«

»

May 23

19 Mayıs 1919’un Yol Haritası

A.Kemal GÜL

19 Mayıs 1919, Türk milletinin, millî önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde önce Milli Mücadele’yi kazanarak Kurtuluş’a, sonra Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarak bağımsızlığa ve daha sonra da toplumun her alanında yapılan devrimlerle çağdaş hayata uzanan zaferler ve başarılarla dolu uzun, meşakkatli ve kutlu yolun başlangıcı ve ilk adımı olan bugünün derin mana ve önemini kavramak her Türk gencinin hafızasına nakşedilmelidir.

*

Dünya tarihinde hiçbir örnek yoktur ki, gericilikten yoksulluğa, işgalden teslimiyete giden yolda, bir ulusun kaderi bir “vapur”un yolculuğu ile başlasın…

Derme çatma bir geminin ufuk çizgisinde kayboluşunu anlatmıyor o vapur…

Tam aksine, o vapur yolculuğunun uygarlık ve aydınlanma için tarihin ufkunu açtığını da kabul ediyor tüm dünya…

Çünkü bozuk pusulasına rağmen, bir ülkenin kaderi için en yaşamsal yolcusundan yine bir ulusun kurtuluşu için en kritik dönemecine kadar hedefine ulaşmış bir vapurdur o…

Türkiye Cumhuriyeti’ni yoktan var eden, dünya tarihini sarsacak boyuttaki Kurtuluş mücadelesinin bir vapurun yolculuğundan bir Meclis’in açılışına kadar geçen süreyle ilgili çarpıcı saptamalar da yapmıştır Atatürk…

Bandırma Vapuru’nun yolculuğunu anlamayanlar, Samsun’a düşen ilk adımı sindiremeyenler; Atatürk’e, laikliğe, cumhuriyete, rejime saldırırken, -hatta bazı tetikçi alçaklar gibi küfür etmeye kalkışırken- aşağıdaki satırları okumadan, sakın ola çizgiyi aşmasınlar!!! Diyor ki Gazi;

“Ulus yorgun ve yoksul bir durumda…”

“Hükümet, güçsüz, onursuz, korkak…”

“Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış…”

“Başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor.”

“Komutanlar ve subaylar, genel savaşın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor, kurtuluş yolu aramakta…”

“Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmış, son olarak, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmakta…”

“Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir.”

“Öyleyse, ya bağımsızlık, ya ölüm!..”

*

Evet; Anadolu’nun hemen her yanı Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar tarafından çiğnenmektedir. Buna bir müddet sonra Yunan çizmeler ide eklenecektir.

Türk milleti ve vatanının düşeceği bu hali gören bir tek kişi vardır, o da Mustafa Kemal’dir. Yönettiği ordulardan kurtarabildiği silahları ile birlikte Anadolu’ya çekilmiş, kendisi İstanbul’a geçerek, dirayetsiz ve ürkek Vahdettin’den Harbiye Nazırlığını koparıp ipleri ele alabilmek için Sara’ya damat olmayı bile istemişti. Saray ise Mustafa Kemal’den çekiniyor, Kazim Karabekir’e güveniyordu. Ve saray, güvenmediği Mustafa Kemal’i Anadolu’ya geçirmemek, İstanbul’da tutmak için her tedbire başvurmuştu. Mustafa Kemal bir yandan Saray, diğer yandan İngilizlerle görüşerek meşruiyet sınırları dâhilinde çözümler ararken, diğer yandan da, Anadolu’daki teşkilatlanmasını güçlendiriyor, hemen her ilde milli hassasiyetlerden emin olduğu eski silah arkadaşlarına ve onların tezkiye ettiği vali ve kaymakamlara Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurduruyor,’’Hattı müdafaa yoktur, sathi müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır’’ emrini vereceği günler için il il, ilçe ilçe, sokak sokak vatan savunmasının temellerini atıyordu.

Vatan savunması başladığında ise ‘’İstanbul’’ve ‘’Ankara’’diye iki başlılığı ortadan kaldırmak için ise, Vahdettin’den aldığı yetki ile İstanbul’u terk etmenin gerekliliğine inanmaktaydı.

Lakin Vahdettin’in Mustafa Kemal’i İstanbul’dan çıkartmak gibi bir niyeti yoktu, bunun böyle olmasını İngilizler de istemiyordu.

Çünkü Atatürk Londra ile irtibata geçmiş, İngiliz halkının Çanakkale Savaşlarındaki hezimet dolaysıyla hükümetlerinin Anadolu’da yeni bir maceraya girmesine kesinlikle karşı olduğunu öğrenmiş, hele bu maceranın Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal’e karşı ‘’yeniden’’ deneneceğini öğrendiğinde, zaten kalmayan halk desteğinin hepten ufalanacağını çok iyi görmüştü.

Onun için Vahdettin ve İngilizler Mustafa Kemal’i İstanbul’da Tutmak istedi. Neticede Vahdettin, Anadolu’yu İstanbul’da iken karış karış teşkilatlandırıp Kuvay-ı Milliye ruhunu şaha kaldıran Mustafa Kemal’i teskin etmek gibi bir görevle, İstanbul’dan çıkartmaya mecbur kaldı. Ona bunu icbar eden bizzat Mustafa Kemal’dir. İngilizler, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya ne niyetle geçtiğini bildikleri için onu durdurmaya çalışmış ama başaramamıştır. Zaten Mustafa Kemal’de, Bandırma vapuru kaptanına, böyle bir tehlike olduğunda en yakın yerde gemiyi karaya oturtma talimatı vermiştir. Geminin karaya oturması demek Mustafa Kemal’in Samsun’a olmasa bile herhangi bir noktada Anadolu’ya ayak basması demektir. Anadolu ise, İstanbul’da yapılan Teşkilatlanma vesilesiyle zaten Mustafa Kemal’i beklemektedir.

*

Var olan bir gerçek ki; ‘’Atatürklük’’seçim kazanmakla olmuyor. Atatürk olmak için böyle bir mazi mecburiyeti var vesselam…

*

Parçası olduğumuz Ortadoğu Coğrafyası üzerinde, dün olduğu gibi, bugün de emperyalist güçlerin/ küresel işbirlikçilerinin yerli işbirlikçileriyle birlikte milyonların kanını akıtan, insanlarını denizlerde boğulmaya, yok olmaya mahkûm eden çirkin oyunlarının içinde değilsek ve olmayacaksak eğer; Başbuğ Atatürk’ün koyduğu ana ilke, ‘’yurtta sulh, cihanda sulh’’sözünün devlet hayatımızın öznesi olduğunu, bu netameli coğrafyamızda insan onurunu hiçe

sayarak hayata geçirilmeye çalışılan senaryolara bakınca bir daha yaşayarak görmekteyiz.

Sürdürülebilir kalıcı sulhun/ barışın ise, ekonomik, iktisadi, sosyal, askeri her yönüyle devletimizin güçlü kalmasından, ulusal birlik ve bütünlüğünün sağlanmasından geçtiğini tarihi tecrübelerimizden görmekteyiz.

*

O eşsiz liderin, günümüzün sandıktan çıkmış siyasi muktedirlerini disiplinsize edecek temel sorumluluklarını vurgulayarak ders veren uyarısıyla yazımızı taçlandıralım:

‘’ Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur’’.

‘’Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.’’

*

Kuvayı Milliye kadrosuyla Türk Halkının önüne düşerek oluşturduğu güçle, Emperyal güçlerin desteğiyle Anadolu’yu işkâl eden Yunan ordularına karşı verdiği başarılı Kurtuluş Savaşları sonucu Anadolu’yu Türk Milletine yeniden bağımsız bağlantısız vatan yapan Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü şükran ve minnetle yat etmek her namuslu Türk vatandaşının vatandaşlık borcudur; vicdani borcudur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>