x
AYDINLARIMIZA 19
MAYIS KUTLAMASI
Vaktiyle milli bayramlarımıza dini
bayramlarımıza sahip çıktığımız kadar sahip çıkamadık. Kutlama alanlarını,
caddelerini milletçe dolduramadık. Okullarda sıradan bir olay, bir angarya
görüp gençlere gereğince milli bayramın önemini, anlamını anlatamadık, ruhunu
hissettiremedik, coşkusunu yaşatamadık. Sadece rozet taktık, bayramlarda
anıtlara büstlere çelenk koyduk, "Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiyiz" diye
övündük, ama bayramların asıl sahibi millete bu bayramların niçin coşku ile
kutlanması gerektiğini anlatamadık.
18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi kazanılmasaydı, tarih sahnesinden
silineceğimizi, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal'le buluşamıyacağımızı; l9
Mayıs l919'da Mustafa Kemal Samsun'a çıkıp Milli Mücadele bayrağını açıp
özgürlük ateşini yakmasaydı, milletçe
topyekun savaşarak kazandığımız Kurtuluş Savaşını kaybedip yine tarih
sahnesinden silinip gideceğimizi; 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi
açılmasaydı, egemenliğin kişilerden millete geçemiyeceğini, Milli Mücadele'nin
arkasında millet desteğinin oluşamayacağını; 29 Ekim l923'te Türkiye
Cumhuriyeti devleti kurulmasa ve ardından peşpeşe devrimler yapılmasaydı,
çağdaş bir toplum yapısına ve dünyada saygın bir devlet konumuna
geçemiyeceğimizi, bugün ne yapılıyorsa o mirasın üzerine bina edildiğini
milletimize öğretemedik, anlatamadık. Anlatamadığımız gibi, milleti suçladık,
milletten uzaklaştık, onu küçük gördük, hor gördük, milletten koptuk. Öyle ise
bugün sızlanmaya, şikayet etmeye hakkımız yok.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy diyor ki:
SAHİPSİZ OLAN
MEMLEKETİN BATMASI HAKTIR
SEN SAHİP OLURSAN BU VATAN
BATMAYACAKTIR
Şairin dediği gibi, sahip olmadığın,
koruyamadığın, terkettiğin her şeyi, her değeri kaybetmeye mahkumsun. Bu bugün
milli bayramlarındır, yarın milli egemenliğin, bağımsızlığın, özgürlüğün,
birliğin, bütünlüğün, kısacası vatanın, devletin, milli hayatın, dilin, dinin,
kültürün olabilir. Bugünden sahip çıkmazsan, zamanı geldiğinde Ata'nın Gençliğe
Hitabesi de seni kurtaramaz. Sevgili aydınlarımız, elitlerimiz sizi bu bayram
gününde biraz rahatsız ettim, ama kusura bakmayın. Vicdanımı rahatlatmak için
bir defa daha hatırlatmak istedim.
Samimi vatanseverlere, milliyetçi ve ulusalcılara, dini kadar milli
değerlerine de sahip çıkan dindarlara, Atatürkçülere ve Cumhuriyetçilere
sesleniyorum.
Siz mütevazı insanlar olduğunuz
için hep geride kalırsınız, ama lütfen Bilge Kağan'ın dediği gibi
"titreyin ve kendinize gelin", kıpırdanın ve değer verdiğiniz bütün
milli ve dini mukaddeslerinize sahip çıkın.
Bu şuur, bu duygu ve bu düşüncelerle 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve
Spor bayramınızı kutlamanızı diliyorum.
Dr.
Sakin ÖNER
Eğitimci - Yazar
TEMEL KARARLAR…
Türk Milleti; karşı karşıya olduğu yaşamsal meseleleri çözmek konusunda temel kararlar alarak bunu uygulamaya sokmalıdır.
Balkan Savaşları’nın 100.yılı nedeniyle, ülkemizin birçok yerine gidiyor, binlerce insanla tanışıyor, onlarla konuşup dertleşiyorum.

Hon.Prof.Dr.Nurullah AYDIN
Milli Direnişin 93.yıldönümü, 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı kutlu olsun.
Dr.Şahin CEYLANLI
Bu makale içinde Türk Gençliğinin bütün özelliklerinin belirtilmesi veya ortaya konması hiçte kolay bir durum değildir. Bu cümleden hareketle; gençliğin bazı önemli özelliklerini ortaya koymaya çalışacağız.
Türk Gençliği, milletimizin en dinamik gücü olduğundan, her zaman ve heryerde milletin ümüdi ve geleceğinin teminatı olmalı ve olmaya da devam etmelidir. Bu önemli vazifeyi yerine getirebilmesi için kendini devamlı yenilemesi ve Türk hoşgörüsü tavrı içinde kalmalıdır.
Dr. Sakin ÖNER
Milî ve dinî bayramlar, bir milletin manevi çimentolarıdır, birbirlerinden ayrılmazlar. Bu bayramların aynı önem, ciddiyet ve coşku ile kutlanmaları gerekir. Millî bayramlar millî tarihimizin, dinî bayramlar dinî tarihimizin önemli dönüm noktalarıdır. Dinî bayramlar, dostluğu, kardeşliği, birliği ve beraberliği pekiştirir, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirir, manevî dünyamızı zenginleştirir. Millî bayramlar, aynı millete mensup olma duygusunu güçlendirir, aynı kaderi, tasayı, sevinci ve üzüntüyü paylaştığımızı hissettirir, millî kimliğimizi pekiştirir. Kısacası, bu bayramlar olmazsa olmazlarımızdır.
Aileler ve okullar, çocuklarımıza ve gençlerimize millî şuur, millî ruh, millî heyecan ve coşkuyu millî bayramlarda kazandırırlar. Edebiyat, Müzik, Resim ve Beden Eğitimi öğretmenleri mesleklerinin en güzel ve verimli çalışmalarını bu bayramlarda ortaya koyarlar. Yetenekli gençler çalışmalarını bu törenlerde sergilerler. Okullar bu törenlerde vitrine çıkar ve birbirleriyle tatlı bir rekabete girerler. Bu vatanın kimler tarafından, hangi zorluklara karşı, hangi fedakarlıklarla kazandırıldığı bilgisi, tarihimizin büyüklüğü, şerefi, vatanın bölünmez bütünlüğü, Atatürk sevgisi, çocuğun ve gençliğin millet hayatındaki yeri ve önemi, Türklük şuuru, Çanakkale ve Kuvvayı milliye ruhu, millete ve devlete sahip çıkma bilinci, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma ideali ve hedefi bu bayramlar vasıtasıyla kavratılır ve benimsetilir.
Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL
Yaklaşık 65 yıldır Kosova’da Türkçe öğretimi ve eğitimi yapılmakta ve Türk kültürü korunmaktadır. 1912’de Türkçe eğitim öğretim yapan okullar kapanmış; ancak 1951’de yeniden açılmışlardır. Türk Dünyası içinde önemli bir yere sahip olan Balkan Türklüğü, 1992’de Türkiye Cumhuriyetinin gençlere üniversite kapılarını açması ile yeni bir boyut kazanmıştır. Türkiye’de yüksek öğretim görme imkânı sosyal bağları güçlendirmiş, tanıma ve tanıtma faaliyetlerini arttırmıştır.
Geçenlerde Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Genel Müdürlüğünden gelen bir heyet ve peşinden YÖK’ün garip bir karar alması anlaşılır gibi değildir. Kosova’da Türk liselerinde 12-13yıl Türkçe eğitim gören bir öğrenci YÖK kararıyla Türkçe sınavına alınacakmış. Ancak, Kosova’da yeni faaliyete geçen Yunus Emre Türk Kültür Merkezlerinde 3 ay öğrenim görenlerin Türkçe sınavına tabi tutulmayacağı haberleri geliyor. Bu yanlışı ancak Balkanlar üzerinde Türkiye karşıtı bir politika izleyecek yabancılar yapabilirdi. Kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelen bu çelişkiden kurtulmak gerekmektedir. Üç ay görülecek Türkçe öğrenimi, 12-13 yıllık bir eğitim ile nasıl mukayese edilebilir? Türkiye’de yapılanları gördükçe artık bunu da yadırgamıyoruz.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
-Atatürk
Prof. Dr. M. Metin KARAÖRS
Atatürk’ün yüksek Türk Kültürü ve Türk Kahramanlığı temelleri üzerine kurduğu ve Onuncu Yıl Nutku’nun sonunda boğazı yırtılırcasına haykırarak söylediği “Ne Mutlu Türküm Diyene!” sözlerini haykırmanın günümüzde suç hâle geldiğini Türkiye Cumhuriyeti’nin Kilis İli’nin Valisi Aslan Kütükçü belirtmişti.[1]
Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL
Fransa’da 1. turu gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimi ülkeyi yönetenler için değişik derslerle doludur. Sarkozy’ye hep kızıyoruz ama yerli Sarkozy’ler daha da ileri gidiyor. Sarkozy yaptığı konuşmada, Fransızlığa sık sık vurgu yapmıştır. Karmaşık nüfusa ve farklı etnik kökenlere sahip olan Fransa’da ağzından hiç “Fransalılar” sözcüğü çıkmamış; sürekli Fransızlıktan bahsetmiştir. Irkçı partinin adayı Le Pen gibi açık açık yabancı göçüne karşı çıkmış ve çekinmeden yabancı düşmanlığı yapmıştır. Ayrıca, nüfusun homojenleşmesini de savunmuştur. Sözde bazı Batılı müttefiklerimizin bize dayattığı ve bize uymayan bir elbise olan çok kültürlük anlayışına karşı çıkmış, bunu bir erdem olarak görmemiş ve onunla da övünmemiştir. Konuşmasının bir yerinde Fransızları en iyi şekilde korumaktan bahsetmektedir.
Sarkozy, Sayın Başbakan gibi milli kimliği etnik grup kapsamında görmemiş ve onu etniklik seviyesine indirme yanlışında bulunmamıştır. Bizde ise; dünyada yapılmayanlar yapılmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı doktrini ve ideolojisi olmayan bir anayasa hazırlanmasından bahsediyor. Burada doktrin ve ideoloji yanlış kullanılmaktadır. Bir devletin kuruluş amacı, felsefesi ve kuruluş gerekçeleri hiçbir ülkede bir ideoloji kapsamında değerlendirilemez. Olsa olsa o devletin kuruluş ilkelerini bize gösterir. Hiçbir devlet; hatta bırakın devleti bir şirket veya bir market bile ilkesiz, gayesiz ve hedefsiz kurulamaz. Bizde yapılmak istenen anayasa değişikliği değil; küresel gücün isteklerine uygun olarak devletin devlet olmaktan çıkarılması, üniter ve milli yapının değiştirilmesi, egemenliğe yeni ortaklar aranmasıdır. Ülkeyi yönetenler hiçbir şey olmamış gibi 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamışlar; bazıları da kutlamalara bile gitmemişlerdir. Önümüze konmak istenen yeni anayasa, 1923 Türkiye’sinin tasfiyesi ve açıkça bir sivil darbedir. Askeri darbelerle bu sivil darbe gizlenmektedir. Ülke ihtiyaçlarına göre bir hazırlık yoktur. Aslında her şey bize dayatılan anayasaya göre uydurulmaya ve kamuoyu yanıltılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin on senede nereden nereye getirildiği ve nelerin tartıştırıldığı düşünülmelidir.