Ağu 23

Biraz da Gündemi Konuşalım…

Prof.Dr.Mustafa E. ERKAL Kurban Bayramınızı tebrik ederek satırlarımıza başlayalım. Dini ve milli bayramlarımızı bir bütün olarak düşünerek gereğini yapalım. Türk tarihinde yer alan zirve şahsiyetleri de birbirine sanki rakip gibi görme yanlışından kurtulalım. Milli tarihimizde Osmanlı – Cumhuriyet çekişmesine yer olmadığını da fark edelim. Her dönem içinde artılı ve eksili yıllar bulunabilir. Bunları öne çıkararak milli tarihimizin her bir safhasını bütünden ayrı düşünmeyelim. Müstemlekecilerin ekmeğine yağ sürmeyelim. Türk milletine mensup olma şerefini taşıdığımız gibi İslam ümmetine de mensup olduğumuzu unutamayız. Haklı olarak İslam ümmeti var mı, yok mu sorusu tartışılabilir. Eğer gerçekten farklı milli devletlerin İslam ümmetine ait olma şuuru gerçekleşmiş olsaydı; bir dönem yeşil kuşak hareketiyle Müslümanları kullananlar bugün Yemen’den Ortadoğu’ya Müslümanı Müslümanla savaştırabilirler miydi? Müslüman kardeşini korumak ve kollamak yerine; ABD – İsrail ittifakının uşaklığına soyunanları acaba ümmetin neresinde yer vereceğiz? Artık İslam ümmeti denince akla Türkiye ve Uzakdoğu’da birkaç ülke geliyor. ABD Müslümanlarla adeta çelik çomak oynuyor. Bu böyle olmakla beraber ümmeti sadece TC vatandaşlarıyla sınırlamak hatta daha da ileri giderek iktidar partisinin mensuplarıyla özdeşleştirmek büyük bir yanlıştır. İktidar partisinin içinden dış destekli yeni partileştirme çabaları görülüyor. Ancak AKP’yi bölücü bu çabalar karşısında bulunanları “ümmeti bölecekler” şeklinde garip bir suçlamayı anlamak da zordur. Herhalde ümmet bazı siyasilerin anladığı gibi sadece iktidar partisi teşkilatı ve onun taraftarları değildir. Ümmeti bölecekler diye yeni partileşmelere karşı çıkanlar; acaba kendi dışlarındaki partileri ve vatandaşları İslam dışı mı görüyorlar? Siyasiler kullandıkları kavram ve benzetmelere çok dikkat etmeliler. Suriye’de çözüm ülkenin toprak bütünlüğünden geçmekte idi. Aynen Türkiye gibi. Ancak biz ABD’den fazla Suriye düşmanı olduk. “İhvan” mantığı ve “Müslüman Kardeşler” bakış açısı ile diplomasinin yönetilemeyeceğini geç öğrendik. Suriye ve Irak’tan ülkemize yönelen planlı ve maksatlı göç dalgasına da sadece gelenleri ümmetçi bir bakışla ele alanlar bugün değişik tedbirler almak zorundadırlar. Ülkemizin nüfus yapısını karmaşık ve çok etnikli kılmayı hedef alıp bizi milli ve üniter devlet olmaktan uzaklaştırma çabalarının bir parçası olarak mültecilerden medet umanlar az değildir. Hedef, anayasa ve rejim değişikliğine gerekçe sağlamak, sözde dostlarımızca Türk – Arap – Kürt Federasyonunun altyapısı hazırlanmaktır. Mültecileri Türkiye’de kalıcı kılabilmek için ABD ve Batılı sözde dostlarımızın büyük çabaları vardır. Bilhassa AB ile anlaşmalar bile yaptık. Üniversite ve çeşitli araştırma merkezlerine para akıtılarak bu sözde mültecilerin toplumla sosyal bütünleşmelerinin sağlanması teşvik edilmektedir. Yaklaşık 90.000 kişiye siyasi amaçlarla vatandaşlık bile verilmiştir. Aslında TC vatandaşlığı açık artırmaya çıkarılmış; maalesef 250.000 dolar getirenlere vatandaşlık sunulmaktadır. Oysa Ortadoğu ülkelerinde bile vatandaşlık verme şartları çok ağırdır. Suriye ve İran en az beş yıl oturma şartından sonra vatandaşlık vermektedir. Aslında bize sığınanlar tam mülteci statüsünü de taşıyamazlar. Bunların önemli bir bölümü dini bayramlarda ülkelerine dönebilmekte, canları istediğinde de geri gelerek Türkiye’deki imkanlardan faydalanmaktadırlar. Geçici koruma altındaki bu Müslüman kardeşlerimizin içinde her türlü terör örgütüne üye ve istihbarat elemanları bulunmaktadır. İleride PKK’nın yerini alacak ve dıştan kumandalı Türkiye ile savaştırılacak iç unsurlar ortaya çıkacaktır. Bugünden mafyasından fuhuş yapılanmasına kadar bir çok suça karışan bu sözde mülteciler, asıl yarın Türkiye’nin başına çok tehlikeli bir iç güvenlik sorunu olarak çıkacaklardır. Nitekim, daha bugünden temmuz 2019’da İstanbul Saraçhane’de malum bazı sözde İslamcı derneklerin desteğiyle bir miting yapılmış, mültecilerin geri dönmesine karşı çıkılmış ve “asıl Türkler defolsun” kışkırtmaları yapılabilmiştir. Ülkemiz etnik tuzağın merkezine çekilmek istenirken, milli kimliği Türk olan insanlarımız birbirine yabancılaştırılırken, olup bitenden uzak gaflet içindeki bazı siyasilerimiz 31 Mart 2019’da tekrarlanan İBB seçim propagandasında vatandaşlara “mahalli kimliklerinizle gurur duyunuz ve iftihar ediniz” telkinlerinde bulunmuş öğrendiği mahalli dile ait kelimeleri sırıtarak kullanmışlardır. Mahalli kimliklerini unutmayanlar, milli kimliği ne yapacaklardır? Oysa mahalli sıfatlar ve diller hiçbir zaman milli kimlik ve devletin diline rakip olamaz. Ama Türkiye’de bölücü silahlı terörün yanı sıra yapay bir kimlik terörü de yaratılmıştır. Ülkemizde terör çeşitlidir. Silahlı olanı kadar, silahsız olanı da milli ve üniter yapıya saldırmakla, dün Osmanlı’yı bugün ise TC’yi hedef alan psikolojik harekat yapmaktadırlar. Nitekim, akademisyen oldukları çok tartışmalı bir grubun dolaylı olarak terörü destekleyici barış bildirisi bu cümledendir. Aslında 15 Temmuz işgal ve saldırı eylemi sürmektedir. Bize Türk milleti olduğumuz unutturulmaya çalışılmaktadır. Sanki Anadolu’da tarih boyu mezhebi gayri sahih bir kalabalık veya sürü yaşamıştır ve yaşamaktadır. Hayatları boyunca TC ile kavgalı farklı etiketler altında silahsız eylemler yapan ve akademisyen diye yutturulmaya çalışılan malum grupları fikir ve düşünce özgürlüğü kapsamında düşünmek, bazı hukukçularımızın dün ve bugün devam eden zaafıdır. Unutulmamalı ki; 30 Ağustos Zafer Bayramı dahil milli bayramları vatandaşla ilgili görmeyenler, TC ibaresini, Milli Mücadeleyi, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Cumhuriyeti, Lozan’ı ve TSK’yı içlerine sindiremeyip dün olduğu gibi bugün de dışarıyla işbirliğine soyunmuş olanlar da “silahsız terör”ün bir parçasıdırlar ve bunların hedef itibariyle 15 Temmuz saldırı ve işgal hareketi ile paralellikleri vardır.

Ağu 08

Erzurum Kongresi’nin Önemi Ve Özellikleri Nedir? 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi’nin Yıldönümü!

23 Temmuz – 7 Ağustos tarihleri arasında Erzurum’da toplanan kongre, Erzurum kongresidir. 2 hafta süren kongrede birçok karar alınmış ve Kurtuluş Mücadelesi’nde emek verilen yol için büyük bir adım atılmıştır. Kongreye işgal altındaki 5 ilden 62 delege katılmış olup ilk kez ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. Peki Erzurum Kongresi’nin önemi nedir? İşte ayrıntılar..

Bugün yıldönümü olan Erzurum Kongresi ilk Devamını okuyun...

Ağu 08

Ana Dede Diyarında…

Özcan PEHLİVANOĞLU*

Benim ana tarafım Bulgaristan’dan Bergama’ya gelip yerleşmişler. Onun için ana tarafından Bergama‘nın Aziziye köyündenim.. Orayı bilenler bilir, Aziziye ile Ayasköy iç içe geçmiş iki köydür… Aralarında üç dört metrelik bir yol vardır. Belki de bunun Türkiye’de başka bir örneği yoktur.

Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Ayasköylü Prof. Dr. Mustafa Şahin ve kendisi gibi köyden yetişmiş Devamını okuyun...

Ağu 08

Hatay, Türkiye Ve Dünya Uluslararası Aba Güreşi Er Meydanına Hazırlanıyor.

Türkiye Şampiyonası: 20-21 Temmuz 2019

Dünya Şampiyonası: 31 Ağustos-1 Eylül 2019

Uluslararası Aba Güreşi son yıllarda Türkiye’de ve Dünyada büyük bir hizla yayılan ve gelişen bir spor dalı olmuştur. Bunda en büyük pay Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş’ındır. Türkiye ve Dünyada uzun yıllar federasyon başkanlıkları yapmış olan bilim, kültür ve spor adamlarımızdan Prof. Dr. İbrahim Öztek, spor basınımızın tanınmış Devamını okuyun...

Ağu 08

Yunanistan, Ege’de 19. Adamızı İşgale Hazırlanıyor !…

Ümit YALIM*

Yunanistan, Doğu Akdeniz’de suni gündem yaratarak Türkiye’yi ve dünyayı oyalarken Ege Denizi’nde 19. Adamızı işgale hazırlanıyor. 02 – 04 Temmuz 2019 tarihleri arasında Türk basını ve yabancı basında çıkan haberlerde, Küçük Çuha Adası’na yerleşeceklere ev ve arsa ile birlikte aylık 500 Avro maaş verileceği belirtildi.

Haberlerde Küçük Çuha Adası’nın Yunanistan’a ait olduğu iddia ediliyor. Ancak, Girit Devamını okuyun...

Ağu 08

Lozan Antlaşması

                                                                          A.Kemal GÜL

24 Temmuz 2019, bağımsız Türkiye?yi kuran Lozan Antlaşması?nın 96. yıldönümü… Atatürk Cumhuriyeti?nin tapusu, bağımsız varlığımızın uluslararası hukuk belgesidir, Lozan. Bu yüzden hedeftir.
Lozan?ı hedef alarak ileri sürülen yalanların taraftar bulmasının sebebi ise cehalettir.
Devamını okuyun...

Tem 22

Çipras ve Avrupa Birliği Boşa Konuşuyor !…

Ümit YALIM*

Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Avrupa Birliği, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarını engellemeye çalışıyor. Yunanistan Başbakanı Çipras, Türkiye’nin Kıbrıs Adası açıklarındaki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına ilişkin olarak Avrupa Birliği’nden yaptırım talebinde bulunacaklarını söyledi. 20-21 Haziran 2019’da Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nde de Devamını okuyun...

Tem 22

Ortak Akıl

Ruhittin SÖNMEZ

Bazı özel yetenekli insanlar yaşadıkları bir sorundan veya meraklarından dolayı icatlar yapar. Yani daha önce bulunmayan bir nesneyi geliştirirler. İcatlar birer hayal gücü, düşünce ve çalışma azminin ürünüdürler.

Ancak ilk başlarda bu icatların insanlık için, toplum için önemi ve değeri kavranamayabilir.

İlk icat edilen ve bir atlı araba hızındaki otomobilin bugünkü seviyeye geleceğini hayal etmek bile çok güçtü.

İlk bilgisayar bir oda Devamını okuyun...

Tem 22

İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir” Sözü Doğru mu?

Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar ÖZKAN 

Bu sorunun cevabını”ego” kavramı üzerinden verebiliriz. Ego, kişinin benlik duygusunu ve kendine duyduğu saygıyı karşılamaktadır. Egosuz insan yoktur. Yalnızca düşük ya da yüksek egolu insan vardır. Ego veya nefis insanın kendisidir. Nefis,ego, öz benlik, her şeyi fazlasıyla ister ve asla doymak bilmez. İnsan, egosunun ya kölesi ya da efendisidir.
Başarılı ve mutlu insanların hayatlarını incelediğimiz zaman, Devamını okuyun...

Tem 22

Küreselleşme ve Atatürk Yazı Dizisi – 1

Halil ALTIPARMAK

Yeni bir yazı serisine başlamak düşüncesindeyim. Bu serinin, ilginç olduğu kadar, farklı bir bakış açısı getireceğini de ümit ediyorum.

Sadece bu hafta, konuyu çok özet şekilde yazmayı da düşündüm. Ancak, istenen sonucu veremeyeceği inancıyla bir yazı dizisi şeklinde olmasına karar verdim. Çünkü, dünyanın yaklaşık son iki yüz elli yılından söz ederken, kısa bir yazı ile yetinmek mümkün olamazdı.

Neyse, biz konumuza dönelim…

Bir kere Devamını okuyun...

Eski yazılar «