x

AYDINLAR OCAKLARI 47. BÜYÜK ŞURASI 26-28 EKİMDE MALATYA'DA YAPILACAK 

                Haziran ayında yapılacakken seçimler nedeniyle ertelenen Aydınlar Ocakları 47. Büyük Şurası 26-28 Ekim tarihleri arasında Malatya'da yapılacak. 
                Şura 26 Ekim Cuma günü saat 14.30'da Malatya Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'ın açılış konuşması ile başlayacak. Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal'ın genel değerlendirme konuşmasından sonra "Dünya Siyasetinde Yeni Dini Hareketler" konulu açık oturum yapılacak. Akşam yemeğinden sonra saat 20.00'de Ocak Başkanları İstişare Toplantısı yapılacak. 
                27 Ekim Cumartesi günü saat 09.30-12.00 arasında yapılacak 1. Oturumda Türkiye ve dünya gündemindeki konularla ilgili tebliğler sunulacak. Öğle yemeğinden sonra Battalgazi gezisi ve Şehitlik ziyareti yapılacak. Saat 16.00-18.30 arasında yapılacak 2. Oturumda tebliğlerin sunumuna devam edilecek. Akşam da bir konser verilecek. 
                Şura 28 Ekim Pazar günü saat 10.00'da Şura Sonuç Bildirisinin okunması ile sona erecek.
Şurada sunulacak tebliğler Malatya Aydınlar Ocağı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'a gönderilecektir. Tebliğlerin sunumunun 15'er dakikayı geçmemesi gerekmektedir.

Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum
  3. “Çanakkale’den Afrin’e, Kızıl Elmaya, Vatan Savunmamız” — 1 yorum
  4. Yine Sözde Ermeni Soykırımı Oyunu — 1 yorum
  5. Mekkeli Yetimin Hikâyesi — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

May 05

Gelişmiş Toplumlar / Gelişmemiş Toplumlar

Dr. Hasan GÜNAYDIN

Gelişmiş toplumlarla gelişmemiş toplumlar arasında düşünsel anlamda bazı farklılıklar bulunmaktadır.

 

  • Gelişmiş toplumlar BİZ MERKEZLİ düşünürken gelişmemiş toplumlar BEN MERKEZLİ düşünür. Başka bir deyişle, gelişmemiş toplumlarda insanlar “benden sonrası tufan” anlayışı içerisindedir. Onlar için sadece kendi çıkarları önemlidir ve toplumun ortak menfaatleri pek umurlarında değildir.

 

  • Gelişmiş toplumlar UZUN VADELİ düşünürken gelişmemiş toplumlar KISA VADELİ düşünür. Yani gelişmemiş zihniyetler açısından önemli olan “günü kurtarmaktır”. Yaygın anlayış “bugün benim mefaatime olsun da gerisi Allah kerim” şeklindedir.

 

  • Gelişmiş toplumlar ÖRGÜTSEL BAĞLAMDA düşünürken gelişmemiş toplumlar LİDER BAĞLAMINDA düşünürler. Bu düşünüş tarzı bir nevi “kutsal insan” kültünden gelmektedir. Onlara göre lider mutlak itaat edilmesi gereken toplum üstü kişidir. Oysa modern toplumlarda lider de toplumun bir üyesidir ve toplumun diğer üyeleri gibi yaşamaya özen gösterir.

 

  • Gelişmiş toplumlar İCRAAT ODAKLI düşünürken gelişmemiş toplumlar SÖYLEM ODAKLI düşünür. Süslü laflar, insanların egolarını pohpohlayan güzel sözler, hatta tutulması imkansız vaatler gelişmemiş toplumlarda taraftar bulurlar. Oysa gelişmiş toplumlarda böyle propaganda yapan kişilere kaba tabiriyle “şarlatan” ya da “hasta” gözüyle bakılır.

 

Gelişmemiş toplumlarda insanlar MADDİ ODAKLI düşünürken gelişmiş toplumlarda MANA ODAKLI düşünürler. Daha açık bir anlatımla, bireyler değer yargılarını ve kavramları önemserler. Oysa gelişmemiş toplumlardaki bireyler için maddi menfaatler bunlardan daha önemlidir. Sonuçta ortak değer yargıları yozlaşır ve toplumsal çözülmeye doğru gidilir. Zira ortak değer yargıları toplumun üyelerini birbirine bağlayan bağlar gibidir. Bunların giderek yozlaşması birlikte yaşa

Nis 24

23 Nisan Milli Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

Ülkemizde demokratik hayatın temellerinin atıldığı ve egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğunun bütün dünyaya ilân edildiği günün 98. yılını idrak etmenin onuru ve gururu içindeyiz.

 

Millî iradenin temsilcilerinin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı bugün, hem  Kurtuluş Savaşımızı zafere götüren  yolun başlangıcı, hem de demokratik  Türkiye Cumhuriyeti’nin müjdesi olmuştur. Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri, millî egemenlik ve bağımsızlıktır.

 

Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu olarak, aziz milletimizin ve  geleceğimizin güvencesi sevgili çocuklarımızın 23 Nisan  Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlar, sevgi ve saygılarımızı sunarız.

 

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

 

Nis 12

Anadolu Liseleri Çok Kan Kaybedecek

Dr. Sakin ÖNER*

Milli Eğitim Bakanlığınca sınavla öğrenci alınacak okullar resmen açıklandı. Bu sayının önce 600, daha sonra 800 olacağı açıklanmışken, açıklanan listede okul sayısının 1367 olduğu görülüyor. Bu listeye, eski tecrübelerime dayanarak birkaç gün içinde bir miktar daha ilave yapılacağı endişesi taşıyorum.

Bu okulların dağılımını incelediğimizde tablo şöyledir:

1.Listedeki okulların yarıdan fazlasının İmam Hatip Lisesi ve Meslek Lisesi olduğu görülmektedir. (298 Anadolu İmam Hatip Lisesi, 449 Mesleki ve Teknik Lise). Bu seçimde bu okulların akademik başarılarının ve üniversiteye öğrenci yerleştirme oranlarının düşük olmasının göz önünde bulundurulduğunu düşünüyorum.

  1. Geriye kalan okulların yarısının Fen Lisesi ve Sosyal Bilimler Liseleri olduğu görülmektedir (309 Fen Lisesi ve 89 Sosyal Bilimler Lisesi). Bu okulların programlarının diğer okullardan farklı olması sebebiyle seçilmeleri doğru olmuştur.
  2. Okulların altıda birinin, Anadolu Lisesi olduğu görülmektedir (222 Anadolu Lisesi). Edirne Lisesi, Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi, Denizli Lisesi, Eyüp Anadolu Lisesi gibi tarihi ve merkezi liselerin seçilmemesi yanlış olmuştur. Başarılı olup seçilmeyen okul yönetim ve öğretim kadroları ile öğrenci ve velilerinde büyük motivasyon kaybı olacaktır. Anadolu Liseleri bazı ilçelerde fazla, bazılarında az sayıda seçilmiştir. Fazla olan ilçelerde, o ilçenin sınav kazanamayan öğrencileri başka ilçelere gitmek zorunda kalacaklardır.

Çözüm için mutlaka bu listede yer almayan Anadolu Liselerinin çoğunun genel liseye dönüştürülerek öğrenci kontenjanlarının arttırılması gerekmektedir.. Liste İmam Hatip Liselerinin lehine, Anadolu Liselerinin aleyhinedir. Bu durumda istediği okula yerleşemeyen öğrenci ya İmam Hatip Lisesi’ne gidecek, ya imkanı varsa özel okula gidecek, ya da Açık Öğretim Lisesi’ne (Yaygın Eğitim)e kaydedilecektir.

Yine de bu sistemin hiç sınav yapılmamasından daha iyi olduğunu düşünüyorum. Sınava katılımın da yüksek olacağı (700-800 bin) görüşündeyim. TEOG kalktı, yaşasın yeni sınav.
* (TEVDAK (Türk Eğitim Vakıfları Konseyi Derneği Genel Sekreteri, Vefa ve İstanbul Liseleri e. Müdürü)

Mar 19

Kutsal Destan Çanakkale Zaferi

A. Kemal GÜL

 

Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren hayret edilecek ve tebrike değer bir örnektir.
Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur. O yüksek ruhu üstün kabiliyetiyle harekete geçiren, sevk ve idare eden Gazi Paşamız Efsane Komutan Albay Mustafa Kemal’dir.

***
Çanakkale zaferinin 103. Yılında 18 Mart şehitler günü vesilesiyle Çanakkale’yi geçilmez kılan başta Gazi Paşamız olmak üzere kutsal vatanımız için canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla anıyoruz.
Türk milleti için Çanakkale, ortak ideallerde buluşmanın, millet ve ümmet bilincine sahip olmanın en güzel tezahürlerinden biridir. Manevi değerlerin üzerinde hiçbir değer tanımamak gerektiğinin nadide bir örneğidir. Zira Çanakkale’de dilleri, renkleri, coğrafyaları farklı nice vatan evladı din, millet, vatan, hak, hakikat, adalet ve fazilet için canından geçmiştir. Anadolu’nun her evinden, Rumeli’nin her bölgesinden, Şam’dan, Bağdat’tan, Kahire’den, Trablus’tan, Üsküp’ten, Kosova’dan, Saray Bosna’dan, Kafkasya’dan son ehl-i salibin savletini yıkmak için Çanakkale’ye akın edilmiştir. Ve neticede milletin izzet ve onuru çiğnetilmemiştir. Ümmetin umudunun tüketilmesine izin verilmemiştir. Karanlıkların, bugünümüzü ve yarınlarımızı esir almasına müsaade edilmemiştir.

Zamanın Büyük Britanya İmparatorluğu İngiliz Emperyalizmine karşı Osmanlının Payitahtı İstanbul’un işkâl edilmesini önleyen Çanakkale Zaferi’ni her yıl millet olarak elbette kutlayacağız. Tarihte eşine az rastlanan böylesi büyük bir hadiseyi, Türk gencine anlatmaya elbette devam edeceğiz.

Ne var ki Çanakkale’yi ve diğer zaferlerimizi anmakla yetinemeyiz. Bu zaferlerimizi sadece belirli merasimlere indirgeyemeyiz. Ecdadımızın başarılarıyla övünüp kalamayız. Zira aslolan bu başarılardan büyük dersler ve ibretler çıkarmaktır. Bugünümüzü ve geleceğimizi bu zaferlerin ışığında inşa etmektir.

Bugün bizlere düşen asıl görev, Çanakkale’nin o muazzam ruhunu iyice idrak etmektir. Geçmişten günümüze nice hain teşebbüse rağmen yok olmayan bu ruhu nesilden nesile aktarmaktır. Toprak altında metfun bulunan, lakin hala diri olan aziz şehitlerimizin hatıralarına sahip çıkmaktır. Onların uğruna canlarını feda ettikleri yüce değerlere sımsıkı sarılmaktır. Zira cennet kokulu bedenlerini göremesek de, seslerini işitemesek de şehitlerimiz, bizden bunu istemektedir.
***
Türk genci unutmamalıdır ki;
”Bir tarafta her türlü vesaitle pusatlanmış soğukkanlı İngilizler, cesur İrlandalılar, yaygaracı Fransızlar, çevik Avustralyalılar, Sporcu Yeni Zelandalılar ve korkunç Senegalliler, diğer tarafta sessiz ve gösterişsiz Türkler vardı. Bu korkunç boğuşmayı harikulade kahramanlıkları ile senin kanından olan Türkler kazandı.’’
Ve İstiklal şairimiz merhum AKİF bu aziz şehitlerimize seslenişinde;

”Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi,
Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.”
Mısralarıyla övecekti.
 

Nis 04

Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey

Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Milli şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i ve Türk tarihinin bütün şehitlerini saygı ve rahmetle anarız. Onlara çok şey borçlu olduğumuzun şuurundayız. Kemal Bey, Ermenilere kötü muamele yapılmasını engelleyemediği iddialarıyla daha önce beraat etmiş olmasına rağmen, işgalci devletlerin baskısıyla tekrar yargılanmış ve 10 Nisan 1920 tarihinde Beyazıt’ta Ermeni militanlarının tezahüratı altında idam edilmiştir.

Ülkemizde şehitliğin ve gaziliğin ne kadar anlamlı ve kutsal olduğunun nihayet bazılarınca anlaşılmış olmasından da ayrı bir mutluluk duyuyoruz.

Türk Milleti Anadolu’da yaşayan neseb-i gayri sahih insanlar topluluğu, bir kalabalık veya bir sürü değildir. Bazılarının “bu millet, bu millet” diyerek Türk Milleti ifadesinden kaçınmalarını da üzüntüyle ve hayretle izliyoruz. Asil ve kahraman Türk Milleti şehit ve gazilerine devamlı sahip çıkmıştır. Onları unutmamıştır. Son yıllarda değerini daha iyi anladığımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün teklifiyle TBMM’de milli kahraman ilan edilen Boğazlıyan Kaymakamı milli şehit Kemal Bey şehitler kervanımızın bir önemli parçasıdır ve sembol isimlerinden birisidir.

Son Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları, Türk Milleti’nin bazı önemli özelliklerinin ortaya serilmesine yardımcı olmuştur. Sivil-asker dayanışması gerçekten göz yaşartıcı olmuştur. Türk Milleti’nin ne kadar asil, kahraman, fedakâr ve vefalı olduğunu bir defa daha görmüş olduk. Türk Milleti’nin mensubu olan ancak onu bir türlü tanıyamamış olanlara bu harekâtlar ders niteliğindedir. Türk Milleti’ne mensup bir harp malûlü gazi çocuğu olarak daima gurur ve şeref duymuşumdur.

Bizim sorunumuz Ermeni vatandaşlarımız ile değil; Ermeni terör örgütleri iledir. Her devletin yapması gerekeni Osmanlı da yapmış ve yerine getirmiştir. Silahlı ihanet çeteleriyle mücadele edilmiştir. Osmanlı’ya ihanet eden, Ruslarla işbirliğine giren, vatandaşlarımızı öldüren, düşmanla birlikte bizi arkadan vuran Ermeni terör örgütü mensupları Ermeni oldukları için değil; asi olup devlete meydan okudukları için öldürülmüşlerdir. Bu terör örgütleri bir dönem Rusların diğer bir dönem İngilizlerin taşeronluğunu yapmışlardır. Bugün Kürt olduklarını iddia eden ancak Kürtlere de düşman olan çoğu devşirilmiş yabancı militanlarla dolu PKK örgütü de dünün devamıdır ve Türk düşmanı ülkelerin kumandası altındadır.

Günümüzde değişik isimlerle ortaya çıkmış, daha doğrusu çıkarılmış ve kullanılan bu terör örgütleri, Batının uşağı olmaya, hilale karşı haçın malzemesi olmaya soyunmuşlardır.

Her Nisan ayında sözde Ermeni soykırımını önümüze sürenlerin belgeleyecek ciddi tarihi belgeleri de yoktur. Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili bir mahkeme kararı da bulunmamaktadır. Ancak bazı Batılı ülkelerin meclisleri adeta mahkeme rolünü üstlenmişlerdir. Batılı emperyalist ülkeler, kendi soykırımlarını örtme gayretine girmişler, Osmanlı’yı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni sürekli suçlamaktadırlar.

Ermeni sorunu, Ermenilerin sorunu değil; onları dün Osmanlı’ya ve günümüzde de Cumhuriyet Türkiye’sine karşı kullananların sorunudur.

Bu konuda bizim de yanlış yapmadığımız söylenemez. Bazıları bu olaylar 1923‘de Cumhuriyet’in ilanından öncedir ve bizi ilgilendirmez diyebilmişlerdir. Oysa tarih süreklilik arz eden bir bütündür. Zaman zaman günümüzde de Ermenistan’dan daha fazla ilişkilerimizi geliştirmek gayreti içine düştük. Bunda dış dayatmaların da önemli rolü olmuştur. Ancak ilkesiz, bilgisiz ve bulunduğu makamı hak etmeyen bazı hayalperestler son yıllarda “taziye” ve “özür” ifade eden beyanlarda bulunmuşlardır. Bunlar utanç belgeleridir. Hatta Osmanlı’yı tehcir (yer değiştirme) yaptı diye suçlayan bazı siyasileri de üzüntü ve hayretle izlemişizdir. Geçmişi iyi bilmeden siyasete soyunmak sürekli sırıtmıştır. Haklı olanlar, en az haksızlar ve bazı Ermeniler gibi yeni bir tarih yazma peşinde olanlar kadar ilkeli, cesur olabilmeli ve dik durabilmelidirler. Tarihi gerçekler ve milli çıkarlar karşısında tarafsız kalınamaz.

Türk tarihinde utanılacak bir sayfa yoktur. Türk tarihi ile yüzleşilmeli diye ortaya dökülen Batının uşakları ve işbirlikçileri biraz insanî boyuttan konuya bakarak tarih boyu Türk’e yapılan soykırımlarla ilgilenebilmelidirler.

 

 

Nis 12

Sanay İnkılabı ve Doğurduğu Sonuçlar

Dr. Şahin CEYLANLI

 

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, ilim ve tekniğin ileri gittiği bir devir olmuş ve bu noktaya Sanayi İnkılabı ile birlikte ulaşılmıştır. Avrupa’da , 16. Yüzyıl’ın sonlarıyla 17. Yüzyıl’ın başlarında yeni icatlar ve buluşlar üretime sokularak yeni teknik gelişmeler ve değişmeler ortaya çıkmış ve bu durum kademeli olarak günümüze kadar sürmüştür.

Sanayi İnkılabı’nı doğuran en önemli sebeplerin başında siyasal,sosyal,bilimsel ve dini düşünceler gelmektedir.1789 Yılında,Fransa’da meydana gelen inkılap, Napolyon vasıtasıyla bütün Avrupa’ya yayılmış ve Sanayi   İnkılabı’nın gelişmesine vesile olmuştur.

Sanayi İnkılabı üç aşamada gerçekleşmiştir.Kas gücünün yerine makinelerin hakim olması “ BİRİNCİ SANAYİ İNKILABI “ nı veya başka bir ifade ile “MAKİNELEŞME ÇAĞI” nı ortaya çıkarmış ve 18. Yüzyıl’da başlayarak 19. Yüzyıl’ın ortalarına kadar sürmüştür. Bu dönemde; demir ve kömür üretimde kullanılarak büyük fabrikaları ortaya çıkarmış ve böylece, Avrupa’da tarımdan fabrikaya doğru bir değişim olmuştur. Sanayi İnkılabı’nın en önemli gelişmelerinden biri buharlı makinelerin icat edilerek üretime sokulması, Makineleşme Çağı’nın başlangıç noktası olmuştur.

Beyin  gücünü makineleştiren teknik değişmelere “İKİNCİ SANAYİ İNKILABI” denmektedir.Sanayi İnkılabı’nın ikinci aşamasında, üretimde kullanılan ham madde ve enerji kaynaklarında değişmeler olmuş, kömür ve demirin yanında çelik, elektirik, petrol ve çeşitli kimyasal maddeler de üretim araçları içine dahil edilmiştir.19.Yüzyıl’ın sonlarıyla 20.Yüzyıl’ın başlarında,makine yapan makineler ve kendi kendini kontrol eden makineler icat edilmiş ve insanı monotonlaştırmaktan ve sıkıcı hareketlerden kurtararak ona boş zaman ve imkan tanımış ve büyük hizmette bulunmuştur. Buradan hareketle; otomasyonun İkinci Sanayi İnkılabıyla birlikte ortaya çıktığını söyleyebiliriz.  Gelecek için tasarlanan veya düşünülen Enformasyon Çağı’na da Toffler’in deyimiyle “ÜÇÜNCÜ DALGA MEDENİYETİ” veya başka bir ifadeyle “ÜÇÜNCÜ SANAYİ İNKILABI” denmektedir.Bu dönemde; bilgisayarlar, ileri teknolojik gelişmeler, filmler, slaytlar, bantlar ve benzerleri gelişmiş ve yeni bir çığır açılmıştır.

Sanayi İnkılabı’nın ortaya çıkardığı sonuçlara gelirsek; Avrupa’da burjuva sınıfının yapısı değişmiş ve işçi sınıfının doğmasına yol açmış. Şehirleşme dolayısıyla nüfus artışı ortaya çıkmış ve büyük şehirlerde nüfus yığılmalarına sebep olmuş. Dünya’nın ilk gecekonduları bu dönemle birlikte ortaya çıkmış. İşsizlik bir taraftan artarken diğer yandan teknoloji alanında yeni buluş ve icatlar ortaya çıkmış. Avrupa sermaye birikimini artırmış. Sosyalizm ve Liberalizm gibi düşünce akımları ortaya çıkmış. Bazı yeni icat ve buluşlara gelince; John Kay, dokuma işlemini makineleştirmiş. James Watt, buharlı makineyi icat etmiş. İngiltere’de buharlı tren yolları açılmış. İlk modern maden ocağı üretime sokulmuş.

Sanayi İnkılabıyla birlikte, toplumların sosyal bünyelerinde gözle görülür önemli değişmeler olmuş. Bütün bunların yanında, son derece önemli sosyal problemleri de beraberinde getirmiştir. ilgisizlik ve ihmallerin sonucunda trafik, çevre, kirlenme, gürültü vb. hadiseler ortaya çıkmıştır.

Mar 14

Beklenti Sistemi ve Değişik Olanın Çekiciliği

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

İnsanlar kendilerini yeni olanın heyecanına kaptırırlar. Yeni olan, beyinde dopamin şarjı oluşturur. Değişik olan çekicidir. İnsanlar her şeyi görmek ve her şeyi denemek istiyorlar.
Her alanda eski olana karşı hissedilen arzu azalıyor. Yeni olan heyecan yaratıyor. Ufukta görünen, alışıldık olandan bir açıdan da olsa çekici oluyor. Bir müdürün daha geniş bir odaya taşınması önemli olmayabilir, ama bu değişiklik beklentisi müdürün dopamin hormonunun artmasına sebep olabiliyor.
İnsanlar olabileceklerin en iyisini istemeye programlanmışlardır. Ama bu en iyi dediklerine bir kez ulaştıktan sonra ona çabucak alışırlar.
Pek çok insan her şeyi öğrenmek ister, ama öğrendikten sonra o konuda heyecanları kalmaz. Öğrenme süreci esnasında beyindeki nöronlar arasındaki devreler değişir. Domamin beyindeki bağlantıların gelişimini destekler. Ancak öğrenmenin gerçekleşmesi için arzu duymak şarttır. Dopamin arzunun molekülüdür. Haz almadan, arzu duymadan öğrenmek çok zordur. Çünkü haz, zekâyı biler.
Her alanda daha iyisini istemek insanın tabiatında vardır.
Sevdiğimiz bir kimsenin gelmesini çok arzu ederiz, ama o kişi geldikten ve beklentimiz karşılandıktan sonra eski heyecanınız kalmaz.
Kemalettin Kamu (1901-1948) “kimsesizlik” şiirinde, beklenti, merak, korku, özlem, yalnızlık duygularını çok düşündürücü bir tarzda ifade ediyor ve beklentilerin gücüne vurgu yapıyor:
Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın,
Kulaklarım komşuların ayak sesinde;
Varsın yine bir yudum su veren olmasın,
Başucumda biri bana “su yok” desin de!

Nis 07

Kaymakam Mehmet Kemal Beyi Anma Töreni

ŞEHİT KAYMAKAM KEMAL BEY: 1Mart 1884-10 Nisan 1919

BİR 10 NİSAN GÜNÜ BEYAZIT MEYDANI VE İSTANBUL;“ADALET BUNA DİYORLARSA KAHROLSUN ADALET” HAYKIRIŞI İLE YANKILANDI. “KAHROLSUN ADALET, BEN CEPHEDE DÜŞMANA KARŞI SAVAŞAN BİR NEFER GİBİ ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇMEYE GİDİYORUM”.   

TÖREN; 10 NİSAN 2018

Salı günü saat:10.00 da, mezarı başında yapılacaktır.

(Kadıköy Söğütlü Çeşme, Kadıköy itfaiyesi karşısı-Kuşdili)

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ ADINA KOORDİNASYON :

Prof. Dr. İbrahim Öztek -Yılmaz Özdemir -Erol Güler

PROGRAM: Saygı duruşu ve İstiklal Marşı-Konuşmalar

Açış konuşması: Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK, Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Bşkanı

İhsan Samet SÜZENER Boğazlıyan’lı bir öğrenci

Dr. Mustafa KAVLU, Türkiye Kamusen İstanbul İl Başkanı

Ali İhsan HASANPAŞAOĞLU, Türk Eğitim Sen 3 Nolu Şube Başkanı

Prof. Dr. Mustafa ERKAL, Aydınlar Ocakları Genel Başkanı

Em. Tümg. Cumhur EVCİL,TMT yönetici ve Kıbrıs Gazisi

Op. Dr. Altınok ÖZ, Kartal Belediye Başkanı

Şehitlerimiz için Kur’an ve Dua: Vedat Özbaş

 

 

 

KATILAN STÖ’LERİNİN İSİMLERİ 3. DUYURUDA BU KISIMDA YER ALACAKTIR.

 

 

 

İRTİBAT ADRESİ: KOŞUYOLU SAĞLIK, MUHİTTİN ÜSTÜNDAĞ CAD. NO: 31, KOŞUYOLU KADIKÖY İSTANBUL 0090 216 345 53 84-0090 532 277 92 72, ibrahimoztek@hotmail.com

 

Nis 12

Şehit Kaymakam Mehmet Kemal Beyi Anma Töreni

Milli Şehit Kaymakam Mehmet Kemal Bey (1mart 1884-10 Nisan 1919) Anıldı.

Boğazlıyan Kaymakamı milli şehit Mehmet Kemal Bey, şehadetinin 99. yılında 10 Nisan 2018 günü Kadıköy’deki mezarı başında törenle anıldı.

Tören, Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek, Başkan Yardımcısı Erol Güler ve Kartal Belediye Başkan Danışmanı Yılmaz Özdemir’in Koordinasyonunda düzenlendi.

Törene aşağıdaki kurum, kuruluş ve STÖ’leri katıldı.

Kartal Belediye Başkanlığı

Kadıköy Belediye Başkanlığı

Aydınlar Ocakları Genel Merkezi

Anadolu Aydınlar Ocağı

Emekli Subaylar Derneği

Muharip Gaziler Derneği

Kazım Karabekir Kültür ve Araştırma Vakfı

Türkiye Kamusen İl Başkanlığı ve Şube Başkanlıkları,

Sarıkamış Şehitleri Gönüllüleri

Sarıkamış Dayanışma Grubu

Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Eden Sporcular Federasyonu

Uluslararası Sigara Alkol Uyuşturucu ile Mücadelede Kültür ve Spor Birliği

Türk Ocakları Kadıköy Ümraniye Beykoz Maltepe Pendik Şube Başkanlıkları,

Türkiye-Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İşbirliği Cemiyeti

Kartal Cumhuriyet Kadınları Derneği

Türk Hukuk Enstitüsü Derneği

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı

Turan Araştırmaları Derneği

Hoca Ahmet Yesevi Vakfı

Doğu Karadenizliler Derneği

Uludağ Üniversitesi Mezunları Platformu

Kartal Atatürkçü Düşünce Derneği

Azerbaycan Kültür Evi

Arif Şanlı Musiki Derneği

Milli Düşünce Derneği

Ahilik Araştırma ve Kültür Vakfı

Yozgat Dernekleri Federasyonu

Kartal Yozgatlılar Derneği

Milliyetçi Gönül Dostları Kadın Platformu

Anadolu İrfan Ocağı

Altıntepe Kültür Sanat Platformu

Şehit Anneleri Derneği

Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği

İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği

Ahde Vefa 78 Derneği

Yozgat Sanayici ve İş Adamları Derneği

Yozgat Kültür ve Dayanışma Derneği

Yozgat Boğazlıyanlılar Derneği

Boğazlıyan Anadolu Lisesi

Boğazlıyan Kaymakam Kemal Bey Anadolu Lisesi Öğrenci Temsilcileri

İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu

Kazak Türkleri Eğitim ve Araştırma Derneği

Turkuaz Kulübü

Milliyetçi Hekimler Derneği

Ülkü Der Maltepe

Türkiye İçin Birlikteyiz Platformu

Maltepe Çevre Vakfı

Artvin Kemalpaşa İlçe Belediye Başkanlığı

Koop-İş Sendikası İstanbul Ş. Başkanlığı

Hopa Sanayi ve Ticaret Odası Başkanlığı

Tüm Siyasi Partilerimizin Temsilcileri

Yerel Sendikalar

2023 Lider Ülke Türkiye Platformu

 

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı sonrası açış Konuşmasını yapan, Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. İbrahim Öztek şunları söyledi;

Yozgat Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Bayburt Kaymakamı Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey ile Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey, öz vatanlarında, kendi milletinin gözleri önünde yaptıkları görevleri karşılığı İstanbullu Ermeniler, Rumlar, işgal kuvvetleri ve basiretsiz, hain, işbirlikçi devlet yöneticilerinin dayatmaları ile Ermeni tehciri olayında görevlerini ihmalde bulundukları gerekçesi ile suçlanmış, Nemrut Kürt Mustafa Paşa başkanlığında düzmece bir mahkemede yargılanmış ve mahkum edilmişlerdi. Emperyal güçler için Kaymakam Kemal, o koca imparatorluktan alınan intikamın sembolü idi. Esir edilmiş imparatorluğun kalbinde millet, evladına sahip çıkamamıştı.

10 nisan 1919 günü Beyazıt meydanında bir idam sehpası başında birçok zebaninin arasında beyazlar giyinmiş bir aslan kükredi; o kükreme, halen İstanbul’da ve Beyazıt Meydanında çınlamakta ve yankılanmaktadır. “Adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet” “Ben cephede düşmana karşı savaşan bir nefer gibi şehadet şerbetini içmeye gidiyorum”.

Bu millet Balkan savaşı ve 1. Dünya savaşı günlerinde beş milyon evladını kurban verdi. Varlıklarını bin yıldır Türk’e borçlu olan Ermeniler, Birinci Dünya savaşı günlerinde,  Rus, İngiliz ve Fransızlarla birleşerek Anadolu ve Azerbaycan topraklarında sırtımızdan vurdular. Türk’e soykırım uyguladılar ABD Başkanlarından Reagen’in Danışmanı Bruce Fein, ABD’li  Prof. Dr. Stanfort Shaw ve Justin McCarthy raporlarına, göre Ermeniler iki milyon Türk ve Müslümanı katletmişlerdi. 25 yıl önce Hocalı’da katlettikleri yavrucukların kanı ise henüz kurumamıştı.  Şimdi utanmadan Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır diyerek, onlarca parlamentoyu kandırarak üstümüze salmaktadırlar. Üstelik her 24 nisan günü mum dikerek, resimler asarak yalandan ağlayıp sızlayarak, “1915’ ten günümüze soykırım sürüyor” diyerek“ ırkçı faşizan emelleri ile Güzel İstanbul’umuzun sokaklarını kirletmektedirler. Bu rezalete yetkililerimiz kesinlikle müsaade etmemelidir. Bütün bunlara rağmen, ülkemizde çalışan ve Türk çocuklarına dadılık yapan Ermeni hanımlar her yıl ülkelerinin ekonomisine Türkiye’den gönderdikleri  paralarla büyük katkılar sağlamaktadırlar.

Türk yurdu dün olduğu gibi bugün de emperyal güçlerin ve haçlı zihniyetinin tehdidi altında şehitler vermeye devam etmektedir. Allah hepsine rahmet eylesin, Biliyoruz ki Cennetteki en yüce makam onlaradır. Onlar hiç çekinmeden Allah yolunda savaşmışlar ve seve seve canlarını vermişlerdir. Onun içindir ki, şehitlerimizin ardından “ey cemaat,  hakkınızı helal ediyormusunuz” diye sormayalım. Asıl sormamız gereken soru, “Ey şehit bize hakkını helal ediyormusun” olmalıdır. Kaymakam Kemal beyden de bize ve milletine hakkını helal etmesini diliyorum.

İkinci konuşmacı, Yozgat Boğazlıyan’ lı öğrenci İhsan Samet Süzener; seni unutmadık Kaymakam Kemal Bey diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü: Osmanlı Devleti asırlardır her türlü saldırıya karşı bir ulu çınar misali dimdik ayakta durmuştur. Türk milleti, bu ulu çınarın gölgesinde diğer milletlerle kardeşçe ve beraberce yaşamış ve her şeyini onlarla paylaşmıştır. Fakat  Osmanlı devletinin zayıf düşmesi ile şefkatle yönettiğimiz diğer milletler, birer hain olarak karşımıza dikilmiş ve intikam dehşetine düşmüşlerdir. Kendisine verilen bir kamu görevini yerine getiren vatan evladı Kaymakam Kemal  bey bu hain ve işbirlikçilerce kurban seçilmiştir. Bu yüce milletin evladı almış olduğu terbiye ve devlet anlayışı içinde son ana kadar devletinin adaletinden ümidini kesmemiştir. Son sözleri “Benim sevgili kardeşlerim, çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin, Âmin. Borcum var, servetim yok. Üç çocuğumu millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet.” Olmuştur.

Bizler, Boğazlıyan gençliği olarak Kaymakam Kemal Bey’i hiç unutmadık, unutmayacağız ve asla unutturmayacağız. Sözlerimi Kaymakam Kemal Bey’in vasiyeti olan şu sözlerle bitirmek istiyorum: “Türk milleti ebediyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.”

Dr. Mustafa Kavlu, Türk Kamu Sen İstanbul İl Başkanı; Kaymakam Kemal Bey’in Şehadetinin Türk tarihinde önemli bir yeri vardır.  Kemal Bey tıpkı Çanakkale’nin 57. Alayı gibi, İzmir’de düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin gibi sembol olmuş bir kahramandır. Onun şehadeti bir haksızlığın, hukuksuzluğun ve dahası ihanetin sonucudur. Bu olay canından aziz bilerek vatanına, milletine sahip çıkanlara bir göz dağıdır. Ülkenin ve milletin milli iradesine milli müdafaasına milli inançlarına kasıttır. Bunda da hiçbir zaman başarılı olamamışlardır. Kemal beyin şehadeti adeta kurtuluş savaşımızı ateşleyen bir kıvılcım olmuştur. Esefle ifade ediyorum ki bu ülkede Nemrut Mustafalar, Sait Mollalar, Damat Feritler,  Şeyhülislam Mustafa Sabriler, Ali Kemaller bitmedi ve bitmeyecektir. Fakat her seferinde karşılarında dev gibi Kaymakam Kemaller ve Mustafa Kemaller çıkacak, onları tarihin karanlıklarına gömecektir dedi. Konuşmasını Kaymakam Kemal beyin  “Fertler ölür millet yaşar. Yaşasın Millet …” sözleri ile bitirdi.

Ali İhsan Hasanpaşaoğlu, Türk Eğitim Sen 3 Nolu Şube Başkanı; Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşında ölüm  kalım savaşı vererek her cephede savaşın en acı faturalarını  ödemişti.  Bununla birlikte kendi vatandaşı olan Ermenilerin ihaneti ile içinde bulunduğu durumu daha da ağırlaştırmıştı. Osmanlı Devletinin o gün ki idaresi 27 Mayıs 1915’te “Tehcir Kanunu” çıkarmış, huzur ve güven ortamını bozan Ermeni çete ve gruplarını geçici olarak Suriye’ye sürgün etme, kararı almıştı. Bu karar üzerine Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesine bağlı köylerini de ateşe veren, gelen devlet güçlerine ateş açan bölge Ermenileri,  bölgenin mülki amiri Kaymakam Kemal bey tarafından alınan önlemlerle zorunlu göç olayı sağlanmıştır.

İşgal güçleri, Ermeni komitacılar, Rumlar  ve vatan hainlerinin yalancı şahitlikleri ile Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak ölümlere sebep olduğu iddiasıyla, Kaymakam Kemal bey idamla yargılanır. Kaymakam Kemal Bey duruşmasında: “ siyaset icabı bir kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olanlar dururken benim gibi küçük bir memur kurban olamaz. Siz adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz”. Demiştir.

Burada alınan karar tarihimizin yüz karası bir karar olup bu kararı alanların ve aldıranların yüzüne kara bir leke olarak yapışmış, tarih boyunca da öyle kalacaktır. Sait Mollalar, Nemrut Mustafa Paşalar, Damat Feritler lanet ve nefretle anılırken, Kemal Bey ve onun gibi nice şehitlerimiz millet vicdanında müstesna yerini muhafaza edecektir.

Bundan sonraki yıllarda uğruna canını feda ettiğin milletinin binlerce evladı tarafından anılmanı dileyerek  bir kez daha rahmetle anıyoruz…

Prof. Dr. Mustafa Erkal, Aydınlar Ocakları Genel Başkanı; Atatürk’ün teklifi ile 19 ekim 1922 günü TBMM kararı ile Boğazlayan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Bayburt Kaymakamı Mehmet Nusret Bey ve Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey Milli Şehit ilan edilmişlerdir. Bizlere düşen görev, gelecek nesillere şehitlerimizi unutturmamaktır. Kazanımlarımızın, değerlerimizin ve demokrasinin kıymetinin farkında olmaktır. Kaymakam Kemal Beyi ve tüm şehitlerimizi Saygı ve rahmetle anıyoruz.

Ülkemizde şehitliğin ve gaziliğin ne kadar anlamlı ve kutsal olduğunun bilmeyen yoktur. Bundan da ayrı bir mutluluk duyuyoruz. Asil ve kahraman Türk Milleti, şehit ve gazilerine devamlı sahip çıkmıştır.

Türk Milleti Anadolu’da yaşayan insanlar topluluğu, bir kalabalık veya bir sürü değildir. Bazılarının Türk Milleti ifadesinden kaçınmalarını da üzüntüyle ve hayretle izliyoruz. Son Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları, Türk Milleti’nin asalet, fedakarlık, vefalılık gibi bazı önemli özelliklerinin ortaya serilmesine yardımcı olmuştur. Türk Milleti’nin mensubu olan ancak onu bir türlü tanıyamamış olanlara bu harekâtlar ders niteliğindedir. Türk Milleti’ne mensup bir harp malûlü gazi çocuğu olarak daima gurur ve şeref duymuşumdur.

Bizim Ermeni vatandaşlarımız ile hiçbir zaman sorunumuz olmamıştır. Sorun Ermeni terör örgütleri iledir. Günümüzde değişik isimlerle ortaya çıkmış, daha doğrusu çıkarılmış ve kullanılan bu terör örgütleri, Batının uşağı olmaya, hilale karşı haçın malzemesi olmaya soyunmuşlardır.

Her Nisan ayında sözde Ermeni soykırımını önümüze sürenlerin ellerinde ciddi bir belgeleri yoktur. Batılı emperyalist ülkeler, kendi soykırımlarını örtme gayretine girmişlerdir.  Osmanlı’yı tehcir yaptı diye suçlayan bazı yerli siyasiler ile son yıllarda “taziye” ve “özür” ifade eden konuları üzüntü ve hayretle izliyoruz.

Türk tarihinde utanılacak bir sayfa yoktur. Türk tarihi ile yüzleşilmeli diye ortaya dökülen Batının uşakları ve işbirlikçileri biraz insanî boyuttan konuya bakarak tarih boyu Türk’e yapılan soykırımlarla ilgilenebilmelidirler.

 

Em. Tümg. Cumhur Evcil, Türk Mukavemet Teşkilatı mensubu Kıbrıs Gazisi; Şehit Kaymakam Kemal Bey, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş döneminde önemli isimlerden biri idi. Çünkü bu vatan evladına, milletçe sahip çıkılamamış, o göz göre göre şehit verilmiştir. Egemenliğimiz için çok şehit verdik ve bugün de halen egemenliğimizin selameti için şehitler veriyoruz. Bugün Türk’e Türkiye’yi çok gören ve bu topraklar Türklere bırakılamaz diyen batılı emperyal güçlerin Güneydoğu oyunları, Türk’e çok görülün Türkiye’nin paylaşım senaryolarından biridir. Yüzyıllarca milletçe koruduğumuz kolladığımız Ermeniler 1800’lü yıllardan itibaren Türk’e ihanetlerini 1. Dünya savaşı günlerinde de sergilemiş, erkeği savaşta olan savunmasız Anadolu Türkünü camilere samanlıklara doldurarak diri diri yakmışlardır. Bu yetmiyormuş gibi Suriye, Irak, Filistin ve Mısır coğrafyasında savaşan askerimizin silah mühimmat ve erzak yollarını keserek, ordularımıza büyük zayiat vermişler, ordularımızı iki ateş arasında bırakmışlardır. Bu durumda Yöneticilerin çeşitli ikaz ve uyarılarına aldırış edilmemesi üzerine, devlet köklü çözümler almak zorunda kalarak, gerekli önlemleri almıştır. Özellikle katliamları körükleyen, isyanlara katılan Osmanlı devletinin Ermeni vatandaşları, yine Osmanlı devletinin bir başka bölgesine geçici olarak iskan edilmişlerdir. Ermenilerin Hınçak ve Taşnak çeteleri, bununla birlikte düzenli orduları ve en son Asala örgütleri tamamen Türk düşmanı emperyal güçlerin ülkemizi zayıflatma ve parçalama hayallerinin ürünüdür. Milli şehidimiz Kaymakam Kemal Bey kendisine verilen emirleri yerine getiren bir memur olarak, kimseye zararı dokunmamış, buna rağmen sorumlu tutularak hainlerin tuzağına düşürülüp,  katledilmiştir. Bu, kahraman vatan evladı şehidimize ve tüm şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum.

 

Op. Dr. Altınok Öz, Kartal Belediye Başkanı

  1. Dünya Savaşı sonunda İstanbul’un işgali ile birlikte Ermeni Patriği Zevan Efendi ve İngiliz hükümetinin dayatması ile Damat Ferit Paşa hükümetinden Ermeni tehcirinde görev yapanları yargılanması istenmiştir. Divan-ı Harb-i Örfi mahkemesi başkanı Hayret Paşa bu dayatmayı kabul etmeyerek görevinden ayrılmış, onun yerine İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olan Nemrut Mustafa Paşa Divanı yargılamaları üslenmiştir.

Hukukun siyasallaştırıldığı ve Batılılara yaranmak için keyfi cezalar verildiği o dönemde küçük bir devlet memuru olan Kaymakam Kemal Bey, emri veren sorumluların yerine suç yüklenmiş ve mahkum edilmiştir.  Kemal Bey’in son sözleri şöyledir: “Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarında budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin, Amin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Fertler ölür millet yaşar. İnşallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır. Yaşasın Millet…”

Kaymakam Kemal, yoktan var edilen Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundaki büyük mücadelenin ve Kurtuluş savaşımızın sembollerinden biri olmuştur. Dünkü emperyalist güçler Ermenileri, Rumları kullanmışlar, onları ülkemize karşı kışkırtmışlar, Güzel vatanımızı bölmek parçalamak için ellerinden gelen her ihaneti sergilemişlerdir. Bu gün de aynı emperyal güçler, bir takım dayatmalarla, terör örgütlerine verdikleri desteklerle, sınırlarımızda oynadıkları oyunlarla ülkemize ve tüm kazanımlarımıza  kastetmektedirler. Atatürk’ün kurmuş olduğu bu devlet ve cumhuriyet o kadar güçlü temeller üzerine kurulmuştur ki, bu devleti hiçbir güç yıkamayacak, bu yüce Türk milletini de hiçbir güç bölemeyecektir. Türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey başta olmak üzere ülkemizin varlığı ve bağımsızlığı için canlarını veren asker, sivil, tüm şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

 

Mehmet Şahin ve Vedat Özbaş, Şehitler için Kur’an ve dualar

 

 

Koordinasyon ve Düzenleme Kurulu adına Prof. Dr. İbrahim Öztek 10 Nisan 2018, Kadıköy

 

Nis 12

Hayaller Günsüz Yaşar

Cafer GENÇ

Dünkü yazımda hayatın, hayallerin şiirini yazalım demiştim ve hayal kurmanın eğitimdeki önemine değinmiştim.

Bugün de, hayal gücünün eğitimdeki yerinden ve etkisinden söz edeyim.

Dünyanın en iyi eğitim sistemi olarak kabul edilen Finlandiya’da eğitim, tamamen, öğrencilerin hayallerini gerçekleştirmeleri üzerine kurulmuştur. Kitap, ödev, yazılı sınav, not yoktur. Sınıflar, ev ortamı şeklinde düzenlenmiş olup öğrenci, istediği eğitim bölümde, istediği çalışmayı, istediği zaman yapmaktadır. Sınıfta gezmek, bölümleri dolaşmak, konuşmak, yardımlaşmak, paylaşmak, üretmek, sosyal etkinliklerde bulunmak…vs gibi işler ve eylemler eğitimin birer parçası olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir sınırsız, özgür eğitim ortamında öğrenci, istediği işi yapmanın, üretmenin, ortaya eser koymanın mutluluğunu yaşarken, “emek” ve “güven” düşüncesiyle eğitilerek hayata hazırlanmış olmaktadır. Kurduğu hayallerini gerçekleştirmesi için düşlediği dünyasını oluşturmasına imkân verilmektedir. İşte, “Eğitim” diye ben buna derim…

Hayal kurmanın, hayal gücünü kullanmanın eğitimde önemli bir yeri vardır. Başarıyı tetikleme, yapma ve yaratma adına mükemmel sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Küçük yaşlardaki çocukların hayal dünyası daha geniştir. Çizgi filmleri bu yüzden çok severler.

Okullarda, bilimsel anlamda “hayal kurma” zamanı veya dersleri düzenlenerek teknoloji üretmeye, yenilikler icat etmeye temel teşkil edecek altyapı oluşturulmalıdır. Bugün, bilim ve teknoloji ürünlerinin, bir zamanlar hayal edilerek icat edildiğini söylememiz mümkündür. Mesela televizyonu, “ne yapılır, nasıl yapılır” hayali ortaya çıkarmıştır. Ben, Ankara’da ilkokulu okurken radyoyu anlatan öğretmenimiz, “Bu ne ki, sadece ses var, bunun içine insanların girdiğini görüntüleri de göreceksiniz” diye televizyondan söz etmişti. Ben de, “Böyle bir kutunun içine insan nasıl sığar” diye düşünmeye, sığdırmak için hayaller kurmaya başlamıştım.

Hedeflerle hayaller aynı şeyler değildir. Hedefler somuttur, gerçektir ve gerçekleşmesi istenilir. Hayaller ise, soyuttur, tasarıdır, tasavvurdur. Hayaller, hedeflere yürünülen yolda bir adım durumundadır. Yanlış anlaşılmaması için, bir işi başarmanın tek yolunun hayal kurmak olmadığını da söylemiş olayım. Hatta, bir işi yapmaya karar verdiğinizde hayal kurmak zorunda da değilsiniz. Hayal gücü, duygu ve düşünceleri harekete geçirmek için kullanılır. Yeni fikirler ve buluşlar için hayal gücünden faydalanılır. Hedef ise, “vardır” ve “ulaşılması” amaçlanmaktadır. Lise öğrencisinin hedefinde istediği bir üniversite ve bir bölüm vardır. Gerçekleştirmesi (ulaşması) için derslerinde çok başarılı olması gerekmektedir. İnsan, ne istiyorsa onu hayal etmeli ve hedefi olarak düşünmelidir.

Lise yıllarımda şiir yazıyordum. Yozgat Lisesi’ne gelen Arif Nihat Asya ile tanışma imkânım olmuştu. Hayalim, ilerde, şiir kitapları olan büyük bir şair olmaktı. Gençlik hareketleri ve diğer sebeplerle ihmal etmiştim. 1984 yılında, Mersin’de Orhan Şaik Gökyay ile karşılaşmıştım. Şiir sohbetimizde bana, şiirlerimi beğendiğini ve yazmamı istediğini söylemişti. Bunun üzerine, hayalimi tekrar gündemime aldım. O yıllarda yazdığım şiirlerimi toplayarak emekli olunca “Şiirin Akşam Vakti” isimli şiir kitabımı bastırdım. Geç de olsa hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Bu durumu 2. baskısını yapan kitabımın önsözünde belirttim. Şunu demek istiyorum ki, hayaller günsüz yaşar. Ertelenmiş olsa da, gerçekleşmesi için karşınıza bir zaman ve bir sebep çıkabilir.

Hayal kurmak bulmaca çözmek gibidir. Beyin jimnastiği yaptırır, duyguların ve düşüncelerin canlı tutulmasını sağlar. Azim ve irade etkili bir şekilde kullanılmış olur. Şimdi siz de arkanıza yaslanın, hayatta istediğiniz şeyler gerçekleşmesini düşünün. Eğitim sistemini düzeltmeyi, kitap okuma alışkanlığı kazandırmayı, Bursa trafiğine çözüm bulmayı, tacizi, tecavüzü, kadına şiddeti önlemeyi, dünya barışını, uzayda da ikamet etmeyi… vs. gibi sorunlara ve sıkıntılara çözüm bulmayı hayal edin. Hayatta istediğiniz şeylerin bir listesini yapın, hedeflerinizi belirleyin ve onlara ulaşma adına hayal gücünüzü kullanarak projeler üretin. İyi, güzel şeylerin olacağını göreceksiniz.

Sözlerimi güzel bir hayal hikâyesiyle bitirmiş olayım.

Öğretmen, ortaokul öğrencilerine, “büyüdükleri zaman ne olmak ve ne yapmak istedikleri” konusunda hayallerini anlatacakları bir kompozisyon yazmalarını ister. Çocuk, bütün gece oturup “Günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini” anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazar. Hayalini, en ince ayrıntılarıyla anlatır. Hatta hayalindeki çiftliğin krokisini de çizer. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterir. Krokiye, bin metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekler. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam istediği gibi hayalinin ürünüdür. İki gün sonra ödevi geri aldığında kâğıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “0” (sıfır) ve “Dersten sonra beni gör” uyarısını görür. Çocuk, “neden “0” aldım?” diye hocasına merakla sorar. Hocası da, “bu, senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal, paran yok, bunu başarman imkânsız” diyerek daha pek çok sebep söyler. Arkasından, “Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm” der. Çocuk evine döner, uzun uzun düşünür ve babasına sorar. Babası da, “Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu, senin hayatın için oldukça önemli bir seçim, tercih” diye karşılık verir. Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevinde hiçbir değişiklik yapmadan geri götürür. Hocasına verirken, “Siz, verdiğiniz notu değiştirmeyin, ben de hayallerimi değiştirmeyeceğim, hayallerime dokunmayın hocam” der.

Sözün özü: İnsanın hayalleri ve hedefleri olmalı. Bunlar, yeni fikirlerin üretilmesinde, korku, kargı, çaresizlik gibi durumların giderilmesinde, moral, motivasyon ve konsantrasyon sağlanmasında, insanın kendisine inanmasında ve güvenmesinde etkilidir ve gereklidir. Bir gün gerçekleşebileceği ümidi, duygusu ve düşüncesi içerisinde olmalısınız. Çünkü, hayaller günsüz yaşar…

 

 

 

Eski yazılar «

» Yeni yazılar