x
ACI KAYBIMIZ
Aydınlar Ocağı Genel Merkez Kurucular Kurulu Üyesi, milliyetçi ilim ve fikir adamı,
Vefa Lisesi mezunu Prof. Dr. Cevat BABUNA vefat etmiştir.Cenazesi 18 Eylül 2017
Pazartesi günü (bugün) Fatih Camii'nde kılınacak öğle namazını müteakip Sakızağacı Şehitliğinde
defnedilecektir. Ailesine, Aydınlar Ocağı camiasına başsağlığı dileriz.Allah rahmet
eylesin, mekanı cennet olsun.

«

»

Mar 11

Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddet

Av. İzzet DOĞAN

 (Kahdem Gönüllü Çalışma Grubu Üyesi)

  Anayasamızın 41. maddesinde, “devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar” denilmektedir. Aile Mahkemelerinin kuruluşunu ile Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Yasayı Anayasamızın 41. maddesi kapsamında değerlendirmek zorunludur. Bu nedenle Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair  Kanunun esas amacının öncelikle kadınların ve sonra da çocukları şiddetten korumak olduğu düşünülmelidir.

Anayasa Mahkememizin 1999/35 Esas 2002/104 Karar sayılı 4320 Sayılı Ailenin Korunması Yasası ile ilgili iptal davasındaki gerekcesinde: “Anayasa’nın Ailenin Korunması başlıklı 41. maddesinde, ailenin Türk toplumunun temeli olduğu vurgulandıktan sonra, Devletin ailenin huzur ve refahı, özelikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı öngörülmüş. Devlete aileye yönelik bazı görevler yükleyerek aile kurumuna Anayasal güvence sağlamak istemiştir. Devlete yüklenen tüm koruma görevlerinin aile içi koşulların düzeltilmesi, iyileştirilmesi ile ilgili olduğu açıktır. Amaç karı, koca ve çocuklardan oluşan ailenin birlik ve bütünlüğünü korumaktır. Bu nedenle 4320 Sayılı Yasa’yla kanun koyucu Anayasa’nın 41. maddesinin emrettiği düzenlemelerden birini yerine getirmiştir.” Denilmektedir. Burada amacın yalnızca aileye korumak olmadığının ayrıca kadının korunması olduğunu anımsatmak isteriz.

“Kadınlara Karşı Şiddet’i Önleme, Cezalandırma ve Ortadan Kaldırmaya İlişkin İnter Amerikan Sözleşmesi’nde” şiddetin fiziksel, ruhsal ve cinsel şiddet biçiminde olabileceği belirtilmiş ve Aile İçi Şiddetin: Dayak, hakaret, cinsel istismar, evlilik içi tecavüz ve benzeri eylemler olarak gerçekleştirildiği açıklanmıştır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 44/104 sayılı kararı ile ilan edilen Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Bildiri’nin 1. maddesinde kadınlara karşı şiddet; ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ızdırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir diye tanımlanmış, 2. maddesinde de kadınlara karşı şiddetle sınırlı olmayarak şu örnekleri vermiştir.

a) Aile içinde meydana gelen dövme, kız çocuklarının cinsel istismarı, evlenirken verilen başlıkla ilgili şiddet, evlilik içi tecavüz, cinsel organları dağlama ve kadınlara zarar veren geleneksel uygulamalar, eşi olmayanlar arasındaki şiddet ve sömürmek için uygulanan şiddet de dahil fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet uygulanması;

b) Toplum içinde meydana gelen tecavüz, cinsel istismar, çalışma hayatında, öğretim kurumlarında ve diğer yerlerde cinsel taciz, kadın satışı ve zorla fahişeleştirme de dahil, fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet;
c) Nerede meydana gelirse gelsin devlet tarafından işlenen veya hoş görülen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin 2 Şubat 1996 tarihli Kadınlara Yönelik Şiddet, Sebepleri ve Sonuçları Özel Raportörü Radhika Coomaraswamy’nin 1995 85 Sayılı İnsan Hakları Komisyonu Kararı Uyarınca Sunulan: Aile İçi Şiddete İlişkin Çerçeve Mevzuat Örneğinde ise, aile içi şiddet eylemleri basit saldırılardan, ağır dayak, kaçırma, tehdit, gözdağı, zorlama, üzerine yürüme, küçük düşürücü sözlü taciz, zorla veya hukuka aykırı olarak haneye girme, kundaklama, mülkün tahribi, cinsel şiddet, evlilik içi tecavüz, drahoma ya da başlık parasına bağlı şiddet, kadın sünneti, fahişelik yaptırmak sureti ile istismara bağlı şiddet, evde çalışan kadın hizmetlilere karşı şiddet ve bu eylemleri gerçekleştirmeye teşebbüse dek, bir aile üyesi tarafından kadınlara uygulanan, cinsiyete dayalı tüm fiziksel, psikolojik ve cinsel kötü muamele eylemleri “aile içi şiddet” olarak tanımlanmaktadır.

Genel olarak aile içi şiddet; aile bireylerinin yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelendirilmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan fiziki veya herhangi bir şekildeki hareket, davranış ve eylemler bütünüdür. Şiddet yöntemleri ise özet olarak şöyledir.

a) Fiziksel şiddet, fizik gücün bir sindirme, korkutma veya ceza verme yöntemi olarak kullanılmasıdır. Fiziksel şiddet olarak kabul edebileceğimiz bazı eylemler şunlardır: İtmek, tokat atmak,ısırmak, boğmaya çalışmak, tekmelemek, yumruklamak, eşya fırlatmak, fiziksel kuvvet kullanarak evden çıkmasına veya eve girmesine engel olmak, işkence yapmak, bıçak veya silahla tehdit etmek… gibi.

Uluslararası Af Örgütünün (Amnesty International) 2004 yılında yayınlanmış rapora göre: “Dünyada üç kadından birinin fiziksel şiddete yada cinsel tacize maruz kaldığı, bu durumun sadece geri kalmış ülkelerde yaşanmadığı, örneğin İngiltere’de her dört kadından birinin erkeklerin şiddetine maruz kaldığı ayrıca dünyada cinayete kurban giden kadınların %70 nin eşleri tarafından öldürüldüğü” bir gerçektir.

b) Sözel Şiddet, söz ve hareketlerin düzenli bir şekilde korkutma, sindirme, cezalandırma ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasıdır. Sözel şiddete ilişkin davranışlardan en belirgini, kişinindeğer verdiği konulara yönelik güven sarsmak ve kişiyi yaralamak amacı ile belirli aralıklarla çok ağır hakaret içeren sözler söylemektir. Kişiyi küçük düşürücü adlar takmak ve sık sıkolumsuz bir şekilde eleştirmek ve alay etmek de sözel şiddet kapsamında değerlendirilmektedir.

c) Cinsel Şiddet, kişinin isteğine aykırı olarak cinselliğin bir sindirme denetleme ve tehdit aracı olarak kullanılmasıdır. Örneğin kadınla zorla ilişkide bulunmak, aşırı kıskançlık, evlilik içi tecavüz, ensest ve ayrıca15′ kişiye bir eşyaymış gibi davranmak, cinselliğin bir cezalandırma yöntemi olarak kullanmak açıkça karşı cinse ilgi göstermek, duygusal baskı kurarak cinsel ilişkiye zorlamak, tecavüz etmek, istenmeyen cinsel pozisyonlara zorlamak, fuhuşa zorlamak.

Avrupa Birliği’nde, Topluluk müktesebatı içinde yer alan 76/207 sayılı yönergede, 2002 de yapılan değişiklikte cinsel taciz, bir kişinin cinsiyeti ile ilişkili olarak yapılan “istenmeyen bir davranış” olarak tanımlanmıştır.

Bu davranışın “kişinin onurunu zedeleme” ya da “sindirici, düşmanca, küçük düşürücü, aşağılayıcı ve saldırgan bir ortam yaratma” amacıyla yapılmış olması dışında, bu etkiyi doğurması da yeterlidir. Cinsel taciz ise cinsel nitelikli “sözlü, sözsüz ya da fiziksel istenmeyen davranış” olarak herhangi bir biçimde ortaya çıkabilir. Kişinin onurunu zedeleme amaçlı ya da etkili cinsel nitelikli davranışlar, özellikle sindirici, düşmanca, küçük düşürücü, aşağılayıcı ve saldırgan bir ortam yarattıkları zaman, cinsel taciz kapsamına girerler.

d) Duygusal Şiddet, duyguların ve duygusal ihtiyaçların, karşı tarafa baskı uygulayabilmek için tutarlı bir şekilde istismar edilmesi, bir yaptırım ve tehdit aracı olarak kullanılmasıdır. Duygusal şiddetin amacı, kurbanın kendine ait saygısını kaybettirmek, korkutmak, kendini güçsüz hissetmesini sağlamaktır.18′ Sevgi, ilgi yokluğu, sevecen davramamak, aşağılama, beceriksizlikle suçlama, küçük görme, insanın içindeki umutları yok etme, zor günlerde, hastalıklarda destek vermeme-yardımcı olmama, yaşanacak güzellikleri paylaşmama, inandığı önem verdiği değerleri görmezlikten gelme, yabancı gibi davranma gibi örnekler, duygusal şiddet kapsamındadır.

e) Ekonomik Şiddet: Kadının emeği kapalı kapılar arkasında çoğu zaman hiçe sayılmıştır. Emek sözcüğü ilk kez ve bir devrim niteliğinde Türk Medeni Yasasında ancak 01.01.2002 gününden sonra kullanılmıştır. TMK 186. maddesine göre; “Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılırlar.”
Ekonomik şiddet, ekonomik kaynakların ve paranın kişi üzerinde bir yaptırım, tehdit ve kontrol aracı olarak düzenli bir şekilde kullanılması-dır. Örneğin, kadının gelirine-mallarına el koymak, kadını ailesinden katkı sağlamaya zorlamak, kadının gelirini kumarda, içkide harcamak, kadının ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamamak, kazancı olduğu halde erkeğin kadına ve çocuklarını yokluk içinde bırakması gibi tutumlardır.

Avrupa Ülkelerinden çoğu, ayrıca Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada l970’li yıllardan sonra kabul ettikleri yasalarla aile içi şiddeti önlemeyi amaçlamışlardır.. Gerek uluslararası gelişmeler ve gerekse ülkemizde yapılan çalışmalar sonucu l4 Ocak l998 tarihinde “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun” kabul edilmiştir. İşte bu yasa ile aile içi şiddet ilk kez bir hukuksal kavram olarak karşımıza çıkmıştır. 4320 sayılı bu yasanın genel gerekçesinde; “Aile içi şiddetin zararları sadece toplum açısından değil, birey açısından da tehlikeli sonuçlar yaratmaktadır. Aile İçi Şiddet, sevgi, şevkat ve merhamet göstermesi gereken bir kişi tarafından uygulandığından, şiddete maruz kalan aile bireyinin ruhi yapısında hayatı boyunca silinmesi zor izler bırakmaktadır” denilmektedir.

1998 yılında yürürlüğe giren 4320 Sayılı Yasadan sonra, 7 Mayıs 2004 tarihinde Anayasamızda yapılan değişiklikler kapsamında “Kanun önünde eşitlik” başlıklı l0. Maddesinde değişiklik yapılarak; “Kadın ve Erkek eşit haklara sahiptir, devlet, bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür” hükmü getirilmiştir.

4320 sayılı Ailenin Korunmasına İlişkin Kanun, Aile içi şiddet önleme konusunda hiç şüphesiz ki reform niteliğinde çok önemli bir kilometre taşıdır. Bu yasanın uygulamada görülen eksikleri nedeniyle 6284 sayılı yasayla değiştirilmiştir. 6284 sayılı Kanuna ilişkin Adalet komisyonu Raporu’nda da “En temel insan hak­kı olan yaşama hakkının korunması konusunda Devletin yükümlülükleri, sadece yasama faaliyeti ile kalmamalı, aynı zamanda bu yönde toplumsal bilincin uyandırılması ve ge­liştirilmesi amacıyla gereken her türlü koruyucu ve giderici tedbirin alınmasının gerek­tiği” belirtilmiş, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı da “…bunu hazırlayan ve buna emek çekmiş bir Bakan olarak biliyorum ki uygulamada bunu hızlı bir şekilde çözmemiz çok kolay değil. Bu, topyekûn bir seferberlik istiyor, iyi bir zihinsel dönüşüm istiyor. … zihinlerimizi bu şekilde aydınlatmadığımız sürece, dünyanın en iyi, hakikaten en kapasi­teli bir yasasını da çıkarmış olsak, … buna mutlaka toplumun inanması, bilincinin yük­selmesi, farkındalığının artırılması gerektiğini” vurgulamıştır. Öğretide de “Ülkemizde çeşitli kesimlerin karşı karşıya kaldığı sosyal, kültürel, iktisadi sorunların ve eğitim seviyesinin düşüklüğünün aile içi şiddetin önemli sebeplerini teşkil ettiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla, söz konusu sorunlar ortadan kaldırılmadığı sürece, tek başına kanuni düzenlemelerin, aile içi şiddet sorununun tam olarak çözülmesinde yeterli olamayacağı” gerçeğine dikkat çekilmiştir.

İlk insanla ortaya çıkan şiddet olgusu yıllardır hepimizi sarsacak boyutlarda olmak üzere, her zaman gündemimizde yaşamaktadır. Görsel ve yazılı basını izleyenlerin tanık oldukları dayak, işkence ve cinayetler tüyler ürpertici nitelikte ve acımasızdır. “Töre ve namus cinayetleri” adı altında kadına yönelik şiddet kadının en güvenceli yaşayacağı “aile içinde” de, kadının bazen de çocukların fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik bakımdan acı çekmelerine neden olan ve onların insanlık onurunu yaralayan bir olgudur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>