x

KIBRIS BARIŞ HAREKATININ 45. YILI KUTLU OLSUN


45 Yıl önce gerçekleştirilen ve zaferle sonuçlandırılan Kıbrıs Barış Harekatı'nın 45. yılı kutlu olsun. Megalo idea iddiasıyla Kıbrıs'taki Türk varlığına son vermek üzere her türlü baskı ve zulmü reva gören Rum palikaryaları 20 Temmuz 1974'te Türk ordusunun yaptığı Barış Harekatı sonucunda mağlup olmuşlardır. O zamanki Türk Hükümeti Amerika ve Avrupa'nın her türlü baskı ve ambargosuna karşı bu harekatı başarıyla gerçekleştirmişlerdir. Bu konuda Kıbrıs Türklerinin Lideri Rauf Denktaş'ın büyük kahramanlık ve fedakarlığını asla unutmamak gerekir. Aydınlar Ocakları olarak Kıbrıs Barış Harekatının 45. yıldönümünü kutlarken Kıbrıs'ın milli kahramanı KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ve aziz Kıbrıs şehitlerini rahmet ve minnetle anıyoruz. Kıbrıs gazilerimize de saygı ve şükran duygularımızı sunuyoruz.


AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Eki 30

Cumhuriyet’i Sonsuza Kadar Yaşatmak Asli Görevimizdir

Dr. Sakin ÖNER

                Bugün Türkiye Cumhuriyetinin  kuruluşunun,  95. Yıldönümünü idrak etmiş bulunuyoruz. Cumhuriyet, her şeyini kaybetmiş olan bir milletin ulusal bağımsızlığını kazanabilmek için giriştiği milli mücadelenin sonucunda elde ettiği büyük bir zaferin sonucudur. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan bu zafer,  tüm zorluk ve sıkıntılara karşın inanç ve kararlılığının bir zaferidir.

Biz Cumhuriyet sayesinde, üniter  yapıda millî,  laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurlu bir yurttaşı olduk, millet olma bilincine ulaştık. Biz Cumhuriyet sayesinde,  uygar dünyanın özgürce düşünebilen ve eşit hakları olan onurlu bireyleri olma imkanını kazandık.  Biz Cumhuriyet sayesinde,  çağdaş uygarlık hedefi yolundaki atılımlar sonucunda uygarlığın nimetleri ile tanıştık.  Biz Cumhuriyet sayesinde, şanlı tarihimizin ve kültürümüzün zenginliklerini, Türk insanının ufuk genişliğini ve dinamik yapısını keşfettik.  Biz Cumhuriyet sayesinde,   eğitim, kültür, sosyal ve ekonomik  alanda çağlar üzerinden atlattık. Biz Cumhuriyet sayesinde,   hiç değer verilmeyen Türk kadınına, başta seçme ve seçilme hakkı olmak üzere kadın haklarını çağdaş dünyanın birçok ülkesinden önce hayata geçirdik,  kadınların eğitimine büyük önem verdik.

Bunun için Cumhuriyet’i  bilmek yetmez , öğretmek; anlamak yetmez , anlatmak; sevmek yetmez , sevdirmek; övünmek yetmez, savunmak ve  yaşamak yetmez , yaşatmak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti o zaman ilelebet payidar olacaktır. Milletimiz Cumhuriyet rejimi ile kazandığı değerleri, toplum hayatının vazgeçilmez unsuru olarak benimsemiştir. Cumhuriyet; dili, bayrağı, marşı ve başkenti, temel nitelikleri ile ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ifade eder.  Aziz Atatürk! Kurduğun ve bize emanet ettiğin  çağdaş, demokratik ve laik Cumhuriyetimizi sonsuza kadar yaşatmak asli görevimizdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, yokluklar içinde yapılan bir mücadele sonucunda, hasta ve tükenmiş  bir imparatorluğun küllerinden kısa sürede genç ve zinde bir Cumhuriyet kurmayı başaran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk   ve silah arkadaşlarını, canından aziz bildiği vatanı için kanlarını bu toprağa dökmüş  aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet,  minnet ve şükranla anıyoruz.

Cumhuriyet Bayramınızı en ulvi duygularımızla kutluyor ve saygılar sunuyoruz.

 

Eki 25

Türk Vatandaşı Olmak

Ali Kemal GÜL

Çocuklarımızın “Andımız“ı “mahkeme kararıyla” okuyacak olmasından, “Andımız“ı okumak için böyle bir mahkeme kararına muhtaç olmamızdan dolayı bir Türk milliyetçisi olarak, Atatürk’ün öngördüğü ilke ve inkılâplarına bağlı bir Türk Vatandaşı olarak hicap duymaktayız. Açıklayayım:

***

“Türk’üm, doğruyum, çalışkanım…”

Ve Türkiye Cumhuriyeti’nde, bunu haykırabilmek için “mahkeme Kararı”na ihtiyaç duyuyoruz!

***

“İlkem: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,

Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.”

Fakat bunu ancak yüksek mahkeme izin verirse ilan edebiliriz!

***

“Ülküm: Yükselmek, ileri gitmektir.”

Lakin alçalmak ve geriye gitmekle meşhur bir kafa bunu yasaklamaya cüret edebilir!

***

“Ey Büyük Atatürk!

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. “

Ama gönlümüzden!

***

Ve

“Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Ne mutlu Türk’üm diyene!

***

Milli Eğitim Sistemimizde çocuklarımızın gelişmekte olan kültür genlerini milli hassasiyetlerimizle besleme amaçlı okutulan ‘’Andımızın’’ yazarı, Reşit Galip gibi özgür ruhlu, öz güvenli, mücadeleci, toplumcu, sorumluluk duygusuna sahip, ilerici, insan odaklı evlatlar yetiştirmeyi amaçlar.

***

“Türkiye’yi kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli, Atatürk‘ün bu tanımıdır. Atatürk, devleti bu tanım üzerinde kurmasaydı, başarılı olamazdı. Zira ulus devletler çağı çoktan başlamıştı ve Türkiye’nin başka çıkış yolu yoktu.

***

Kısacası, mensubiyet şuuruyla bu ülkenin vatandaşı olan herkes Türk’tür. Bu noktada ırkçılık, etnik asabiyet yoktur. Türk milleti kavramı binlerce yılda oluşturulan soylu bir ortak kültürün adıdır. Bir etnisitenin, asabiyet oluşturan bir kavmin adı hiç değildir. Gönül dilimiz engin tarihimizin oluşturduğu ortak kültür dilidir. Türkçe resmi dilimizdir.

***

Bilindiği gibi, anayasa, kanunlar, cumhurbaşkanlığı, hükümet, meclis, yargı, ordu, polis, eğitim kurumları, kısacası devlet kimin içindir? Türkiye için “Müslüman vatanı” diyenleriniz var ama İslam dini millî değil, evrenseldir. Bir vatanın sahibi ise bir millet olmak zorundadır!

Atatürk‘ün sözlerini biliyorsunuz: “Şüphe yok ki, arkadaşlar, millet, birçok fedakârlık, birçok kan pahasına, en nihayet elde ettiği hayat dayanağına kimseyi tecavüz ettirmeyecektir. Bugünkü hükümetin, Meclis’in, kanunların, Anayasa’nın mahiyeti ve hikmeti hep bundan ibarettir!”

***

O halde, her ülkenin eğitim kurumları o ülkeye ait vatandaş yetiştirmekle mükelleftir. Örneğin İngiltere’de İngiliz Vatandaşı Almanya’da alman Vatandaşı Amerika’da Amerikan Vatandaşı yetiştirir eğitim kurumları, dünya Vatandaşı yetiştiriyorum iddiası ihanettir. Milli güvenlik meselesidir.

Devlet vakıf ve özel kuruluşlara ait tüm eğitim kurumları Türk devletinin ve Türk milletinin ihtiyaçlarına ve değerlerine göre eğitim yapmak zorundadır, bunu denetlemek ve yönlendirmek devletin hakkı, görevi ve mesuliyetidir.

Türk milletinin çocuklarına Türk devletinin para ve imkânları kullanılarak dünya vatandaşlığı elbisesi giydirmek kimsenin hakkı ve haddi olmamalıdır Türk coğrafyasında Türk Vatandaşı yetiştirilmelidir bunun aksi davranışlar önlenmeli Türk değerlerine dayalı eğitim esas olmalıdır.

Eğitim politikalarının teşekkülü sürecinde Devletimizin ve Milletimizin imkânları dâhilinde ihtiyaçlarının karşılanması esas alınarak çerçeveler belirlenmelidir. Türkiye’de çalışma imkânı olmayan alanlarda eğitim planlamak beyinlere yönelik cinayettir, ABD ye beyin devşirmektir.

Her ne sebeple olursa olsun milli hassasiyetlerimizi dışlayarak beynelmilelciliğe uyumlu ve bütünleşmiş eğitim yapmak, buna göz yummak, teşvik etmek çok ciddi milli güvenlik meselesi olarak kabul edilmeli ve karşı tedbirler güvenlik ekseninde üretilmelidir.

Türk eğitim kurumları kendi ihtiyaçlarımıza göre, milletiyle gurur duyan, adanmışlık lezzetine ulaşmış, değerlerimize saygılı, dünyayı izleyen anlayan, üretken, sevmeyi ve paylaşmayı idrak etmiş insanlar yetiştirmeyi şiar edinmelidir.

***

Ne dersiniz?

Andımızı yasaklarken, andımızda zikredilen ‘’varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ kavramını yasaklarken;  vatanı için, milleti için canını veren Çanakkale şehitleri hata mı yaptı? Sakarya savaşında şehit olanlar hata mı yaptı? Dumlupınar şehitleri hata mı yaptı ya da Büyük Taarruzda millet olarak binlerce şehit verdik; hata mı yaptık?

ABD Başkanını dinlemedik Kıbrıs’a çıkartma yaptık; hata mı yaptık?

Kuvay-ı Milliye’yi çok iyi bilenler, Kara Fatmaları, Şerife Bacıları, Nene Hatunları, Sütçü İmamları, Şahin Beyleri çok iyi bilenler… Kağnılarımızın gıcırtıları hâlâ kulaklarında dünyanın, Çanakkale’de ölüme koşan liselilerimiz gözlerinin önünde hâlâ bütün dünyanın… Çocuklarımıza ‘’andımızı’’okutmakla, çocuklarımızın genlerini bu milli bilinçle beslememiz mahkeme kararıyla olmuşsa, bu içler acısı duruma sebep olanlar hakkında söyleyecek bir söz bulamıyorum, sadece hicap duyuyorum.

Türklük şuurundan yoksun, bu ülkenin sunduğu imkânlarla belli mevkilere gelmiş nankörlere hatırlatalım:

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, ne kadar güçlü olursanız olun, hangi sıfatları alırsanız alın, Türklük bu ülkenin hamurudur, silemeyeceksiniz.

Türklük bir tan yeridir, gün doğumudur, aydınlıktır. Binlerce yıllık bir yaşamın özetidir. Emperyalist maşalarla, iş birlikçilerle, hamasetlerle değişmez, değiştirilemez.

 

 

 

Eki 03

Ortadoğu Karmaşası Ve Mültecilere Vatandaşlık Verilmesi

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Ortadoğu kazanı başta Rusya ve ABD tarafından öyle kaynatılmış ki, ne altındaki ateş kolay sönebilir; ne de kazandaki su soğutulabilir.

Türkiye’nin Ortadoğu ve Suriye politikasındaki yanlışları tamir etmeye çalışıyoruz. Ancak öyle yanlış adımlar atılmış, ABD’den fazla Esad düşmanlığı yapılmış ki işin içinden çıkmak zor. Oysa Suriye’nin çıkarlarıyla Türkiye’nin çıkarları örtüşüyor. İki ülke de toprak bütünlüklerini koruma ihtiyacı duyuyor. Türkiye’nin Afrin ve Fırat Kalkanı gibi başarılı harekatlarında birlikte olduğu rejim karşıtı gurup dolayısıyla Şam ve Ankara haliyle yakınlaşamıyor.

Amerika’nın Ortadoğu politikası karıştır, çatıştır ve oyala üzerine kuruludur. Ortadoğu’da her ülke kendi milli menfaatlerini korumak ile meşguldür. Aslında sadece ABD’nin değil; birçok ülkenin kendilerine göre büyük Ortadoğu projeleri vardır.

ABD daha önce Irak’ın, günümüzde de Suriye’nin kuzeyini birleştirerek bir gecekondu devletçik kurma peşindedir. Bizim için İblid kadar, hatta daha da fazla Fırat’ın doğusu önem taşımaktadır. Burada sözde dost ve müttefikimiz Kürtlere ordu kuruyor. ABD Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde oynadığı oyunla Türkiye’ye ve İran’a gözdağı vermektedir. ABD Patriot sistemini bize vermeyerek  muhtemel hava saldırılarına karşı Türkiye’yi savunmasız bırakmıştır. Türkiye’nin Rusya’dan S-400’leri alması kadar normal birşey olamaz. ABD, PYD-PKK güçlerini Türk savaş uçaklarından korumak için sınıra elektronik radar sistemi yerleştiriyor. F-35 uçaklarına ambargo koyuyor. Rahip Brunson’u bir koz olarak kullanıyor.

ABD ile Rusya arasında bazı konularda ittifak vardır. Her ne kadar Rusya Dışişleri Bakanı Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelen ana tehdidin Fırat’ın doğusundan ve bağımsız özerk yapılardan geldiğini söylemekte ise de; ABD’nin müttefiki olan PYD temsilciliğini Moskova’da açmıştır.

ABD Türkiye ilişkilerinde ülkemiz Rusya ile ilişkileri geliştirmek durumundadır. Aynı şekilde Rusya-Türkiye ilişkilerini geliştirebilmek için ABD ile ilişkileri normalleştirmek ve Rusya’ya karşı koz olarak kullanmak durumundayız. Fanatik ve ütopik ABD veya Rusya düşmanlığı Ortadoğu gerçekleriyle çelişir ve menfaatimize değildir.

Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD-PKK ikilisi tarafından etnik temizlik yapılmakta ve bölge boşaltılmaya çalışılmakta, masum insanlar öldürülmekte, köyler yerle bir edilmektedir. Mültecileri ilerde Türkiye’ye karşı kullanacak olan süper güçler, Türkiye’ye göç dalgasının sürmesinden yanadır. Böylece Türkiye’nin nüfus yapısı değiştirilecek, mültecilerin bir kısmı PKK benzeri bir örgütlenme ile bize karşı savaştırılacaktır. Suriye mültecilerinin 3.5 milyon hatta daha fazla olduğu bilgileri vardır. Ülkemizde her 20 kişiden biri şu anda Suriyelidir. 2040 yılında her 13 kişiden biri Suriye Arab’ı olacaktır. Milli devlet anlayışı yıpratılacak, kurucu Türk unsuru zayıflatılarak milli kimlik tahribata uğratılacaktır. Bunlara bir de vatandaşlık vererek coğrafyamıza dinamit döşenmekte, beka sorunu yaratılmaktadır. 35 milyar dolarlık bir maliyetten bahsedilmektedir. Ancak bu rakam devamlı artmaktadır. Sorun Suriyeli düşmanlığı veya dostluğu değildir. Türkiye’nin Türk vatanı olarak kalıp kalmamasıdır. Milli devlet yerine, federal bir yapı düşünenler, Türklüğü etnik çağrışım yapıyor şeklinde görenler için bu olumsuz değişme rahatsız edici olmayabilir. Bazı sağ eğilimliler bunu “Müslüman kardeşliği” ile kamufle edebilirler. Bunlar aslında sağ eğilimli olup milliyetçi olamayanlardır. Aynı dine mensubiyet Suriyeli Araplarla Türkiye Türkünün kaynaşmasını, bütünleşmesini sağlamaktan uzaktır. Türkiye sosyal bütünleşme alanında da üstü örtülü mayınlı bir araziye dönüşmektedir. Kendisine yabancı kültür adacıkları doğacaktır. İstanbul başta bazı şehirlerimizde Suriyeli mafya doğmuştur. Uyuşturucu ve fuhuş dahil hayatta kalabilmek için her türlü pis işlere karışmaktadırlar. Sigortasız çalıştırılmakta ve işsizliği artırmaktadırlar. Türkiye’de yeni bir Selefi-Cihatcı terör dalgası doğabilecektir. Hanefi-Maturidi egemen anlayışının yerine, Selefilik öne çıkacaktır. Bugün ülkemizin karşılaştığı ekonomik krizi tetikleyen harcamaları ülkemiz mülteciler için yapmıştır. Türkiye’de artık ortadan kalkmış bazı hastalıklar nüksetmektedir.

Küresel rüzgarlardan medet uman bazı sağcı ve solcuları ve bilhassa romantik solu yükselen milliyetçilik uyandırmalıdır. Küreselleşme çağında milliyetçilik artık geride kaldı demiş olan bazı bakanlar, bakıp da gerçekleri görmeyenler uyanmalı mültecilere siyasi amaçlarla vatandaşlık vermenin ve vatandaşlığı açık artırmaya çıkarmanın yapılabilecek en büyük gaflet ve yanlış olduğunu anlaşılmalıdır. Kaldı ki Bilgi Üniversitesi tarafından yapılan “Kutuplaşan Türkiye” adlı araştırmada “mülteciler dönsünler” diyenlerin oranı %85 çıkmaktadır.

Tem 13

Batılıların gözleri önünde gerçekleşen Srebrenitsa katliamını unutmadık

Büyük bir insanlık trajedisi olan ve Batılıların gözleri önünde, sırf Müslüman oldukları için, 8 bin 372 Boşnak sivilin Sırp askerlerce hunharca katledildiği Srebrenitsa katliamı, üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen, Boşnak halkı ve İslam dünyası için kanayan bir yara olarak kalmaya devam ediyor.

Avrupa’nın ortasında ve Birleşmiş Milletlerce güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’da 400 silahlı Hollanda Barış Gücü askerinin gözleri önünde gerçekleştirilen ve 11 Temmuz 1995’te başlayan  bu katliamda, birçok kadın ve küçük yaşta çocuk da öldürülmüştür. Bu soykırım, sadece Bosna Hersek’te değil, tüm dünyada acının ve adalet arayışının sembolü haline gelmiştir.

Srebrenitsa katliamı. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

Aydınlar Ocakları olarak, bin yıldır Müslümanlara karşı sürdürülen haçlı zihniyetinin 20. Yüzyıldaki bir örneği olarak gördüğümüz Srebrenitsa katliamını gerçekleştirenleri şiddetle kınıyoruz. Bu katliamda ve Bosna’daki iç savaşta Sırp ordusunca şehit edilen Boşnak kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz. Boşnak kardeşlerimize sırf Müslüman oldukları için uygulanan bu soykırımı ve benzerlerini asla unutmayacağız ve unutturmayacağız.

 

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

 

Eki 18

Türkiye Kamu Sen Başkanlığında Türk Dünyasının Sorunları İle Ülke Sorunları Masaya Yatırıldı.

Türkiye Kamusen İstanbul İl başkanlığı, Anadolu Aydınlar Ocağı ve Hoca Ahmet Yesevi Vakfı başta olmak üzere birçok sivil toplum örgüt başkanlarının 13 Ekim 2018 günü İstanbul Koşuyolu Öğretmen evinde gerçekleştirdiği toplantıda önemli sorunlar dile getirildi ve çareler konusunda tartışmalar yapıldı.

Kamusen İstanbul İl Başkanı Remzi Özmen’in açış ve programa yönelik konuşması ardından Anadolu Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Başkanı Erdoğan Aslıyüce, Dünya Türkleri ve Akraba Toplulukları Hizmet Derneği Başkanı Metin Özkan, Türk Ocağı Beykoz Şube Başkanı Mehmet Arslan ve birçok konuşmacı söz alarak aşağıdaki konuların kamu oyuna duyurulması ve ülke yöneticilerimizin gerekli çözümleri sağlamaları yönünde dilek ve temennide bulundular.

 

TÜRK DÜNYASI SORUNLARI:

  1. Başta Doğu Türkistan, Kırım-Suriye-Irak gibi bölgelerde yaşayan Türklerin can ve mal güvenliği tehlikededir. Erivan, Karabağ, Bulgaristan ve Yunanistan’da yok edilen veya yok edilmeye çalışılan soydaşlarımızın hakları korunmalı, kollanmalı yaşam hakları konusunda teminat istenmelidir.
  2. Bu ülkelerden yurdumuza gelen kardeşlerimizin devlet hizmeti almalarının önündeki engeller bir an önce kaldırılmalıdır. Eşdeğer eğitimleri konusunda denklikleri yapılmalıdır.
  3. Ülkemize eğitim amaçlı gelen Türk kökenli çocuklar art niyetli gurupların eline bırakılmamalı, merdiven altı eğitimlerin mutlaka önüne geçilmelidir.
  4. Doktora yapan öğrencilerden talep edilen kefaletin bulması oldukça zordur. Bu konuda gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır.
  5. Türk Dünyası ve Ata yurdumuzla kültürel bağların kuvvetlendirilmesi için Belediyelerce Balkanlara yapılan sosyo-kültürel gezi ve ziyaretler bu ülkelere de yapılmalıdır.
  6. Okullarımızda Türk çocuklarına Türk dünyası tanıtılmalıdır.

9-Türk Dünyası Bakanlığı ve koordinasyon merkezleri giderek önem kazanmaktadır.

 

ÜLKE SORUNLARI:

  1. Her şeyden önce geçtiğimiz günlerde Batman-Gercüş’te Mehmetciğimize yapılan hain saldırıyı nefretle kınıyor, tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz.
    1. 24 haziran seçimlerinde yapılan vaatler doğrultusunda Kamu çalışanlarımızın özlük haklarının iyileştirilmesi.
    2. Kamuda işe alma ve terfilerin ÖSYM gibi güvenilir kuruluşlarca yapılması, dernek cemaat vakıf ve kişi kararlarına kesinlikle taviz verilmemesi.
    3. Anayasamızın 128. Maddesi gereğince devlet işlerinin, devlet memuru olmayanlara havale edilmemesi.
    4. Sözleşmeli personelin kadroluya dönüştürülmesi.
    5. Kamu çalışanları için kreş, öğle yemeği, dinlenme imkanı ve servis imkanlarının sağlanması.
    6. Üniversitelerimiz ve ilim yuvalarımızın liyakat ve adalet kavramı çerçevesinde Rektör ve yardımcılarının atanmasında özel davranışlardan kaçınılması.
    7. Üniversite branşlarının ülke ihtiyaçlarına göre planlanması ve yeni mezun olan öğrencilerin iş bulmada zorluk çekmemeleri.
    8. Andımızın okullarımızda yeniden okutulması konusunun ele alınması.
    9. Atatürk hava limanının yerini alacak olan yeni hava limanının adının Atatürk hava limanı olması.
    10. Memurumuzun enflasyona ezdirilmemesi için gerekli önlemlerin alınması. Mesai saatleri dışındaki çalışma saatlerinin iyileştirilmesi.
    11. Belediye çalışanlarının sosyal denge sözleşmelerinin standardizasyonunun sağlanması.

    Saygılarımızla Kamu oyuna duyurulur

     

    İMZALAR:

    Remzi ÖZMEN Türkiye Kamu Sen İstanbul İl Temsilcisi

    Erdoğan ASLI YÜCE Hoca Ahmet Yesevi Vakfı

    İbrahim ÖZTEK Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı ve Genel Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi

    Oktay ACAR Maturidi Yesevi Vakfı Başkanı

  2. Metin ÖZKAN Türk Dünyası Hizmet Vakfı Başkanı

    Bülent MAŞALI Türk Dünyası Siyasi Sorumlusu

    Serdar ŞAHİN Tek Bayrak Vakfı Başkanı

    Mehmet ASLAN Beykoz Türk Ocağı Başkanı

    Tarık Sülo CEVİZCİ Suriye Türkleri Eğitim ve Yardımlaşma Derneği

    Güngör YAVUZARSLAN Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslar Arası Gazeteciler Derneği

    Dr.Erdal KARATAŞ Bulgaristan Türkleri Stratejik Araştırma Derneği

    Murat ALTAN Kırım Türkleri Derneği

    Muhittin CANUYGUR Doğu Türkistan Gençleri Derneği Vakfı

    İhtiyar ABDAL Azerbaycan Eğitim ve Kültür Derneği

    Ağıl SAMETBEYLİ Azerbaycan Muhalefet Lideri

    Hicabi MERAL Aydınlar Ocağı Başkan Yardımcısı

    Erol GÜLER Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Kamu Sen İstanbul’a Bağlı Tüm Şubeler.

Eki 06

Ekonomik Kozmik Odamız Açılıyor mu?

 Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

 

Denetim yetkisi verdiğimiz ABD şirketi MC Kinsey IMF taşeronluğu ile bilinmektedir. Bu kuruluş küresel soygun sisteminin akıl hocasıdır. ABD’deki enerji skandalı ENRON yolsuzluklarına karıştığı, hileli iflası yönettiği ileri sürülmektedir. İlgi çekici olan bu şirket genelde iflasları yönetmektedir. Böyle bir yabancı şirkete denetim yetkisinin verilmesi anlaşılır gibi değildir. Efendim, icra gücü yok; fikir alacağız ve biz karar vereceğiz lafları çocuk kandırmadır. Ülkeyi yönetirken Mc Kinsey’in verdiği raporların dışına çıkabilecek misiniz? Eğer çıkabilecekseniz Türkiye’de bu şirketin işi nedir? Bu şirkete izin vermek ABD ile ilişkileri normalleştirme aracı mıdır? ABD’li rahibin serbest bırakılması bunu takip mi edecektir. Kamu denetimi yok mu sayılmaktadır?

Milli ve yerli kalacaksak eylemimiz ile sözümüz aynı olmalıdır. Dünkü yanlışları tekrar etmeyelim. Dün de IMF müfettişi Kemal Derviş’i bakan yaptık. Buna itiraz eden de olmadı. Daha sonra bu zat muhalif sözde sol partiye alındı. Sürekli yanılıyoruz ve aldatılıyoruz. Sayıştayın kaldırılan denetim yetkileri geri verilmeli, hatta genişletilmelidir. Hukuk devletinden taviz verilemez. Kemer sıkma ve tasarrufları arttırmak için denetime MİT’in yurt içi ve yurt dışı operasyonları da girecek midir? Milli Savunma Sanayi’ndeki başarılı üretimler terk edilip yeni tavizler karşılığı ithalat mı öne çıkacaktır? ABD ve küresel çete adına denetim yapacak ve para kazanacak bu şirket Türkiye Varlık Fonu’na dahil şirketlerimizin özellikleştirilmesindeki rolü ne olacaktır? Bu şirket ekonomik kaynakları küresel sermayeye transfer edecek ve finansal güçlerle ülke siyasetine yön verecektir. Böylece Türklerin elindeki birçok sanayi kuruluşu yabancıların eline geçecektir.

Düşündüğümüz gibi yaşayıp ilkeli olalım. Yaşadığımız gibi düşünürsek çok şey kaybeder, tanınmaz hale geliriz. Milliyetçiyiz demekle milliyetçi olunmuyor; sadece milliyetçiliğe özeniliyor. Milliyetçilik lafın ve hamasetin ötesinde ilkeli davranmaktır ve şuurlu eylem yapabilmektir. Bu son olay dahil; ne basit bir muhalif tavır takınmaya, ne de yapay, samimi olmayan ve özentiden ileri gitmeyen milliyetçi bir görünüme ihtiyaç vardır.

Bu yanlış yol, sağ eğilimli olmakla milliyetçi olmanın somut bir farkını da ortaya koymaktadır. Her sağ eğilimliği milliyetçi zannetmek yanlışı bizi yıllardır uğraştırmaktadır.

 

 

Eyl 18

“Okula Niçin Geliyorsunuz?”

Cafer GENÇ

OKULLAR AÇILIRKEN ÖĞRENCİLERİMİZE SAMİMİ SESLENİŞ
Sevgili öğrenciler…
17 Eylül günü itibariyle okullar açıldı. 180 günlük eğitim-öğretim maratonunuz başlamış oldu.
Sevinçli ve heyecanlı olduğunuzu biliyorum. Özlediğiniz arkadaşlarınıza, öğretmenlerinize, okulunuza kavuştunuz.
En anlamlı paylaşımlarınızı, en güzel anılarınızı okulda ve bu süreçte yaşayacaksınız.
Toplu yaşanılan yerlerde kurallara uyma zorunluluğu vardır. Eğitim kurumlarında da kurallara uymayı öğreneceksiniz. Eğitim ve öğretim sürecinizle hayata ve bir meslek sahibi olmaya hazırlanmış olacaksınız.
Öncelikle, “okula niçin geldiğinizi” bilmelisiniz. Yaptığınız işi (öğrenciliği) sevmelisiniz, okula severek, isteyerek gelmelisiniz.
Yaklaşık 30 yılı müdürlük olmak üzere 40 yıllık tecrübeli bir eğitimci, yönetici olarak meslek hayatımda çok önemli gördüğüm konuları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Biliyorum, “yine mi nasihat?” diyeceksiniz ama eğitimciler, öğretmenler olarak bizler, sizlere iyiyi, güzeli öğretmenin, doğruyu söylemenin görevimiz ve sorumluluğumuz olduğunu bilmenizi isterim.
Akıl ve bilgi ile para kazanılan bir mesleğin mensubu olan eğitimciler boş konuşmazlar!
İtalyan eğitimci, yazar Edmando, “Çocuk Kalbi” adlı eserinde, okuldan ayrılacak olan oğluna, “… Hatta okulda almış olduğun cezalardan bile fayda gördün, o binayı sakın unutma yavrum!” diyor.
Gerçekten de öyledir. Cezalar, eğitim adına yaptığınız yanlışları göstermektedir.
Ödüllendirme ile teşvik etmenin, ceza ile de caydırıcılığın önemini vurgulamış olayım. Rekabetin, tertip ve düzenin, kurallara uymanın, disipline etmenin eğitimde önemli bir yeri ve anlamı vardır.
Sizler, her gün okula gelip giden, öğrenme zorunluluğu ile çok ağır yükü omuzlayan, bilinmesi gereken bilgileri unutmadan taşıma mecburiyetinde olan emek işçilersiniz.
Söylenenleri önemserseniz, öğrenmeye istekli olursanız ve kurallara uyarsanız işinizi iyi yapmış ve yükünüzü hafifletmiş olursunuz.
Bayrak törenine mutlaka katılmalısınız. İstiklal Marşı’mızı gururla söylemelisiniz. Yazılış amacına saygınızı, minnet duygularınızı ifade ederek milli ruhu yaşamalısınız.
Okula zamanında gelmelisiniz, geç kalmamalısınız ve devamsızlık yapmamalısınız.
Sosyal faaliyetler çok önemlidir. Kişiliğinizin oluşması, davranışlarınızın olgunlaşması, yeteneklerinizin ortaya çıkması gibi pek çok faydasının olduğunu bilmelisiniz.
Meslek seçimi evlilik gibidir. Bir ömür boyu birlikte olacağınızı düşünerek istediğiniz, seveceğiniz, mutlu ve başarılı olacağınız mesleği seçmelisiniz.
İlgi alanınızı, bilgi seviyenizi, yeteneğinizi bilmelisiniz ve tercihlerinizi bu yönde yapmalısınız.
Yazılı sınavlarda “kopya çekmek” öğrenciliğin fıtratında vardır derler ama çok yanlış bir anlayıştır. Çünkü, emek ve bilgi gasbı ile hak etmediğiniz bir şeyi elde etmek isterken başkalarının hakkını da yemiş olmaktasınız.
Sınavlar ve notlar, öğrendiklerinizin ölçülmesidir, kendinizi değerlendirmenizdir. Bildikleriniz ve eksikleriniz konusunda kendinizi sınamanız anlamına gelmektedir.
Kaliteli eğitim almanın ve başarılı olmanın, öncelikle sizin elinizde olduğunu bilmelisiniz. İdealist düşünceler içerisinde olan ideal öğrenci olmalısınız.
Kendinizle, çevrenizle barışık olmalısınız. Agresif davranışlar içerisinde olmamalısınız.
Öğretmenlerinize, arkadaşlarınıza saygıyı ve sevgiyi ihmal etmemelisiniz.
Rekabet; başarı ve kalite için yarışmaktır. Eksikleriniz konusunda önce kendinizle, daha iyi olmak için de arkadaşlarınızla rekabet içerisinde olmalısınız.
Disiplin konusu, öğrenciler arasında yanlış anlaşılmaktadır. Cezalandırmak anlamında düşünülmemesi gerekir. Tertipli, düzenli olmaktır, kurallara uymak demektir. Eğitimde yeri olmayan olumsuz davranışların, olumlu hale dönüşmesi anlamına gelmektedir.
Otokontrol ile başta kendinize, ailenize, öğretmenlerinize, arkadaşlarınıza, okula ve araçlara zarar verilmemesini kavramanız gerekmektedir.
Otorite sağlamak farklı şekillerde olabilir. Korkulana değil, ilgi ve sevgi gösteren öğretmene saygı duymanızdan hareketle, hiçbir öğretmenin sizin için “kötü” olanı istemeyeceğini bilmenizi isterim.
Okul kıyafeti konusu da önemli ve gereklidir. Ayniyetlik, ayrıcalık, sahiplenme ve sorumluluk duygusu verir. Hayatınızı düzene koymanızı, kurallara uymanızı sağlar ve bunları alışkanlık haline getirmenize vesile olur. Aykırı, farklı ve keyfi kıyafet için, “Aman ne olacak” demeyin. Mayo ile sahilde, plajda gezmek normaldir. Böyle bir kıyafetle caddede gezemezsiniz, AVM’lere gidemezsiniz, bilmem anlatabildim mi?
Çağımızın gereği olarak teknolojinin imkânlarından faydalanmanız gerektiğini anlarım ancak teknolojinin, ders esnasında, oyun amacıyla kullanılmasının da doğru olmadığını söylemek isterim. Parmaklarınızı telefonun tuşlarından kurtarıp kitap sayfalarını çevirmek için de kullanmalısınız.
Sayılamayacak kadar çok faydası olan kitap okumayı sevmelisiniz ve okumayı, araştırmayı alışkanlık haline getirmelisiniz.
Derslerinize planlı çalışmalısınız. Şöyle ki; 1) Ders, sınıfta öğrenilir. Dikkatli dinlemelisiniz ve notlar almalısınız. Anlamadıklarınızı mutlaka sorup öğrenmelisiniz. 2) Akşam eve gidip dinlendikten sonra, “Bugün neler öğrendim” diye kendinizi yoklamalısınız ve öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmelisiniz. 3) Yarınki derslerinize ön hazırlık yapmalısınız, ödevleriniz için araştırma yapıp kaynaklardan faydalanmalısınız.
Zamanın kıymetini bilmelisiniz, boşa harcamamalısınız. İleride “keşke”li pişmanlıkları yaşamamalısınız. Hayatı (eğitimi) önemseyin ve ciddiye alın ki, ileride üzülmemiş olun.
Yaşayışınızı, zamanınızı planlamalısınız. Eğlenmeye, dinlenmeye de zaman ayırmalısınız.
Okul dışında arkadaş seçiminde dikkatli olmalısınız. Sizlere zarar verecek kötü alışkanlıklardan uzak durmalısınız.
Olumsuz bir durumu gizlemeden annenizi, babanızı, öğretmenlerinizi bilgilendirmelisiniz. Sorunları ve sıkıntıları mutlaka paylaşmalısınız.
Bütün bunların, sizlerin geleceği için çok önemli ve gerekli birer eğitim unsurları olduğunu, okulların açıldığı İLK GÜN söylüyorum, sakın unutmayın. Hayatı (eğitimi) önemseyin ve ciddiye alın.
SÖZÜN ÖZÜ: Yaptıklarınız yaşayışınıza yansıyacaktır. Gönlünüzün istediği güzellikleri yaşamanız için, okula niçin geldiğinizi bilmelisiniz ve “benim için eğitim” demelisiniz. Başarının bedelini bir dönem ödemeyenlerin, başarısızlığın bedelini bir ömür boyu ödeyeceklerini unutmamalısınız. Büyük insanların idealleri vardır, sıradan insanlar küçük hesapların peşinde koşarlar…

Ağu 02

Kıbrıs Türktür, Türk Kalacaktır

 

Türkiye ve Dünya meselelerini Türk milliyetçiliği düşüncesi ile değerlendiren Aydınlar Ocakları olarak, Kıbrıs’ın fethinin 447’nci, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının oluşturulmasının 42’nci, Türk Mukavemet Teşkilatının kuruluşunun 60’ıncı yıldönümleri ile KKTC’nin 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı’nı  birlikte kutlamanın coşkusunu yaşıyor ve en samimi dileklerimizle kutluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti, Kıbrıs’taki soydaşlarımızın varlığını ve haklarını sonuna kadar koruyacaktır.  Bu vesile ile Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa, Kıbrıs mücadelesinin liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş olmak üzere tüm Kıbrıs şehit ve gazilerini rahmet ve şükranla anıyoruz.

 

 KIBRIS TÜRKTÜR, TÜRK KALACAKTIR.

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi

 

Eyl 13

Fuat Uğur’a Açık Mektup: “Andımız”ın Irkçılıkla İlgisi Yoktur

Dr. Sakin ÖNER

         Sayın Uğur, Türkiye gazetesinin 8 Eylül 2018 tarihli nüshasındaki yazınızda Sözcü gazetesinin üç gün önce Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a yaptığı “Açılım yüzünden kaldırılan Andımız yeniden okunsun” çağrısına tepkinizi içeren yazınızı ibretle okudum.

“Andımız”dan “İlköğretim okullarındaki tüm öğrencilere papağan gibi ezberlettirilen bir metin” olarak bahsetmişsiniz. Sayın Uğur, “Andımız” papağana ezberletilen bir tekerleme değil,  çocuklarımıza milli kimliklerini kazanmaları, insani ve ahlaki değerleri içselleştirerek benliklerini geliştirmeleri amacıyla okutulan bir metindi. Milli birlik ve beraberliğimize önemli katkı sağlayan “Andımız”, aynı zamanda çocuklarımızın iyi, vicdanlı ve saygılı bireyler olabilmelerine katkı sağlamak amacıyla okutuluyordu.

Türkiye Cumhuriyeti, dağılmış bir toplumu toparlama, millî devlet kurma hareketidir. Bu ant, bu hedefe dönük olarak, bu ülkede yaşayanların çocukluktan itibaren, “dağılmayı, bölünmeyi, yok olmayı, emperyalist güçlerin ülkeyi parçalamasını” önleyecek şuura sahip olmalarını sağlamak için yazılmış ve okullarımızda okutulmuştur.

Bu tip “Ant”lar, başta ABD ve Japonya olmak üzere birçok ülkenin eğitim sisteminde de vardır. Mesela; Christopher Columbus’un ABD kıyılarına çıkışının 400’üncü yılında yazılan Amerikan Bağlılık Ahidi (Yemini), 1892 yılından bu yana ABD’de okullarda her sabah öğrenciler tarafından okunuyor. Bu “Ant”ta; “Herkes için özgürlük, adalet ve tek bir millet olmayı sağlayan cumhuriyeti temsil eden ABD bayrağına, sadakat ile bağlı kalacağıma tanrının huzurunda yemin ederim” deniyor. Kamu toplantıları ile özel toplantıların çoğu bu yemin ile başlıyor. Bayrak töreni yapılırken bu yemin okunuyor. Ayağa kalkılıyor ve “Ant” metni hep bir ağızdan seslendiriliyor. Bu “Ant”ın amacı, Amerika’da yaşayan 72 milletten insanı, tek bir millet olarak bir araya getirmektir. Amerikalılar diyorlar ki, “Bayrak sevgisi, milli birlik duygusu, özgürlük ve adalet gibi kavramların önemi, çocukluk çağlarında öğretilirse, insanlar bu değerlere sahip çıkar.”

Sayın Uğur, iktidara muhalif olan Sözcü gazetesinin Bakan Ziya Selçuk’a destek vermesinden de bayağı rahatsız olmuş bir haliniz var. “Andımız”ın tekrar okullarda okunmasını da, bu desteğin bir diyeti olarak görüyorsunuz. Bu metni, “baştan aşağı ırkçılık kokan çürümüş bir metin” olarak niteliyorsunuz. “Öğrenci Andı”nın Hitler Almanyası ve faşist İtalya döneminden esinlenilerek okullarda okutulmaya başlandığını söylüyorsunuz.

Sayın Uğur, her şeyden önce ırkçılıkla milliyetçiliği birbirine karıştırıyorsunuz. Irkçılık biyolojik bir kavramdır ve kan bağını ifade eder. Milliyetçilik ise sosyolojik bir kavramdır ve millet dediğimiz, aralarında kültür birliği olan insan topluluğunu ifade eder. Kültür ise; dil, din, hukuk, örf ve âdetleri kapsar.

Dinimiz bile kavmiyetçiliği kınarken, kavmini sevmenin kınanamayacağını söyler. Bu “Ant”ın, Hitler Almanyası ve faşist İtalya ile kesinlikle ilişkisi yoktur. Cumhuriyet’in 10.  Yılında, 23 Nisan 1933 Çocuk Bayramı’nda zamanın Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip tarafından yazıldı. Ant, genel kabul görünce, bu tarihten bu yana 80 yılı aşkın bir süredir, ilkokullarımızda çocuklarımızda millî kimliği geliştirmek ve millî  şuuru güçlendirmek amacıyla okutulmaktadır.

Sayın Uğur, yine yazınızda diyorsunuz ki;  “Yıllarca Türkler dışındaki diğer etnik kesimlerden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının varlığını Türk varlığına armağan ettik…. Hatta saf Türk soyundan gelmeden mutlu olunamayacağını çığırdık… Sözcü gazetesini motive eden FETÖ zihniyetinin de faşist ve ırkçı olduğunu biliyoruz. Ama bu gazetenin yazarlarıyla okuyucularının kumaşında Kemalist-ulusalcı kimlikten gelen etkiyle Türk ırkının diğer ırklara göre üstünlüğünü şevkle savunan bir damar bulunduğunu da yıllar itibarıyla hep birlikte idrak ettik….. Şimdi “Suriyeliler defolsun” hashtag’iyle tüm bu kesimi tavlayıp koyun gibi peşinden sürükleyen FETÖ’cüler de Andımız’ın geri gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlar”.

Bu yazdıklarınızın Türkiye’nin gerçekleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu asılsız iddialarınıza en güzel cevabı, Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Atatürk değişik zamanlarda yaptığı şu konuşmalarda  vermiştir:

  • Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir. (1930)
  • Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlâtları ve hep aynı cevherin damarlarıdır. (1932)
  • Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)

Andımız”dan kimi içinde “Türküm” kelimesi, kimi de ”Ey büyük Atatürk!” hitabı var diye rahatsız oluyor, Oradaki Türklüğe takılanlar Ant’ın bütününü ve ortaya çıkışın altında yatan sosyolojik nedenleri düşünseler, belki biraz daha mantıklı fikir yürütebilirler. Bugün Andımız’dan rahatsız olanlar, yarın İstiklâl Marşı’ndan da, içinde ”kahraman ırkıma bir gül” sözü geçiyor diye, oradaki “ırk”tan da rahatsız olup, kaldırılmasını gündeme getirebilirler.

Andımız Ne mutlu Türküm diyene!” diye sona erer. Bu sözde geçen “Türklük” bir ırka mensubiyeti değil, kendini Türk milletinden hissetmeyi ifade eder.

Kendini Türk vatandaşı hisseden hiçbir bir kimsenin “Andımız”ın okunmasından asla rahatsız olmaması gerekir.

 

Ağu 31

Dünya’daki Değişmeyi Kavrayabilmek…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

Ağustos ayı Türk tarihinin zaferler ayıdır. Ancak 10 Ağustos 1920’de de Sevr Antlaşması imzalanmıştır. Malazgirt zaferi Anadolu’da Türk’ün egemenliğini sağlamasının anahtarı olmuştur. 1071’de Malazgirt Zaferiyle Türklerin Anadolu’ya ayak bastığını ileri sürmek yanlıştır ve en azından eksik bir değerlendirmedir. Anadolu’da 1071 öncesinde de Türk boyları yaşamaktaydı.

Eğer Malazgirt zaferi olmasaydı tarihi süreç içinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları gerçekleşebilir miydi sorusu akla gelebilir. Milletler için tarih süreklidir ve bir bütün teşkil eder. Eski Türk Tarihi, Selçuklu ve Cumhuriyet Türkiyesi Türk’ün inişli çıkışlı tarihinin temel safhalarıdır. Bunlar bir bütündür. Her dönem yaşadığı tarih kesiti içinde ele alınıp değerlendirilebilir. Cumhuriyetçi ve Osmanlıcı ayırımına gidilerek kamplaştırıcı ve çatıştırıcı tahrikler ve ekilen nifak tohumları aslında Türk tarihinin bütününe saldırıdır. Dün Osmanlı’yı tarih sahnesinden silmeye uğraşanlar, 1923 sonrası Cumhuriyeti güçlendirip yücelttiler mi? Dün gerçekleştirilen yıkıcı ve çökertici süreç bugün de değişik şekillerde ve vasıtalarla sürdürülmektedir.

Aydınlar Ocağı toplantılarında ve şura bildirilerinde devamlı vurguladığımız bir gerçek vardır: Sözde dost ve düşmanlarımız tarafından önümüze konan tuzaklar, en son 15 Temmuz 2016 darbe ve işgal teşebbüsü de aslında 1453, 1071 ve 1923’ün intikamını almaya dönüktür. Biz bunları söylerken dudak bükenler, bizi fanatik, aşırı ve komplocu görenler bugün ifadelerimizi kullanmaktadırlar.

Günlük ve sadece belirli bir dönem açısından tarihi olayları ele alamayız. Bu eksik bir yaklaşım olur. Tespitte yanlış yaparsak; uygulayacağımız politikalarda ve alacağımız tedbirlerde de yanlışlar yaparız. Bir dönem bölücü terör olaylarına bakışta ve Suriye’deki gelişmelerde olduğu gibi… Batı’nın ve Rusların dün Kürt ve Ermenileri Osmanlıya karşı nasıl ve niçin kışkırttıklarını bilmezsek; ütopik barışçı, açılımcı ve sözde çözümcü kesiliveririz. Bugün süper bir güç olan ve Dünyada da tek patron olmaya direnen ABD’nin Türkiye’ye karşı PKK ve yandaş terör örgütlerini neden desteklediğini de anlayamayız. ABD ile stratejik ortak değil; tersine stratejik düşman olduğumuzu da geç fark ettik. Düşmanları güldürmeyelim.

ABD’nin küstahça ve NATO üyesi olarak Türkiye’ye yaptığı çirkin muamele hangi ABD sorusunun cevabını doğru vermeyi gerektirmektedir. Stratejik düşmanın adı Trump yönetimidir. ABD ve Türkiye’nin bütün olup bitenlere rağmen, birbirine ihtiyacı sıfırlanmış değildir. Rusya ve Çin’le olan ilişkilerimizin geliştirilmesi ihtiyacı, ABD ile ilişkilerimizde pazarlık gücümüzü artırabilir. Aynı durum Rusya, Çin ve İran’la ilişkilerimiz açısından da düşünülebilir. Değişen dünya şartları ABD’yi yeni dengelere zorlamaktadır. Dünün soğuk harp şartları değişmiştir. Adeta dünyanın çivisi çıkmıştır. Dostluklar ve müttefiklik tartışılır hale gelmiş, milli menfaatler ön plana çıkmıştır. Ciddi devletler daha iyi ufalanarak daha çok bütünleşebilecekleri hayallerinden uzaklaşmışlar, merkezi ve üniter yapılarını güçlendirmeye çalışmaktadırlar. Çok kültürlülük uyutmaları ve özerklik bağışları geride kalmıştır. Türkiye’de bazıları değişimi anlamasa da… ABD tehditlerle, doğrudan veya dolaylı müdahalelerle, eşitlikçi ilişkileri reddederek artık sonuç alamayacaktır. Siyasi eksen de Batı’dan Doğu’ya kaymaktadır. ABD’yi ve Trump yönetimini hiddetlendiren, alışılmadık dış politika çirkinliklerini, şantajları sergilemesinin sebeplerinden birisi budur. ABD Başkanlarından Carter’in güvenlik danışmanı Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” isimli eseri bugüne ışık tutmakta, Avrasya ve Doğu eksenindeki gelişmeye işaret etmektedir.

Türkiye zor bir dönemden geçmektedir. Yönetenlerimiz düşmanı birleştirici beyanlardan kaçınmak durumundadırlar. Yanlış beyanlarla ülkemizde hukuk devletinin bulunmadığı izlenimi verilmemelidir. Hilal-Haç kutuplaşması tahrik edilmemelidir.

Eski yazılar «

» Yeni yazılar