtoplum olarak yaşayabilir.

Eğer kabile toplum kütürünü aşamamışsanız, böyle bir toplumda dış kaynaklı kapitalist egemen aktörlerin sömürmeyi hedefleyen ve bağlı olarak artan eşitsizliğin bilimsel ve kolay anlaşılır açıklaması ve aynı zamanda da bazı çözüm önerileri gene bu sömürenlerden gelir ve sizi tüketime özendirecek cazibeli sunumlarla körleştirileştirecektir, köleleştiriliştirecektir, tüketim bağımlısı yapacaktır.

Kapitalizmin egemen aktörü ABD;

Columbia Üniversitesinin Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’in kitabı

The Price of Inequality W.H.Norton&Co. 2012,2013.

Merhaba… Ben Kapitalizm!

Küçük kızlarınızı Barbie Bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!

Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım! İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.

Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!

Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO’nun hayat hikâyesi sizin için “azim ve başarı hikâyesi” olabiliyor.

Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!

Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1’inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya Ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı..

Elbette bütün kapitalistler birer “aziz” gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!

Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!

Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!

Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!

Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu’da 12 -18 yaş arası kızlar $200 gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.

Ben Kapitalizmim ve “serbest piyasa ekonomisi” dünyanın en büyük yalanı.

Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24’ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.

Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum!

Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria’s Secret’a koşun. Victoria’s Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra $80 verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!

Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!

Ben Kapitalizmim ve Madonna’nın sadece Londra’da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.

Ben Kapitalizmim ve Tayland’da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland’e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.

Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90’ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.

Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene $8.5 milyar değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar…

Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız,

Hindistan’da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.

Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.

Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64’ü kokain bağımlısı.

Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.

Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!

Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kâbe manzaralı otellerinde, “ibadet” ederlerken?

Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel’i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için “kutlarken”?

ABD’de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV’de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.

Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.

Dünya nüfusunun % 50’si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1’ine sahip.

Dünya nüfusunun % 1’i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50’sine sahip.

Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.

Amerikalıların % 85’i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü!

Sizi özgür bırakmayan, fikirlerinize sansür vuran, en sonunda polis kurşunuyla öldüren bir devleti kendi elinizle kurmanız ne tuhaf?

Sizin ağzınızı burnunuzu kırıp hapse tıkmaları için bir devlet kuracak parayı, kendi vergilerinizle sağlamanız ne kadar tuhaf?

Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik!

Zavallı tüketim bağımlıları…

Ara 07

Halkımız Ne Kadar Dürüst?

Ruhittin SÖNMEZ

Zaman zaman toplu taşıma araçlarında, ticari takside veya yolda içi para dolu cüzdan veya çantaları bulunur. Bunları sahiplerine iade eden dürüst vatandaşlarımızla ilgili çok sayıda haber medyada yer almıştır. Bu haberler bizi böyle bir toplum içinde yaşamanın güveni ve huzuru ile mutlu eder. Bu toplumun bir ferdi olmakla gurur duyarız.

İnsanlarımızın dürüstlüğünün sebebi olarak, yetiştiğimiz toplumun dini değerlerinin etkili olduğunu düşünürüz. Çünkü, İslam dininin emir ve yasaklarıyla, “kul hakkı” ile “helal ve haram lokma” kavramlarının genetiğimize işlediğini varsayarız.

Acaba bu varsayımımız ne kadar doğru? Bunu anlamamız için farklı dinlerden insanların yaşadığı diğer ülkelerin içindeki davranış kalıplarıyla mukayesesini yapmak gerekir.

Ölçemediğiniz hiçbir şeyi mukayese edemezsiniz. Rakamla ifade edemediğiniz sosyal mukayeseler önyargıların eseri olur ve bilimsel bir anlamı yoktur.

Hafta sonu işte bu ihtiyacı karşılayan bir araştırma okudum. Sözcü Gazetesinin “Hafta Sonu” ekinde yer alan habere göre; Science Journal’deki araştırmacılar tarafından 40 ülkedeki 355 şehirde bir sosyal deney yapıldı. 17.303 cüzdanın sahiplerine teslim edilme ihtimali üzerinden ülkelerin dürüstlük derecesi ölçüldü.

Deney kısaca şu şekilde gerçekleşti: Turist kılığındaki araştırma görevlileri restoran, müze, banka ve otel gibi yerlerde karşılarına çıkan ilk yetkiliye bir cüzdan uzattı. “Cüzdanı yolda bulduklarını ve aceleleri olduğu için teslim edip gitmeleri gerektiğini” söylediler. Bu cüzdanlarda, üzerinde sahibinin adı ve-posta yazılı kartvizitler, biraz para ve bir anahtar bulunuyordu.

Sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı. İçinde para olmayan cüzdanların %46’sı, 13 $ konulmuş cüzdanların %61’i ve 100 $ bulunan cüzdanların %72’si cüzdandaki adrese iletildi.

Deneyde dünyanın her yerindeki insanların, içinde para olan cüzdanları iade etme eğilimleri, içinde para bulunmayan cüzdanları sahibine teslim etme eğiliminden yüksek çıktı. Para miktarı yükseldikçe iade etme eğilimi de yükseliyordu.

Türkiye’de ise içinde para bulunmayan cüzdanlardan %20’si araştırmacılara teslim edilirken, içinde para olan cüzdanların ise %43’ü ulaştırıldı.

Dürüstlük seviyesinde Danimarka ve İsveç liste başı oldu. Onları Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç takip ediyor. Peru, Kenya ve Meksika ise en alt sıralarda yer aldı.

Türkiye dürüstlük sıralamasında araştırmanın yapıldığı 40 ülke arasında 27’nci olabildi.

Sonuç halkımız açısından utanç verici: Halkımızın yarısından fazlasında “kul hakkı” ve “evine helal lokma götürme” hassasiyetinin olmadığı görülüyor.

*****************************

İSLAMİ İLKELERE UYGUN YAŞAMIYORUZ

Yukarıda bahsettiğim “dürüstlük” araştırması sonuçları bir başka çalışma sonuçlarını da doğruluyor.

George Washington Üniversitesi’nden iki akademisyen Şeherazade Rahman ve Hüseyin Askari ilk olarak 2010 yılında “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslamî?” araştırması yapmıştı. Sonra bu çalışma her yıl yenilenerek bir endekse dönüştü.

Bu çalışmayla İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye olan ülkelerin İslami öğretilerle uygun politikalar izleyip izlemediklerini bulmaya çalışılıyor.

Ülkeler ekonomi, hukuk ve yönetişim, siyasi haklar, insan hakları ve uluslararası ilişkiler bakımından “İslami kriterlerle ne kadar uyumluluk gösteriyor ve ne kadar İslami yaşıyor?” sorularının cevabı aranıyor. Burada ülkenin Müslüman olması ya da olmaması dikkate alınmıyor.

“İslamîlik endeksinin” 2018 raporunda, İslam’ın öngördüğü ahlaki ve toplumsal ilkelere göre yaşayan ülkeler sıralamasında ilk 40’a hiçbir Müslüman ülke giremedi.

153 ülkenin yer aldığı listede, Türkiye 25 basamak gerileyerek 95’inci sırada yer aldı.

2018 İslamîlik Endeksi’nde en üst sırada yer bulabilen Müslüman ülke Birleşik Arap Emirlikleri listede 45. sırada yer aldı. İlk 50 ülke arasında, BAE’nin ardından Arnavutluk 46, Malezya 47, Katar 48. sırada yer aldı.

Listenin ilk sırasında yer alan Yeni Zelanda’yı İsveç, Hollanda, İzlanda, İsviçre ve İrlanda izliyor. Danimarka 7, Kanada 8, Avustralya 9, Norveç de 10. sırada yer alıyor.

“Dünyanın en huzurlu ve mutlu insanlarının yaşadığı ülkeler” araştırmasında da bu endekste ilk sıralarda yer alan ve halkı Müslüman olmayan ülkelerin ilk sıralarda olması zannederim hiçbirimiz için sürpriz değildir.

*****************************

YÖNETİCİLER VE HALK ARASINDA KÖTÜ ETKİLEŞİM

Acaba halkımızın ne kadarı dürüst ve ahlaklı yöneticilerimiz olsun istiyor?

Halkımızın yüzde kaçı ahlaklı ve dürüst olmadığını, geniş kesimlerin kul haklarını yediklerini, yandaşlarına aktardığını bildiği ve fakat bu arada kendisine de haklı veya haksız imkanlar sağlayanları tercih ediyor?

Merak ediyorum, “Benim hırsızım, benim tecavüzcüm, benim yalancım … iyidir”, “yeter ki bizden olsun” anlayışının arka planında ne var?

Anlamakta zorluk çekiyorum; neden halkımızın çoğu “adam kazandı” diyeni küçümser de, “atı alan Üsküdar’ı geçti” diyeni takdir eder?

Bazen de soruyu değiştiriyorum. Acaba yöneticilerimiz halkımızın dürüst ve ahlaklı olmasını istiyor mu?

Yoksa kendi işledikleri suç ve günahlara ortak, vicdanen sorgulama ve hesap sorma yeteneği köreltilmiş yığınlar mı istiyor?

Belki de, “yumurta / tavuk” ilişkisi gibi, birbirinin sebep ve sonucu olan bir etkileşim söz konusu. Böyle bir etkileşimin yarattığı ve sonucu dürüstlük ve İslamîlik endekslerine yansıyan mevcut ekosistem beni korkutuyor.

Bu etkileşim zincirini kırmazsak en geri kalmış ülkeler sınıfına doğru gerilemeye devam edeceğiz.

Çare belli: Dürüst ve ahlaklı insanları siyasette etkin kılmak.

Kas 12

Gazi Mustafa Kemal, Nasıl Atatürk Oldu?

Dr. Sakin ÖNER

Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk’ün fâni varlığının aramızdan ayrılışının 82. yılını idrak ettik. Zaman ilerledikçe Atatürk’ün büyüklüğünü ve bize kazandırdıklarının değerini daha iyi anlıyoruz. O’nun gerçekleştirdiklerini ve düşündüklerini değerlendirdikçe, bizi ne kadar iyi tanıdığını, görüşlerinin ne kadar isabetli olduğunu, daha iyi kavrıyoruz. O zaman, diğer dünya liderlerinden tamamen farklı bir konumda olduğunu görüyoruz.

Atatürk, sadece Kurtuluş Savaşı’nı kazanan bir kahraman asker, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanımız değildir. O, aynı zamanda  milletini cehaletten kurtarmak için kara tahta başına geçen bir başöğretmen, latin kökenli yeni Türk alfabesini hazırlayan ve Türkçenin sadeleştirilmesine öncülük eden bir Türkçeci, yaşadıklarını ve düşündüklerini  eserleştiren  kalemi kuvvetli  bir yazar, etkili bir hatip, din ile devlet işlerini ayırarak laik bir toplum yapısını oluşturan bir sosyolog, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in çevirisini ve yorumunu yaptırarak dinimizin aracısız doğru anlaşılmasını sağlayan bir rehber,  Türk milletini çağdaş uygarlığa taşıyan bir devrimci ve  devleti ayakta tutacak hedefleri ve ilkeleri ortaya  koyan bir düşünce adamıdır.

Çağının diğer dünya liderleri, bu niteliklerden bir veya birkaçını kişliiklerinde  taşırken, Atatürk bu özelliklerin tamamını şahsında birleştirmiş, ender şahsiyetlerden biridir. O, bir taraftan genç Cumhuriyet’in sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmesini sağlayacak devrimleri yaparken, diğer taraftan da milletini aklın ve bilimin rehberliğinde  “çağdaş uygarlık” hedefine yöneltmiş bir dünya lideridir. Bu yüzden, diğer dünya liderleri 20. Yüzyılın anıları içinde unutulup giderken, 21. Yüzyılda eylemleri ve fikirleriyle yaşamaya devam eden tek lider, Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Gazi Mustafa Kemal, kolayca Atatürk olmamıştır. O, bu kişiliğe ulaşmak için büyük emek ve zaman harcamıştır. Bilgi olmadan fikir sahibi olunamayacağını ve uygulama yapılamayacağını bildiğinden, savaşırken ve hatta hastalığı sırasında bile sürekli kitap okumuştur. Araştırmacı tarihçi Sinan Meydan, onun okuduğu kitapların ve bunlara bağlı olarak yaptığı işlerin dökümünü şöyle yapıyor:

  • 879 tarih kitabı okuyarak, ‘Türk Tarih Tezi’ni geliştirmiş,
  • 535 edebiyat, 397 dil-dilbilim kitabı okuyarak ‘Yazı ve Dil Devrimleri’ni yapmış,
  • 197 siyasal bilimler kitabı okuyarak saltanatı, hilafeti kaldırıp cumhuriyeti ilan etmiş,
  • 195 güzel sanatlar kitabı okuyarak ‘Musiki ve Sanat Devrimi’ni gerçekleştirmiş,
  • 139 ekonomi kitabı okuyarak ‘Karma Ekonomik Modeli’ ortaya atmış,
  • 169 hukuk kitabı okuyarak ‘Medeni Kanunu’ kabul etmiş,
  • 104 pozitif bilimler kitabı okuyarak ‘Üniversite Reformu’nu yapmış,
  • 75 sosyoloji kitabı okuyarak ‘Halkevlerini’ kurmuş,
  • 101 eğitim öğretim kitabı okuyarak ‘Eğitim Devrimi’ni gerçekleştirmiştir.

Burada Atatürk’ün hiçbir liderde rastlamadığımız dilciliği üzerinde  durmak istiyorum. Atatürk, aynı zamanda sözlüklere çok büyük önem verirdi. Bunlar arasında en çok V.W. Radloff’un 4 ciltlik “Türk Lehçeleri Sözlüğü” (1888-1911) ile E. Pekarskiy’nin yine 4 ciltlik “Yakut Türkçesi Sözlüğü” (1907-1928)’nü okurdu. Atatürk Yakut Sözlüğüne sık sık bakar, bu lehçedeki kelimeleri eskiliklerinden dolayı esas sayardı. Dilcilik alanında çok merak ettiği şeylerden biri yabancı kelimelerin etimolojisi olduğu için, etimoloji sözlüklerinden çoğu sofrasına ve çalışma masasına kadar götürülürdü. Bu sözlüklerin başlıcaları şunlardır: Hint-Avrupa Dillerinin Etimolojisi Sözlüğü, Yunan Dili Etimolojisi Sözlüğü, Latin Dili Etimoloji Sözlüğü, Fransız Dili Etimolojisi Sözlüğü, Yunanca-Fransızca Sözlüğü, Latince-Fransızca Sözlüğü. Gerektiği zaman Dil Kurumu kitaplığında bulunan Sümerce, Akkadca, Eski Mısırca, İbranice, Süryanice, Arapça, Farsça, Sanskritçe, Çince, Japonca, Fince, Macarca vb. sözlüklere de bakılırdı.

Atatürk Dil Devrimine her şeyden önce kelime hazinesi alanından başladı. 1932-1936 yılları arasında Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan eserlerin çoğunlukla sözlük olması, bu gerçeği kanıtlar. İlk iş olarak, Türk dil ve lehçelerinin enginliğini ve zenginliğini ortaya seren Tarama Dergisi (2 cilt, 1933-1934) çıkarıldı; Osmanlıca-Türkçe ve Türkçe-Osmanlıca iki ciltlik küçük bir eser 1935’te yayımlandı.  Bu esere son bir şekil verilmeden önce, 1933 yılında 8 Marttan 18 Hazirana kadar basında anket açılmış, kurum her gün gazetelerde ortalama 15’er kelimelik 105 liste yayımlamış ve basında bunlara karşılık önerilmiştir. Bu kelimelerden her biri üzerinde Atatürk önemle durmuş ve çoğunu kendi önermiştir.  Ayrıca, 1932 -1933 yıllarında hükümetin buyruğuyla yurdumuzun bütün eğitim örgütü seferber edilerek Anadolu ve Trakya Türk ağızlarında kullanılan kelimeler toplanmış, sonra bunlardan Derleme Dergisi (6 cilt, 1936-1957) meydana getirilmiştir.

Atatürk’ün “Geometri” adını taşıyan 48 sayfalık kitabındaki bütün terimler Atatürk tarafından sadeleştirilmiştir. Önce Hendese olan dersin adını  “Geometri” olarak değiştirmiştir. Osmanlıca geometri terimlerine bulduğu karşılıklara birkaç örnek verelim: Bunlardan, “zaviye”yi “açı”; “munassıf”ı “açıortay”; “zaviye-i münferice” yi “geniş açı”; “bud-ü müzevva”yı “açı uzaklığı” ve “zaviyetan-ı mütekabiletan-ı dahiletan”ı “iç tersaçılar” olarak sadeleştirmiştir.                                                                                           Ayrıca şu sadeleştirilmiş geometri terimleri de Atatürk’e aittir: boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek, yay, kiriş, çember, teğet, açı, taban, eğik, yatay, düşey, dikey, üçgen, dörtgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yamuk, eşit, çarpı, bölü, oran, orantı, alan, varsayı, artı, eksi, kesit, türev, konum, gerekçe, yöndeş vb.

Atatürk, hayatı boyunca Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Türk vatanının bütünlüğünün korunmasına büyük özen göstermiştir.  Bu yüzden,  bugün, her zamandan daha fazla Atatürk’e ihtiyacımız vardır. Eserleriyle ve düşünceleriyle etrafında bütünleşebileceğimiz tek lider O’dur. Artık Atatürk, dil gibi, bayrak gibi, İstiklâl Marşı gibi, vatan gibi, bizi etrafında birleştiren ve bütünleştiren milli odak noktalarımızdan biridir.

Aramızdan ayrılışının 82. yılında, hepimizin, Atatürk’ün yaptıklarını, söylediklerini ve direktiflerini bir defa daha tarihin süzgecinden  geçirmemiz ve yorumlamamız gerekmektedir. 21. yüzyılda bizi güçlü, modern ve müreffeh bir Türkiye’ye ve “Bilgi Toplumu”nun etkin bir üyesi  olmaya götürecek yol, Atatürk’ün aklı ve bilimi rehber kabul eden  ışıklı yoludur. Bunun için yapılacak iş, yeni nesilleri, bilimsel ve teknolojik gelişmelere ayak uyduran, ulusal ve evrensel değerleri özümsemiş , “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” nitelikli ve bilinçli bireyler olarak yetiştirmektir.

Bize Türklüğümüzü hatırlatan, Göktürklerden sonra ikinci Türk adını taşıyan milli devletimizi kuran, modern çağın normlarıyla buluşturan  büyük Atatürk’ü 82. ölüm yıldönümünde  bir defa daha şükran ve minnetle anarken, eserlerine, düşüncelerine ve “Ne mutlu Türküm diyene!” sözünde ifadesini bulan çağdaş milliyetçilik anlayışına  milletçe sahip çıkacağımızı bir defa ifade ediyoruz.

Kas 12

10 Kasım’ın Düşündürdükleri

 “Benim fıtratımda bir gayritabiîlik varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdendir.“                                                        M. Kemal ATATÜRK

 

 

Av. Mustafa ÖZKURT

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimde  “Bütün nefsler ölümü tadıcıdır.Sonra Bize döndürüleceksiniz.”  (Küllu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn Ankebût 57.) Bu hitap bütün canlılaradır.

Bu durum insanın fani olduğu kalıplaşmış sözle zihinlerimize kazınmak istenmiştir.

Her ölenin arkasından rahmet okumak dinimizin olgunluğunun gereğidir. İslam dininin temellerinden biride hüsnü zan’dır. Bu temel insanın kemalete ulaşmasında ve sosyal hayatında da buna önem verilmesi gereken hususlardandır. Bu hususiyet din sosyolojisi ve psikoloji bilimlerinin de konularındandır. Araştırmacılar tarafından ciltlerle kitap yazılabilinir.  Şahsen beni dinimizin  iki terimi çok etkilemiştir. Biri merhamet, diğeri ise hüsnü zan’dır.

Ancak bazı insanlar için rahmet okunurken “minnet ve rahmetle anıyoruz” da denir. Bu insanların sayısı az olup, bahtiyar kimselerdir. Atatürk’te bunlardan biridir.

Atatürk’ü bu ölüm yıl dönümünde de rahmet ve minnetle yad ediyoruz. Her insanın iki defteri vardır. Birine sevap,diğerine de günahları yazılır. Bir kul olarak günahsız insan olmaz. Olmamalıdır da. Aksi halde tövbe kapısı diye bir şey olmazdı.

Atatürk kendisini Milletine ve değerlerine adamış eksikleri olan bir faniydi. Ancak çokça fazlalığı olduğu düşünülen günümüz insanlarından daha fazla eksiği olmayan bir insandı. İmanlı bir kimseydi. İman Allah ile kul arasındaki bir rabıtadır. Cenneti çantada keklik görenler, yarın mahşerde ne olduklarını anlayacaklardır. Bu konularda hüküm vermemiz kul ile Allah arasına girmek olur ki bunun adına ŞİRK denir. Bu konuda hiçbir hüküm biz kullara ait değildir.

Bizi bir faninin toplum için yaptıkları ilgilendirir. İndirilen dinimiz hiç kimseye başkasının imanını sorgulama hakkını vermemiştir.

“Vatan sevgisi imandandır” Hadisi Şerifi doğrultusunda “Mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır.” Diyebilen Atatürk’ü din eksenli yargılamak İmanî zaaftan, yada ahlaki yozlaşmadan ve cehaletten kaynaklanır.

Atatürk büyük bir Devlet adamı ve bir liderdi. Biz fanileri de bu yönü ilgilendirir. Türk tarihinde iki büyük Türk vardır. Biri METE HAN, diğeri de ATATÜRK’tür. Bunu bilmekte yarar vardır.

Atatürk en zor zamanda ümmetin ve milletin şeref ve haysiyetini kurtarmaya vesile olmuş  bir liderdir. Bunu Allahın bir lütfü olarak görmek gerekir.

Dini,ahlakı kısaca her şeyi eksik ve yanlış anlayan bir devrin inanları olarak, keşke Allah’ın bize en büyük armağanı olan aklımızı yeterince kullanabilsek.

İşte o zaman dünyaya hâkim olur Türk ve İslam âlemi huzur ve refahı bulur.

Selam ve Saygılarımla.  2014

Kas 12

Aşk Olsun Prezident Aliyev Aşk Olsun Azerbaycan

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK

Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı

Bugün Ermenistan ve Ermeniler yüz yılın sillesini yedi. Kahraman Azerbaycan ordusu Ermeni’ye haddini bildirdi. İşgal ettikleri Azerbaycan topraklarından it gibi kovuldu. Bugün 28 yıl önce Karabağ’da gerçekleştirilen Ermenilerin yaptığı katliamların, Hocalı soykırımının intikamı alındı. 1918 yılında Guba’da, Bakü’de bir günde yok edilen 17 bin şehidimizin intikamı alındı. Birinci dünya savaşında Erzurum’da, Maraş’ta, Van’da, İstanbul’da yaptıkları canavarlıkların intikamı alındı.

Henüz çocukluğunu gençliğini yaşayamamış diri diri derileri yüzülmüş çocukların, karınları deşilen hamile kadınların, diri diri organları testere ile kesilen ve yine diri diri yakılan insanlarımızın intikamı alındı.

Gerçek tehcirin yaşatıldığı bir milyon kaçkınımızın intikamı alındı. Amerika ve Fransa’daki Ermeni diyasporasının beli büküldü. Her 24 Nisanda yalandan ağlama ve sızlamaları da fayda etmedi.

Büyük azim, irade ve imanla savaşan Azerbaycan ordusu Ermeni ordusunu perişan etti. Paşinyan’ın Suşa’da halay çekme küstahlığı, tüm dünyaya yaptığı yalvarışları, yakarışları para etmedi.

Karabağ Azerbaycan’dı ve Azerbaycan oldu.

Bugün artık Karabağ’da üç renkli Ay yıldızlı bayrak dalgalanıyor ve sonsuza kadar da dalgalanacak.

Bundan sonra artık yaraların sarılma zamanıdır. İki milyona yakın soydaşımızın ana vatanları Karabağ’a dönme zamanıdır. Bir tek şey kaldı. O da Aliyev’in yurdu Nahçivan ile Azerbaycan’ın birleşmesidir. Zafer Azerbaycan’ındır. Zafer Türk milletinindir. Zaferimiz kutlu olsun. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyoruz.

 

Ara 07

Osmanlı, Türkçe ve Yalanlar

Av. Halil ALTIPARMAK

“Düstûr-u mükerrem, müşir-i mufahham; nizam-ül-âlem, müdebbi-ül-umûr-il-cumhur bil fikr-i-sâkib, mütemmim-i mehâmül-enâm, bir-rey-i sâib, mümehhid-i bünyan-ı devlet-i vel ikbâl, müşeyyid-i erkân-ı saadet-i vel iclâl, el mahfuf-i bis-sunuf-i avatif-i melikil âlâ, asakir-i nizamiyem müşiranından zaptiye müşürü olub birinci rütbe Mecidî ve ikinci rütbe Osmanî nişan-ı zîşanlarını haiz ve hâmil olan vezirim İzzet Paşa deâmellâhutaâlâ izlâlehu ve emir-ül ümeray-ı kirâm, bebîrül küberay-ül fihâm, zülkadr-i vel ihtirâm, sahib-ül izzi vel ihtişâm, elmuhtassı bimezidi inayet-il melik-il alâ Rumeli Beylerbeyliği pâyelûlarından Kıbrıs ceziresi mutasarrıfı ve Mecidî nişan-ı zişânının ikinci rütbesinin haiz-i hâmili Veysi Paşa damet meâlihi ve kidvetün nüvab-ü müteşerrin Magosa Naibi mevlanâ zîde ilmihu, tevki-i refi-i hümâyunum vasıl olacak malûm ola ki İbret gazetesinin muharriri Kemal Beyin bazı neşriyatı muzırraya iptidarı cihetiyle te’dib-ü terbiyesi lâzım gelmiş olduğundan kendisinin liecelütte’dib Magosa kalesinde kal’abend olmak üzere Kıbrıs’a tard-u nefyi hususuna emr-ü irade-i aliyyem müteallik olmuş olmağın, sen ki zaptiye müşiri-i müşarinülileyhsin, mumaileyhi memuru mahsusa terfikan kalebend olmak üzere hemen Kıbrıs ceziresine nefyi irsâle sarfı refiyyet eyliyesin. Ve, siz ki mutasarrıfı müşâr ve naib-i mumaileyhemâsınız, vusülünde merkumu kalebend olarak meks-ü ikamet ve mahalli ahara hareketine irade-i ruhsat olunmayub her halde firardan muhafazasına begayet i’tina ve dikkat ve bilâ ferman itlâkından münâcebet ve vusülünü dersaadetime tahrir-ü iş’ara mübaderet eyliyesiz. Tahriren fi yevm-il hâdî aşer min şehr-i safer-il hayr lisenet-i tisîne ve mieteyni elf.”

Bu yazı, 25 Haziran 1861 yılında yazılmış, Padişah Abdülaziz’in bir Fermanı. Yani, Saray’ın günlük, sıradan işlerinden biri ve yaklaşık sadece yüz atmış yıl önce.

Bu ferman, Zaptiye Bölük Ağası Süleyman Ağa tarafından Zaptiye Nazırı İzzet Paşaya gönderilecek. Nazır da, bu Ağayı Namık Kemal’i Magosa’ya sürgüne götürüp teslim etmek üzere görevlendirecek.

Yukarıdaki Fermanı, bugüne kadar bizeTürkçe diye yutturmaya çalışanlara ne diyelim?

TÜRK MİLLETİ, ne pahasına olursa olsun bu uydurulmuş, kendisi ile ilgisi olmayan bu dili öğrenmedi ve kullanmadı. HELÂL OLSUN TÜRK MİLLETİNE!

Biraz Tarih Felsefesi yapabilirsekkurulduktan bir süre sonra Osmanlı Dönemimizde İKİ DÜZEN olduğunu görürüz. Biri, SARAY DÜZENi, diğeri ise, Devlet’in aslî unsuru olan, kuruluşundan itibaren Devleti sırtlayan, büyüten ve sonra Saray Düzeni tarafından pek fazla da görülmeyen Türk Milleti.

Uydurulan ve sonra da Osmanlıca diye de bir kulp takılan yukarıda örneğini gördüğümüz garip dil, Türk Milleti tarafından asla kullanılmamıştır. Hem de, okuma-yazma öğrenmeme pahasına! Yani, eğitimsiz kalma pahasına! Bu gerçek ortada olmasına rağmen, Saray, bu gerçeğe göre değil, kendi TÜRKÇESİZ gerçeğine göre varlığını sürdürmüştür.

Bugüne kadar, bu gerçekleri görmemeye, görsek de söylememeye çalıştık. Nedenleri ayrı bir konu olan bu durum artık mutlaka ortaya konmalıdır.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü, Yavuz Bülent BAKİLER gibi kişiler, maalesef, üzülerek söylüyorum ki, bu gerçekleri haykırmamız için vesile oluşturdular.

Cumhuriyet’e ve onun kurucu iradesine, sınırsız teşekkür, tarifsiz minnet ve sonsuz şükran duyulması gerekirken, Türk Milleti’nin asla kullanmadığı bu uyduruk dili yok ettiği üzerine söylenen yalanlara bizim artık yeter dememize sebep oldular.

Sanki, Osmanlıca diye bir dil olurmuş, sanki aileye, kişiye, zümreye bağlı dil olurmuş veya olsa da bir Millet tarafından kullanılırmış gibi, başka hesapları olanların yalanlarına dur demek gerektir artık.

MİLLETLERİN DİLİ OLUR.

Yani, tarihin kaydettiği en tanınmış Milletlerin başında gelen koca Türk Milleti’nin Osmanlıca diye bir dili olur mu?

Cumhuriyet’in kurucu iradesi, Osmanlıca uydurukçasını ortadan kaldırıp asırlardan beri kullanılagelen TÜRKÇE’Yİ, hem Devlet’in dili yapmış ve hem de Türk Milleti’nin okuyup yazması için yol açmıştır. Bir Türk çocuğu tartışacaksa bu temel üzerinde tartışacaktır. Cumhuriyeti kuran iradenin ne yapmak stediğini anlayacak ve yapılanların eksikleri, fazlalıkları varsa bunları tartışacaktır. Yoksa, BİRİLERİNE YARANMA ADINA uydurukçalarla TÜRK MİLLETİ’nin kafasını karıştırma gayretlerinden vazgeçecektir.

Eki 07

Hedef Nahçivan

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK

Rus diplomat Aleksander Griboyedov’un geliştirdiği bir proje ile Ruslar, 1828 yılından itibaren Erivan, Karabağ ve cıvarına Türkiye ve İran’dan getirdikleri Ermenileri yerleştirdiler. Erivan diye bir yer yoktu. Bu şehir Revan Türk Hanlığının başkenti Revan’dı.1 ekim 1827  tarihinde Revan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edildi. %5 olan Ermeni nüfusu 1915 sonrası % 70’lere çıktı. Türkler ya sürüldü ya da katledildi. O tarihten bu yana da Azerbaycan’da ve Türkiye’de 2 milyon Müslüman Türk Ermeniler tarafından soykırıma uğratıldı. Halbuki Patrik Narses Vajabedyan, 1876 yılında vatandaşlık meclis şurasında şöyle diyordu “Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak inancını, kilisesini, dilini tarih ve kültürel değerlerini koruduysa, tüm bunlar Türk devletinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverliği sayesindedir”. 1923 Ermeni Taşnak kongresinde, Ermenistan’ın ilk başbakanı Ohannes Kaçaznuni ise; “Türklere karşı biz savaş açtık, suçluyuz. Tehcir amaca uygundu” diyor.

Ermeniler, 30-31 Mart 1918 günleri yalnız Bakü’de bir günnde 17 000 Türk’ü katlettiler. 25-26 Şubat 1992 günü Hocalı solkırımı ve Karabağ işgali ile 28 yıl öncesinin kanları henüz kurumadı. Diri diri yakılan Azerbaycanlı bebek ve yaşlılar ile diri diri derileri soyulan çocukların feryatları halen kulaklardadır.

Bunların canilikleri ruhlarına işlemiştir. Onun içindir ki dün ve bugün sivil yerleşim yerleri bombalamaktadırlar. Bugün de otuza yakın çocuk, yaşlı Azerbaycan Türk’ü katledilmiştir.

Nahçivan, Azenbaycan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. Fakat Azerbaycan’la kara bağlantısı yoktur. Türkiye ile 17 kilometrelik sınırı ile Türkiye’nin Şark kapısıdır. 1921 Kars ve Moskova Antlaşmaları sonunda elde edilen bu statü, aradaki Zengezur bölgesinin Ruslar tarafından Ermeni’lere verilmesi ile Hem Azerbaycan’ın, Hem de Nahçivan’ın boynu bükük kalmıştır.

Ermenilerin Tavus stratejik bölgesine saldırılarının temelinde Azerbaycan Türkiye arasındaki başta TANAP olmak üzere petro-gaz yolları ve Gürcistan üzerinden geçen diğer bağlantılara kastetmektir.

Bundan 4 yıl önce sınır tecavüzlerinin dersini alan Ermenistan bugün de boyuna boşuna bakmadan Azerbaycan topraklarına saldırmıştır. Fakat güvendiği dağlara kar yağmıştır. Türkiye ile büyük çıkarları olan büyük ağabeyi Rusya, Ermeni Başbakanı Nikol Paşinyan’ın SOROS hayranlığı ve giderek Fransızlaşma gayretlerine kızgındır. ABD ve AB, AGİK ve BM’in 30 yıla yakın zamandır Azerbaycan haklılığına yaptığı vurguyu ister istemez kabullenmektedirler. Son yıllarda İran’la olan yakınlaşmamız da Azerbaycan’ın lehinedir. Ortadoğu’daki ABD uzantısı İsrail’de Azerbaycan’dan yana tavır takınmaktadır.

Şimdi tam zamanıdır. Yalnız harekat, çok yönlü ve yıldırım harekatı şeklinde kısa sürede sonuçlandırılmalıdır. Ermeni birlikleri çembere alınarak hareket güçleri yok edilmeli, Gereken yerlerde Ermeni birliklerinin arkasına geçerek kuşatılmalı, Çokça esir alınmalıdır. Bu esirler daha sonra Azerbaycan’ın elini kuvvetlendirecektir.

Zamanı gelmiştir. Haydar Aliyev’in ülkesi,  Azerbaycan’ın doğal uzantısı ve ayrılmaz bir parçası olan Nahçivan’la birleşilmeli, bunun için de hedefte zengezur’dan Nahçivan’a geniş bir koridor açılmalıdır. Türkiye de bu koridor için ısrarcı olmalıdır. Çünkü: Atatürk Moskova anlaşması için gönderdiği Yusuf Kemal beye ne yap yap Nahçivan’ın özerkliğini sağlayın. Zira burası Türk kapısı, Türk’ün şark kapısıdır demiştir.

Maddi manevi tüm varlığımızla bugün Azerbaycan’ın yanındayız. 30 yıl önce silahsız, askeri eğitimsiz Azerbaycan Türk’ü bugün elinde pusatı, ruhunda şehadet inancı ile savaşıyor. Türkiye’den giden dualar ayrı bir enerjidir. Cerrah hekimlerimiz de gazi kardeşlerimizin yaralarını sarmak için hazırdır. Müdahalelere meydan vermeden Allah’ın yardımı ile bir an evvel zafere ulaşalım.

Ağu 16

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi Olağan Kongresi Kasım Ayına Kaldı

Değerli Üyelerimiz

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ  Olağan  Kongresi 2020 yılı Haziran ayı içinde yapılacaktı. Koronavirüs salgını sebebiyle her türlü toplantı ve kongre ertelenince Aydınlar Ocağı Genel Merkezi Olağan  Kongresi de ertelenmek zorunda kalınmıştır. Daha önce  Aydınlar Ocağı Genel Merkezi Olağan  Kongresinin  2020 yılı Ağustos ayı içinde yapılacağını duyurmuştuk. Fakat İçişleri Bakanlığın son genelgesi ile tüm sivil toplum kuruluşlarının kongrelerinin 31 Ekim 2020 tarihinden sonra yapılacağı duyurulmuştur. Bu sebeple eğer olağanüstü bir gelişme olmazsa Aydınlar Ocağı Genel Merkezi Olağan  Kongresi 2020 yılı Kasım ayı içinde yapılacaktır.  Kongremizin tarihi, saati ve yeri ayrıca bildirilecektir.

Bilgilerinize saygılarımızla arz ederiz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

Eski yazılar «

» Yeni yazılar