x

GEÇMİŞ OLSUN

Konya Aydınlar Ocağı Başkanımız Sayın Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜÇLÜ (Tel: 0505 211 6941) kalp ameliyatı geçirmiştir.

Değerli başkanımıza geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

x

Başsağlığı

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi İlim İstişare Kurulu Üyemiz Hayrettin NUHOĞLU’nun Abisi Namık Nuhoğlu vefat etmiştir. Cenazesi 14 Aralık Perşembe günü Karacaahmet Şakirin Camisinden öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazından sonra kaldırılacaktır. Arkadaşımıza, akraba ve dostları ile camiamıza başsağlığı dileriz.

Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Nis 09

16 Nisan’da Niçin “Hayır”?

Dr. Sakin ÖNER

16 Nisan’da yapılacak Anayasa Referandumu;

  • Cumhurbaşkanlığı seçimi değildir.
  • Milletvekili genel seçimi değildir.
  • Belediye Başkanlığı seçimi değildir.
  • Bu referandumun mevcut Cumhurbaşkanı, hükümet ve iktidar partisi ile değil, ülkenin gelecek on yılları, yani istikbaliyle ilgisi vardır.

O zaman 16 Nisan’da yapılacak seçim ne seçimidir?

  • “Parlamenter sistem”e devam edilip edilemeyeceğine veya “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti sistemi” adı altında sadece bize mahsus tuhaf bir “Başkanlık” sistemine geçilip geçilemeyeceğine karar vereceğimiz bir seçimdir.
  • “Tarafsız Cumhurbaşkanı” yerine “Partili Cumhurbaşkanı” seçip seçmemeye karar vereceğimiz bir seçimdir.
  • 97 Yıldır milletin milletvekilleri eliyle kullandığı egemenlik hakkını, “Tek Adam”a devredip devretmemeye karar vereceğimiz bir seçimdir.
  • “Yasama-Yürütme-Yargı” erklerinin “kuvvetler ayrılığı” prensibine göre kullanılması yerine, bu üç erkin tek adamın elinde toplanarak “kuvvetler birliği”ne geçilip geçilmemesine karar vereceğimiz bir seçimdir.
  • “Tek Adam”a istediği zaman “meclisi feshederek seçime götürme” veya “eyalet kurma” yetkilerini verip vermeyeceğimize karar vereceğimiz bir seçimdir.

16 Nisan’da “HAYIR” çıkarsa ne olacak?

  • Cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet, iktidar partisi devam edecek.
  • Kuvvetler ayrılığı prensibi uygulanmaya devam edecek.
  • İktidarın kendisini dışladığını düşünen toplumun yarısında bir rahatlama olacak.
  • Parlamento eski yetkilerine sahip olarak bütçe ve kanun yapacak, hükümetin icraatını denetleyecek.
  • Yargı ve bürokrasi daha tarafsız olmaya dikkat edecek.
  • İktidar, demokrasi ve insan hakları konusunda daha titiz davranacak. Bu da Türkiye’nin dünyadaki saygınlığını arttıracak.

16 Nisan’da “EVET” çıkarsa ne olacak?

  • Partili Cumhurbaşkanı ile bir “Parti devleti” kurulacak. İktidar partisi “devlet partisi olacak. Bu da, demokrasi ligindeki sıramızı iyice aşağıya çekecek.
  • Bütün yetkileri elinde toplayan Cumhurbaşkanı, diktatörlüğe kadar giden bir sürecin içine girecek.
  • Yargı ve bürokrasi tarafsızlığını tamamen yitirip siyasallaşacak. Demokrasi ve insan hakları rafa kaldırılacak. Muhalefet susturulacak.
  • Cumhurbaşkanlığı KHK’ları ile toplumun, huzur ve güveni kaybolacak.
  • Toplum, her an bir KHK ile kurulacak bir veya birden çok eyaletle bölünme tehlikesi yaşayabilir.

İşte bu nedenleri düşünerek geleceğimiz için bu Anayasa değişikliğine “HAYIR” diyorum.

Nis 06

İLHAN KESİCİ KOCAELİ’DE “EKONOMİK VE SİYASİ GELİŞMELER” KONFERANSI VERECEK

Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın 7 Nisan Cuma günü saat 19.00’da Kocaeli Otel Asya’da  düzenlediği “2017 ve Sonrası 

Ekonomik ve Siyasi Gelişmeler” konferansında CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici konuşacak.

Nis 06

“ANAYASA REFERANDUMU TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLEYECEK” PANELİ 7 NİSAN’DA

Milli Düşünce Merkezi İstanbul Şubesi’nin düzenlediği “Anayasa Referandumu Türkiye’yi Nasıl Etkileyecek” Paneli

1 Nisan Cuma günü saat 19.30’da Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi’nde yapılacak.

Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal’ın yöneticiliğini yapacağı panelde Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi

Prof Dr. Cüneyt Akalın ile Gazeteci Yazar ve eski MHP Milletvekili Nazif Okumuş konuşacak.

Mar 25

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

Türk tarihine altın harflerle yazılan  18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitler Günü’nün 102.  yıldönümünü kutlamanın ve mukaddes vatanımız için canlarını seve seve feda eden şehitlerimizin Şehitler Günü’nü idrak etmenin onurunu ve gururunu yaşamaktayız.

Çanakkale Zaferi; Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehasının Türk milletince tanındığı  ve Kurtuluş Savaşının ilk meşalesinin tutuşturulduğu bir zaferdir. Bu zafer, Türk milletinin ve ordusunun Balkan Savaşlarında kırılan onurunun ve itibarının iadesidir. Bu zafer,  250 bin vatan evladının kanları ve canları pahasına “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” gerçeğini bütün dünyaya kabul ettirdiği  büyük bir kahramanlık  destanıdır.  Bu zafer, kahraman Türk askerinin iman ve azminin, metanet ve cesaretinin eseridir.

 

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ MİLLETİMİZE KUTLU OLSUN. BU ZAFERİ BİZLERE KAZANDIRAN BAŞTA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE SİLAH ARKADAŞLARI İLE TÜM GAZİ VE ŞEHİTLERİMİZİ RAHMET VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ.

 

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

 

Mar 25

Hindistan Türk İmparatorluğu

Ali Kemal GÜL

1526-1858 Arasında tarih sahnesinde yer alan, resmi dili Çağatay Türkçesi ve Urduca olan, Türk hanedan Babürler tarafından yönetilen, yaşadığı yüzyıllarda dünya nüfusunun 1/4 ünü sınırlarında barındıran, farklı din ve dili olan birçok insanı barış içinde bir arada yaşatan bir devlet idi.

Türklerin Hindistan’da görülmeleri milâttan öncesine dayanmakla beraber belli başlı hükümdarlıkları şöyle sıralayabiliriz
.
* Delhi Türk Sultanlığı (1206- 1413)
* Şemsiye Hanedanlığı (1211- 1266)
* Balaban Hanlığı (1266- 1290)
* Kalaç Türkleri (1290- 1321)
* Tuğluklar (1321- 1413)
* BABÜR Devleti (1526- 1858)
* Nizam şahlar (?-1532)
* Kutubşahlar (?- 1636)
* Adil şahlar (?- 1687)

“1526’da Hindistan’da yeni bir devir başladı. Babür’ün liderliğinde Delhi iktidarına yeniden Türkler geçti. 1858’e kadar Kuzey Hindistan’da iktidarda kalan bu hanedanın atası Babür-Şah Moğollardan bahsederken; “Şu uğursuz Moğol yağmacıdır. Yağma yapacak birilerini bulamazsa döner kendi milletini yağmalar” diyecek kadar kendini Moğol’dan ayırmasına, Türkçeyi konuşup, Türk kültürünü temsil etmesine rağmen; batılı yazarlar, Babür’ü ve Babürlüleri Moğol yapmıştır. Babür Türk İmparatorluğu Babür Şah ile başlamış ve Hümayun, Ekber, Cihangir, Şah Cihan ve Evrengzib Şah ile devam etmiştir. Bugün Hindistan’daki önemli tarihi eserlerin büyük çoğunluğu Babürler dönemine aittir.”
1739 yılında İran tahtını Türkleştiren Afşar hanedanının kurucusu Nadir Şah güçleri tarafından Karnal Savaşı’nda mağlup edilen Babür İmparatorluğu, 18. yüzyılın ortalarından itibaren idari ve ekonomik olarak zayıflamaya başladı. Son imparator Bahadır Şah II’ın sadece şehir üzerinde otoritesi vardı. 1858 yılında bir isyan üzerine bölgeye müdahale eden İngiliz’lerce Babür İmparatorluğu’na son verilerek Hindistan, Büyük Britanya İmparatorluğu’na bağlanmıştır.
Bir büyük Türk imparatorluğu Iranın başındaki öbür Türk hanedan tarafından çöküş sürecine itilmiş, muhtemelen organize bir iç isyanı müteakip de İngiliz emperyalizminin eline geçmiştir.
Yani Çanakkale’den sadece ve sadece 57 yıl önce TAÇ MAHAL gibi bir dünya harikasını inşaa etmiş Hindistan Türk Devleti, İngiliz emperyalizminin elinde can vermiştir.
Bugün Dünyanın her yerine yayılmış Türk nesilleri bunları bilmeli soğukkanlılıkla üzerinde tefekkür etmeli ve gelecek asırların milli projelerini bu projeksiyonlarla aydınlatmalıdır.
Unutulmamalıdır ki 150 yıl önce Hindistan’da bir Türk devleti vardı, şimdi yok ve bu gerçeği ne Türkiye’deki Türkler nede Hindistan’daki Türkler ve namuslu Hint aydınları bilmemektedir.
Milli hafıza, kolektif öfke, pozitif içtimai kin bir cemiyetin istikbali için olmazsa olmazlarıdır.
Not: Türk Tarihini içselleştiremezsen Türk Milletine mensup olmaktan sakınca duyarsın, soysuz kalırsın. Türk çocuğunun milli kimliği ve çağdaşlığı için Türk Milli Eğitiminin temeli Türkçe-Matematik-Tarih derslerinden mürekkep olmalıdır. Diğerleri çağdaşlığı içeren meslek dersleridir.

EY TÜRK TİTRE KENDİNİ BUL!

Mar 25

İç Politikadaki Yanlışlar Dış Politikaya Taşınmamalı

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Hollanda ve Almanya ile ortaya çıkan kriz hala tırmanmaktadır. Hollanda ve Almanya dahil diğer bazı Avrupa ülkeleri de Türkiye’ye karşı haksızlıklar yapmışlar; terörü destekleyici tavır sergilemişlerdir. Bölücü ve ırkçı PKK terörüne karşı çıkmayıp onu destekleyenlerin demokrasiden bahsetmeleri bir çelişkidir. Bizim de iç politikadaki yanlışlarımızı, kötü alışkanlıklarımızı dış politikaya referandum öncesi yansıtmış olmamız da kabul edilemez.

Hollanda, Almanya ve diğer ülkelerde farklı siyasi eğilimler vardır. Bu eğilimlerin hepsini Türkiye karşıtı olarak görmek bir metod hatasıdır. Ancak Nazilik gibi suçlamalar ve yanlış üslup Türkiye’ye karşı ortak bir cephe yaratmıştır. Daima genellemelerden kaçınmak gerekir.

Hollanda’da 15 Mart 2017 tarihinde yapılan genel seçimlerde seçmen ırkçılığa hayır demiş ve AB’den çıkmayı da reddetmiştir. Başbakanın partisi olan Liberal Parti en çok rey almasına rağmen, milletvekili sayısı 41’den 31’e düşmüştür. Aslında başbakanın partisi Türkiye ile olan krizden karlı çıkmıştır. Ancak kamuoyu yoklamalarında 22’ye düşen milletvekili sayısını 31’e çıkarmıştır. İslam düşmanı Vilders’in milletvekili sayısı da 15’ten 19’a yükselmiştir. Büyük iddialara rağmen, bu da bir bakıma başarı sayılabilir. Seçimden asıl zaferle çıkan milletvekili sayısını 4’ten 14’e çıkaran Yeşil Sol parti olmuştur. Milletvekili sayısını 13’ten 19’a çıkaran Hristiyan Demokrat parti de başarılı olmuştur.

Yabancı ve İslam düşmanlığına karşı mücadele eden DENK Partisinin milletvekili sayısı 2’den 3’e çıkmıştır. Genelde yabancı kaynaklı nüfusun ırkçılığa karşı gösterdiği tepki burada dikkat çekmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki, eğer ırkçılık zafer kazansaydı; gerek Vilders ve gerek ırkçılığı kullanan başbakanın partisinin çok daha yüksek oy alması gerekecekti. DENK Partisinde bütünleşen dışlanma ve ötekileştirilmeye karşı yabancıların ve Müslümanların ortak tavrı, iç dayanışmayı güçlendirmiştir.

Hollanda’da seçmen sağduyu ile hareket etmiş; ırkçı ve İslam düşmanlığına belki duygusal olarak hoşlansa da prim vermemiştir.

Avrupa’daki siyasiler Hollanda ve Almanya’daki eylemlerin Türkiye’nin iç politikasına yansıtılarak evet oylarının çoğalması ve mağduriyet kurgusu için yapıldığına inanmaktadırlar. Bu bir bakıma yanlış değildir, ancak izinsiz ülkeye girmeye çalışan Sayın Başbakan’la teması zayıf olduğu anlaşılan hanım bakana ve haklı tepki gösteren vatandaşlarımıza karşı uygulanan atlı ve köpekli saldırılar Hollanda’nın yüz karası olmuştur. Milletlerarası hukuk çiğnenmiştir.

Türkiye ile ilgili politikada ne Hollanda’nın, ne de Almanya’nın geri adım atacakları beklenmemelidir. Bizim açımızdan yanlışlarına ortak olduğumuz gelişmeler itibar kırıcı olmuş; o ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızı hedef tahtasına oturtmuştur. Anlaşılan turizm ve ekonomik hayat, yabancı sermaye girişleri bundan fazlasıyla etkilenecektir. Yabancı sermaye kaçışlarını da göz ardı edemeyiz.

Hollanda artık “tansiyon düşürülmeli” beyanlarına sığınmaktadır. Ancak onların seçim öncesi bu krize ihtiyaçları vardı; aynen bizim referandum öncesi olan ihtiyacımız gibi… Yapamayacağımız ve aleyhimize olan sözlerden kaçınmalıyız. Dış politika hamaset ve hırçınlıkla sürdürülemez. Diplomatik ilişkilerin diplomatik de dili vardır. Bu herkes için geçerlidir. Nitekim, Hollanda’ya karşı tedbir olarak ileri sürdüklerimiz, gösterdiğimiz hırçınlık ile paralel değildir.

Biga hayvan üreticileri kuruluşunun 40 Hollanda ineğini yurt dışına çıkarma teşebbüsleri de tek kelimeyle gülünçtür. Anlaşılan bu üreticilerin durumu oldukça iyidir.

Dikkatten kaçmaması gereken bir gelişme de AB eski yetkilisi ve kıdemli diplomat Verhaugen’in bir TV programında yapmış olduğu konuşmadır. Bu açık oturumda Türkiye’yi sürekli suçlayan ve Almanya’ya kaçan bir gazeteci de yer almıştır. Verhaugen herkesi akıl, mantık ve diplomasi çizgisine davet etmiştir. O’na göre; ne Batı’da faşistler, ne de Türkiye’de diktatörler yönetimde bulunmaktadır.

Sayın Başbakan’ın TV’de yaptığı bir söyleşide ifade ettiklerinin aksine Hollanda’ya giriş yapmak sonu belli bir macera idi. Her ne kadar Başbakanlık Yeni Anayasada kaldırılıp yetkileri Cumhurbaşkanına devredilecek ise de; 1982 Anayasası hala geçerlidir.

Mar 25

Yeni Anayasa Paketi ve Geleceğimiz

Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK*

Yeni 18 anayasa maddesi özeti

  1. “Yargı yetkisi” yargı yetkisinin, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağına dair hüküm, “Bağımsız ve tarafsız” mahkemelerce kullanılacağı şeklinde değişecek.
  2. Milletvekili sayısının 600’e çıkmasını öngören ikinci madde
  3. Milletvekili seçilme yaşını 25’ten 18’e inmesi, (askerlikle ilişiği olanların milletvekili adaylığına başvuramamasını öngörüyor).
  4. TBMM seçimleri 4 yılda değil, 5 yılda bir yapılacak. Cumhurbaşkanı seçimleri de TBMM seçimleri gibi 5 yılda bir olacak
  5. TBMM’nin görevleri ve yetkileri,

“kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak,

*bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek,

*para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek,

*milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak,

*TBMM üye tam sayısının 5′ te 3 çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek,

  1. TBMM Genel Kurulunda, anayasa değişikliği teklifinin, Meclisin denetim yetkisiyle ilgili düzenlemeleri
  2. “cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine” ilişkin olarak; cumhurbaşkanına “devlet başkanı” sıfatı getiriliyor.

*Cumhurbaşkanına yürütme yetkisi de veriliyor.

*Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atayacak ve görevlerine son verecek.

*Cumhurbaşkanı, üst düzey kamu yöneticilerini atayacak, görevlerine son verecek

*Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halk oyuna sunacak,

*milli güvenlik politikalarını belirleyecek ve gerekli tedbirleri alacak.

*Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilecek.

*Kararnamelerle, yürütmenin ihtiyacını karşılaması sağlanacak,

Temel hak ve hürriyetler ile siyasi hak ve hürriyetler düzenleme alanı dışında bırakılacak.

Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacak.

  1. Cumhurbaşkanı, “devlet başkanı” sıfatıyla:

*Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil edecek,

*Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlayacak.

*Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü TBMM’de açılış konuşmasını yapacak.

*Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verecek.

*Kanunları yayımlayacak ve kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderecek. iptal davası açabilecek.

  1. Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verecek.

TBMM üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilecek.

  1. “Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Cumhurbaşkanına vekalet
  2. TBMM ve cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi

TBMM, üye tam sayısının 5′ te 3 çoğunluğu ile seçimlerin yenilenmesine karar verilebilecek.

TBMM genel seçimi ile cumhurbaşkanı seçimi birlikte yapılacak.

  1. Cumhurbaşkanı; tabii afet, salgınlar, ağır ekonomik bunalım, savaş, seferberlik, ayaklanma, kalkışma, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması;

kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde:

Yurdun tamamında veya bir bölgesinde olağanüstü hal (OHAL) ilan edebilecek. Bunu uzatıp, kısaltabilecek.

  1. Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamayacak. Ancak savaş halinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilecek. 
  2. 14. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun adı, Hakimler ve Savcılar Kurulu şeklinde değişecek.

Kurulun üye sayısı 13, daire sayısı 2 olacak.

Kurula Adalet Bakanı başkanlık edecek ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı da kurulun tabii üyesi olarak görev yapacak.

Kurulun üyeleri ağırlıklı olarak yeni sistem tarafından belirlenecek.

  1. Cumhurbaşkanına bütçe yetkisi vermekte.
  2. hükümet sistemine uyum için anayasanın farklı maddelerinde bulunan bazı ibareler değiştiriliyor ya da metinden çıkarılıyor.
  3. “GEÇİCİ MADDE 21- A) Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır.

 

Daha sonra Türklük, Atatürk ve ilkeleri, laiklik, cumhuriyet ve demokrasi konularında arzu edilmeyen birçok madde sıraya girebilir.

 

*Bir ülke yönetiminde bütün yetkilerin tek elde toplanmasının adı demokrasi olamaz.

*Modern dünyanın uygulamakta olduğu Cumhuriyet ile de bağdaşması mümkün değildir.

*Antidemokratik sistemlerin uygulama süreç ve akibeti malumdur.

*Başta bulunan kişi ve kişileri bekleyen son da çok hazindir.

*Son on yılda Büyük Orta Doğuda onlarca örneğini gördük.

 

Türkiye Cumhuriyeti devleti;  kuruluşundan bu yana yüz yıla yakın bir zamandır laik, demokratik, hukuk devleti olabilmek için ve de muassır medeniyetlerin üzerine çıkabilme savaşı verdi. Yüz yıldır da hakim güçler bu sistemi yıkmanın savaşını veriyorlar.

Nasıl mı yıkacaklar?

Bakın eski ABD Başkanlarından Nixon 1970 li yıllarda diyor ki,  “Müslüman ülkelerde demokrasi ve laiklik olmasına izin veremeyiz. Eğitim sisteminin ve ülke idaresinin din temelleri üzerine kurulması gerekiyor. Başlarındaki çobanı ele geçirince, ülkeyi biz yönetiriz.

 

Bu doğrultuda hiç gecikmedik, alimler ve medreseler ve sözde medrese eğitimleri adı altında Türkiye’nin birçok ilinde sarıklı cüppeli şalvarlı alimlerin yüksek eğitimlerinde burkalı kız öğrenciler, kara çarşaflı Türk kadını ve baba beni okuldan al, Ahirette bana okulda öğretilenleri sormayacaklar diyen gençlerimiz yetiştirildi.

Hani ilim Çin’de de olsa alacaktık, hani ilim adına bir kelime öğretenin kölesi olacaktır.

 

Parti liderlerinin Almanya’da yapacakları  toplantılar için, fikir beyanlarını engellemesi ile faşist damgası yiyen Almanlar soruyorlar; Türkiye’de fikir özgürlüğü var mı? Varsa, hükümet ve sözcüleri neden hayır diyecekleri referandumda oy kullanacakları, yani halk iradesinin ortaya konacagı bir oylamada  fikirleri nedeni ile vatan hainliği ile suçlanıyorlar?

Neden hayır diyenlerin düşüncelerine saygı duyulmuyor?

 

HAYIR diyenler;  FETO, PKK, PYD, KANDİL ve İŞİD’le aynı cephededir, “TERÖRİSTTİRLER” diyorlar. 16 nisanda Kandilden gelip PKK, Suriye ve Irak’tan gelip PYD, İŞİD, veya Amerika’dan gelip FETÖ’ cular oy mu kullanacaklar? Acaba evet diyeceklerin arasında kaç tane FETÖ’cu millet vekili var belli mi? Kaç tane Amerika’ya hizmet eden, SOROS’a kapılarını açan, güzel vatanımızı bölmeye çalışan partili, yönetici, idareci, STÖ mensupları var belli mi?

15 yıldır PKK ve Terörist başının kimlerle ne tür pazarlıklar yaptığı ve şehirlerimizin ne şekilde terörist yığınağına dönüştüğünü bilmeyen kalmamıştır. Güvenlik güçlerimiz ve polisimizin elleri mi bağlıydı, bu unsurlar neden temizlenmemiştir?

Sekiz ay geçmesine karşın halen FETÖ illetinden kurtulmak mümkün olmamış, her gün bu vesile ile her konumdan insanlar toplatılmaya devam edilmektedir.

 

16 nisan halk oylaması için yöneticilerimiz;

*Biz halkın hizmetkarıyız, halka hizmet Hakka hizmettir diyorlar. (güzel söz, ilk kez Atatürk kullanmıştır).

*Önümüzde bürokratik oligarşi var bu aşılacak (bu engel, kimin sistem veya yönetiminin oligarşik engeli).

*Mevcut sistem istikrar için engel, böylece istikrar gelecek. (15 yıldır tek başına iktidar olan, her istediğini yapan, istediği kararı çıkaran, bütün yetkilere sahip olan ve hiçbir konuda engellenemeyen bir iktidarın sözleri bunlar).

* Lider ülke Türkiye’yle muassır medeniyetler seviyesine ulaşacağız. (Türk üniversiteleri dünyada 300., 500. Sıralarda) (Öğrencilerimiz bilim yarışmalarında Afrika ülkeleri seviyesinde)

*Batı ülkeleri ile çok ciddi yarış içine girdik. Yaptığımız yatırımlarla dünyanın hayranlığını kazandık (1901 yılından günümüze dağıtılan 850 nobel ödülünün 170’i Yahudi asıllı bilim adamlarınca kazanılmış Geçtiğimiz yıl da yine dört ödül onların. Ya biz ne yaptık? Bilimsel araştırmalarda çocuklarımız: kapağı açılınca içinde ışık yanan ekmek sepeti ile yarışmalara katılıyor).

* Yargı bağımsız ve tarafsız olacak. (Yasama, yürütme ve yargı bir kişinin elinde olunca nasıl bağımsız ve tarafsız olabilecek?)

*15 temmuz ruhu demokrasiye nasıl sahip çıktı ise, 16 nisan da bunun devamı olacak. (15 temmuza hep birlikte nasıl geldik, bunu sorgulayan yok).

*Kullanacağınız oylar tüm dünya devletlerine örnek olsun. (Dünyada diktatör seçimleri nasıl örnek oluyorsa?)

*Ülke sorunlarını çözmek için kuvvetli cumhurbaşkanlığı sistemine geçmek şart. (Kuvvetli cumhurbaşkanlığı sistemi hangi ülkede var, hangisi örnek alınacak, Türk tipi başkanlık derken, Türkiye’de Türk olmadığına göre,  Türkiyeli başkanlığı mı kastediliyor?

*600 vekil adaleti sağlayacak. (Bu durumda adaleti sağlayacak diğer teşkilatlarımız ne yapacak?)

*Gensoru kaldırılıyor. Çünkü gensorunun asıl sahibi millettir. (Hani hakimiyet kayıtsız şartsız milletindi, Bunu söyleyen Atatürk bile milletinden, milletini kaygılandıracak hiçbir şey istemedi).

*Ekonomimiz dünyanın 17. Ekonomisidir. (1936 yılında uçak ihraç ediliyordu. Osmanlı borçlarından eser kalmamıştı. Türkiye’nin borcu yoktu. Ülke demir ağlarla, beyinler ise bilim ve fen ağları ile örülmüştü.   Bir İngiliz lirası 60 kuruştu. Bugün bir İngiliz lirası 4,5 Türk lirasıdır. Dış borcumuz ise 411 milyar dolardır).

 

Ne hayırcılar ve ne de evetçiler vatan haini değildir. Hepsi bizim vatandaşımızdır. Kim neye inanırsa ona göre oyunu verecektir. Saygı duymalı ve hukukun üstünlüğüne inanmalıyız.

Emperyalist güçlerin oyununa gelmemeliyiz.

Biz, kendisini ümmetine sorgulatan bir peygambere inanıyoruz. O peygamber ki; “Ya Muhammet Bedir savaşında uygulayacak olduğumuz  stratejik plan Allah’ın emri midir, yoksa bu planı sen mi yaptın, sen yeptı isen bu plan yanlıştır, şöyle düzeltilmelidir”  diyen ashabına teşekkürlerini bildirmiştir.

Şimdi soruyorum, BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) veya BAP (Büyük Amerikan Projesi) haritalarında yeşile boyanmış, Amerika’nın düzen getireceği ülkeler içinde hiç Cumhuriyetle yönetilen demokratik bir ülke mevcut mu? Türkiye bile, şimdiki sistemi ile onlara göre antidemokratik bir ülkedir. Amerika, Almanya, İngiltere, veya AB, siz ne yapıyorsunuz, hani AB’ ne girecektiniz, Demokratik parlamenter sistemi terk mi ediyorsunuz, diyorlar mı?

Demiyorlar, hatta teşvik ediyorlar. Türkiye bir an evvel demokratik sistemden çıksın, Libya Suriye, Suidi Arabistan gibi gerçek antidemokratik, gerçek Orta doğu ülkesi olsun. Demokrasisi yok olsun.

Bu durumda Türkiye’ye karşı savaşan teröristler, antidemokratik bir ülkeden demokratik haklarını isteyen özgürlük savaşçıları durumuna yükselsin. Bunlar hakim güçlerce silahlandırılsın, onların hakları savunulur hale gelsin. Yurdumuza rahatça girsinler, istedikleri güçlerle bir araya gelerek ülkemizi parçalasınlar bölsünler, güzel ülkemizi kan ve ateş gölüne, cehenneme çevirsinler ve sonra bu ülkeye demokrasi getiriyoruz diyerek vatanımızı kirli postalları ile çiğnesinler.

Orta doğu ülkesi olmaya hazırlanan Türkiye, Batılı ülkelerin işgali için hedef ülke olmaya namzettir.

Biz bu felaketimi hazırlıyoruz?.

Bu oyun, bizi Kore savaşından bu yana daima aldatan çok özel stratejik ortaklarımızın son oyunudur. Bu güzel ülkeyi yöneten yöneticiler, lütfen artık uyanalım, gözümüzü açalım, bu oyuna gelmeyelim.

 

 

  • (Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı)

Mar 25

Kehanetim veya Öngörüm

Ruhittin SÖNMEZ

Toplumun bütün kesimlerinden saygı gören, kanaat önderi olma özelliğini taşıyan kişilerin bir siyasi partiye kendisini bağlamasının doğru olmadığını düşünürüm.

Kanaat önderi olan kimsenin, kendisine bağlı hisseden kitlelerin özel hayatından, siyasi tercihlerine kadar her şeyine karışmasını, yönlendirmesini de kabul edilemez bulurum.

Kanaat önderi olan şahıs,  temel inanış ve ilkeleri öğretmeli ve herkesin kendi hür iradesi ile hayat tarzını, sosyal ve siyasi tercihlerini belirlemesinin en doğrusu olduğunu kabul etmelidir.

Sünnete de, demokratik anlayışa da uygun düşen budur.

Devleti ele geçirme veya devletin bazı unsurlarını yönetme sevdası, bazılarına ilk bakışta cazip görünmüş olabilir.

Nurcu bir arkadaşımdan sıkça duyduğum Bediuzzaman Said­i Nursi’nin, din adına hareket eden kişilere ve zümrelere tavsiyesi olan şu sözü bana daha makul geliyor: “Euzubillahimineşşeytani Ve’s Siyase.” Siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçınma tavsiyesini, “siyasetten ve paradan” diyerek genişletmek daha da doğru olabilir.

Siyasete ve maddi güce endekslenmiş din temelli hareketlerin, hizmet üretme imkânlarının azalacağı, tam tersine nifak ve çatışmaya yardımcı olacağını görmek için kâhin olmaya lüzum yoktur sanırım.

Siyasi ve maddi gücün kaybedilmesi korkusu, ­maazallah­ İslam’ın hiç kabul etmeyeceği metotların kullanılmasını mazur ve “şeytan” ile işbirliğini meşru gösterebilir.

***

Yukarıdaki satırları 21 Eylül 2010 da yazdığım köşe yazısından aldım.

O zaman adı “Cemaat” olan dini kisveli hareketin, elde etmiş olduğu gücü kaybetme korkusu ile İslam’ın hiç kabul etmeyeceği metotlara başvurması ve “şeytan” ile işbirliği yaparak eli kanlı bir terör örgütüne dönüşmesini gördükten sonra yazdıklarım kehanet gibi görülebilir.

Oysaki bunlar olayların analizi ve sebep-sonuç ilişkilerinin değerlendirilmesi ile varılmış bir öngörü idi. Bugün de aynı sebep-sonuç ilişkisi geçerlidir.

Kendilerine “hoca” dediğimiz muhteremlerden sadece dinimizi doğru öğretmelerini ve güzel ahlakları ile örnek olmalarını bekliyoruz. Camilerimizi siyaset meydanına çeviren “hocaların” yaptığı çok tehlikeli. Hocaların siyasetin aleti olmaları –güç / menfaat karşılığı da olsa veya iyiniyetli de olsa- çok sakıncalı.

Hele hele referandumda “evet” çıkacağına dair hadis uyduranlar “şeytan” ile işbirliği yapabilme potansiyeli en yüksek mahlûklardır.

************************************************

Halkoylamasında Evet ve Hayır Oyu Verenler

Anayasa değişikliklerinin halkoylamasında vatandaşların “evet” veya “hayır” tercihlerinde rol oynayan etkenler birden çok fazladır. Bu etkenlerin bileşkesine göre bir tercih ortaya çıkar.

Şimdi bu tercihleri yapan vatandaşların durumunu nasıl yorumlamalıyız? “Hain“, “bizden“, “onlardan” kelimelerini kullanmak ne kadar doğru? Tarihten iki olayı aktararak bir sonuca varmaya çalışalım.

***

İslam Tarihinden Bir Örnek

Hazreti Muhammed’in (632 yılında) vefatından sadece 24 sene sonra, 656 yılında yaşanan Cemel Vakası (Deve Olayı) ve 657 yılında yaşanan Sıffin Savaşı İslam tarihinin dönüm noktalarıdır.

Hazreti Ali ile O’nun halifeliğine ve yönetim tarzına karşı çıkanlar arasında yapılan bu savaşlarda taraflar çok dikkat çekici idi.

Bir tarafta Hazreti Peygamber’in amcasının oğlu ve damadı, ilim beldesinin kapısı, dört büyük halifenin sonuncusu Hz. Ali vardı.

O’na karşı çıkanlar arasında ise Peygamberimizin sevgili eşi Hz. Ayşe ve sahabenin büyüklerinden Talha, Zübeyr, Amr bin el-Âs, Muaviye gibi zatlar yer alıyordu.

Bu olaylar sadece vicdanları kanatan hazin birer vaka olarak kalmamış, Müslümanların bölünmelerine sebep olmuş, siyasi- sosyal gelişmelerin yönü değişmişti.

Bu olayların başlangıcı “bir konudaki içtihat (görüş) farklılığına dayanıyordu. Konu siyasî bir konu olduğu için de savaşla sonuçlandı. Yoksa içtihat farkı sırf ilmî olsaydı, kitap üzerinde kalmış olacaktı.

İslam bilginleri her iki tarafta yer alan büyük sahabelerin saygıdeğer kişiliğine vurgu yaparlarken, tarihçiler savaşan tarafların bir kısmının, karşı taraftan öldürülenler için de yas tuttuklarından bahseder. Çünkü biliyoruz ki her iki tarafta da Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesi ve O’nun Peygamberinin yolundan gidilmesi esastı. Fakat bu yolun hangisi olduğunda ihtilaf vardı.

Şüphesiz ki, her iki tarafta yer alan büyük zatlara saygı duyacağız. Fakat Onların bir kısmının tercihlerinin İslam’ın sonraki yıllarda olumsuz bir gidişat içine girmesine sebep olduğunu da göz ardı edemeyiz.

***

Kurtuluş Savaşı Örneği

Merhum Tarık Buğra‘nın muhteşem eseri “Küçük Ağa” romanı (ve merhum Yücel Çakmaklı‘nın bu romandan aynı isimle yaptığı film) birçoğumuzun hatırasında yer almaktadır. Romanda 1. Dünya Savaşı sonrası ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Akşehir kasabasında yaşananlar anlatılır.

Dünya Savaşından sonra Yunan ve İngiliz işgallerine karşı direniş isteyen grupların en önemlisi Kuvayı Milliye idi. Diğer tarafta işgal altındaki İstanbul’da yaşayan Padişah‘ın hala devleti temsil ettiği ve birlik için padişahın iradesine göre davranılması gerektiğini savunanlar vardı. Bu tarafların çatışmaları da önce fikir ayrılığı ile başlamıştır.

Akşehir’de görev yapan ve halk nezdinde çok etkili bir kişilik olan bir hoca vardır. Halkı Padişaha ve İstanbul Hükümetinin otoritesine güvenmeye davet eden İstanbullu Hoca, olayların gelişmesi sonucu Kuvayı Milliye tarafına geçer. Ve “Küçük Ağa” adıyla ciddi hizmetler yapan bir kahraman haline gelir. Sayıca az fakat imanı yüksek Kuvayı Milliyeciler bütün hesapları bozar ve mücadeleden başarıyla çıkar.

Tarık Buğra bir radyo programında romanını hangi düşünceyle yazdığını anlatırken her iki tarafta olanların da vatanını milletini seven ve işgalden kurtulmak isteyen insanlarımız olduğunu söylemişti. Sosyal ve siyasi olaylar karmaşık yapısını göstermiş ve çözüm üretme konusunda farklılıklar oluşmuştu. Her iki tarafta olanlar da hain değildi ve vatanseverdi.

Fakat vatansever insanların bir kısmının çözüm yönünde farklı görüşte olmaları, iç çatışmalara ve dışa karşı mücadelede zafiyete sebep olmuştu.

***

Şüphesiz halkoylamasında “evet” diyenlerin büyük çoğunluğu da “hayır” diyenlerin çoğunluğu da vatanını milletini seven insanlarımız oluşturmaktadır. Ancak “millet iradesi” olarak ortaya çıkan halkoylamasının sebep olacağı gelişmeler, herkesin ortak kaderi olarak tecelli edecektir.

***

Paylaştığım ikinci yazı da 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumunun ertesi günü yazdığım yazıdan alıntı. O referandumda yüzde 58 “evet” oyunu verenler hain değildi. Ülkemiz için iyi olacağı kanaatiyle “evet” demişlerdi.

Ancak FETÖ’cüler bu “evetler” sayesinde yargıya tam hâkim olmuş, devleti ele geçirmiş ve 15 Temmuz darbesine cesaret edebilir güce erişmişti.

Hain” olmadan da ülkeye zarar verilebilir. Aman tercih yapmadan önce çok iyi düşünün.

Mar 25

Beyin Temelli Mutluluk

 Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

     Beynimiz, öğrenen bir organdır. Bu sebeple, her zaman yenilik arayışındadır. Sürekli bir şeyler arar, bulur ve bulduklarını da belleğimize depolar.

Bu şekilde öğrenme faaliyeti içinde olan beynimiz, yaşantımızla birlikte sürekli değişir. Beynin yapısı ve çalışma şekli değişime uygundur. O değişecek şekilde tasarlanmıştır.
Zihnimizden geçenler yani zihnimizdeki aktivite, beynimizin nöral yapısını değiştirir. Beynin nasıl değişeceği de bizim elimizdedir. Örneğin stresli olduğumuz zamanlarda daha çok kötü haberlere dikkat ederiz, yoğunlaşırız. Bu durumda beynimizi olumsuz düşüncelere dayalı olarak değiştirmiş oluruz. Bu durumu değiştirmeliyiz.

Evrende ilk mikro organizmalar yaklaşık olarak 3.5 milyar yıl öncesinde oluşmuştur. Akıllı insan da (homo sapiens) yaklaşık 200 bin yıl önce ortaya çıkmıştır. Bu 200 bin yıldan beri insanın sorunları hep aynıdır. O hep daha kaliteli, daha sağlıklı, daha başarılı ve daha mutlu bir hayat sürmenin peşindedir. Ancak arzu ettiği gibi mutlu yaşamasını bir türlü öğrenememiştir. Acaba neden?

Mutsuzluğun temel sebebi insanın kendini yeterince bilmemesidir.
Ortalama bir insanın güçlerinin üçte biri doğuştan gelir. Kişinin genetiğe dayalı mizacı, yetenekleri, duygu durumu irsidir, kalıtımla ilgilidir. Diğer üçte ikisi ise zamanla gelişir. Bu güçlere sahip olabilmemiz için, onları geliştirmemiz gerekir. Kendini gerçekleştirme, sevgi, üretkenlik, bilgelik, iç huzur, mutluluk ve diğer iç güçlerimizi kendimiz geliştirebiliriz. Bu güçler doğuştan gelmediği gibi kimse bunları bize hediye etmez.

İşte mutsuzluğumuzun temel sebebi bu iç güçleri nasıl geliştireceğimizi öğrenememiş oluşumuzdur. Hayatımızda öğrenebileceğimiz en önemli şey, içimizdeki bu güçleri geliştirmektir.
Ne yazık ki eğitim sistemimiz bunu yeteri kadar öğretemiyor.

Keşke zihnimizdeki olumlu yönleri artırmasını öğrenebilseydik… Ah keşke zihnimizin bahçesindeki yabani otları temizleyip çiçek yetiştirmesini öğrenebilseydik…

 

Mar 01

Yeni Anayasa ile İlgili Bazı Değerlendirmeler

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik ve milât kabul edilebilecek bir dönemini yaşamaktadır. 1982 Anayasası bugüne kadar 18 defa değişikliğe uğramış ve 12 Eylül darbe anayasası olmaktan çoktan uzaklaşmıştır. Günümüzde yapılmak istenen bir anayasa değişikliği değildir. Yapılmak istenen toptan yeni bir anayasa hazırlamaktır. Oysa ülkemiz ne bir savaştan yenik çıkmış; ne de bir ihtilal sonrası dönem yaşamaktadır. 16 Nisan’da referanduma sunulacak olan 18 maddeyi ileride yeni ve değişik birçok madde takip edecektir. 18 madde dışındaki maddeler için ileride de bir referandum yapılacak mıdır sorusu akla gelmektedir. Son 7-8 senedir oluşturulan çalışmalarda 18 madde dışındaki diğer maddelerin nasıl olacağı konusu gizli değildir. Milli kimliksiz, milli kimliği etnik çağrışım yapıyor diye devre dışı bırakacak yanlışlar, artık Batı Avrupa ülkelerinin de şikayetçi olduğu çokkültürlülük ve etniklikleri esas alan, milletleşmeyi hesaba katmayan, farklılıkları kutsallaştıran sözde ideolojisiz ve T.C.’nin kurucu iradesini dışlayan bir anayasanın hazırlanacağı endişesi sürmektedir.

Böyle bir anayasanın ülke ihtiyaçlarından çok; sözde bölünmeyi engelleme amacıyla, çeşitli tavizlerle dolu olacağı tahmin edilmektedir. Türkiye terörle müzakereden mücadeleye dönüşü ile büyük ölçüde terör baskısıyla bir anayasa yapma şartlarından uzaklaşmıştır. Aslında etnik ırkçılığa teslim olacak bir anayasa hazırlık çalışması ne demokratik olabilir, ne de toplumun bütününe hitap edebilir. Sadece marjinal bazı grupları mutlu edebilir.

Anayasa hazırlıklarında tepki anayasacılığının sürdürülmesine fırsat verilmemelidir. Ülkemizde her nesil, kendinden önceki nesilleri küçümsemekte ve daha iyisini yapabileceğini zannetmektedir.

Bir ülkenin milli birlik ve bütünlüğünü tartışmaya açmaması, insan hakları konusunda bir eksiklik olamaz. Hiçbir ciddi ve demokratik ülkenin buna izin vermemesi, o devletin meşruiyetini zayıflattığı şeklinde yorumlanamaz. Anayasa çalışmalarında dıştan kumandalı dönüştürme gayretlerine dikkat edilmelidir. Bu dönüştürmeyi gizleyebilmek için asıl resmi görmeden sadece belirli maddeler üzerinde tartışma açmak esastan uzaklaşmaktır.

Eğer anayasanın bir toplumsal sözleşme ve uzlaşma niteliğinde olmasını istiyorsak; T.C. Devletinin temel kuruluş felsefesi, kurucu irade ve varoluş gerekçeleriyle ters düşülmemelidir.

Milli devlete, milli kimliğe ve milliyete karşı alternatif kimlik ve mahalli egemenlik alanları açmak; demokratikleşme değil; egemenliği devretmek ve paylaştırmak, sosyal barışı, milli birlik ve bütünlüğü dinamitlemektir. Bugüne kadar demokratik parlamenter sistemden daha iyisi ve başarılısı ortaya konamamıştır. Demokratik parlamenter sistemi güçlendirmek ve aksaklıkları gidermek, yasaları değiştirmek mümkün iken; onu rafa kaldırıp ülkeyi yeni maceralara sürükleyecek bir başkanlık sistemi ve benzeri uygulamalardan medet ummak her şeyden evvel bir metot hatasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’e verilmeyen hak ve imtiyazların bir kişiye verilmesi yanlış olmuştur. Bu kadar çok yetki ve sorumluluk altında Cumhurbaşkanı kim olursa olsun zorlanır ve yanlış yapabilir.

15 Temmuz 2016 darbe ve işgal hareketi Türk Milleti ve onun önde gelen kurumları tarafından bertaraf edilmiştir. Dıştan kumandalı bu darbe teşebbüsünün başarılı olması halinde yapabileceği değişikliklere özenmek bir çelişki olacaktır.

            Somut bazı görüşlerimiz aşağıdadır:

-Kazanılmış hak ve hürriyetlerden geriye dönülmemelidir,

-Hukuk devletinin parti devletine dönüştürülmesi sorunları çözemez,

-Türkiye’yi terörle bölemeyenlerin, terörsüz bölme tezgahları ve bu konuda anayasanın kullanılması önlenmelidir,

-Milli Devlet ve üniter yapıyı delecek anayasa oyunları kabul edilemez,

-Gazi Meclisin itibarı ve fonksiyonu korunmalı, milli iradeye sahip çıkılmalı, mahalliden merkeze kadar örülecek meclisler saltanatına ve 2017 model yeni bir feodaliteye imkân verilmemelidir,

-Ülkemizin Dünyadaki itibarı korunmalı; sıradan basit bir Ortadoğu Arap ülkesi konumuna düşülmemelidir,

-Türk’ü Türkiyeli yapmak isteyen etnikçi taassuba teslim olunmamalıdır,

-Yeni çözüm süreçlerine yol açılmamalı, yeni Oslo’lar, Habur rezaletleri ve Dolmabahçe mutabakatları ile karşılaşılmamalıdır,

-Yeni 15 Temmuz darbe ve işgal teşebbüsleri ile ileride karşılaşmamak ve onlara gerekçe hazırlamamak için; mutabakatlar güçlendirilmeli, parti taassubu aşılmalı, Yenikapı ruhu canlı tutulabilmeli ve demokrasiye sahip çıkılmalıdır.

-Ankara’nın devre dışı bırakılması, milli egemenliğin parçalanması ve özerk bölgeler saltanatının yaratılmasından kaçınılmalıdır. Devlete alternatif egemenlik alanlarının ortaya çıkarılması devletin yok edilmesidir,

-Sürekli kandırılıp aldatılmamak için duygusal, rövanş alıcı ve tepkici yollardan uzak durulmalıdır,

-Kuvvetler ayrılığı prensibinin bozulması yanlış olmuştur,

-Dar gelirlilerin, işçilerin ve emeklilerin başkanlık sistemine değil; sendikal hakları koruyacak demokratik parlamenter sisteme ihtiyacı vardır,

-Yeni anayasa hazırlanırken Baas rejimi anayasalarına özenilmemelidir,

-Ekonomik çöküşe, Türkiye üzerinde oynanan siyasi amaçlı ekonomik ablukaya, üretme ithal et anlayışına, yatırımsızlığın doğurduğu işsizliğe dikkat çekilmelidir. Türkiye’de tarım alanları boşalmakta ve bozulmakta, ihraç ettiğimiz ürünleri ithal eder hale getirilmekteyiz. Esnaf siftah yapamamaktadır. Gelir dağılımı bozulmakta, yoksullaşma ve ahlâki değerlerde aşınma artmaktadır,

-Varlık fonu Türkiye şartlarında farklı sonuçlar verecektir. Döviz kazanamayan, dış ticaret ve cari açığı bulunan Türkiye, önemli kuruluşlarını adeta yüksek faizle  dış borç elde edebilmek için ipotek vermektedir. İleride önemli kuruluşlarımız anlaşılan özelleştirmeye açılacaktır. Varlık fonu gelecekteki kazancın bugünden elden çıkarılması olmamalıdır,

-Ne iktidarı, ne de Cumhurbaşkanını değiştirmeyecek olan Anayasa referandumu zamansız yapılacak ve ülkeyi kamplaştırıcı bir süreci açacaktır. Yenikapı ruhunu elimizle yok etmeyelim. Ülkeyi yönetenler ve siyasiler toplumu geren, kamplaştıran, düşmanlık yaratıcı beyanlardan uzak durmalıdırlar. Hayır oyu verecek olanlara yanlış yakıştırmalar yapılmamalıdır,

-Cumhuriyete sahip çıkmalıyız. 1923 sonrasını reklâm arası ve ara rejim olarak görüp 1930 model araca benzetmeleri yanlış buluyoruz. Demokrasisiz Cumhuriyet de, Cumhuriyetsiz demokrasi de eksik sayılabilir,

-Silahlı bölücü teröre baş eğmeyen Türkiye’ye, silahsız terör ve anayasa oyunlarıyla baş eğdirilmemelidir,

-Türkiye’de mülteci ve yabancılara tanınan imtiyazlara sınırlar konmalıdır,

-Demokratik parlamenter sistemden vazgeçmek turizmi ve diğer sektörleri daha da zora sokacak ve yabancı sermaye girişlerini iyice azaltacaktır.

Eski yazılar «

» Yeni yazılar