x

AYDINLAR OCAKLARI 47. BÜYÜK ŞURASI 26-28 EKİMDE MALATYA'DA YAPILACAK 

                Haziran ayında yapılacakken seçimler nedeniyle ertelenen Aydınlar Ocakları 47. Büyük Şurası 26-28 Ekim tarihleri arasında Malatya'da yapılacak. 
                Şura 26 Ekim Cuma günü saat 14.30'da Malatya Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'ın açılış konuşması ile başlayacak. Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal'ın genel değerlendirme konuşmasından sonra "Dünya Siyasetinde Yeni Dini Hareketler" konulu açık oturum yapılacak. Akşam yemeğinden sonra saat 20.00'de Ocak Başkanları İstişare Toplantısı yapılacak. 
                27 Ekim Cumartesi günü saat 09.30-12.00 arasında yapılacak 1. Oturumda Türkiye ve dünya gündemindeki konularla ilgili tebliğler sunulacak. Öğle yemeğinden sonra Battalgazi gezisi ve Şehitlik ziyareti yapılacak. Saat 16.00-18.30 arasında yapılacak 2. Oturumda tebliğlerin sunumuna devam edilecek. Akşam da bir konser verilecek. 
                Şura 28 Ekim Pazar günü saat 10.00'da Şura Sonuç Bildirisinin okunması ile sona erecek.
Şurada sunulacak tebliğler Malatya Aydınlar Ocağı Prof. Dr. Abdullah Korkmaz'a gönderilecektir. Tebliğlerin sunumunun 15'er dakikayı geçmemesi gerekmektedir.

«

»

Şub 09

2019’un Dönüşü Yok

Dr. Sakin ÖNER

Türk milleti, 2019 yılında üç farklı seçim yapmak zorunda. Mart 2019’da Yerel Yönetimler Seçimi, Kasım 2019’da Milletvekilliği Genel Seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Bu seçimlerin en önemlisi de, 16 Nisan 2017’de yapılan Referandum sonucunda kabul edilen Anayasa değişikliğinden sonra, Partili Cumhurbaşkanlığı bölümü gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemine Geçiş Seçimidir. Bu  seçimle, Türkiye’nin 23 Nisan 1920’den bu yana uyguladığı Parlamenter Sistem ve Tarafsız Cumhurbaşkanlığı Sistemi sona erecektir. Bütün devlet kurumları da bu sisteme göre yeniden yapılandırılacaktır. Dolayısıyla 2019’da yapılacak seçim, normal bir seçim değil, milletin tabi olmak istediği rejimi tercih etme seçimidir.

Eğer seçimler normal tarihinde yapılırsa, Yerel Yönetimler Seçimine bir yıl,  Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimine 20 ay var. Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri kapsamında düşünülen siyasi ittifakın, Yerel Yönetimler Seçiminde de yapılmasına imkan sağlayacak düzenlemeler üzerinde çalışıyor. İktidar önünü görebilmek için, Yerel Yönetimler Seçiminin tarihini erkene çekebilir.

16 Nisan Referandumunda kabul edilen Anayasa değişikliğinden sonra, Milletvekili Genel Seçiminin pek önemi kalmadı. Çünkü, rejim değişiyor, Parlamenter Sistem sona eriyor. Dolayısıyla Parlamentonun işlevi büyük ölçüde sona eriyor.  Yasama ve yürütme erkleri, Partili Cumhurbaşkanının eline geçiyor. Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Kurulu, üyelerinin çoğunluğunu kendi seçeceği için kontrolüne geçiyor. Cumhurbaşkanı yürütme erkini, çoğunluğu parlamento dışından seçilen Başkan Yardımcıları ve Bakanlar eliyle kullanacak. Başkan Yardımcıları ve Bakanlar, partisiz olacaklarından millete karşı bir sorumlulukları yok, sadece kendilerini atayan Cumhurbaşkanına karşı sorumlukları var.

Sizin anlayacağınız, Başkan Yardımcıları ve Bakanlar, Cumhurbaşkanı tarafından atandıkları için,  bir nevi bürokrat durumundalar. Ama bunlar, güçlendirilmiş bürokrat durumundalar. Çünkü devlet memuru durumunda olan bürokratlar hakkında idari, mali, hukuki ve disiplin soruşturmaları açılabilir, hapis ve meslekten ihraca varan cezalar verilebilir. Ama atanan Başkan Yardımcıları ve Bakanlar için yasal işlem yapmak çok zor.  Bu seçimlerle ilgili tek gelişme, milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılmasıdır. Aslında etkisizleşen Parlamentonun milletvekili sayısını arttırmak değil, azaltılmak, mesela 300’e indirmek gerekirdi.

Bu durumda 2019’un en önemli seçimi, Cumhurbaşkanı seçimidir. Bu Cumhurbaşkanı, bugüne kadar seçilenlerden farklıdır. Bu farkı, 16 Nisan Referandumundan sonra, sadece “Partili Cumhurbaşkanlığı” bölümünün hayata geçirilmesiyle gördük. Cumhurbaşkanı, hem ülkeyi, hem partiyi yönetiyor. Partisinin hem Genel Başkanı, hem de partisinin Meclis Grubu Başkanı olarak her türlü siyasi faaliyetine katılıyor. Parti kongrelerinde, Meclis Grubu toplantılarında konuşmalar yapıp, diğer siyasi partilerin liderleriyle polemiğe giriyor. İstediği bakanı, belediye başkanını, partisinin il veya ilçe başkanını istifa ettirebiliyor. 2019 seçimlerinde Parti Genel Başkanı olarak milletvekili listelerini de yapabilecek. Bu şekilde Meclis’i istediği gibi şekillendirecek.

Bu sistem, bu haliyle dünyadaki bütün Başkanlık sistemlerinden farklı, ülkemize has bir sistem. Mesela ABD’deki Başkanlık sistemi, sert kuvvetler ayrılığına dayanır. 2019’da bu sistem tamamen hayata geçerse, bütün yetkiler bir kişinin elinde toplanmış olacak ve egemenlik, milletten alınmış, tek şahsa verilmiş olacak. “Cumhurbaşkanını halk seçiyor, egemenlik neden halktan alınmış olsun?” gibi bir soru akla gelebilir. Cumhurbaşkanı geçerli oyların yüzde 50+1’i ile seçiliyor. Seçimlere seçmenin genellikle yüzde 15-20’si katılmıyor. Bu durumda, milletin yüzde 50’sinin altındaki bir temsil oranıyla seçilmiş olacak.

Bu sistemde Cumhurbaşkanı, bütün bakanları ve bürokratları seçiyor,   bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kurabiliyor, kaldırabiliyor, ihale yapabiliyor, bölgesel yönetimler kurabiliyor. Meclis’i feshedebiliyor, temel haklar hariç, yürütmeye ilişkin her konuda kararname çıkarabiliyor. Meclis aynı konuda kanun çıkarırsa kararname hükümsüz oluyor. Meclis’in çıkardığı kanunu Cumhurbaşkanı veto edebiliyor. Veto ettiğinde Meclis bunu ancak salt çoğunlukla tekrar kabul edebiliyor.

Partili Cumhurbaşkanı, kontrol ettiği Meclis’te aynı kanunun salt çoğunlukla geçmesini engelleyip, fiilen yasa çıkarma yolunu tıkayarak, kararname yolunu açabiliyor. Cumhurbaşkanı kararname çıkararak, merkezi idare kapsamında bölgesel yönetim birimleri, bölgesel yapılar, bölgesel kamu kurum ve kuruluşları oluşturulabiliyor. Bu sistemde, yargı (Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Kurulu) tamamen siyasetin kontrolüne giriyor.

Görüldüğü gibi, bu sistemde Cumhurbaşkanı, Meşrutiyet dönemi padişahlarının yetkilerinden daha çok yetkiye sahip bir konumda. Parlamenter sistemin dayandığı, “Hakimiyet kayıtsız ve şartsızdır milletindir” sözü, bir anı olarak kalacak. Artık millet ülkeyi, kendi seçtiği vekilleri eli ile kendi yönetemeyecek. Bu yetkiyi seçtiği, aynı zamanda partisinin genel başkanı olan taraflı Cumhurbaşkanına verecek. Her iki sistemde de, seçimi halk yapıyor, kaderini kendi tayin ediyor.

2019 Cumhurbaşkanlığı seçimi, adı konulmamış Türk usulü “Başkanlık Sistemi isteyenler” ile “Parlamenter Sisteme dönülsün” diyenler arasında geçecek. Bu seçim partiler arasında değil, rejimler arasında geçecektir. Türk demokrasisi 2019’da büyük bir imtihana hazırlanıyor. Herkesin safını şimdiden belirleyip, halka da iki sistem arasındaki farkları ayrıntılı olarak anlatmaları gerekir.

2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, geriye dönüş yoktur. Eğer “Başkanlık Sistemi”ni destekleyen biri Cumhurbaşkanı seçilirse, her şey yetkisinde olacağından, bir daha “Parlamenter Sisteme dönülmesi” gündeme getirilemeyecektir. “Parlamenter Sistemi” savunan biri Cumhurbaşkanı seçilirse, tekrar “Parlamenter Sistem”e dönülmesi mümkün olur. Bu yüzden, “Parlamenter Sistemi” savunanların, bunu sürekli millete hatırlatmaları gerekir. Bu seçim, bundan sonraki yönetim biçimimizin, tabi olacağımız rejimin belirleneceği bir kader seçimidir.

Kararımızı, konuya uzun vadeli bakarak, Recep Tayyip Erdoğan’a göre değil, ondan sonra seçilecekleri de göz önünde bulundurarak verelim. Konuyu, günlük siyasetin dalgalanmalarına, siyasi partilerin istikbal hesaplarına göre değil, ülkenin istikbalini düşünerek, rejim tercihimize göre değerlendirelim, safımızı ona göre belirleyelim. Çünkü, 2019’un dönüşü yok.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>