x

GEÇMİŞ OLSUN

Konya Aydınlar Ocağı Başkanımız Sayın Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜÇLÜ (Tel: 0505 211 6941) kalp ameliyatı geçirmiştir.

Değerli başkanımıza geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.

AYDINLAR OCAĞI GENEL MERKEZİ

Admin

Yazarın detayları

Kayıt tarihi: Ocak 18, 2017

Son Yazılar

  1. Mesudiye Yeşilçit Köyü Derneği’nden Anlamlı Panel — Mayıs 9, 2012
  2. Kadınların Korkulu Rüyası: Meme Kanseri — Haziran 12, 2012
  3. Türk Düşmanlığını Görüyor Musunuz? — Aralık 17, 2014
  4. Bir de Biz Konuşalım — Aralık 20, 2014
  5. Türk Gençliğine Hitabe — Ocak 4, 2015

En çok yorum alan yazıları

  1. Dost ve Müttefik Amerika(!) — 1 yorum
  2. Eğitim Raporu-1 Yeni Müfredat, “Yeni Nesil Yetiştirme Projesi”Ne Uygun — 1 yorum

Yazarın yazılar listesi

Kas 27

Nato’dan Çıkmak Üzerine…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL

            Son yıllarda NATO üyeliği oldukça tartışılır hale geldi. Bunda bizden çok sözde dost ve müttefiklerimizin rolü olmuştur. Norveç’teki rezaletin amacı Türkiye’yi NATO’dan çıkmaya tetiklemek olabilir. Önümüzdeki dönemde bu gibi oyunlar artabilir. NATO’cu olmak ve NATO teslimiyetçiliği ile NATO’da saygın bir ortak olarak devam etmeyi birbirine karıştırmayalım. NATO’dan çekilirsek politikalarımızı anlatabileceğimiz çok önemli bir platformu da kaybederiz.

Türkiye’ye Yunanistan ve ABD tarafından kumpaslar kurulması daha da hızlanabilir. Ege’de ve Kıbrıs’ta aleyhimize gelişmeler artabilir.

NATO üyeliği Türkiye’ye açık veya gizli ülkelerin politikalarını engelleyici bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin bazı kararları veto etme hakkı vardır.

NATO üyeliği aslında Türkiye’yi Rusya’ya karşı korumaktan çok diğer ülkelere ve sözde dost ve müttefiklere karşı korumaktadır. Türkiye’nin demokratik standartlardan sapma göstermesi düşman ülkelere koz vermiştir.

Türkiye’nin NATO’da siyasi tesirliliğini artırmanın yolu çok taraflı siyasi ilişkileri geliştirmektir.

Doğu komşularımızla ilişkilerimizi ülke yararına kılabilmenin yolu da NATO üyeliğini kullanabilmektir.

NATO içinde ilişkilerimizi gözden geçirelim. Hukuk devletinden ve kuvvetler ayrılığı prensibinden vazgeçmeyelim. Temel hak ve hürriyetler konusunda hassas olalım. Ülkenin itibarını ve gururunu kırıcı gayretleri tahrik etmeyelim.

Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına karşılıksız dönüşü Kenan Evren ve yönetiminin büyük bir yanlışı değil miydi? Yanlışları biraz da kendimizde arayalım.

Yunanistan’ın olduğu her yerde Türkiye de olmalıdır. Bu bir zorunluluktur. Yarın akıllanır da Ege’de Yunan işgalindeki adacık ve kayalıkları kurtarma gayreti içine girersek NATO’nun 5. Maddesi önümüze büyük bir engel olarak çıkar. Elimiz kolumuz bağlanır.

Kısaca bizden hem kurtulmak ve hem de bizi kuşatmak isteyenlere imkan yaratmayalım. NATO’dan çıkmayı, bir yerlere girmeyi AVM değiştirme gibi görmeyelim. Oyuna gelmeyelim.

Kas 27

“Eserinin Üzerinde İmzası Bulunmayan Tek Sanatkâr”: Öğretmen

Dr. Sakin ÖNER

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, devletin “hürriyet ve istiklâlini muhafaza ve müdafaa” görevini  Türk Gençliğine, bu gençliğin yetiştirilmesi görevini de “Maarif ordusu” dediği  ve “dünyanın en muhterem  varlıkları”  kabul  ettiği öğretmenlerimize teslim etmiştir. Onun için de, savaştan çıkmış, yeniden yapılanma süreci ve mali sıkıntı içinde olan ülkemizde  öğretmenin mali yönden kimseye muhtaç olmasını istememiş, bunun için de en yüksek düzeyde maaş alan memurlar arasında yer almasını sağlamıştır. Öğretmenlik, dünyanın gelişmiş bütün ülkelerinde en kariyerli mesleklerden biridir ve bu yüzden de mali ve sosyal statüsü yüksektir.

Öğretmen, sadece öğrenim hayatında ve yaşadığı sürede öğrendiklerini, öğrencilerine aynen aktaran bir nakilci değildir. Öğretmen, ailelerin en kıymetli varlığı olan çocuklarını sevgiyle kucaklayan, bilgiyle kuşatan, yeteneklerini geliştiren ve hayata hazırlayan ulvi bir mesleğin sahibidir.  Bütün bilgi, görgü, beceri ve tecrübesini öğrencisiyle paylaşır.  O, yirmi dört saatini öğrencisinin gelişmesine ve başarısına adayan insandır. Çünkü okuttuğu, öğrettiği ve eğittiği çocuğun, ülkenin geleceğinin sahibi olacağını bilir. Bu görev sorumluluğu ve bilinci ile çalışır. Öğretmen, bazılarının dediği gibi “yan gelip yatma mesleği” değil, ellerine ülkenin geleceği teslim edilen insanların fedakârca yürüttükleri ulvi bir meslektir.

Öğretmenin yaptığı çalışmalar, alt yapı yatırımları gibidir, hemen sonuç vermez.  Ama yüzde yedi okuryazarı olan Cumhuriyet Türkiyesi, büyük önder Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği 24 Kasım 1928 tarihinden bir yıl sonra açılan eğitim seferberliği ile 1,5, milyon insanını okuryazar haline getirmiştir. Bütün olumsuzluklara rağmen bugün bir yerlere gelmişsek, ülkemiz Balkanlar, Doğu Avrupa, Ortadoğu, Afrika, Kafkasya ve Ortaasya’daki dost ve komşu ülkelerden daha ileri durumdaysa, bunu Cumhuriyet eğitimine, Atatürk’e ve Türk öğretmenine borçluyuz.

PISA Direktörü Andreas Schleicher, Türkiye’nin PISA’daki başarısını değerlendirirken, Öğretmenleriniz ne kadar iyiyse eğitim sisteminiz de o kadar iyidir. Bunun için hükümet, öğretmenliği hem finansal, hem entelektüel açıdan çekici kılmalıdır” diyor. Geleceğin insan gücünün yetiştirilmesinde en önemli unsurlardan biri olan öğretmenlerin  üstün mesleki niteliklere ve donanıma sahip olarak yetiştirilmesi, ülkemizin bekası açısından son derecede hayati bir önem taşımaktadır. Bununla birlikte, toplumda saygın bir yere sahip olabilmeleri için, öğretmenlerimizin mali ve sosyal statüleri mutlaka yükseltilmelidir.

Türk milli eğitiminin öğretmen yetiştirme konusunda oluşturduğu Öğretmen Okulları, Köy Enstitüleri, Eğitim Enstitüleri ve Yüksek Öğretmen Okulları gibi özgün eğitim kurumları, çeşitli zamanlarda siyasi sebeplerle kapatılmıştır. Bu okullardan yetişen başarılı ve idealist öğretmenler, eğitim hayatımızda oldukça etkili hizmetler yapmışlardır.  Bugün  nitelikli ve donanımlı öğretmenler yetiştirmek istiyorsak, bu eğitim kurumlarını çağın ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırarak, Öğretmen Liseleri ve Öğretmen Üniversiteleri adıyla yeniden hayata geçirmeliyiz.

Öğretmenlerin mesleki bilgi ve öğretim teknikleri konusundaki yenilikleri takip edebilmeleri için en az beş yılda bir zorunlu hizmetiçi eğitime tabii tutulmalarında yarar bulunmaktadır. Tüm öğretmenlere “öğrenci merkezli eğitim, yapılandırıcı eğitim, eleştirel ve yaratıcı düşünme, araştırma teknikleri, çoklu zeka, girişimcilik, sınıf yönetimi, zaman ynetimi, gençlik psikolojisi ve sorunları” gibi eğitimdeki yeni yöntem ve kavramlarla ilgili hizmet içi eğitim verilmelidir.

Şartları hızla değişen küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. “Bilgi ve Enformasyon toplumu”nu geride bırakan çağdaş dünya, 4. Sanayi Devrimi’ne hazırlanıyor. Robotların sanayide insanların  yerini alacağı, yapay zekanın geliştirildiği, üç boyutlu yazıcılarla üretimin fabrikalardan evlere indirildiği, devasa miktardaki  bilgi yığınının veri analizleriyle ayıklanıp kullanıldığı bir döneme geçiyoruz. İnsan ilişkilerinin ve iletişimin hızla geliştiği, ihtiyaçların değiştiği ve çeşitlendiği,  bazı mesleklerin yerini yeni mesleklere bıraktığı bu dönemde, öğretmen eğitimi daha büyük önem kazanmıştır.

Öğretmenlerimizin, dünyanın bu hızlı değişim ve dönüşümüne ayak uydurabilmesi için, kendilerini çok iyi yetiştirmeleri gerekir. Lisansüstü eğitimlerle, yan dallar yaparak, yabancı dillerini geliştirerek, çeşitli sertifika programlarına katılarak, branşlarındaki yeni yayınları okuyarak, mesleki panel, sempozyum, konferans ve çalıştaylara katılarak, yeni öğretim tekniklerini takip ederek, eğitim teknolojisini etkin kullanarak, proje hazırlama ve araştırma tekniklerini öğrenerek kendilerini sürekli  geliştirmelidirler. Bu konuda devletin de öğretmenlerimize gerekli desteği vermeleri, imkânları hazırlamaları gerekir. Ayrıca mesleğinde başarılı olan öğretmenler, mutlaka maddi ve manevi olarak ödüllendirilmelidir.   

Bu duygu ve düşüncelerle saygıdeğer öğretmenlerimizin onur günü olan  ÖĞRETMENLER GÜNÜ’nü en samimi duygularımla kutlarım. Bu vesileyle Millet Mektepleri Başöğretmeni Atatürk’ü ve 2017 yılında bölücü terör örgütünce şehit edilen müzik öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın ve sınıf öğretmeni Necmettin Yılmaz ile bugüne kadar terör olaylarında şehit düşen bütün öğretmenlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

Ara 06

Çevre Bilinci

A.Kemal GÜL

30 Kasım 2015, Paris’te “Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi” için dünya liderleri toplanmıştı. Bu toplantının başlayacağı güne kadar, dünyanın her tarafında sivil toplum kuruluşlarının organizasyonlarıyla binlerce insan, dünya liderlerine “küresel ısınma” başta olmak üzere çevre meseleleriyle ilgili gereken kararları almaları için ses getirebilecek çeşitli faaliyetlerle çağrılarda bulunmuşlardı.
Çevre meseleleri geniş bir konudur; üzerinde önemle durulmalıdır.
Bugün dünyanın karşı karşıya bulunduğu çevre afetlerinin en başta gelenleri:
1 – Küresel ısınma,
2 – Ozon tabakasındaki deliğin büyümesi
olarak ifade edilmektedir.
Küresel ısınma, bilhassa fosil yakıtların fazla kullanılması sebebiyle atmosferde artan CO2 (karbon dioksit) gazının, sera etkisi yaparak dünyanın ortalama sıcaklığını arttırması; bunun neticesi olarak da kutuplardaki çok büyük buz kütlelerinin zamanla eriyerek, okyanusların ve denizlerin seviyesini yükseltmesi ve sahillerdeki yerleşim yerlerinin sular altında kalması tehlikesidir.
Küresel ısınma tehlikesinden ve buna karşı alınabilecek tedbirlerden son zamanlarda çeşitli bilimsel toplantılarda ve medyada çok bahsedilmiştir. Yanma ürünü olarak atmosferde fazlası küresel ısınmaya sebep olabilen CO2 gazını hiç meydana getirmeyen ve sadece su buharı meydana getiren hidrojen gazına “temiz enerji kaynağı yakıt” denilerek önem verilmesi, bu sebeptendir.

Ozon tabakasındaki deliğin büyüme sebeplerine örnek verirsek;
Çeşitli amaçlar için üretilen kloroflorokarbonlar (CFC) ozon tabakasını inceltmekte, bunun sonucunda çevre ve insan sağlığı olumsuz etkilenmektedir. Ozon molekülleri atmosferde bulundukları yere göre farklı karakteristik özellikler gösterirler. Stratosfer tabakasındaki ozon canlılar için yararlı olup, buna karşılık dünya yüzeyine yakın atmosfer tabakasında (troposferde) bulunan %10 oranındaki ozonun yıkıcı etkisi bulunmaktadır. Atmosferdeki diğer moleküllerle reaksiyona giren ozonun, bitki ve hayvanların canlı dokularına çeşitli zararları bulunmaktadır. Atmosferdeki ozonun yaklaşık %90′ı yeryüzünden itibaren 10-40 km. arası yükseklikte ve stratosfer tabakasında bulunur.

Bu bölgedeki ozonun özelliği; tüm canlı varlıkları, doğal kaynakları ve tarımsal ürünleri olumsuz yönde etkileyen ultraviole (UV) ışınlarını absorbe etmesidir. Ozon yoğunluğunun ultraviole ışınlarını tutma görevini yapamayacak kadar azalması, “ozon tabakasının delinmesi” olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi sonucunda; UV-b radyasyonu artmakta ve insanların bağışıklık sistemleri zarar görmekte, görme bozukluğuna ve deri kanserine yol açmaktadır. Ozon tabakasının incelmesine sebep olan ve kloroflorokarbon ihtiva eden maddelerin başında klor türevleri, plastik köpükler (strafor), spreyler, aerasoller ve yangın söndürücüler gelmektedir.

***
Formun ÜGörüldüğü gibi, hayatın lükse yönelik sadece bir kısmı olan cazibeyi içerir çılgın üretimin pazarlanması sonucu ortaya çıkan çılgın tüketimin bile çevreye verdiği onarılamaz en büyük zararın lokal değil global olmasıdır. Söz konusu çevre sorunları din, dil, ırk, yaşlı-genç, kadın-erkek, zengin-fakir, akademisyen-çiftçi, köylü-şehirli gibi bir ayrıma gitmeden herkesi etkiler. Bundan dolayı çevrenin korunması sadece çevrecilerin veya çevre eğitimcilerinin görevi değildir. Çevreninin korunması hepimizin görevidir.

 

O halde çevre sorunları çevre ile alakalı eğitim kurumlarının yanı sıra Sivil Toplum Kuruluşlarının da ana görevleri arasında yerini almalıdır.

Ara 04

Mücadele Sporlarının Duayen Ustaları Üsküdar Üniversitesinde

Prof. Dr. İbrahim ÖZTÜRK

28 Kasım 2017 Salı günü Mücadele sporlarının büyük ustaları Türkiye Olimpian Derneği ve Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Direktörlüğü birlikteliğinde Üsküdar Üniversitesinde özel gösteri ve tanıtım programı düzenledi. Prof. Dr. İbrahim Öztek başkanlığında Ahmet Kösoğlu, Hakan Alpay, Mehmet Ön, Galip Yalçınkaya, Mürsel Şahin, Rahman İncedayı, Selçuk Büyükaltay, Yavuz Bedir ve öğrencilerinden oluşan Judo, Karate, Aykido, Tekvando, Jo jutsu, Kendo, Jui jutsu, Mai tai ve Kik boks ekiplerinin yaptıkları gösteriler son derece muhteşem oldu. Üsküdar Üniversitesi öğrencileri için tanıtım  amacını güden gösteriler Kalabalık bir öğrenci  grubu tarafından izlendi. Program öncesinde Prof. Dr. İbrahim Öztek’in kısa konferansı ile tüm uzak doğu ve mücadele sporları hakkında bilgi  verildi. Türk sporunun bugünkü durumu Olimpiyatlar, Akdeniz Oyunları, Üniversite Oyunları, Avrupa ve İslam Oyunlarından örnekler verilerek açıklamalar yapıldı. Özellikle de üniversitelerimizdeki sporların önemi vurgulandı. Daha sonra tüm ustalar öğrencileri ile birlikte özel tekniklerini ve ilgili spor dallarının ilginç oyunlarını sergilediler. Atışlar, hareketsiz bırakma, el ve ayak vuruşları, antrenman şekilleri, kata ve pumseler gösterildi.

Davetliler arasında Askeri pentatlon eski Dünya Şampiyonu Em.Kur.Alb. Nedim Kafkasyalı, Türkiye Olimpian Derneği yöneticileri ve Genel Sekreteri Dario Porsemay, Uluslararası Judo hakemlerimizden Zihni Papakçı ve Anadolu Aydınlar ocağı temsilcileri yer aldılar.

Bundan sonra Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor direktörlüğünce yapılacak programla gösterileri yapılan spor dallarında üniversite öğrencileri için çalışmalar başlatılacaktır. Gösteriye katılan ustalara Prof. Dr. İbrahim Öztek tarafından birer şilt, Üniversite Rektörlüğünce de birer diploma verildi.

Ara 04

BASINDAN SEÇMELER Üretmeyen tüketen ve borçlanan Türkiye

Remzi ÖZDEMİR

Dolar hemen hemen her gün tarihi rekor kırarak 4 lira seviyesine geldi.

Gerek başbakan gerekse ekonomiyi yöneten bakanlar bu yükselişin geçici olduğunu ve dengenin mutlaka oluşacağını söyledi.

Doğru bir cümle, dövizde yükseliş ömür boyu sürmez. Bir noktada fiyat oluşacaktır. Ancak bu nokta neresi? Ucu açık bir yorum.

Dövizdeki yükseliş sadece dövizi olan veya döviz borcu olanı ilgilendirmiyor. 80 milyonluk Türkiye’yi ilgilendiriyor.

Sosyal paylaşım sitelerinde “TL ile ticaret yapıyorum döviz beni ilgilendirmiyor” gibi saçma sapan paylaşımlar var. Döviz bal gibi seni de ilgilendiriyor. Hatta Kars’ın bilmem hangi köyündeki insanı bile ilgilendiriyor.

Dolardaki her kuruş artış hayatın biraz daha pahalılaşması anlamına geliyor. Benzinin 1 litresi 5.75 kuruşa geldi. Mazot 5 lirayı geçti. Yediğin ekmek, şeker ve daha yüzlerce ürün senin ayağına neyle geliyor sanıyorsun?

Elbette yakıt harcanarak naklediliyor. Bu nedenle dövizdeki en basit hareketin bu olumsuz yönü var. Yediğin etten, tuza kadar bir çok ürün döviz verilerek ithal ediliyor.

Üretmeyen sadece tüketen bir ülke var. Tüketmek için de ithal eden.

O halde döviz senin yumuşak karnın olacaktır. Anne kucağındaki bebeği bile ilgilendiriyor bu artış. Çünkü onun da hayatını olumsuz etkileyecek.

Türkiye neden böyle bir duruma düştü?

Daha 20 yıl öncesine kadar kendi kendine yeten nadir ülkelerden olan Türkiye niçin bu kadar dışa bağımlı hale geldi?

Bunun tek sorumlusu AKP’nin büyüme modelidir. Üreterek değil tüketerek büyüme. Çalışıp kazanarak değil borçlanarak. Vatandaş borçlandı, şirketler borçlandı ve dahası ülke borçlandı.

Ersin Özince İş Bankası’nın en önemli ismi. Özince son 10 yıldır her fırsatta dile getiriyor. Türkiye’nin inşaat sektörü ile büyümesinin yanlışlığına dikkat çekiyor. Söyleyen sadece Özince değil aynı zamanda aklı başında tüm ekonomistler.

Ancak biz el gömleği ile düğüne gittik ve parayı toprağa gömdük. İşte şimdi el üstümüzdeki bu gömleğini geri istiyor.

Adıyaman Sümerbank fabrikası

İşsizlik Adıyaman’da Türkiye ortalamasının üstünde. Genç nüfus işsiz. Ancak Adıyamanlı çok mutlu. AKP’nin en çok oy aldığı illerin başında geliyor.

Binlerce kişiye iş imkânı sağlayan sadece bölge ekonomisine değil Türk ekonomisine katkısı olan Sümerbank Adıyaman Pamuklu Sanayi Müessesesi özelleştirme ile satıldı. Satın alanlar fabrikanın makinalarını satıp, arsasına da binlerce ev yaptılar.

200 metrekarenin üzerindeki evler Adıyamanlılar tarafından bankalardan kredi çekilerek adeta kapış kapış satın alındı.

Adıyaman’da sadece kapatılan Sümerbank olmadı. Tekel Tütün İşletmeleri gibi çok önemli iş sahası da. Son yasa ile bireysel tütün ticareti yapan köylülere yasak getirildi ve 3 yıla kadar hapis cezası veriliyor. Yani kendi tütününü üretip içemeyeceksin. Sigara içeceksen Amerikalının sigarasını alacaksın. 1 kilo katkısız tütün 70 lira civarında satılıyordu. Sarma tütün ile 1 paket sigaranın fiyatı 2 TL’nin bile altına geliyordu. Oysa Amerikalının sigarası 10 liranın üzerinde bir fiyata satılıyor.

Tüm bunlara rağmen Adıyamanlı dediğim gibi mutlu. Çünkü geniş geniş oturabileceği ev sahibi oldu. Bir de Güneydoğu’nun en büyük AVM’si açılıyor. Gerçi AVM’nin yeri verimli tarlaydı, oraya bir çok şey ekiliyordu ama olsun. Nasıl olsa her şey yurt dışından ithal geliyor.

İşte anladınız mı dolar neden yükseliyor.

AKP, Türkiye’nin yaşam felsefesi ile oynadı. Üretmeyen tüketen ve borçlanan bir ülke yarattı.

Şimdi siz kendi kendinize sorun bu ülkede döviz yükselir mi yoksa düşer mi?

Yeniçağ Gazetesi – 25.11.2017

Ara 04

BASINDAN SEÇMELER NATO: Dışardan seyretmek yerine içeriden yönetmek

Armağan KULOĞLU

Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerinin gerginleştiği bir dönemde, Norveç’te düzenlenen bir NATO dijital tatbikatında, Atatürk ve Cumhurbaşkanı, dolayısıyla Türkiye aleyhinde bir durum yaratılması Türkiye’de büyük infial uyandırmış ve NATO’da kalıp kalınmaması sorgulanmaya başlanmıştır.

Türkiye’nin tepkileri ve NATO’nun tutumu

Türkiye’ye karşı düzenlenen bu çirkin olay, iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplum örgütleriyle Türk Milletinin tümü tarafından nefretle ve tepkiyle karşılanmış ve bu konuda siyasi, hukuki, askeri ve sosyal alanda gerekli girişimlerde bulunulmuştur.

NATO Savunma Koleji’nde, haritada Türkiye’nin parçalanmış olarak gösterilmesi unutulmamıştır. Füze tehdidi arttığında NATO’dan talep edilen Patriot füzeleriyle ilgili tutum ve daha sonra yine bu konudaki nazlı ve kısıtlı davranışlar da akıllardadır. NATO birçok konuda çifte standart içinde hareket etmektedir.

Bu kötü sicili de dikkate alındığında, aşağılamaya yönelik olay karşısında ne kadar tepki gösterilse azdır. Bu nedenle ortaya konan söylemler ve eylemler desteklenmeli, bu konuda gerektiğinde neler yapabileceğimiz hususundaki kararlılığımız, bizi sıkıştırmaya kalkışanlara gösterilmelidir.

NATO makamları bu konuda özür dilemiş ve ilgililer yapanları görevden uzaklaştırmıştır. Ancak NATO ve ilgili ülkeler hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan, sıralı sorumluların ortaya çıkarılması ve yargılanması hususunda gerekli adımları atmalıdır. Türkiye bunun takipçisi olacağını her fırsatta ifade etmektedir. Bir daha böyle bir şeye tevessül edilmemesi için olayın peşi bırakılmamalıdır.

Olayın muhtemel nedenleri

Kabul edilemeyecek bu olayın yarattığı kızgınlık ve buna gösterilen infial, doğal olarak Türkiye’nin NATO üyeliğinin sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir.

Olayın, güvenlik sorunları karşısında Batı’nın sorumsuzca ve aleyhimizde davranışları karşısında Türkiye’nin inisiyatif alarak hareket etmesinin, Batı tarafından hazmedilememesinden kaynaklandığı, bu nedenle Türkiye’yi gözden düşürmeye ve zayıflatmaya yönelik olduğu düşünülmektedir.

Ancak bunun bireysel bir eylem olduğu üzerinde de durulmaktadır. Nitekim Norveç makamlarınca yapılan araştırmada fail subayın Türkiye bağlantılı bir bölücü çıkması bu düşünceyi kuvvetlendirmektedir.

Başta İsveç’in ve Norveç’in bu nitelikteki birçok insana kucak açtığı bilinmektedir. Bu olayın, Türkiye’nin Batı’yla arasını daha da açmayı, belki de NATO’dan uzaklaştırmayı amaçlayan bölücüler/FETÖ’cüler tarafından, bizim de son dönemde NATO’da oluşturduğumuz boşluktan istifadeyle tezgâhlanmış olabileceği de dikkate alınmalıdır.

NATO’ya devam etmeli mi?

NATO Soğuk Savaş dönemindeki misyonunu tamamlamıştır. Varlığını devam ettirebilmek için yeni misyonlar edinmeye çalışmaktadır. Ancak bilinen en organize bir ittifak olduğu da malumdur. Türkiye’nin bu pakta girmek için zamanında bedeller ödediği, son yıllarda bir çok ülkenin de bedel ödemeden bu ittifaka dahil olduğu düşünülmelidir.

NATO üyesi her ülke eşit haklara sahiptir. Ancak buna sahip çıkmak gerekir.  Siyasi, askeri ve ekonomik açıdan güçlü olmamız halinde her durumda hakkımızı alma ve korumada daha da etkili olabiliriz. Bu nedenle öncelikle bunu sağlamalıyız.

İttifak, 28 ülkenin her biri için konuları müzakere etme, karar alma veya veto etme hakkını tanımaktadır. Kararlar oy birliğiyle alınmaktadır. Bu nedenle dışarıda kalıp seyretmek yerine, içinde bulunup onun yönetimine ortak olmamızın ve arzu etmediğimiz kararları veto etme imkânını elde tutmamızın uygun olacağı değerlendirilmektedir. Bizi bölgede farklı kılanın NATO üyeliğimizden kaynaklandığı da bilinmelidir.

Üye olmamız, Suriye’deki gibi, konu bazında başka müttefiklikler oluşturmamıza, kendi güvenliğimiz için, S-400 gibi, gerekli tedbirleri almamıza ve çıkarlarımızı gözetmemize engel değildir. NATO’ya fazla güvenmeden yönetime ortak olarak menfaatlerimizi korumak, haksızlığa uğradığımızda da, şimdiki gibi, NATO karşıtı söylem ve eylemlerle de gözdağı vermek yararlı olacaktır.

Yeniçağ Gazetesi – 25.11.2017

 

Kas 28

Almanyada Uluslararası Aba Güreşi Fırtınası

  1. ALMANYA, 2. AVRUPA AÇIK ULUSLARARASI ABA GÜREŞİ TURNUVASI ALMANYA’DA FIRTINALAR ESTİRDİ.

Prof. Dr. İbrahim Öztek

Dünya Uluslararası Aba Güreşi ve Ananevi Sporlar Federasyonu Eşbaşkanı

Türkiye Olimpian Derneği Başkanı

19 Kasım 2017 günü Almanya’nın Stuttgart şehrinin Aalen kasabasında düzenlenen 4. Almanya, 2. Avrupa Açık Uluslararası Aba Güreşi Turnuvası son derece yüksek teknik kapasite içinde geçti. Turnuvaya Almanya, Türkiye, Romanya, Gürcistan, Afganistan, Moldova ve Bulgaristan takımları katıldı. Turnuvanın Almanya’da yapılmış olmasının avantajını iyi kullanan Almanya,  her siklette Almanya liglerinde güreşen birçok Almanya ve Avrupa şampiyonu sporcular ile katıldı.

Almanya ve Avrupa Ulslararası Aba Güreşi Federasyon Başkanı Hamdan İflazoğlu, dördüncüsünü yaptığı turnuva öncesi; bu yıl kupayı ben alacağım diyordu. Gerçekten çok çalıştı,  son derece teknik ve başarılı sporcuları bir araya getirerek şampiyonaya üstün performans sahibi sporcularla katılarak büyük kupanın sahibi oldu.

Şampiyonada Almanya’nın, beş sikletten üçünde şampiyonluk kazanması, diğer sikletlerde de ikincilik ve üçüncülük derecelerini elde etmiş olması Alman spor basınında ve spor otoriteleri arasında büyük heyecan ve yankı uyandırdı. Almanyada yaşayan, Almanya liglerinde ter döken ve Almanya adına Dünyanın pek çok sporcusu ile yarışan sporcular, Uluslararası Aba Güreşi başarıları ile de Almanya sporuna değerli katkılar sağlamış oldular. Kalitesi yüksek bu şapiyonanı diğer Avrupa ülkeleri için de örnek teşkil edeceği muhakkaktır. Bu nedenle yakın Avrupa ülkeleriyle yapılacak ikili üçlü temaslarla Uluslararası Aba Güreşi Dünyadaki yayılımını hızlandıracaktır. Hamdan İflazoğlu’nun bu konuda başarılı olacağına eminim. Çünkü Yaptığı işi ve sporunu her şeyden fazla seviyor.

Bu turnuva Almanyada çok büyük ses getirdi. Alman sporcuların beklenmeyen büyük başarısı Almanyada frtınalar estirdi. Ayrıca Uluslararası Aba Güreşi Avrupa ve Almanya elçimiz Hamdan İflazoğlu’na haklı olarak büyük onur kazandırdı.

Şampiyona, Aalen şehrinde Thomas Zander Stuttgart Olimpiyat Evi Aalen Güreş Merkezinde yapıldı. Thomas Zander; 82 Kg. Greko-Romen 1990-1992-1993-1994 Avrupa Şampiyonu, 1994 Dünya Şampiyonu ve 1996 Olimpiyat ikincisi güreşçi (finali, Asrın Güreşçisi ünvanına sahip Hamza Yerlikaya ile yapmıştı), şimdi kendisi Aalen Polis şefi. Zander onur konuğumuz olarak yarışmaların başından sonuna kendi adını taşıyan ve Almanyadaki birkaç merkezden biri olan güreş kompleksinde bizim misafirimiz ve onur konuğumuz oldu. İlk kez seyrettiği Aba güreşine hayran kaldı. Kurallarının son derece tartışmaya yer vermeyen berrak yapısı için öğücü sözler söyledi ve yeni getirilen kurallarla güreşin ahenginin bozulduğunu anlattı.

Onur konuklarımız arasında ayrıca Almanyadaki iş adamlarımızdan inşaat mühendisi Nihat Nalça ve Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı da yarışmaları büyük bir heyecanla izlediler. Şampiyona öncesi hakem, antrenör ve sporcular için hakem semineri yapıldı.

Şampiyonanın açılış töreninde, Dünya Uluslararası Aba Güreşi ve Ananevi Sporlar Federasyonu Başkanı Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç.Dr. Lütfü Savaş da, şampiyonanın başarılı geçmesi temennisini içeren bir mesaj gönderdi. Yine açılış töreninde Başta Hamdan İflazoğlu olmak üzere emeği geçenlere ve onur konuklarına Eşbaşkan olarak, tarafımdan günün anlamını yansıtan şilt ve armağnlar taktim edildi. Dereceye giren sporculara ödül olarak madalya, diploma ve cumhuriyet altını verildi.

Almanyada yapılan bu şampiyona, mütevazi koşullar içinde yüksek teknik kapasitesi ile çok büyük göz doldurdu ve Alman spor basınında, Uluslararası Aba Güreşinin yükselişi açısından büyük ölçüde anlam kazandı. Sanırım Alman spor otoriteleri bundan bölye Uluslararası Aba Güreşinin Almanyada gelişiminin, Alman serbest ve Greko Romen güreş dallarına da katkı sağlayacağını göz önünde bulundurarak, maddi ve manevi  yardımlarını esirgemeyeceklerdir.

Bu şampiyona ile ilgili resimler, Türkiye Almanya ve İngilterede görevli güreş sanatçısı Alman Axel Würz tarafından çekilmiştir. Kırkpınar yağlı güreşleri günlerinde de yağlı güreşlerimizi dünyaya en teknik enstantenelerle tanıtan Würz’e ayrıca teşekkür ederim.

ŞAMPİYONADA DERECEYE GİREN SPORCULAR

60 Kg. 1.Darchitze Ramaz              Almanya

  1.    Azimi Enver                     Afganistan
  2.     Putkadadze Bachana     Almanya
  3.     Bünyamin Özdal             Türkiye

70 Kg. 1. Cuma Akkuş                     Türkiye

  1. Giorgi Didebashvili Gürcistan
  2. Abubekir Azizi                 Almanya
  3. Vitali Kolioğlu    Moldova

80 Kg. 1. Benjamin Sezgin             Almanya

  1. Balaghia Florin                Almanya
  2. Kozanov Vadim               Almanya
  3. Zviad Kapanadze           Gürcistan

90 Kg.1.  Ivanov Piotr                     Moldova

  1.   Lozanavu Georghe         Romanya
  2.      Antadze Badrı                Almanya
  3. Mocano Ionut               Almanya

+90 Kg.1. Dagharı Asgar                Almanya

  1.       Ceban Nikolai                 Moldova
  2.   Mahmut Çayırcı             Türkiye

3. Mitiair Conjilashvili       Gürcistan

Kas 27

Neden Affetmeliyiz ?

Yrd. Doç. Dr. Zülfikar ÖZKAN

Bizi inciten, bize kötülük yapan insanları, kendimizin fiziksel ve duygusal yönden sağlıklı olması için affetmeliyiz. Affetme alışkanlığını kazanmamız gerekir.
Bize kötülük yapanları affetmediğimiz zaman acımız giderek artar. Her gün daha çok acı çekeriz.
Kin ve intikam peşinde koşmak bize bir şey kazandırmaz. Kin tutmanın faydası sigara içmeye benzer. Uzun vadede zarar, kısa vadede keyif verir.
İntikam tutkumuz içimizi kemiren bir arzuya, delice bir tutkuya dönüşebilir.
Bilimsel araştırmalar kızgın ve dargın insanların, kendiliğinden bağışlayan insanlara göre daha sık kalp krizi geçirdiğini gösteriyor. İçlerinde öfke ve dargınlık barındıran insanlar kendini kaybetmeye daha yatkındır. Ayrıca bu insanlar şiddete karşı eğilimlidirler. Alkol ve ilaç kullanma ihtimalleri daha fazla ve uzun süreli pozitif insan ilişkileri kurmada daha beceriksizdirler ( Edward M. Hallowal , Affetmek Üzerine, İstanbul, 2004, s. 46).
Abraham Lincoln diyor ki: “ Düşmanlarımı, arkadaşlarım yaparak mahvettim.”
Affetmek, kişinin kendi üzerinde çalışmasıdır. Başına gelen tatsız olaydan faydalanarak kendini geliştirmesidir. Affetme alışkanlığı, sağlıklı ilişkileri güçlendirmenin kapasını açar. Affedebilen kişiler, aileleriyle, arkadaşlarıyla, ilgilendikleri gruplarla, kısaca herkesle iyi ilişkiler kurmak için kafa yorarlar. Yani kendi üzerlerinde çalışırlar.
Önemli olan kendi hayatımızı güçlerdirmektir. Kin ve intikam duyguları kimseye bir şey kazandırmaz.
Çocuklarımıza affetmeyi öğretmemiz gerekir. Çünkü çocuklarda intikam alma yeteneği kendiliğinden gelişiyor. Oysa affetme yeteneği kendiliğinden gelişmiyor. Onu ayrıca öğretmemiz şarttır. Affetmeyi öğretmek, fen ve matematik öğretmekten çok daha önemlidir.

Kas 27

Beka Dedikleri Şey!..

Özcan PEHLİVANOĞLU

Uzun süredir birilerinin ağzında sakız olmuş bir “beka” sözcüğü var. Nedir bu beka kelimesinin anlamı diye bakınca; “kalıcılık, ölümsüzlük, ölmezlik, devamlılık, evvelki hal üzerine kalma, daim ve sabit kalma”yı görüyorsunuz.

 

Türk Milleti için devlet ve millet varlığının, ölümsüz olması bir ideal ve hedef olarak daima halkın önüne konmuştur. Bu sebeple Türk Milletinin her ferdi kendi yaşamını önemsediği kadar milletin ve devletin varlığını da önemser. Hatta devletin ve milletin kalıcılığı bir çoğumuzda her şeyin önünde yer alır.

 

“Devlet-i Ebed Müddet” kavramı bu anlayışın bir dışa vurumudur. Ya da halk arasında çok sık kullanılan “ya devlet başa ya kuzgun leşe” deyimi, devlet ve millet varlığının ne kadar önemli olduğunu anlatır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Yarım asrı geçen ömrüm süresince, en çok duyduğum sözcüklerden biri bu “beka” kelimesidir. Okulda, camide, kışlada, siyasette, çarşıda, kahvede herkesin ağzında adeta sakız olmuştur.

 

Onca siyasetçi, asker ve bürokrat gördüm hep “beka” deyip durdular!

 

İnsan ister istemez soruyor ve sorguluyor; bu beka sorunu kıyamete kadar mı, sürecek diye?

 

Dış dünyada herkesin düşman, içeride hainin dolu olduğunu, beceriksizler ve kifayetsizlerin etkili bulunduğunu anladık ama Nasreddin Hoca’nın dediği gibi “hırsızın hiç mi, suçu yok?” misali, bunu diyenlerin ve gerekli tedbirleri al(a)mayanların bir sorumluluğu yok mu?

 

Kimse çıkıp demiyor ki; bu beka sorununun oluşmasında kimin veya kimlerin payı var? Yoksa “beka” topunu oraya buraya atmanın kimseye ve özellikle de “beka sorunu”nun ortadan kalkışına hiç bir faydası yok.

 

Biz ömrümüz boyunca “beka sorunu” ile yaşadık. Doğrudur, dünyevi şartlar nedeni ile kendiliğinden doğan bir beka sorunumuz vardır. Ancak bunu hafifletmek veya ağırlaştırmak bizlerin elindedir.

 

Eğer bugün bekamızı tehdit eden sorunlarımız ağırlaşmışsa, bunun altında bizi yönetenlerin vizyonsuzluğu, misyonsuzluğu, yanar döner söylemleri, politika bilmezliği, şuursuzluğu ve hatta ihanete uzanan davranışları vardır.

 

Benim gibi binlerce insan, Türkiye’yi beka sorununa iten uygulamalar hakkında yıllardır yazarak, çizerek, anlatarak uyarılar yapıyor. Bunları dinlemeyenlerin bugün kalkıp “beka” diye sızlanmaları hiç inandırıcı değildir.

 

Yapamıyorsunuz, yönetemiyorsunuz yada yapmak istemiyorsunuz ama “yumurta kapıya gelince” dönüp saf ve temiz insanlara “beka” diye sızlanıp, ağlıyorsunuz…

 

Türkiye’nin bugün ağır bir “beka” sorunu vardır ama bizim bu noktaya gelmemize sebep olanlarda vardır. Onlar kendi “beka”larını Türkiye’nin bekası olarak görür hale gelmişlerdir. Bizi onların şahsi bekaları ilgilendirmez. Biz devletin ve milletin bekasına bakarız. Onların kendi bekalarını kurtarmak için koskoca bir devletin ve milletin bekasını tehlikeye atmalarına ne gönlümüz ne de vicdanımız el verir.

 

Türk insanı, yıllardır bu konuda aldatılmakta ve kandırılmaktadır. “Devletin ve milletin bekası tehlikededir” diyenlerin bu memlekete neler yaptıklarına, koltuklarına yapıştıklarına ve nasıl zenginleştiklerine bir bakın, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

 

Onun için gelin bu “beka istismarcıları”ndan kurtulalım! Türk Miletinin, devletinin ve kendisinin bekasını koruyacak gücü ve kudreti vardır. Yeter ki; milletin ve devletin bekasını tehlikeye sokanların gerçek yüzünü görelim ve anlayalım…

 

 

Kas 27

24 Kasım, Öğretmenlerimizin Günü

Cafer GENÇ

Bugün 24 Kasım, Öğretmenler Günü… Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, hemen hemen her gün, “Dünya ……. Günü” diye bir gün var. İyi, tamam, olsun da aslında, “yılın bütün günlerinin öğretmenlerin günü olduğunu (veya olması gerektiğini) biliyor muyuz?” diye sorsam, 25 Kasım’da, bugün, “Dünya Kanaryalar Günü” denilmesinden endişe duyacağımı belirtmek isterim. Her 24 Kasım’da, yine, “övgü dolu sözlerle” öğretmenlerimizi teselli edeceğiz. Yere göğe kondurmayacağız; şiirlerle, şarkılarla avutacağız. “Moral” ve “motivasyon” adına bir günü, bütün gün anlatacağız da, “bir maaş ikramiye” vermeyi bir türlü akıl edemeyeceğiz. Olsun… Senin canın sağ olsun öğretmenim. Sen ki böylesine malum bir eğitim sistemi içerisinde “var olma” adına, mesleğinin manevi yönüyle yetinmeyi biliyorsun ve ayakta durmayı beceriyorsun ya; ben, sana daha ne diyeyim?.. Sana koşup gelen, gülen, gül veren, “şarkım, şiirim” diyen evlatlarına “Dünyanın Bütün Çiçekleri” demenin mutluluğunu bilirim…

Bu sebeple, -klasik olacak ama- uzun süre müdürlük yaptığım yıllarda öğretmenlerime seslenişimi, günün anlamına uygun olması düşüncesiyle sizlerle de paylaşmak istiyorum.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Aklıyla, bilgisiyle, becerisiyle para kazanılan bir mesleğin mensuplarısınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: “Peygamber mesleği” ile örnek insan olunan, “Bir harf öğretenin kölesi olurum” denilen, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”  ilahi hitapta anlam bulan mesleğin muhataplarısınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: “Alan el, veren elden üstündür” iltifatına gönül verenlersiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur” sözünü insan üzerinde uygulayan bahçıvanlarsınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: “İnsan yetiştiren insan” olarak mühendis, bilge kişiliğinizle mimar, akıllara ve ruhlara şifa dağıtan doktor ve neticede, ham maddeyi işleyen emek işçilerisiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: “Dün, bugün, yarın” köprüsünün yılmayan, yorulmayan, yıkılmayan fedailerisiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: “Bilmek ve yapmak” sanatını en iyi icra eden, şaheserlerine paha biçilemeyen muhteşem sanatkârlarsınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Bilgiyi davranış biçimine dönüştüren, insanı hayata hazırlayan, yol gösteren eğitim rehberlerisiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Sadece konuşarak, yazarak değil, aynı zamanda yaşayarak, yaşatarak öğreten idealist uzmanlarsınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Gönlü engin, kafası ve ruhu zengin olan mukaddes görevin talibi ve sahibi bahtiyarlarsınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: İnsanın gerçeğine uygun hale gelmesi için bıkmadan, usanmadan, iğne ile kuyu kazan, bu uğurda dağları delmeyi bile göze alan azim ve sabır temsilcilerisiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Karanlığın ışığı, gözlerin nuru, dizlerin dermanı, gönüllerin fermanı, sevdalı, kara sevdalı erenlersiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Öğrencileriyle birlikte, gençliğin hayat sırrını ebediyen yaşayan dervişlersiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Yeni neslin emanet edildiği, emanete hıyanet etmeyen, güvenilen, inanılan, saygı duyulan, eli öpülen huzur sahibi kutsal görevlilersiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Görevini maddi refah ve menfaat için yapmayan, işini bilerek ve severek yapan, ilgi ve sevginin sahiplerisiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: İnsanlık idealinin fedakâr ve cefakâr neferlerisiniz.

 

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Malazgirt’in Alparslan’ı, İstanbul’un Fatih’i, Süleymaniye’nin Sinan’ı, Çanakkale Destanı’nın Mustafa Kemalisiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Dillerde türküsünüz, şiirsiniz; gönüllerde güftesiniz, bestesiniz.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Kalemin ve kelamın anlatmaya yetmeyeceği övgüye layık adsız kahramanlarsınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER: Şairin, “Yasak, teslim hür gönüle, / Gül nefesi sır gönüle, / Koca dünya bir gönüle, / Sığar mıydı öğretmenim.” dediği gibi, koca dünyayı gönlüne sığdıran bahtiyarlarsınız.

ÖĞRETMENLERİM, SİZLER, SİZLER, SİZLER… Anlatmakla bitirilemeyecek kadar övgüye layık insanlarsınız.

İçinde bulunduğumuz zamanın şartları gereği, bilgi üreten insanların üstün meziyetlere sahip olması gerektiğini, medeniyetlerin vasıflı ve bilgili insanlar sayesinde kurulup geliştiğini hepimiz biliriz. Öğretmenler Günü’nün bir anlamı ve amacı da ihtiyaç duyulan bir zamanda ve ortamda bilgili, vasıflı, fedakâr insanlar olduğunuzu göstermektir.

Öğrencilerini, öğreterek meslek sahibi yapmanın yanında, eğiterek de hayata hazırlayan, ideal (mükemmel) insan olmaları için olağanüstü gayret gösteren ve bu uğurda her türlü fedakârlığı yapan, mesleğini sanatkârane anlayışla yerine getirerek şaheserler yaratan sevgili öğretmenlerimiz, selam sizlere… Uzaklardan dertleşenler, gönülleri birleşenler selam sizlere…

Sevgili öğretmenlerimiz, ebediyen yaşamak için, geride paha biçilmez, ölümsüz eserler bırakmanızı temenni ediyorum. Benim, “dünyanın en ağır işi” dediğim bu zor görevinizde, kolaylıklar ve başarılar diliyorum. Yolunuz ve bahtınız açık olsun. (Cumartesi ve pazar günleri de sizleri anlatmaya devam edeceğim.)

Eski yazılar «